Psikoloji Sözlük - A -

PSİKOLOJİ-SÖZLÜK- TÜRKÇE
A
A POSTERİORİ : Doğruluğu ancak gözlem ve deney ile ispatlanan bilgi.

A PRİORİ (Priority): Doğruluğu ancak gözlem ve deney gerektirmeyen bilgi.

A TİPİ KİŞİLİK (Type A Personality) : Sabırsızlık, huzursuzluk, rekabetçilik, saldırganlık ve birçok şeyi bir anda başarmak arzusundan dolayı duyulan şiddetli bir zaman baskısı hissiyle karekterize edilen kişilik tipi.

ACI DUYARLIĞI (Algesia): Acı veren duyumları algılama gücü.

ACİL NORMLAR (Emergent Norms) : Bir ayaklanma veya isyan sırasında durumun
geliştirilmiş yeni tanımıdır.

AÇIK ANLAM (Denotative Meaning) : Bir kelimenin belirtilen anlamı ya da sözlük tanımı.

AÇIK ÇATIŞMA (Manifest Conflict) : Açık çatışma, çatışma halindeki tarafların fiilen gösterdikleri davranışa işaret eden çatışmadır.

AÇIK ÇIKARLAR (Manifest Interests) : Açıkça belirlenmiş ve bilinçli amaçlar haline gelmiş olan gizli çıkarlar.

AÇIK DAVRANIŞ (Overt Behaviour) : Başkalarının duyu organları sayesinde doğrudan doğruya algılayıp fark ettiği davranış.

AÇIK FONKSİYON (Öpen Functions) : Bir sistemin içinde bulunanlar tarafından arzulanan ve bilinen, o sistemin uyum veya adaptasyonuna katkıda bulunan nesnel işlevler.

AÇIK GRUP (Öpen Group): Yeni üyeler almaya istekli olan topluluk.

AÇIK KAPI POLİTİKASI (Öpen Door Policy) : Açık kapı politikası, çalışanların kendi yöneticilerinin veya yönetimdeki diğer kişilerin odalarına kendileri ile ilgili herhangi bir konuda görüşmek üzere gelebileceklerini bildiren bir politikadır.

AÇIK OTURUM (Panel Discussion) : Değişik görüşlere sahip bir grubun, bir başkan yönetiminde bir konuyu tartışması. Daha geniş bir tanımla açık oturum, küçük bir konuşmacı grubunun bir konuyu veya bir sorunu doğal bir ortam içinde tartışması amacıyla düzenlenen toplantı.

AÇIK SINIF TOPLUM (Öpen Class Society) : Sınıf sisteminde toplumsal hareketliliğe geniş çapta izin veren toplum.

AÇIK SOSYAL SİSTEM (Öpen Social System) : Herkese eşit fırsatlar sağlayarak sosyal hareketi en aza indirmeye teşebbüs eden bir toplum (bazen sınıf sistemi olarak adlandırılır)- Sosyal tabakalaşma açısından açık sistem, statü sistemleri, az miktarda ve uygun biçimde tanımlanmış, sınırlamak derecelere sahiptir. Sınırlamalar hazır bir şekilde sunulur. Sosyal sistem açısından açık sistem, dış çevreden girdi olarak alman değişim ve dönüşüm için belirlenen ve bunları ortama çıktı olarak iade eden oluşmuş safha ve entegre görev şebekesidir.

AÇIK UÇLU SORU (Öpen Ended Question) : Yanıtı açıklama gerektiren soru. Neden, niçin, niye, nasıl, eğer böyle ise gibi söz öbekleriyle başlayan soru.

AÇIKLAMA (Explanation) : İncelenen konunun özünü aydınlatmayı amaçlayan bilimsel inceleme aşaması ya da biçimi.

AÇILMA (Disclosure) : Kendimiz hakkında başkalarına bilgi verme süreci. Daha yakın açılmalar ilişkilerin daha ileri aşamalarında görülür.

AÇLIK (Hunger) : Yiyecek için fizyolojik bir gereksinimden kaynaklanan dürtü türü.

ADALET (Justice) : Belli bir toplumda, belli bir tarihsel dönemde bir toplumsal olgunun adil sayılması yoluyla korunması tutumu. Daha geniş bir tanımla adalet, temelinde eşit toplumsal şartlar ve imkanlar içinde bütün insanların özgürce ve çok yönlü gelişmesini, eşit hak ve sorumluluğun paylaşıldığı bir toplumda insanların yaratıcı olarak iş görebilmesini, herkese eşit hak ve ödevler tanınmış olmasını, kişinin erdemlerinin toplumca ve toplumun bütün fertlerince güvence altına alınmış bulunmasını öngören ve dile getiren ahlak ve hukuk ilkesi.

ADALETSİZLİK (Injustice) : Belli bir toplumda, belli bir tarihsel dönemde bir toplumsal olgunun haksız sayılarak kınanması tutumu.

ADAPTE OLMA (Adaptation) : Bir canlı varlığın fiziksel ve organik çevresine uyumunu sağlayan süreçlerin tümü. Piaget'e göre, bireyin çevresiyle etkileşerek, çevreye ve çevresindeki değişikliklere, özümleme ve kabullenme süreçlerini kullanarak uyum sağlayabilme yeteneği. Başka bir deyişle, bir sistemin yaşayabilmesini veya bir amaca ulaşmasını sağlamak için kişilik, toplum veya kültürde oluşan değişmelerin bütünü. Güdülerin doyumu için bireyin özellikle sosyal çevresi ile arasında var olan ilişkisi. Kısaca, bireyin içinde yaşadığı ortam şartlarına göre kendini ayarlayabilme durumu.

ADAY HEDEF (Prospective Target) : Toplumsal gerçek, konu alanı ve birey belirleyicilerine göre saptanan hedef.

ADEM - İ MERKEZİYET SİSTEMİ (Decentralization System) : Genel yönetim yerine ilişkin hizmetlerden bazılarını özellikle bağımsız olarak ve gerektiğinde genel yönetim yerinin denetimi altında iş yapabilen yönetim biçimidir.

ADET KESİMİ (Menopause) : Kadınlarda dölüt yapma süresinin sonu sayılan ve bazen fizyolojik ve ruhsal sıkıntılara sebep olan, aylık adetlerin kesilme dönemi.

ADETLER (Folkways) : Toplum üyelerinin kendi aralarında koydukları,
paylaştıkları küçük kurallar ve anlaşmalar. Başka bir deyişle, bir topluluğun yapmaya ve uymaya alışa geldiği ve topluluk tarafından yapılması gerekli görünen davranış kalıpları. Kutsal olmayan, fakat o kadar kökleşmiş normlardır ki, insanlar bunlara otomatik olarak uyum gösterirler.

ADHOKRASİ : Adhokrasi, çevreye uyma yeterliliği olan bir örgüt yapısı ve yönetimidir.

ADİL DÜNYA (Just vvorld) : Bir düşünceye göre insanlar hak ettikleri şeyleri görürüler, eğer insanlara güzel şeyler oluyorsa, bunun sebebi onların çok çalışmaları, dürüst olmaları veya tedbirli olmalarıdır; eğer kötü şeyler oluyorsa bunun sebebi, insanların tembel, dikkatsiz, ve terbiyesiz olmalarıdır.

ADİL DÜNYA HİPOTEZİ (Just World Hypothesıs) : İnsanlar tarafından dünyada var olduğuna inanılan, içinde yaşayan bütün bireylerin başlarına gelenleri hak ettikleri bir yer ki, orada olumlu girdiler iyi insanlar, olumsuz girdiler kötü insanlar için olur.

ADLER TEORİSİ (Adler's Theory) : Gerçek veya hayali olan, ten, tin ya da toplumla ilgili bir yetersizliğin bireyde yarattığı aşağılık duygusunun sonucu olan çalışmaların, ödünleyici davranışlarla giderildiğini savunan teori.

