Şizofreni

Şizofreni hastasında düşünce, algı ve hareket bozuklukları... Diğer belirtiler... Şizofreni nasıl başlar? Şizofreniye neden olabilecek risk faktörleri nelerdir? Tedavide hangi yaklaşımlar gündeme gelir?
    
   Genel anlamda şizofreninin belirtilerini ana başlıklar altında şöyle sıralayabiliriz:
   Düşünce bozukluğu: Düşünceyi ifade etmekte zorlanma vardır. Düşünce dağınıktır ve düşünceye mantık dişilik egemendir. Düşüncedeki bağlantıların kopması nedeniyle konudan konuya anlamsız geçişler olabilir. Bazen konuşmada monotonlaşma, yavaşlama, gramer hataları iki farklı kelimeyi bir araya getirip yeni kelimeler uydurma görülebilir.
   Gerçeğe aykırı ve mantıkla izah edilemeyen ve değiştirilemeyen inanışlar, düşünceler görülebilir. Bunlara hezeyan adı verilir. Ergende hezeyanlar daha çok kendisinin takip edildiği, düşmanlarının olduğu, tehlike altında olduğu gibi şüpheler üzerine kurulmuştur.
    Algı bozukluğu: Dışarıdan herhangi bir uyaran olmadan algılama, yani halüsinasyonlar mevcuttur (ortada kimse yokken kulağa sesler gelmesi ya da olmayan bir şeyi görmek gibi).
   Şizofrenide genellikle işitsel halüsinasyonlar görülür. Çocuklarda hezeyan ve halüsinasyonlar oldukça nadirdir.
   Hareket bozukluğu: Ağır bir durgunluk ve donakalmadan aşırı taşkınlığa kadar çok çeşitli tiplerde olabilir. Bazı hareketlerin art arda yinelenmesi görülebilir.
   Şizofrenide bu temel görünümlerin yanı sıra aşağıda sıralayacağımız belirtilere de rastlanabilir:
-   *   Duygulanımda anî değişiklikler; çökkünlük, taşkınlık, öfke, küntlük (duygu azalması), yersiz gülme ve ağlama nöbetleri
* iştah kaybı ya da aşırı yeme
* Uykusuzluk ya da çok uyuma
* Cinsel kamçılanış
* İdrar, dışkı kaçırma
* Konuşmada yavaşlama, monotonlaşma ya da hiç konuşmama
* Çevreye ve insanlara karşı ilgide azalma
* Sosyal geri çekilme, sosyal ilişkilerde gerileme
* Çocukta, beklenen sosyal gelişim düzeyine ulaşamama
* Okul başarısında belirgin azalma
* İş hayatında uyumsuzluk
Şizofreninin Seyri ve Görülme Sıklığı
   Hastalık, anî ve şiddetli ya da sinsi bir şekilde başlayabilir. Sinsi başlangıç yaşayan çocuk ve ergenler uzun süre, aileleri tarafından huysuz, tembel, yaramaz ya da problemli olarak nitelendirilirler. Çocuklarda hastalığın başlangıcına kadar gelişim normal olabileceği gibi hastalığın öncesinde gelişim geriliği de görülebilir. Özellikle dil gelişiminde gerilik sık sık ortaya çıkar.
   Anî ve şiddetli bir başlangıçtan sonra hasta ya normale döner ya da hareketlerde yavaşlama ve azalma, durgunluk ve sosyal geri çekilmenin hâkim olduğu bir döneme girer. Bunu, tekrar şiddetli ve yoğun geçen ataklar takip edebilir. Böylece hastalık yıllar boyu devam eder.
   
Hastalığın gençler ve erişkinlerde görülme sıklığı (15-45 yaş arası) yaklaşık % 1 kadardır. Çocuklarda ise bu oran çok düşüktür. Hastalık, her toplumda ve her türlü sosyoekonomik düzeyde görülmektedir. Kadın erkek arasında sıklık açısından önemli bir fark yoktur.
   Şizofreninin kesin nedeni bilinmemekle birlikte bazı risk faktörlerinin varlığından söz edilmektedir. En çok üzerinde durulan, genetik geçişin varlığıdır. Birinci derecede akrabalarda (anne, baba, kardeş) hastalık oranının ve özellikle tek yumurta ikizlerinde çift yumurta ikizlerine göre birlikte hastalanma riskinin yüksekliği bu düşünceyi desteklemektedir.
Tedavi
   Uzun yıllardır şizofrenide beyin biyokimyaşıyla ilgili araştırmalar sürmektedir. Bu konuda birçok varsayım ileri sürülmüş, tedavide kullanılan ilaçların bulunmasında bu varsayımların büyük katkısı olmuştur.
   Biyolojik araştırmalar yanında psikososyal etkenler üzerinde de durulmuştur. Ancak özgül bir etken bulunamamıştır.
   Tedavinin birinci basamağı ilaçtır. Günümüzde şizofreni tedavisinde kullanılan birçok ilaç vardır. İkinci basamak, hasta ve ailesine yönelik eğitsel, destekleyici ve grup tedavileridir. Sosyal uyumun belirgin oranda bozulması, bu hastalığın tedavisinde psikososyal yaklaşımları kaçınılmaz bir gereklilik haline getirmektedir.
   Uygun tedavi yaklaşımları ile bazı hastalarda belirgin bir ilerleme kaydedilse de maalesef hastalığı süreğen hale gelen hasta sayısı az değildir. Hastalığın gidişini ve sonjanışını, önceden kestirmek imkânsızdır. Tedavinin asıl amacı kişide normale yakın derecede sosyal uyumu sağlayabilmektir.

DERLEYEN.EDİTÖR
İletişim:bilgi@gencogrenci.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :kişisel gelişim - kişisel gelişim yazıları - kişisel gelişim kitapları - genç gelişim - kişisel gelişim nedir -

Yorumlar