SEVGİ

Sevgi ve paylaşım yaşam bütünlüğünü oluşturur. Çiçeklerde, yıldızlarda, ayışığında, mevsimlerde her yerde sevgi var. Çiçekleri, yıldızları, Müziği, sinemayı, tiyatroyu, sanatı severiz, kısaca her şeye rağmen yaşamayı severiz ve mutlaka sevecek bir şeyler buluruz. Çünkü sevgiye muhtacız, İnsanın geninde var olan sevgi dünya var oldukça hep var olacaktır. Yaşam, sevgi ve paylaşım demektir.
İnsan dünyaya geldiğinde önce sevgiyi gördü.
Bir eğitimde sevgi neyi çağrıştırıyor diye sordum verilen ilk on yanıt şunlardı:
#  Anne,
#  Sevgili,
#  Çocuk,
#  Arkadaş,
#  Dost,
#  Çiçek,
#  Mevsimler,
#  Doğa,
#  Tatil,
#  Para.
 
Yanıtlarda dikkatimi çeken ilk beş cevabın insan kökenli olmasıydı.
Sevgiyi yaşamayan, sevgiyi içinde hissetmeyen insanın başarılı olması zordur. İnsanın sevdiği konularda çok daha başarılı olduğu bilinmektedir. Her başarının arkasında sevgi vardır, sevgi ortamları vardır. Başarılı ortamları izlediğimde sevgiyi hissettim, buralarda sevginin nasıl oluştuğunu araştırdığımda nedeninin lider yönetici kaynaklı olduğunu gördüm, bu çalışma ortamlarında çalışanların sevgi yumağı oluşturduklarını gözlemledim. Başarımı?    Tabi ki vardı.
Sevgi neyi çağrıştırıyor sorusuna verilen ilk beş yanıtın nedeni bir başka insandı. Yani insandı.
Mevlana'ya aşk nedir diye sormuşlar, Mevlana: "Ben ol da gör," demiş.
Mevlanaya göre sevgi öylesine farklı, öylesine gizemli bir şey ki anlatılmaz, sevgi hissedilir, insanın içindedir, sevgi yaşanır ve paylaşılır. Sevgi insanları birbirine bağlar, insanlar arası en güçlü bağdır sevgi.
Mevlana, sevgiyi dünyada en yoğun yaşayan birkaç ünlü düşünürden birisidir. Mevlananm sevgi ve hoş görü felsefesi konusundaki sözleri insanın özünü anlatmaktadır.
"Gel, yine de gel, kim olursan ol, ister putperest, ister mecusi ol, bin kere tövbeni bozmuş olsan da gel, burası hak dergâhıdır burada herkese yer var," diyerek içindeki sevgi dolu sözleri insanı yürekten etkilemektedir.
 Mevlanayı öğrendikten sonra yaşam konusundaki görüşlerimin değiştiğini hissettim, hoşgörü felsefesinin kişisel gelişim konusundaki önemini farkettim.
Bana göre Mevlana felsefesinin asıl önemli yani yaşamdaki her şeye karşı hoşgörülü yaklaşımdı, günümüzde yaklaşımın her şeyin başlangıcı olduğu yargısına varılmış olması, hoşgörünün ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır.
Mevlana şöyle diyor:
#  Hoşgörülülükte deniz gibi ol,                               
#  Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol,
#  Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol,
#   Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,
#   Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol,
#  Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.
Bütün insanları yaşam çatısı altında hoşgörülü paylaşıma davet eden Mevlanayı öğrendikten sonra insan onun felsefesini içinde hissediyor.
Bence insanların toplumsal paylaşım bilincinde olmaları gerek, yaşam işte o zaman yaşamdır. Zor anlarınızda yanınızda ya da içinizde biri yoksa, başınızı göğsüne koyacağınız, hayallerinizde bile olsa sevinçlerinizde, hüzünlerinizde sarılacağınız biri yoksa bir şeyler eksik demektir.