ADLİ TIP PSİKOLOJİSİ (Forensic Psychology) : Yasaların hem yapımı hem de uygulanması yönleri ile ilgilenen psikoloji dalı.

ADRENALİN (Adrenaline) : Adrenal bezinin ürettiği hormona verilen ad. Bu hormon korku ve "kaçış" anlarında kana bol miktarda karışır.

ADRENİN : Böbrek - üstü bezlerinin çıkardıkları hormon; bu hormon beden enerjisinin artmasına hizmet eder.

ADLALİZM : Küçük çocuğun kendisini dış dünyadan ayırt edememe ve nesnel olanla öznel olanı birbiriyle karıştırması durumu.

AFAZİ (Aphasia) : Beyin hasan veya hastalığının neden olduğu konuşma bozukluğu. Okuma veya konuşulanları anlamadaki aksaklıktan oluşan bir duygusal bozukluk olabileceği gibi yazma veya konuşmadaki aksaklıktan oluşan bir motor bozukluk da olabilir.

AGNOSTİSİZM (Agnosticism) : Tanrı'nın varlığı ve yokluğunu bilmenin imkansızlığını ileri süren görüş.

AGORA : Eski çağ sitesinde kamu işlerinin konuşulduğu ve kamu hizmetlerine ait kurumların toplandığı meydan.

AĞACA TAPINMA (Tree Cult) : Ruhların, cinlerin, doğmamış çocukların ağaçlarda eğleştikleri tasarımına dayalı ulu, yaşlı ve garip biçimli ağaçları kutsal sayma.

AĞIR ZEKA GERİLİĞİ (Profound Retardation) : 20 veya daha düşük bir zeka bölümü (ZB) ile açıklanan zeka geriliği düzeyi.

AĞIZ SADİSTLİĞİ (Oral Sadism) : Isırarak yok etmeye karşı duyulan bilinçsiz istek.

AĞIZ SAFHASI (Oral Stage) : Bebeğin emzirilmekten zevk aldığı dönem, cinsel gelişme için Freud'un kullandığı terim.

AĞ TABAKA (Retina) : Gözün ışığa duyarlı tabakası olup nesnelerin imgeleri buraya yansır. Ağ tabakada alıcı işlevi gören çubukcuk ve koniler ile sinir akımlarını beyne gönderen sinir hücreleri bulunur.

AGTABAKALARDA UYMAZLIK (Retinal Disparity): İki gözün ağ tabakalarına yansıyan nesne imgelerindeki küçük farklılık. İki gözün nesnelere hatifçe farklı açılardan bakmasından kaynaklanır.

AHENK UYUMU (Consonance) : Bilişsel birimler arasında mevcut olan zihinsel ahenk.

AHENKSİZLİK (Dissonance) : Bilişsel elementler arasında tutarsızlık olduğunda meydana gelen rahatsızlık ve gerilim durumudur.

AHENKSİZLİK ETKİSİ (Dissonance Effect) : Karşı tutum davran ışındaki bir
değişme.

AHLAK (Morals) : Bir toplumda veya bir toplumsal grupta belli bir tarihsel
dönemde benimsenmekte olan ve nesnel toplumsal yasalarla belirlenen doğru ve yanlışa ilişkin davranış kuralları. Başka bir ifade ile, belli bir dönemde belli insan topluluklarınca benimsenmiş olan, bireylerin birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen törel davranış kurallarının, yasalarının, ilkelerinin toplamı.

AHLAK GELİŞİMİ (Moral Development) : Bireye özgü inançlar ve değerler sisteminin gelişmesi.

AHLAK İKİLİĞİ (Ethical Dualism) : Bir toplumda ya da toplumsal grupta, biri toplum ya da grup içi ilişkilerde, diğeri başka toplum ya da gruplarla ilişkilerde uygulanan iki ayrı tür ahlakın var olması.

AHLAK OLGUNLUĞU (Moral Maturity) : Bir kişinin veya bir topluluğun ahlak ilkelerine göre doğru ve yanlış davranışlar konusunda akla uygun kararlar verebilmesi için erişmesi gerekli gelişme düzeyi.

AHLAK SOSYOLOJİSİ (Moral Sociology): Toplumlardaki toplumsal gruplardaki ahlaki ölçü ve kurallarının özellikleri ve toplum bütünü içindeki yeri ile oluşum, işleyiş ve değişimini düzenlilikleri içinde inceleyip açıklamayı amaçlayan toplumbilim kesimi.

AHLAKİ KARAKTER (Ethical Character) : Kişinin toplumca benimsenen ahlaki ölçüler veya ilkelere göre değerlendirilen davranış özellikleri.

AHLAKİ RİSK (Ethical Risk) : Günlük hayatta rastlanmayan bir deneyin sonuçlarının bir deneği huzursuz etmesi.

AHLAKSAL YARGI (Moral Judgment) : Bireylerin, örgütlerin, halkların eylem ve davranışlarının ahlak açısından dile getiren yargı.

AHMAK (Moron) : Zeka bölümü 50 ile 70 arasında olanlar.

AİLE (Family) : Evlilik ve kan bağına, başka deyişle, karı koca, ana-baba-çocuklar, kardeşler vb. arasındaki ilişkilere dayalı olan bir toplum çekirdeği. Çocukların doğumu, bakımı ve sosyalleşmelerini sağlayan, üyelerinin sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılayan insan grubu. Kısaca, toplumun en küçük sosyal birimi.

AİLE İLETİŞİMİ (Family Communication) : Aile ortamı içinde aile üyeleri arasında gerçekleşen iletişim.

AİLE KURALLARI (Family Rules) : Ailedeki bireylerin birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen temel inançlar ve varsayımlar. Aile kuralları sağlıklı ve sağlıksız ailede farklı yapılar gösterirler.

AİLE PLANLAMASI (Family Planning) : Her ailenin istediği kadar çocuk sahibi olması düşüncesi ile her türlü doğum kontrol tekniklerinin kullanılması.

AİLE ROLLERİ (Family Roles) : Aile içindeki bireylerin hangi durumlarda ne yapacaklarını belirleyen ve herkesin bildiği bir düzen içinde gerçekleştirilen davranış örüntüleri.

AİLE SİSTEMİ (Family System) : Aile sistemi ana, baba, kardeşler, varsa büyükbaba, büyükanne, teyze, hala, dayı ve amca gibi aile içindeki bireylerin birbiriyle nasıl etkileşimde bulunduklarını düzenleyen kuralların tümüdür.

AİLE SOSYOLOJİSİ (Sociology of Family) : Toplum içindeki aile kurumunun yeri, oluşumu, işleyişi ve değişimini inceleyen sosyal bir bilim dalı.

AKADEMİ (Acadenıy) : Bilim dallarında, güzel veya uygulamalı sanatlarda orta ve
yüksek öğretim yapan kimi okullara verilen isim.

AKADEMİK  BENLİK  TASARİMİ   (Academic  Şelf Concept)   :   Öğrencinin
akademik yönü baskın olan bir işte başarılı olacağına inanma ve güvenme derecesi.

AKADEMİK YETENEK (Academic Aptitude) : Okul çalışmaları için gerekli olan
genel ve özel güçler. Genel olarak sözel ve sayısal yeteneklerin birleşmesinden
meydana gelir.

AKİL   HASTALİĞİ   (Mental   Disease)   :   Hukukta medeni  hakların   kullanma şartlarından biri olan, mümeyyizliği (iyiyi - kötüyü ayıramamak) kaldırıcı fizyolojik unsurlardan biridir.

AKILCILIK   (Rationality)   :   Sonuca   varabilmek   için   en   etkili   araçlardan faydalanmayı öngören kural.

AKLIN GERİYE DÖNMESİ (Working Back Wards) : Akim problemi çözene
kadar her seferinde ona dönme süreci.

