SINAVDA BAŞARILI OLAMAZSA

Bir düşünür 'hayat büyük olayları beklerken arada geçen zamandır ' demiş. Bu sözden bir pişmanlık payı çıkartmak da mümkündür. Hayatı bir süreç gibi değil de, bir durum gibi görürseniz, önünüzdeki olayların önemini abartırsınız. Çocuğunuz istediğiniz- - veya kendi istediği - üniversitenin giriş sınavında başarılı olamazsa , gideceği okulu bir ceza gibi göstermeyin. Çünkü gerçekten kazanamadığı takdirde alacağı eğitim , hayatı açısından - yine de - büyük önem taşır . Bu eğitimi alabilmesi ve yararlanması ancak okulunu ve eğitimini sevmesiyle mümkündür.
"...Eğer kazanamazsan , falan okula gidersin"  veya
"...Eğer ...fakültesine giremezsen, filan fakülteye girer ancak filan olursun" gibi sözler onun gideceği okulu , yapacağı işi sevmesine imkan bırakmaz. Bu tür yaklaşımlar çocuğun hayatı ve kendisini sevmesini de engeller ve kendine olan güvenini temelden sarsar.
KENDİNİZE "HAYATIN AMACININ NE OLDUĞUNU" SORUN
Hayatın amacı kendine yeten bir insan olmak , yaşadığından memnun olmak ve bu memnuniyeti yakın çevredeki insanlarla da paylaşabilmektir . Sınavda başarılı olmak , diploma sahibi olmak bu temel amaca yönelik araçlardır .
"Okumak",
"Yükseköğrenim görmek"  hayatın seçeneklerinden biridir . Neyse ki , hayatın seçenekleri bu kadar sınırlı değildir. Eğer amaç para kazanmaksa mutlaka falan okula gitmeden veya filan üniversiteyi bitirmeden de bunu sağlamak mümkündür . Eğer amaç hayattan alınan zevki artırmaksa , müzik ve sanat bu zevki ve coşkuyu insanlara dolu dolu yaşatabilir. Bütün bu sebeplerden ötürü hayatı bir tek seçeneğe "falan okulun giriş sınavını kazanmaya" indirgemek konuyu bir "ölüm - kalım" olayı durumuna getirir. Bu da hem ailenin , hem de çocuğun kaygısını yükseltir , başarısını tehdit eder. Anne - baba olarak görevinizin çocuğunuza iyi bir eğitim vermek olduğu kadar, ona hayatı sevdirmek ve yaşama sevincini aşılamak olduğunu göz ardı etmeyin.

