Tarih

TARİH AMBARI
‘Sultan Oğlu Sultan Cenkten Kaçmaz!’
Sultan II. Murad zamanındaki Varna Meydan Muharebesi’nde çok kanlı çatışmalar yaşanmıştı. İlk hücumda Osmanlı ordusunun sol kanadı bozulmuş ve Jan Hunyad komutasındaki Haçlılar bütün güçleriyle merkeze yüklenmişlerdi. Haçlılar zafer çığlıkları atıyordu. Hunyad; “Zafere yaklaştık, ileri!” diye bağırıyordu. Sultan Murad bir tepenin üzerinden savaşı takip ediyordu ve hırsından dudaklarını kemire kemire kanatmıştı.
Dakikalar ilerledikçe orduda bozgun büyüyor, telaşa kapılan paşalar; “Git Pâdişahım, canını kurtar!” diyorlardı. Sultanın ise, atını isteyip şimşek gibi bir sıçrayışla sırtına binmesi bir olmuştu. Dizginleri dişlerine sıkıştırıp kılıcını çektikten sonra şöyle kükredi: “Biz sultan oğlu sultanız, cenk meydanından kaçmayız! Ya zaferi kazanırız ya da burada ölürüz!” Muhafız birliğini alarak savaş meydanına fırtına gibi dalınca; asker coştu, komutanlar toparlandı. II. Murad verdiği emirlerle ve muazzam cesaret ve kararlılığıyla bozgunu zafere çevirmişti. Akşam güneşi Varna ufuklarında bir büyük zafere daha gülümseyerek batıyordu.

Çanakkale’deki İngiliz Kimyasal Silahları
İngiliz Deniz Bakanı Churchill, Çanakkale’de bir türlü hedeflenen başarıya ulaşamadıklarını görünce, Avam Kamarası’nda Osmanlı askerlerinin zehirli gazla yok edilmesini teklif etmekten çekinmemiştir.
İngilizlerin Çanakkale’de kimyasal silah kullandıklarını, Savunma Bakanlığımızın yayınladığı “Cepheden Mektuplar” adlı eserdeki, Tanin Gazetesi Yazarı Cemil Hakkı’nın, Ocak 1916’da bölgede edindiği şu izlenimler de ispatlamaktadır: “Bu ateş sahasının ve siperlerimizin çoğunluğunda koyu paslı sarı, yeşilimsi geniş lekelere tesadüf olunuyor. Bunlar, düşmanın attığı boğucu gazlı mermilerden meydana gelmiştir. İngilizleri, medenî harpten uzaklaştıran bu kimyasal gazı kullanmaları belki tabiatlarından, belki de âcizlik neticesidir.”

Âlimin Cehli, Câhilin İlmi
II. Viyana Bozgunu’nun mimarlarından Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, bir gün zamanın ünlü bilginlerinden biriyle yemeklerden söz ederken, levrek balığını pek övünce, bilgin böyle bir balığı tanımadığını söyler. Bunun üzerine Kara Mustafa Paşa bilgine şöyle seslenir: “Nasıl olur? Bunu yalnız balıkçılar değil, herkes bildiği hâlde sizin gibi bir bilginin duymamış olması tuhaf değil mi?” Zor durumda kalan bilgin, çareyi şöyle bir cevap vermekte bulur: “Bu âciz kulun bilmediği daha neler var efendim; saymakla tükenmez!” Bilginin verdiği hem zorlama hem de garip cevaba gülümseyen paşa da taşı gediğine şöyle koyar: “Câhilin bildikleri âlimin bilmediklerinden ve âlimin bilmedikleri de câhilin bildiklerinden çok fazladır!”
‘Kırmızı Çanak, Kıllıya Kapak!’
İnsanımız, benimsemediği, kendisine ters gelen veya yabancı kalan yeniliklere karşı tepkisini ya da tutumunu, hemen onunla ilgili ilginç yakıştırmalarda bulunarak gösteriverir. Meselâ, Sultan II. Mahmud kıyafet inkılâbını gerçekleştirip fes giyilmesini mecburî hâle getirince, buna da hemen meşhur yakıştırmalarından birini yapıştırmakta gecikmez: “Kırmızı çanak, kıllıya kapak!”