AKOMODASYON (Accomodation) : Göz merceğinin şekil değiştirmesi. Bu yolla
nesnelerin imgeleri ağ tabakaya odaklaşır. Akomodasyon nesnelerin, gözlemciden
olan uzaklığını telafi eder.

AKRABA   (Kin)   :   Gerek  aynı   soydan  gelen  kişiler,  gerekse  evlenen  kişiler arasındaki yakınlık.

AKRABA EVLİLİĞİ  (Kin Marriage)  : Çeşitli evlilik bağlarıyla akraba olan
kimselerin; özellikle yeğenlerin birbirleri arasındaki evlilik.

AKROMATİK RENKLER (Acromatic Colors) : Gri, beyaz ve siyah g.b, renkler.
 

AKSİYOMETRİK   SÜREÇ   (Axiomatic   Process)   :   Temele   alınan   doğru   ve kanıtlanmış bir tümel önermeden, onunla çelişmeyen yeter sayıda yeni önermeler çıkarma ve kritik olanları test edip, test edilmeyenler hakkında yargıya varma süreci. Dedüktif bir sistem kurma yöntemi.

AKSON (Axon) : Sinir akımını, sinir hücresi gövdesinden bir sonraki sinir hücresine
ya da tepki organına taşıyan sinir lifi.

AKTİF BÜYÜ (Active Magic) : Doğa olaylarını etkileyerek buyruğu altına almaya
yönelen ve saldırgan bir özellik taşıyan büyü.

AKTİF İŞSİZLİK (Active Unemployment) : Çalışabilecek durumda olanların iş
bulamamalarından doğan işsizlik.

AKTİF   TOPLUM   (Active   Society)   :   Hem   yöneticilerin   denetimi   hem   de yönetilenlerin tercihlerinin birbirine uygunluğu bakımından yüksek olan toplum.

AKTİVASYON ÖRÜNTÜSÜ (Activation Pattern) : Genel uyarılmıştık hali ile
birlikte bulunup hızlı ve düzensiz dalgalardan oluşan EEG örüntüsü.

AKTÖR - İZLEYİCİ YANLILIĞI (Actor - Observer Bias) : İzleyiciler için bir
oyunda aktörün davranışlarını tarif ederken aktörün oyunda sergilediği karakteri
dikkate alma eğilimleri ve aktör için de oyundaki role önem verme eğilimi.

ALAN   ARAŞTIRMASI  (Field  Research)  :  Soru kağıtları,  karşılıklı  görüşme,
kılavuz kullanma gibi araştırma tekniklerinden de yararlanarak olguları sistemli bir biçimde yerinde gözleme ve belirleme. Sosyal davranışı kendi doğal ortamında, direkt olarak, gözlemlemeyi amaçlayan araştırma tekniğidir. Başka bir ifade ile, labaratuvar dışında doğal bir ortamda yürütülen araştırma.

ALAN DENEYİ (Field Experiment) : Değişkenlerin sistematik olarak idare edildiği
ve labaratuvar ortamında değil, gerçek hayatta ölçüldüğü bir çalışmadır.

ALAN FOBİSİ (Agoraphobia) : Alan, park, sokak gibi açık yerlerden duyulan
ürkeklik hastalığı.

ALAN   KURAMI   (Field   Theory)   :   Bireyin   çevresindeki   olaylar   arasındaki etkileşimlerin önemini vurgulayan bir psikolojik kuram.  Başka bir tanımla alan kuramı, bir nesneyi bağlı bulunduğu sınıfla değil, parçası olduğu güçler alanı yolu ile yorumlama metodu.

ALAN YAPISI (Field Structure) : Davranışı oluşturduğu ileri sürülen ruhsal alanın içerdiği güçler ve bunların birbirleriyle olan ilişkilerinden kurulu yapı.

ÂLANCILIK (Fieldism) : Hayvanların belirli coğrafık alanları kendilerine mal ederek, başka hayvanlara karşı korunduklarını savunan görüş. Kanıtlar alancılığın yalnızca bazı hayvanlar için ve bazı koşullar altında geçerli olduğunu göstermektedir.

ALDIRMAZLIK ANLAŞMASI (Pact of lgnorance) : Deneklerin araştırmacının hipotezi ve yöntemleri hakkında şüpheye sahip olmadıkları ve bununla beraber kesin olarak neye inandıklarını bulmak için gayretle araştırma yapmaya meydan vermeyen kesin yargı.

ALFA ÖĞRENME HİPOTEZİ (Alpha Learning Hypothesis) : Dunlap'm öğrenme ilkelerinden biridir. Uyarıcıya karşı gösterilen bir tepki o uyarıcıya karşı aynı tepkinin yeniden meydana gelmesinin ihtimalini artırır.

ALFA RİTMİ (Alpha Rhythm) : Beyin dinlenme halinde iken kendini gösteren saniyede 7 ila 10 devreli beyin dalgası.

ALFA VARSAYIMI (Alpha Hypothesis) : Bir tepkiyi ortaya çıkaran uyarımın tekrarlanması durumunda aynı tepkinin kendini göstermesi ihtimalinin güçlü olduğu varsayımı.

ALGİ (Perception) : Duyu organlarıyla elde edilen duyumların, karmaşık psikolojik bir işlev sonucu örgütlenerek, nesne ve olaylar hakkında bireyi bilgi sahibi kılma etkinliği. Başka bir deyişle algı, gelen duyusal verileri düzenleyerek anlamlaştırma sürecidir.

ALGI ALANI (Perceptual Field): Belirli bir süre içinde deneğin ayırt edici tepkiler yapabildiği çevre, özellik ve varlıkların hepsi.

ALGI DAYANAĞI (Frame of Reference) : Bir kişinin insanları, nesneleri ve olayları algıladığı görüş açısı. Başka bir deyişle, birey veya grubun gerçeği algıladığı kategoriler. Bu kategoriler bireyin görüş ve değerlendirmelerini etkiler.

ALGI DEĞİŞMEZLİĞİ (Perceptual Constancy) : Sürekli değişen, yetersiz, eksik ve tutarsız duygusal verilere rağmen, tutarlı ve sürekli bir dünya algılama. Başka bir ifade ile, objeleri değişik hallerde de olsa yine aynı görme eğilimi. (Büyüklük, renk, şekil değişmezliği).

ALGI OLUŞTURMA (Perceptual Set): Genellikle çevreyi, belirli bir kalıba uygun olarak algılama eğilimi.

ALGI SÜRESİ (Perception Time) : Algının gerçekleşmesi için beyin süreçlerinin gerektirdiği süre.

ALGİ YANILMASI (Ulusion) : Algılanan ilişkilerle gerçekte olan ilişkilerin birbirine uymaması. Fizik kanunları ile ilgili algı yanılmaları.

ALGI YANILMASININ KONTROLÜ (lllusion of Control) : Muhtemelen kendimizi gerçekte olduğundan daha fazla, hayatımızı ve çevremizdeki olayları kontrol edebilir olarak kabul etme eğilimidir. Başka bir deyişle, insanların, tamamen şansla meydana gelen olayları kontrol ettiklerine olan inancı.

ALGIDA BENZERLİK (Similarity in Perception) : Birbirine benzer birimlerin bir algısal bütünlük kazanarak algılanmasıdır.

ALGIDA DEVAMLILIK (Continuity in Perception) : Algısal alanda bulunan ve aynı yönde giden birimlerin birbirleriyle ilişkili görülmesidir.

ALGIDA KALIBA VURMA (Template Matching in Perception) : Her bir örüntünün belleğimizde yerleşmiş bir kalıbı vardır ve gelen duyusal verileri bu kalıba vurarak nasıl bir örüntü algılamakta olduğumuza karar veririz. İşte bu sürece algıda kalıba vurma denir.