BİRBİRİNİZE BAĞLILIĞIN AMAÇ ,
SINAVIN ARAÇ OLDUĞUNU UNUTMAYIN
Ders çalışmak ve sınav kazanmak uğruna çocuğunuzla olan yakınlığınızı tehlikeye atmayın. Önündeki sınavda başarılı olsa da , olmasa da önemli olan çocuğunuzla aranızdaki sıcaklığın tehdit edilmemesidir . Çocuğun sınavda başarılı olması uğruna yapılan mücadele bazen aileyle çocuk arasına soğukluk girmesine ve duygusal açıdan uzaklaşmaya sebep olmaktadır. Eğer çocuğunuzla ilişkiniz genel olarak iyi ve yumuşak ise, ölçülü miktarda "çalış" uyarısı ve çalışma şartlarının hazır edilmesi biraz sıkıcı gelse de, çocuğunuza sorumluluğunu hatırlatacaktır . Kaç yaşında olursa olsun birçok kişinin çalışmaya başlamak için bu tür bir uyarıcıya ihtiyaç duyduğu bilinir. Ancak çocuğunuzla ilişkiniz iyi gibi gözükse de sık sık sertleşiyorsa ,o zaman
'çalış' uyarıları aranızdaki gerginliğin dozunu artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Böylece birbirinize kızmak için özel bir sebebe ihtiyacınız kalmayacak eğitim ve diplomadan daha önemli bir şey ,çocuğunuzla aranızdaki sıcaklık bütünüyle kaybolacaktır.
SİZİN DEĞER VERDİKLERİNİZ NELERDİR?
Yukarıda anlatılanlardan, çocuğunuza "çalış" demeyin anlamını çıkarmayın. Çocuğunuzun başarısı için maddi-manevi fedakarlık yaptığınız ve gayret gösterdiğiniz doğrudur. Bunun karşılığını beklemeniz son derece doğaldır. Ancak çocuğunuzun elinden geleni yaptığına inanın. Eğer sonuç istediğiniz gibi olmazsa, çocuğunuzun elinden gelenin bu kadar olduğunu da kabullenin. Siz sofrada kitap konuşan, güzel sanatlardan söz eden ,eğitim düzeyiniz ne olursa olsun kendisini yetiştirmeye çalışan ve okuyan bir insansanız, büyük bir ihtimalle çocuğunuzun başarısızlığı da geçicidir. Bu defa olmasa da gelecek defa başarılı olacaktır. Siz okumak için elinize gazeteden başka bir şey almıyorsanız, çocuğunuz büyürken bir kitapla ilgili tartışmaya tanık olmamışsa, sofranızda sadece artan fiyatlar, alınan ve satılanlar, kazanılan ve kazanılamayan paralar konuşuluyorsa, o zaman o da 'başarı' konusunda sizi örnek almış demektir. Ancak siz kendinizi birinci grupta değerlendirebilir ve buna rağmen çocuğunuzun başarısını yeterli görmeyebilirsiniz. Bu ender rastlanan bir durum değildir. Bu durum pek çok ailenin başına gelmektedir. Çünkü bazı çocuklar hayat başarısını "okumak" ve eğitimin dışında görürler. Bunu da çocuğunuzun 'seçimi' olarak görmeniz yerinde olur. Bu noktada olgun insanın tanımını hatırlamakta yarar vardır. "Olgun insan sonucunu değiştiremeyeceği olayları kabul eder."
'KENDİNİ DOĞRULAYAN KEHANET'
Psikoloji tarihinde dönüm noktası olan araştırmalardan bir tanesi Rosenthal ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmadır. Bir grup psikolog çeşitli ilkokullarda ders yılı başında sınıflarda zeka testi uygular ve bir süre sonra öğretmene, her sınıfta 4 öğrencinin üstün zekalı olduğunu ,ancak bunu çocuklara aktarmamasını söylerler. Gerçekte öğretmene isimleri bildirilen çocuklar üstün zekalı olmayıp, isimleri kurayla saptanmış olan çocuklardır. Ders yılı sonunda bu çocukların başarılarının yükseldiği görülmüştür. Bu araştırma büyük yankılar yapmış ve Rosenthal buna 'kendini doğrulayan kehanet' adını vermiştir. Bu önemli araştırmadan çıkarılması gereken en önemli sonuç, çocuklarımıza ne söylüyorsak, öyle olma ihtimallerini artırdığımızdır. Çocuklarımıza tembel, savruk, sarsak, haylaz, dağınık, sorumsuz, yaramaz, düşüncesiz, sakar' gibi sıfatlarla yaklaştığımız takdirde, gerçekte de 'tanımladığımız gibi' olma ihtimallerini artırırız. Kısacası çocuğumuza olumsuz olarak ne dersek,' öyle' olmasını kolaylaştırırız. O zaman akla hemen şöyle bir çözüm gelmektedir. 'Çocuğuma iyi sıfatlarla yaklaşırsam iyi olur'. Halk arasındaki deyişle, 'Paşa dersem paşa olur'. Gerçek ne yazık ki buna uygun değildir. Çünkü çocuğumuza, olumsuz bir sıfatla yaklaştığımız zaman ortada daima bir sebep vardır. Bu sebeple çocuğumuzun kafasındaki olumsuz benlik imajını pekiştirmiş oluruz. Ancak ortada bir sebep yokken olumlu benlik imajını pekiştirmemiz mümkün değildir. Bu konuda temel ilke esas olarak çocuğu değil, davranışı övmektir. Genel olarak eğitimde, özel olarak yeni bir davranışın kazandırılmasında temel ilke yanlışların görülmesi ve düzeltilmesi değil, 'doğruların fark edilmesidir'. Bir başka ifadeyle söylersek, eğitimde esas amaç yanlışların yakalanması olmayıp, doğruların yakalanmasıdır.
Modern eğitim uygulamalarının bize getirdiği bu görüşlerin ülkemizde işlerlik kazanması hiç şüphesiz zaman alacaktır. Çünkü görüldüğü gibi bu bulguların önemli bir bölümü, geleneksel eğitim sistemimizin özüyle çelişmektedir.

DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@gencgelisim.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :kişisel gelişim - kişisel gelişim yazıları - kişisel gelişim kitapları - genç gelişim - kişisel gelişim nedir -

Yorumlar