Evrenin en mükemmel yaratığı olan insana sunulan doğanın gizemli ve bir o kadar da görkemli armağanlarından size sunulanları alın ve sevgi dünyanızda büyütün. İçinizdeki sevgi sizinle büyür ve sizi de büyütür, yüceltir.
İnsanlar birbirlerini sevdikleri zaman birbirlerine yardım ederler, Sevgi toplumlarında yardımlaşma vardır, dayanışma vardır, mutluluk vardır, sinerji vardır. Aile bireyleri arasında temel öğe sevgidir, birinin sevinci hepsinin sevincidir, aile kökeninde sevgi olduğu için her türlü zorluğu birlikte göğüslerler, zorlukların üstesinden gelmek için birbirlerine canlarını verecek kadar fedakârdırlar. Anne ve baba çocuklarının geleceği için yiyecek ve giyeceklerinden fedakârlık eder, yemezler içmezler sadece çocuklarının başarılı olmasını düşünürler. Bunun tek nedeni gizemli bir kelime olan sevgidir.
• Büyüdüğü kasaba büyük şehirlere çok uzaktı, liseyi bitirdikten sonra Üniversite için İstanbul'a gitmesi gerekiyordu, ailesi ekonomik durumun kötü olmasına rağmen onun iyi bir eğitim almasını istiyordu, babası; "Ceketimi satıp seni okutacağım, yeter ki sen oku," diyor, annesi ise elindeki mendille gözyaşları silerken;
"Sen İstanbul'da tek başına ne yaparsın, ne yersin ne içersin, çamaşırlarını kim yıkar, geceleri üstünü kim örter, hasta olsan sana kim bakar," diye için için ağlıyordu. Onlardan ayrılmak çok zordu, bir yandan onlardan ayrılmak istemiyor, bir yandan da hayallerindeki Güzel sanatlar akademisi eğitimi yapmak istiyordu.
Ayrılık sahnesi çok dramatik oldu, annesi uzun uzun sarılarak  öperken  annesinin  gözyaşları  hem  yanaklarını
hem de yüreğini ıslattı, Annesinin: "Kurban olurum; kendine iyi bak, sakın üşütme, hemen mektup yaz."
Sözleri ve ne zorluklarla biriktirerek sakladığı bir miktar parayı göğsünden çıkararak avucuna koyusu onu çok etkilemişti, gözleri buğulandı, Babası.
"Hadi aslanım göreyim seni, yolun açık olsun," derken bir yandan da elleriyle gözlerini ovuşturuyordu. Babasının sözleri ve annesinin yaşlı gözleri iki gün süren yol boyunca aklından hiç çıkmadı. Ayrılırken yaşadığı bu dramatik tablo ona bir şeyi hatırlattı, bu fedakârlıkların karşılığını vermesi gerekiyordu, başarılı olmalıydı, üniversiteyi başarı ile bitirmeliydi.
Akademi yılları çok zor geçti, en kolayı derslerde başarılı olmaktı. Fatihte kaldığı öğrenci yurdundan Fındıklıdaki akademiye yürüyerek giderdi, yürürken zorlanmazdı, aslında babasından gelen para yetmiyordu, ama bunu sorun etmiyordu, yol boyu insanları ve çevreyi seyrediyordu. Yaşadığında uzun, bittiğinde ise çabuk geçtiğini düşündüğü o yıllar hakikaten çok çabucak geçti, o yıllarda yaşadıklarından iki şey öğrendi;
Birincisi tüm zorluklara rağmen kararlı olmayı, ikincisi yaşamın şartlan nasıl olursa olsun başarılı olması gerektiğini öğrendi.
Bunları öğreten tek şey sevgiydi, sevilmekti.
DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@gencogrenci.com
 

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :Anne - Sevgili - Çocuk - Arkadaş - Dost - Çiçek - Mevsimler - Doğa - Tatil - Para. -

Yorumlar