ALGIDA ÖZELLİK ANALİZİ (Feature Analysis in Perception) : Her bir örüntü belirli bir özellikler grubu oluşturur. İşte insanlar duyusal verilerdeki belirli özellikleri algılar ve bu özelliklerin bir araya geliş tarzından da örüntü tanımlarlar. Bu duruma algıda özellikler analizi denir.

ALGIDA TAMAMLAMA (Closure in Perception) : Bir nesnenin bütünü görülmese de, o nesnenin bütününün görülüyormuş gibi algılanması.

ALGIDA TEŞKİLATLANMA (Organization in Perception) : Algılanan uyarıcıların bir biçime sokularak bütünleştirilmesi.

ALGIDA YAKINLIK (Proximity in Perception) : Birbirine yakın olan nesnelerin gruplandırılarak algılanmasıdır.

ALGIDA YÜKSEKLİK (Elevation in Perception) : Görsel alanda yüksekte bulunan görüntülerin daha uzakta, aşağıda bulunan görüntülerin ise daha yakında algılanmasıdır.

ALGILAMA (Perceiving) : Uyarıcıların anlamının kavranması, duyusal uyarımların anlaşılması.

ALGILANAN ÇATIŞMA (Perceived Conflict) : Algılanan çatışma, çatışmaya konu olan tarafların olayları ve durumu algılama tarzları ile ilgili olan örgütsel çatışmadır.

ALGISAL BEKLENTİ (Perceptual Expectancy) : Algılama sürecini etkileyen önceden yapılaşmış zihinsel kurgu.

ALGISAL BÜTÜNLÜK (Perceptual Unity) : Bir varlığın, bir nesnenin soyut özellikler veya ayrıntılar toplamı olarak değil, bütünüyle algılanmasından oluşan zihni bütünlük.

ALIKLIK (İdiocy) : En ağır zeka bölümü 0-25 arasında, zeka yaşı ise, üç yaşın altındadır.

ALIN LOBL (Frontal Lobe): Merkezi oluğun önündeki serebrum lobu, frontal lob.

ALIN LOBU BAĞLAYICI ALANI (Frontal Association Area) : Alın lobunun bazı
karmaşık davranışsal işlevlerle ilgili olduğu düşünülen, motor olmayan kısmı.

ALINGANLIK (Hypersensitivity)  :  Bireyin, benliğine  güveninin eksikliğinden
dolayı, kendisine yöneltilen eleştirilere aşırı tepki göstermesi durumu.

ALIŞKANLIK (Habit) : Canlı bir varlığın tekrarlanan bir etkiyle edindiği tutum
veya öğrenme sonucu otomatik olarak yapılan davranışlar.

ALIŞTIRMA İLKESİ (Practice Principle) : Kullanma ve kullanmama ile ilgili
öğrenme ilkesi. Kullanılan veya uygulanan şey öğrenilir; fakat kullanılmayan veya uygulanmayan unutulur.

ALKOLİZM (Alcoholism): Alkole bağımlılıkla beliren ruhsal ve bedensel hastalık.

ALMA (Receiving) : Bir olay ya da uyarıcının farkına varma.

ALT GRUP (Sub-Group) : Bir toplum içinde genellikle kabul edilen ilişkilere tam
uyum sağlayamamış olan grup. olabilirler.

ALT KÜLTÜR (Sub-Culture): Bir toplumdaki alt grubun, asıl toplumdan ayrı olan anlam, değer ve davranış örüntüleri. Başka bir deyişle, inançları ve davranışlarıyla parçası olduğu ve çok sayıda benzerlikleri paylaştığı daha geniş kültürden ayrılan bir toplumsal grubun kültürü. Mezhepler ve etnik gruplar alt kültürlere birer örnek

 AMAÇLI   ÖĞRENME  (Intentiona.   Learning)   :  Amacı  ve  yöntem,   önceden belirlenmiş olan isteğe dayalı öğrenme.

AMAÇLI ÖRNEK (Purposive Sample): Belidi bir amaç için seçilmiş örnek.

AMBARGO (Embargo): Bir malın alım satımını ve taşınmasını önleme.

 AMİGDALA (Amygdala) : Hipotalamus ile ilişkili olup duygu ve heyecanlar bakımından önemli olan ön beyin yapısı.

AMNEZİ (Amnesia) : Kısmen veya tamamen hafızanın kaybolması. Bazı tür beyin hasarları gibi fizyolojik sebeplerden veya travmalar gibi psikolojik sebeplerden kaynaklanabilir; hafıza kaybına sebep olan travmanın öncesi veya o sırada meydana gelen olaylarla ilgili hatıralar hatırlanmaz. Genel anlamda, herhangi bir bellek kaybı; özel anlamda, kişinin kimliğinin, aşina olduğu kişi ve durumları unutmasıyla belirlenen bir nevrotik reaksion türü.

AMORTİSMAN (Amortization) : Eskime ve aşınma için ayrılan pay. Herhangi bir malın (binalar, makinalar, aletler vb.) kullanılmaz bir duruma gelinceye kadar güçten düşmesini, yıpranıp eskimesini ifade eder.

AMPRİK HÜKÜM (Emprical Judgement) : Bilimsel gözlem yoluyla denenebilen yargı veya önerme.

AMPRİK SOSYOLOJİ (Emprical Sociology) : Toplum hayatının ekonomi, hukuk, aile, siyasa vb. gibi yanlarının inceleme sırasındaki durumunu açıklayan toplumbilim çalışması.

ANA ERKİL AİLE (Matriarchal Family) : Otoritenin en yaşlı kadında toplandığı bir aile yapısıdır.

ANA ETKİ (Primary Effect) : İlk uyarımlara veya izlenimlere güvenen ve son uyarımları önemsemeyen veya küçümseyen algı eğilimleridir

ANA HATTI (Matrilineal) : Miras ilişkilerinde, akrabalık kuruluşlarında, çiftlerin evlendikten sonra nerede oturacakları konusunda, soyun hesaplanmasında anadan yanalığın ön planda tutulması ve toplumsal yapının buna göre düzenlenmesi.

ANA MAHALLİNDE İKAMET (Matrilocal Residence) : Evli çiftlerin kadının ailesinin bireyleriyle yaşaması geleneğidir.

ANA NESLİ (Matrilineal Descent) : Akrabalık ve soyun annenin ailesi tarafından sürdürülmesi ve bu özelliğin anadan kıza geçmesi.

ANA NOKTA (Main Point): Derste öğrenciye kazandırılmak istenen temel önerme. Bunlar yasalar, ilkeler, kanunlar, denenceler, kuramlar, işlem basamakları vb. olabilir.

ANA ODAKLI AİLE (Matrilocal Family) : Kadının merkezi ve en önemli üye olduğu aile.

ANA SAYIM BÖLGESİ (Censııs Metropolitan Area) : Yardıma muhtaç küçük şehirlerle çevrili, geniş, merkezi şehirleri içeren Kanada'nın ana bölgesi.

ANAERKİL KUŞAK SİSTEMİ (Matrilineal Descent System) : Neslin kadın tarafından devam ettirildiği şeklinde tanımlanan ve çocukların anne tarafına ait olduğu kabul edilen sistem.

ANAERKLİLİK (Matriarchy) : İnsan toplumunun evrimindeki ilk aşamalardan biri olduğu sanılan ve kadınların yönetici olduğu toplum.

ANAKENTSEL ALAN (Metropolitan Area) : Bölgesel birimlerin işlevsel olarak biraraya gelip az veya çok bütünleşmiş bir birim oluşturdukları alan.

ANAKLİTİK DEPRESYON (Anaclitic Depressıon) : Yaşamın ilk altı ayında normal bir ilişki içinde bulunduğu sırada annesinden uzaklaştırılan çocukta beliren depresyon durumu.

ANAKÜTLE (Population) : İnceleyebileceğimiz ve en azından bir ortak yönü olan birey grubu ya da sınıfı.

ANALIK DAVRANIŞI (Maternal Behavior) : Yavru doğurma, onları besleme, koruma ve yetiştirmesiyle ilgili olan davranış.