Tarık Bin Ziyad’ın Nefsiyle Müthiş Hesaplaşması
Müslümanların Endülüs’ü fethetmelerinde en büyük rolü olan kumandan Tarık bin Ziyad idi. Endülüs’ü fethetmekle görevlendirilen Musa bin Nusayr’ın âzatlı (hürriyeti bağışlanmış) kölesiydi. Kumandan Musa, onu Endülüs tarafına geçmekle vazifelendirdi. Emrindeki 7 bin askerle Endülüs’e geçti. Gemi ile geçerken hafif bir uyku bastırdı. Rüyasında, Hz. Muhammed çevresinde silahlı ashâbı ile ona; “Ya Tarık yürü. Yoluna devam et!” buyurdu. Bu, fethin gerçekleşeceğine işaretti. Düşman onları 70 binlik orduyla bekliyordu. Tarık ordusuna düşmanı gösterdi ve “Önünüzde deniz gibi düşman; arkanızda düşman gibi deniz!” diyerek durumun vahâmetini anlattı. Düşmanı bozguna uğrattıktan sonra ele geçirdiği ganimetler önünde, şu parlak nefis muhasebesi örneğini verdi: “Tarık! Daha dün bir köleydin! Bugün ise işte! Yarın ne olacaksın dikkat et!”
Genç Osman’ın Son Acı Sözleri
1622’de isyancı Yeniçeriler tarafından, Yedi Kule Zindanlarında yay kirişiyle boğulmak suretiyle çok fecî ve tâlihsiz bir şekilde şehit edilen II. (Genç) Osman’ın, ölmeden evvel şu acı ve ibret dolu sözler dudaklarından dökülmüştü: “Hey ağalar! Görün şu dünyanın hâlini; daha sabahleyin pâdişah iken, mal ve mülkümün had ve hesabı yokken, şimdi on akçelik bir servete sahip değilim!”

II. Abdülhamid’in Kalp Gözü ve Yavuz’un Türbedarı
Sultan II. Abdülhamid zamanında, Yavuz Sultan Selim’in türbesine bakan fakir bir insan varmış. Hizmetkâr, çok şiddetli geçim darlığı sebebiyle sıkıntılı anlar yaşamaktaymış. Yine çok sıkıntılı olduğu bir zamanda, dayanamayarak türbeye hiddetle vurup şu sözleri söylemiş: “Bir de senin evliyâ olduğunu söylüyorlar! Yıllardır türbeni beklemekteyim; hâlâ yoksulluk içindeyim!” Türbedarın bu durumundan habersiz olan Abdülhamid Han, hemen ertesi gün onu çağırtarak, bir yıllık ihtiyacını tamamen karşılamış. Çünkü, Sultan gece rüyasında ceddi Yavuz Selim’i görmüş ve onun uyarısını alarak türbedarın durumundan haberdar olmuş.

Haysiyetine Düşkünlüğü ve Eşsiz Vatan Sevgisi
Sultan II. Abdülhamid, İttihatçılar tarafından tahttan indirilince Selanik’teki Alatini Köşkü’nde mecburî yerleşime tabî tutulmuştu. I. Balkan Harbi esnasında Selanik’in elden çıkması söz konusu olunca İttihat Terakki Hükümeti Abdülhamid’den şehri terk etmesini ister; ancak şiddetli bir tepkiyle karşılaşmıştı. Sultan’ın verdiği cevap, haysiyetli bir Osmanlı liderine yaraşır muhteşemliktedir: “Selanik, İstanbul’un anahtarıdır. Ecdat kanlarıyla sulanan bu topraklar nasıl terk edilir?” Lâkin padişah V. Mehmed Reşad’ın ricası iletilince İstanbul’a gelmek zorunda kalacaktı.
Bu defa da, 1915’teki Çanakkale Savaşları sırasında, düşmanın Marmara Denizi’ni geçme ihtimaline karşılık, pâyitahtın Eskişehir’e taşınması gündeme gelmiş ve buna karşı Abdülhamid’in gösterdiği tepki Selanik’tekinden farksız olmuştu: “Ben Fatih Sultan Mehmed’in torunuyum. Her tarafı sarılmışken bile askerlerinin başında savaşan Bizans İmparatoru Konstantin kadar olamayacak mıyım? Gidenler bilmelidir ki, İstanbul’a geri dönüşleri olmaz. Ben buradayım, bir yere gitmiyorum”. Nitekim, I. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru, Osmanlı’nın çöküşünü görmeden (görse herhalde ceddi I. Abdülhamid gibi -Özi Kalesi’ndeki Müslümanları Ruslar katledince- kederinden ölürdü) İstanbul Beylerbeyi Sarayı’nda fâni hayata gözlerini kapatacaktı.
           