ANALIK DÜRTÜSÜ (Maternal Drive) : Herhangi bir canlı türünün dişisinin, yavrularını beslemek, barındırmak, korumak gibi davranışlarını ortaya çıkaran dürtü.

ANALİTİK ÖNERME (Analytic Statement) : Doğruluğu apriori bilinen önerme türü.

ANALİZ (Analysis) : Herhangi bir konunun, bir nesnenin düşüncede ya da gerçeklikte kurucu parçalarına ayrılması yoluyla yapısının, işleyişinin ve gelişim yasalarının ortaya konması işlemi.

ANALİZ VE SENTEZ (Analysis and Synthesis) : Bir bütünün düşüncede ya da gerçekte kurucu parçalarına ayrılması ve bu parçaların kullanılarak bütünün yeniden kurulması.

ANALİZİN AŞAMALARI (Levels of Analysis) : Belirli bir olguyu açıklamak için geliştirilen, sosyal bilimlerde tipik fakat tek olmayan, küçükten büyüğe taksim edilebilen olaylara başvuran değişik fikir ve metodlar.

ANALOJİ (Analogy) : Bir şeyi diğeriyle ölçmek. Belli bir olay için konulmuş yasal bir yargının, bu olaydan çok az başkalık göstererek, toplumsal yapısı bakımından aynı olan ya da hukuksal niteliği bakımından benzeyen bir olaya uydurulması. Analojiyi benzerliğe dayalı bir çıkarım türü biçiminde de tanımlamak mümkündür.

ANAMAL (Capital) : Klasik ekonomiye göre, zenginliklerin yaratılmasında, ekonomik işlerin görülmesinde kullanılan ve bir üretim birimi ya da işletme için zorunlu olan maddesel nesneler. Kısaca, artık değer elde etmek için kullanılan para ve mal (sermaye).

ANAMALCILIK (Capitalisim): Bk. Kapitalizm.

ANAYAPI (Constitution): Bireyin genetik yapısı.

ANDOJENİ / ANDREOJEN BİREY (Androgeny) : Kendi cinsiyetini reddetmeden, her iki cinsiyetin özelliklerini potansiyelleri ölçüsünde güvenli bir biçimde taşıyan kişi.

ANDROJEN (Androgens): Erkeklik hormonlarına topluca verilen isim.

ANDROJENİ (Androgyny): Erkek ve kadın özelliklerinin karışımına verilen ad.

ANFETAMİNLER (Anphetamins) : Bir grup uyarıcı ilaç. Yüksek dozlarda alınması, sinirlilik, uykusuzluk vb. etkiler yapar.

ANGIOTENSIN (Angiotensin) : Susuzluğun düzenlenmesinde önemli bir rolü olan hormon. Bu hormon salgılandığında tuz yeme ihtiyacı ve susuzluk hissi ortaya çıkar.

ANINDA GERİBİLDİRİM (lmmediate Feedback): Yapılan hatanın anında kişiye bildirilmesiyle yapılan hatanın düzeltilmesi sayesinde yeni bir öğrenme imkanının sağlanması durumudur.

ANİMALİZM (Animalism) : Avcı ile hayvan arasındaki büyüsel, mistik ve dinsel sıkı bağ. Avcı, av hayvanının insana benzediğine, özel güçlerle dolu olduğuna inanır.

ANİMATİZM (Animatism) : İnsanın tıpkı bir çocuk gibi, çevresini ve doğayı dolduran şeyleri canlı gibi görmesi, canlandırması.

ANİMİZİM (Animism): Birçok nesne, insan ve hayvan tiplerinin ruhsal veya kutsal bir şeyle dolu olduğunu söyleyen dinsel inanç ki, tapınılan ruhsal varlık da budur. Başka bir ifade ile, canlı ve cansız her şeyin insanlar gibi bilinçli olduğu ve birtakım istek, duygu ve düşüncelerle davrandığı kanısı.

ANKET (Questionnaire): Bir konu üzerinde bir kişinin veya bir grubun düşünce ve eğilimlerini anlamak amacı ile hazırlanmış soru listesi. Yani, soru yolu ile tutum ya da düşünceleri ölçme yöntemi.

ANLAM (Signifıcance) : Bir toplumun üyelerinin çeşitli kültür öğeleriyle ilgili olarak yaptıkları düşünsel çağrışım.

ANLAM KAYBI (Asemia) : Düşündüğünü dile getirme; söz, yazı ve kelimeleri anlama ve kullanma gücünü yitirme.

ANLAM KAYMASI (Meaning Shİft) : Farklı bir bağlama konulduğunda bir kişilik özelliğinin taşıdığı anlamların değişmesi.

ANLAMA PSİKOLOJİSİ (Understanding Psychology) : Psikolojik süreçlerin betimleme yolu ile değil, sezgisel biçimde anlaşılması gerektiğini savunan Alman psikoloji okulu.

ANLAMBİLİM (Semantics) : Dilbilim kuramının anlamlı unsurlar ve bunlara ilişkin kurallarla ilgili kısmı.

ANLAMI DEĞİŞTİRME (Shi.ft of Meaning) : Kelimelerin anlamlan başka bir metine geçirildiği zaman bu yeni metnin açıklamak istediği anlam bütünlüğünden etkilenerek metni değiştirme eğilimi.

ANLAMLI ÖĞRENME (Meaningful Learning) : Bir konuyu bütün ayrıntılarını göz önünde bulundurmadan özellik ve anlamını kavrayacak biçimde öğrenme.

ANLAMLİ SEMBOL (Significant Symbol) : Aynı yolla insanların anlaştığı ve ilişkilerini sürdürdüğü paylaşılmış değerler üzerine kurulmuş sembollerdir.

ANLAMLILIK - MANİDARLIK (Significance) : Gözlenen bir sonucun şansa bağlı olup olmaması. Belirli işlemler sonunda şansa bağlanmayacağı ortaya konan sonuçlar anlamlı ya da manidar kabul edilir.

ANLAMSAL TERAPİ (Semantic Therapy) : Heyecan yüklü sözcüklerin yanlış yorumunu düzelterek kişisel uyumu geliştirme.

ANLAMSAL YAKLAŞIM (Semantic Approach) : Sözcüklerin doğru olarak kullanılmasında, dilbilgisinden çok anlama öncelik verme.

ANLAMSIZ HECE (Nonsense Syllable) : Genellikle üç harften oluşan ve anlamlı bir kelimeye mümkün olduğunca benzemeyecek şekilde oluşturulan hece. Bu tür heceler öğrenme deneylerinde yeni ya da aşina olmayan malzeme olarak kullanılır.

ANLAMSIZLIK (Meaninglesness) : Karmaşık toplulukların günlük hayatında, bireyin neden ve hangi amaç için orada bulunduğunu kendi kendine sormaya başlamasıyla ortaya çıkan "yabancılık" türüdür.

ANLAŞMAYA DAYANAN İLİŞKİ (Contractııal Relationship) : Mal ve hizmetlerin değişimi ile sınırlandırılmış olan ve toplumsal etkileşimi içeren ilişki.

ANOMALİ : Belirlenen yoldan, yöntemden ve amaçtan sapıp amaçlanmayanı bulma.
 
ANONİM ŞİRKET (Corporation, Share Company) : İş girişimleri hissedarlar tarafından yapılan ve çoğunun günlük işlerle ilgili olmadığı ortaklık biçimidir. Birden çok yatırımcının paralarını birleştirip sahiplendikleri kuruluş. Başka bir deyişle, anamalı paylara bölünmüş şirket. Ortaklarının sorumluluğu paylarıyla sınırlı olan şirket biçimidir.

ANORMAL (Abnormal): Ortalamadan veya belli bir normdan uzaklaşmış olan.

ANORMAL DAVRANIŞLAR PSİKOLOJİSİ (Abnormal Psychology) : Toplum tarafından kabul edilmeyecek türden davranışları tanımlayan, araştıran ve anlamaya çalışan psikoloji dalıdır. Başka bir deyişle, kişilerdeki davranış bozukluklarını ve davranış gücü yetersizliklerini inceleyen ruh bilim dalı.

ANTAGONİZMA (Antagonisme) : Bireyler, gruplar veya toplumsal sınıflar arasındaki gerginlik ve çatışmalardır.

ANTİDEPRASANLAR (Antidepressant) : Depresyonlu kişilerin duygulanım hallerini yükseltmek için kullanılan ilaç grubuna verilen isimdir.

ANTİDİURETİK HORMON (Antidiuretic Hormone) : Böbreklere, suyu idrar halinde dışarı atmayıp kan içerisinde absorbe et mesajını yollayan hipofiz bezi tarafından salgılanan hormondur.

ANTİPSİKOTİK İLAÇ (Antipsychotic Drtıg) : Psikotik semptomları azaltan ve en fazla şizofreni vakalarında kullanılan bir ilaçtır.

ANTİSOSYAL (Antisocial): Toplumun yararına olmayan.

ANTİSOSYAL KİŞİLİK (Antisocial Personality) : Toplumun kural ve kanunlarına uyamayan, kendini kontrol edemeyen, çekinme ve kontrol özellikleri olmadan davranan kişilik (yani psikopatik kişilik) türü.

ANTİSOSYAL SALDIRI (Antisocial Aggression) : Genel olarak toplum tarafından kabul edilmiş normlara yapılan saldırılar.

ANTROPOLOJİ (Anthropology) : İnsanın kökenini, biyolojik yapısını, somatik özelliklerini, kültürel belirtilerini, toplumsal davranışlarını vb. konu edinen ve bunları kendine özgü yöntemleriyle inceleyen bilim. Kısaca, insanın tarihi oluşumunu inceleyen bilim dalı.

ANTROPOMETRİ : Antropologların araştırmalarında kullandıkları ölçü şekilleridir. Daha çok fiziki antropolojide insan bedeni ve kafasını ölçmek ve buradan ırklara ait sınıflamaları yapmak için kullanılır.

APTAL (Idiot) : Zeka bölümü 25 ve daha aşağı olanlar.
 
ARACI NÖRON (Interneuron) : Gelen ve giden duygusal bilgileri koordine eden nöron.

ARACİ SÜREÇ (Mediating Process) : Önceden öğrenilmiş uyarıcılarla davranımlar arasında aracılık yapan bağ kurucu süreç.

ARAÇSAL (Instrumental) : Bir amaca ulaşılmasında yardımcı olma. Bir görüşe tıöre tutumlar amaçlara ulaşmada araç işlevi gördükleri için benimsenirler.

ARAÇSAL DAVRANIŞ (Instrumental Behavior) : Bir amacı gerçekleştiren, genellikle bir gereksinimi karşılayan davranış, örneğin; hayatını kazanmak için çalışmak.

ARAÇSAL KOŞULLAMA (Instrumental Conditioning) : Yapıldığı zaman bir ödüle götüren davranımın gittikçe kuvvetleneceğini ve bu ödülle bir ilişki kuracağını düşünen koşullama tekniği (operant koşullama).

ARAÇSAL LİDER DAVRANIŞI (Instrumental Leader Behavior) : Açıklamalarda bulunmak suretiyle görevsel belirsizliği azaltan liderlik tipi.

ARAÇSAL ÖĞRENME (Instrumental Learning) : Deneğin, amaca yönelmesini kısaltan ve kolaylaştıran tepkileri öğrenmesi.

ARAÇSAL ROLLER (Instrumental Roles) : Bir grubu başarıya ulaştırmak için liderin gruba yönelik davranışları.

ARAÇSAL SALDIRI (Instrumental Aggression) : Bu tür saldırganlıkta, zarar vermek için başkalarıyla savaşılmadığını aslında amacın, toprakların çoğaltılması, sağlık, prestij ve kaynaklar olmasıdır.

ARAÇSALLIK (Instrumentality) : İş performansının kişisel sonuçlara ulaşmasına hizmet ettiğini savunan düşünce.

ARALIKLI PEKİŞTİRME (Partial, Intermittent Reinforcement) : Yapılan davranımların belli bir oranının pekiştirilmesi.

ARALIKLI TEKRAR (Distributed Practice) : Tekrarların arasına dinlenme sürelerinin serpiştirildiği ve genellikle sürekli tekrara kıyasla daha başarılı öğrenme sağlayan bir çalışma tarzı
 
ARALIKSIZ ÖĞRENME (Unspaced Learning) : Öğrenme deneylerinde öğrenilmesi gereken konuyu veya davranışı aralıksız tekrarlamalarla eksiksiz başarabilir duruma gelme.

ARAŞTIRICI DÜRTÜ (Exploratory Drive) : Yeni bir çevreyi araştırma eğilimi; çoğunlukla genel bir öğrenilmemiş dürtü olarak ele alınır. Merak veya kurcalama dürtüsünden kolayca ayırt edilmez.

ARAŞTIRMA (Research) : Bir gerçeği ortaya çıkarmak, bir sorunu çözümlemek ve eldeki verileri artırmak için bilimsel yöntem ve tekniklerden yararlanılarak yapılan düzenli çalışma.

ARAŞTIRMA EVRENİ (Univers of Research) : İçinden araştırma örneklerinin seçildiği toplam kütle. Başka bir tanımla araştırma evreni, incelenen kişiler veya nesneler bütünü.

ARAŞTIRMACI YANLILIĞI (Researcher Bias) : Araştırmacının bilerek ya da bilmeyerek beklenti ve isteklerini deneklere sezdirmesinin ya da bu beklentilere uygun olarak deneklere farklı davranmasının sonucu. Her iki durumda da bu sonuç deneklerin tepkilerini etkileyerek deneyi geçersizleştirebilir.

ARAYA GİRME (Interposition) : Bir derinlik algısı ipucu olup yakında bulunan nesnelerin, uzak nesnelerin kısımlarını kapatmasından kaynaklanır.
ARGÜMAN (Argument) : Felsefi anlamda argüman, bir sonuç ve sonucun dayandığı öncülleri kapsayan bir takım önerme.

ARİSTO YÖNTEMİ (Aristotelian Method) : Belli olgu ve olayları önceden kabul edilmiş ilkeler, yasalar vb. aracılığıyla açıklama yöntemi.

ARİSTOKRASİ (Aristocracy) : Herhangi bir nedenle ayrıcalıklı bir grubun egemenliğine dayanan devlet ve yönetim biçimi veya ülkenin soylular sınıfı tarafından yönetilmesi.

ARİTMETİK ORTALAMA (Aritmetic Mean) : Bir diziyi oluşturan sayısal değerler toplamının o dizide yer alan değerler sayısına bölünmesiyle elde edilen sonuç.

ARKA BEYİN (Hindbrain) : Beynin üç bölümünün en arka olanı. Kapsamında medulla, pons ve beyincik bulunur.

ARKADAŞ SEVGİSİ (Companion Love) : Bir dereceye kadar arkadaşının kusurlarına toleranslı davranmayı içeren bir sevgi türüdür.

ARKEOLOJİ (Archaeology) : Tarih öncesi uygarlıkları, özellikle kazılar yoluyla elde edilen maddi kalıntılarını yorumlayarak inceleyen bilim dalı.
 
ARKHE : Felsefede "ilk nedir?" sorusu ve problemi.

ARMONİK (Overtone): Temel ses dalgasıyla beraber ortaya çıkan ses dalgaları.

ARŞİV ARAŞTIRMASI (Archival Research) : Bir olguyu incelemeye yarayan halihazırdaki doküman veya verilerin kullanılması. Başka bir deyişle, hala geçerli olan basılmış tutanaklardaki verilerin analizine dayanan teknikler.