Hasımlarının Takdiri
Hem Osmanlı hem de Cumhuriyet döneminde çeşitli bakanlıklar yapan Rıza Nur, Sultan Abdülhamid’in tahttan inmesine sebep olan II. Meşrutiyetin ilanı esnasındaki gafletlerini şöyle itiraf etmektedir: “Abdülhamid, meşrutiyeti ikinci kez ilan etmez diye korkuyordum. Zannediyordum ki, İngilizler bize yardım eder; meşrutiyeti yaptırırlar. Gece mektepte, bu yolda bir nutuk hazırlamıştım; avcımdaydı, onu okudum. İngiltere’ye Türk’ün dostluğunu ve duasını söylüyordum. Diyordum ki: ‘Dünyanın denizlerini İngiliz donanması doldursun, sonra da İngiltere Türk’ün hürriyetine yardım etsin!..’ Otuz yaşımda Prof.’dum, ama ne saf çocuk muşum? Bir devlete böyle bir dua ile yardım ediverirler mi?.. Düşünüyorum da şimdi korkuyorum! Ben galiba deliymişim. Bu bir ihtilâldi. Abdülhamid, cesaret edip üzerimize bir müfreze asker gönderse iş bitmişti. Bizim hiç birimizde silah yoktu; ölecektik!.”
İngiltere Dışişleri Bakanı Edward Grey, siyasî hayatı boyunca rakibi olmasına rağmen Abdülhamid’in büyüklüğünü takdirden kendini alı koyamamıştır: “Ne büyük kayıp!. Hasmımdı, ama onun ölümü ile diplomasi mesleği artık zevkini kaybetti!.”
İngiliz casusu olarak bilinen, Yahudi asıllı Türkolog Arminius Vambery, İngiliz Dışişlerine gönderdiği 7 Mayıs 1884 tarihli raporda Sultan II. Abdülhamid hakkında şunları söylemiştir: “Padişah elindeki bütün imkânları seferber ederek, hayırseverliğini her fırsatta göstermekten kaçınmıyor. Eğitim ve sağlık hizmetleri için büyük miktarlar harcamakta, halkının selamet, refah ve mutluluğu için yorulmak bilmeden çalışmaktadır. Padişahtan korkabilir, hattâ nefret edebilirsiniz; ama çalışkanlığını ve adâletini aslâ inkâr edemezsiniz.” 

Osmanlı’ya İlk Denizaltını O Aldı
Sultan Abdülhamid, devrin ağır şartlarına rağmen Osmanlı Devleti’ni dünyanın ilk modern denizaltına sahip ülkelerinden biri haline şöyle getirmişti: Abdülhamid, o dönem Avrupa’sının en büyük silah tüccarı olan Sir Basil Zaharoff’a, tanesi 11 bin sterlinden iki denizaltı sipariş etmişti. Osmanlı’yı böylesi bir şerefe mazhar eylerken, haklı olarak kendisi de bunun gururunu yaşacak ve hatıralarında şöyle belirtecekti: “O günlerde dünyada, denizin altından giden bir gemiden İngiltere’nin bile haberi yoktu!..” “Abdülhamid” ismi verilen ilk Türk denizaltısı, Taşkızak tersanesinde Eylül 1886’da tamamlanmış ve Şubat 1887’de de denizle buluşmuştu. “Abdülmecid” adlı ikinci denizaltımız ise, Ağustos 1887’de bitmiş ve Ocak 1888’de denize indirilmişti; dahası dünyada ilk torpido atan denizaltı ünvanı, bu denizaltımıza nasip olmuştu. Gemilerin bedeli, devlet hazinesinden değil, Hazine-i Hassa’dan; yani II. Abdülhamid’in şahsi harcamalarıyla ilgili hazineden karşılanmıştı.

İlk Boğaz Köprüsü Projesi Onun
Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlama düşüncesi ilk olarak 1900’lerde, dahi padişah II. Abdülhamid tarafından ortaya atılıp projelendirilmişti. Avrupa'nın güney, güneybatı ve merkezindeki demiryollarını bu Boğaz Köprüsü ile Bağdat demiryoluna bağlamayı düşünen Abdülhamid Han'ın, F. Arnodin isimli bir Fransız'a hazırlattığı bu dev köprüye ait projede, minareler, kubbeler, kuleler ve askeri savunmayı temin edecek toplar yer almıştı. Yine Abdülhamid Han, bu köprüyle bağlantılı olarak, ileri görüşlü bir bakış açısıyla, çevre yolları projesi de çizdirmişti.

Sosyolog Şerif Mardin:
“Sultan Abdülhamid devrini genellikle bir gerilik, istibdat devri olarak niteleriz. Böyle bir görüşün gerçeği ancak sınırlı bir şekilde aksettirdiğine artık şüphe kalmamıştır. Enver Ziya Karal’ın ilk defa olarak ortaya koyduğu; Abdülhamid devrinin bazı bakımlardan bir ilerleme devri olduğu görüşü, kendinden önce az çok dağınık bir şekilde işlenmişti. Bugün ise, yapılan her araştırma, Abdülhamid devrinin, bir açıdan önemli bir “modernleşme” devresi olduğunu daha açık bir şekilde göstermektedir.”
İsmail Çolak
İletişim:bilgi@gencogrenci.com

 

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :kişisel gelişim - kişisel gelişim yazıları - kişisel gelişim kitapları - genç gelişim - kişisel gelişim nedir -

Yorumlar