ART KAFA LOBU (Occipital Lobe) : Başın arka tarafında bulunan ve birincil görsel alanları kapsayan beyin kabuğu bölümü, oksiptal lob. Yani, beyin kabuğunun "örme işlevinde kullanılan bölümü.

ARTIK DEĞER (Surplus Value) : İşgörenlerin kendi emek ve güçlerinin değerini ürettikten sonra fazladan üretikleri değer.

ARTIK DEĞER ORANI (Rate of Surplus Value) : Ödenmiş emekle ödenmemiş emek arasındaki oran.

ARTIRMA (Enhancenıents): Olumlu sonuçların değerini artıran fiili bildiriler.

ARZ (Supply) : Mal ve kıymetlerin piyasada satışa çıkarılması.

ARZ YANLI EKONOMİ (Supply - Side Economy) : Üretim artışını hedefleyen ekonomi düşüncesi.

ARZ VE TALEP (Offers and Demands) : Satışa çıkarılan mal ve alıcı tarafından istenen mal arasındaki ilişki.

ASETİLKOLİN (Acetylcholine): Beyinde ve omurilikteki birçok sinapsta bulunan, özellikle beynin hipokampus bölgesinde etkili olan ve yeni hatıraların şekillenmesinde anahtar rolü oynayan bir tür nöral aktarıcı.

ASIL RANT (Primary Rant) : Bir toprağı kiralarken ona çeşitli yatırımlar yapılmışsa bu harcamalar çıktıktan sonra kalan asıl toprak geliri.

ASIL SUÇ (Primary Deviance) : Yakalanamayan ve anormal diye adlandırılan suçluların sosyal normlara tecavüz etmesi.

ASKERİ - ENDÜSTRİYEL KOMPLEKSİ (Military - Industrial Complex) : Silaha ihtiyacı olan asker ile silah üreten anonim şirketler arasındaki ilişki. Başka bir deyişle, askeri anlaşmalardan ve kongrenin sempatik üyelerinden kar sağlayan büyük, özel bir şirket olan savunma şubesindeki sivil ve askeri memuriyetlerin bileşimidir.

ASTENİK TİP (Asthenic Type) : Kretschmer tipolojisinde astenik ya da leptozom terimiyle belirtilen, dar omuzlu, beyzi yüzlü tip. Kretschmer'e göre ince yapılı, aşırı duyarlı olan ve çabuk yorulan bu tip kimseler kendi iç dünyalarına dönük olup şiozidiye yatkındırlar.
 
AŞIRI    UYARILMA    (Overstimulation)    :    Organizmanın    norma,    davıanışta
bulunması için gerekenden çok fazla uyarılma».

ATAERKİL (Patriarchal) : Aile içindeki en yaş., erkeğin diğerlerinden daha
söz sahibi olması.    erkek

ATAERKİL AİLE (Patriarchal Family) : Politik ve ekonomik kararların tarafından verildiği, kadının ve çocuklara, ikinci planda kaldığı aile tıp
 
ASTİGMATİZM (Astigmatism) : Gözün saydam tabakasının ya da ağ tabakaya ışığı geçiren diğer yapıların şeklindeki bozukluklara bağlı olarak ortaya çıkar ve ağ tabakaya yansıyan imgenin bölümlerinin ağtabakada odaklaşmamasına neden olur.

ASTON  GRUBU   ARATTIRMASI  (Aston Group  Research)  :   Bu  araştırma, organizasyon yapısı ve teknoloji arasındaki ilişkileri araştırmıştır. Aston grubuna  göre   organizasyon   yapıları,   organizasyonun   amaçları,   kaynakları,   kullandığı teknoloji,   çevre   ile   ilişkisi   ve   sahiplik   durumu   gibi   faktörler   tarafından
etkilenmektedir.

AŞAĞILIK KOMPLEKSİ (Complex of lnferioriıy) : İnsanın kendisi hakkında aşağılık  duygularıyla  karışmış  halde  bulunan   düşünceleri.   Başka  bir   deyişle, | başkaları karşısında aşağı durumda kalma korkusundan kaynaklanan yetersizlik duygusu. Aşağılık kompleksi olan bir kişi çoğu defa utangaçtır ve kendine güveni yoktur. Kısaca, kişinin gerçeklere uyan veya uymayan nedenlerle, benliğini yetersiz
ve küçük görmesi.

AŞAMA TÖRENLERİ (Rites of Passage) : Başka bir statüye geçişi simgeleyen herhangi bir dinsel tören.

AŞAMALIL1K (Sequence) : Yatay ve dikey kaynaşıklık.

AŞILAMA    (İmposition)     :     McGuire'in    önceden    zayıf    karşıt    görüşlerle
karşılaştıklarında   insanların   etkileyici   iletişimin   etkilerine   karşı   daha   dirençli
olduklarına ilişkin görüşü.

AŞILAMA TEORİSİ (lnoculation Theory) : Bir kişinin iknaya karşı veya teşhire
karşı olan savunması.

AŞIRI ENFLASYON (Hyperinflation) : Paranın değerini büsbütün yitirdiği en
şiddetli enflasyon biçimi.

AŞIRI KAPİTALİZASYON (Över Capitalization) : Yatırım alanlarının daralması
yüzünden aşırı karların zorunlu olarak anamala eklenmesi.

AŞIRI KETLENME (Overinhibition) : Düşünce, duygu ve tepilerini kendiliğinden
ve kolayca ortaya koymada güçlük gösterme.
 
AYDETİK HAYAL (Eidetic İmage) : Keskin hayal. Uyarıcının olduğu gibi uzun süre bellekte saklanması. Başka bir ifade ile, görülen bir şeyi, bir yaşantıyı çok açık bir şekilde zihinde canlandırabilirle gücü.
 
AYDIN KİŞİSEL İLGİ (Enlightened Şelf   - lnterest) : Geleceği parlak kişilere yardım etme, onlara şans tanıma.
 
AYIKLAMA (Leveling) : Olayların anlatımı sırasında anlatanın sınıfiand uymayan detayların atılması.

AYIRDEDİCİ ÖĞRENME (Discrimiative Learning) : Belirli algısal uyarımları yapabilmeyi veya çeşitli durum ve uyaranları birbirinden ayırt edebilmeyi öğrenme.

AYIRDEDİCİ YETENEKLER (Distinctive Competencies) : Organizasyonun bir
veya birtakım işi olağanüstü iyi becermesi, mesela emsalsiz bir ürün yapma eşsiz bir hizmet verme. Başka bir deyişle, organizasyonların belirli nıtelık ve faaliyetlerde üstün olma durumu

AYIRDETME   (Discrimination)   :   Ayırt  etmeyi   farklı   biçimlerde  tanımlamak mümkündür. Bu tanımlardan bazılar, şunlardır. Algılamada, ıkı uyarıcı arasındaki fark. altlayabilmek. Yani objeler ve özellikle duyumlar arasındaki farklardan
haberdar olma (ayırdedebilme) prosesi (oluşumu.)  
 
ATALIK (Ancestry) : Geçmiş kuşakların aile bağlarını oluşturan evlilik veya kan
akrabalığı.

ATEŞ FOBİSİ (Pyrophobia): Ateşe karşı duyulan aşırı korku.

ATEŞLEME (Firing): Tek sinir hücrelerinin elektriksel faaliyeti.

ATFETME (Attribution) : Bireylerin, bir olayın meydana gelmesinin niçin ve neden dolayı  olduğunu  açıklayarak çevre ve  ilişkilerinden bir anlam  çıkartmak  için öğrenmeye çalıştıkları kavranabilir yöntemdir. Başka bir ifade ile, insanların tutum ve davranışlarından sonuçlar çıkarma. Bu terim bir teori olarak ortaya çıkmıştır ve sebep bulmanın nasıl tespit edildiğini ve etkilerini açıklar.

ATFETME KURAMI (Attribution Theory) : Sosyal davranışın algılanmasında, bu davranışı yapan kişiye ya da o davranışın içinde oluştuğu duruma özgü sebepler yüklediğimizi ifade eden kuram.

ATILIM (Leap) : Niceliksel değişmelerin bir toplumsal olgunun eski niteliklerinde
değişikliklere yol açıp yeni bir nitelik ortaya çıkardığı köklü değişiklik aşaması.

ATLET BEDEN (Mesomorphic) : Geniş omuzlu, ince belli, kasları gelişmiş olan bir beden yapısı.

ATLETİK TİP (Athletic Type) : Kretschmer tipolojisinde Geniş omuzlu, gövdesi iyi gelişmiş, boynu kalın, karınsız ve kasları gelişmiş olan bir beden yapısı. Kretschmer'e göre bu yapıda olan kişiler çekingen ve idealist bir ruh yapısınal
sahiptirler.

ATMOSFER ETKİSİ (Atmosphere Effect) : Bir tasımın öncüllerinin kelimelerle
ifade ediliş şeklinden doğan muhakeme çarpıklığı.

AVCİ - TOPLAYICI TOPLULUK (Hunter - Collector Tribe) : Yaşamlarını avlanma ve bitki toplama ile sürdüren ilkel insan topluluğu.

AYAKLANMA (Rebellion) : Vatandaşların büyük çoğunluğunun kurulu hüküm devirmeye teşebbüs ettiği politik kriz.

AYIRDETMEYİ ÖĞRENME (Discrimination Learning) : Deneğin bir uyarıcıyı seçip diğerini seçmemeyi öğrenmesi. Genellikle bu durumlarda, uyarıcılardan olumlu kabul edilene yapılan davrananlar pekiştirilir, diğer uyarıcılara yapılanlar işe söndürülür.
Sonulur.

AYIRIM (Discrimination) : Grup düşmanlığının davranışsal bileşenidir. İnsanlar sevmedikleri grupların üyelerini istenilen işlere, iyi okullara veya şehir klüplerine, lokantalara eğlence yerlerine ve bunlara benzer yerlere girişlerini redderek ayırımda bulunurlar.' K,saca ayırım, azınlık bir grubun üyelerine karşı sergilenen ve eşit
olmayan davranışlar.
 
AYIRIMLI GEÇERLİLİK (Differential Validity) : Her birey grubu (özellik azınlık grupları) için ayrı ayrı saptanan geçerlilik.

 AYIRIMLI PEKİŞTİRME (Differential Reinforcement) : Bir uyarıcıya yapılan davranım pekiştirilip diğerine yapılanın pekiştirilmemesi. Bu tür pekiştirme, genellikle deneysel olarak bir ayırd etmenin öğretilmesi sırasında kullanılır.

AYIRIŞIMLI KAVRAM (Disjunctive Concept) : Bir grup öğeden en az birini içeren kavram. Eğer herhangi bir şey, belirli bir öğeler topluluğundan en az bir öğeyi kapsıyorsa, bu öğelerin tanımladığı kavram sınıfına sokulabilir; örneğin, futbolda faul farklı biçimlerde oluşabilir.

AYIRMA (Compartmentalisation) : Bir statü veya kişiliğin bir parçasının, bireyin çelişkilerden haberi olmadan asıl kişilikten ayrılması: Kişinin iş yaşantısının ev yaşantısından ayrı olması gibi.

AYKIRILIK (Contrast) : İnsanların mevcut oldukları statüler ve gerçekten uyuşma olmayan durum hakkındaki bilgi toplamı.

AYNA BENLİK (Looking - Glass Self) : Charles H.Cooley tarafından ortaya atılmış olan ve bireyin "benlik" kavramını geliştirme süreci olarak tanımlanan kavram. Veya kişinin kendine yapılan davranışlara göre kendisi hakkında karar vermesi. Yani, bireyin, başkalarının kendisine karşı dışa vurmuş tutumlarına dayalı olarak oluşturduğu, kendi kendisine ilişkin yargılarının toplamı; toplumsallaşmış benlik.

AYNI EVRİMCİLİK (Unilinear Evolutionism) : Bütün toplumları geliştirmek için ard arda gelen ve aynı gelişmeleri izlemesini temel alan teori.

AYNI İNANCI PAYLAŞANLAR BİRLİĞİ (Sects) : Kiliselerden ve ibadet yerlerinden daha az resmilikle kurulmuş dini organizasyonlardır. Üyeleri toplumun bazı kurallarını reddederler ve toplumla belirli bir sınır çerçevesinde ilişkide bulunurlar.

AYNI MERKEZLİ BÖLGE TEORİSİ (Concentric Zone Theory) : Kasabanın, şehrin merkezinden ayrı merkezli çember modeli ile yayılması bölgenin başarısı ile mümkündür. Her bölgenin özel bir amacı ve kullanımı vardır.

AYRICALIK (Privilege) : Ekonomik ve siyasal gücün eşitsiz dağılımından dolayı kimi birey ve toplumsal grupların elde ettiği; yasa ya da töreyle yaptırıma bağlanmış olan ya da olmayan üstünlük durumu.

AYRICALIKLI HALE GETİRME (Particularism) : Kuralları, özel kişi veya gruplara uygun hale getirmek için değiştirmek veya yenilerini yapmak.

AYRILIK ETKİSİ (Contrast Effect) : Tutum değişikliğinde, bir bireyin ilk ya da temel tutumlarıyla başkalarının farklı görünen tutumları arasındaki farklılık derecesini en fazlaya çıkarma eğilimi.
 
AZALAN MARJİNAL YARAR İLKESİ (Decrasing Marjinal Benefıt) : Bir ihtiyacı karşılayan bir mal miktar olarak ne kadar çoğalırsa o mala karşı olan isteğin o oranda azalacağı ilkesi.

AZALAN VERİM YASASI (Law of Diminishing Returns) : Verimin, emek nücünün artması oranında artmayacağını belirleyen yasa. Ekonomide azalan verim yasası, ekonomiye ilave girdiler eklendiğinde, ilave çıktıların tutarlarındaki azalmayı ifade eder. İlave edilen her birim girdi, belirli bir noktadan sonra çıktıda azalma yaratırlar. Her bir birim girdi ilave edildiğinde ek çıktı sonunda sıfıra ulaşır ve hatta sıfırdan aşağıya düşer.

AZICIKTAN BİRŞEY ÇIKMAZ TEKNİĞİ (Nothing Comes Out of Nothing Technique) : Bir kişinin önce küçük bir isteğe uymasını sağlayarak daha sonraki büyük bir isteğe uyması ihtimalini artırma yöntemi.

AZINLIK (Minority) : Bir toplum içerisinde güçsüz olan, haksızlığa uğrayan ve aşağıiananiarın kategorisi. Zamanla bu kategoride olanlar kendilerine değişik davranıldığmın farkına varırlar. Başka bir deyişle, bir toplumda çoğunluktakilerle aynı toplumsal haklara sahip olmayan etnik grup.

AZINLIK GRUP (Minority Group) : Toplum içinde bulunan bazı insanlar, görülebilen bazı sosyal özelliklerinden dolayı, gücü ve kaynakları nüfuzlu gruba nazaran daha az kullanırlar. Bu insanlar toplum içinde, daha az imtiyaza, fırsata ve söz hakkına sahiptirler. İşte bunların oluşturduğu bütüne azınlık grubu denir. Kısaca azınlık grubu, toplumda belirli biyolojik ve sosyal özellikleri nedeniyle önyargı ve ayrımcılığa sebep olan insanların oluşturduğu bir bütündür.
 
DERLEYEN...  EDİTÖR
İletişim:bilgi@gencogrenci.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :psikoloji - felsefe - kişisel gelişim - bireysel gelişim - başarı - başarısızlık - normaldışı - psikolojikrahatsızlıklar - -

Yorumlar