OLUMLU OLMAK VE DİSİPLİN

OLUMLU OLMAK VE DİSİPLİN
      Birisine hiç yatağın ters tarafından kalktığınızı söylediğiniz oldu mu?
      Çoğunlukla kendimizi aksi hissetmemizi önleyemeyiz, ama ruhsal salınımlar değiştirilebilir. Ruhsal durumumuzu kontrol edebiliriz.
      Bunu bir an düşünün.
      Kontrol edemeyeceğimiz çok şey vardır, aciz kaldığımız durumlar olur, çünkü hayatta birçok şey önceden tahmin edilemez. Hastalıkları kontrolümüze alamayız. Sakatlıkları kontrolümüze alamayız. Havayı kontrolümüze alamayız. Dünya ekonomisini ve ulusal borçları ve hayatımızın parçası olan birçok şeyi kontrolümüz altında tutamayız.
      Ama ruhsal durumumuzu kontrol edebiliriz. Ruhsal durum basit olarak davranışlarımızın bir yansımasıdır ve şüphesiz davranışlarımızı değiştirebiliriz. Daha önce bahsetmiş olduğum Kentucky'deki oyuncularımdan Ant-hony Epps saati saatine uymayan biriydi. Devamlı olarak sorardım, "Zamanının çoğunu mutsuz mu geçirmek istiyorsun? Neden dolayı? Niçin böyle olmayı isteyebilirsin?" Böylece kendini toplayıp biraz düzelirdi.
      Ruhsal durumumuzu kontrol etmeyi nasıl deneyebiliriz?
      Strateji, kilo vermek veya terfi etmek veya başka bir hedefimizi gerçekleştirmeye çalışmaktan farklı değildir. Bir disiplin geliştiririz—organize bir hücum planı—ve bu hedefe ulaşmak için çalışırız. Bu durumda hedefimiz bir davranış olarak "olumlu"nun geliştirilmesidir. Bu kendimize yapabilmeyi öğretebileceğimiz bir şeydir.
      Örneğin, işinizdeyken birisi "Nasılsın?" dediğinde, neden "Çok iyiyim" demeyesiniz ki?
      Kendinizi her zaman çok iyi hisseder misiniz?
      Hayır.
      Ama ne diye iş arkadaşınıza da kendilerini kötü hisset-tiresiniz veya onları rahatsız edesiniz? Bütün bunlar insanların moralini bozar ve basit bir nedenle tam bir kötümserlik döngüsüne girersiniz.
      Tekrar söylüyorum, bu bir davranıştır. İyi bir davranış ve kötü bir davranış gerçekte aynı olaya sadece iki farklı açıdan bakmaktır.
      Şirketlerde yaptığım konuşmalarda, bu konuyu canlandırabilmek için sıklıkla yaptığım şey dinleyicileri iki gruba ayırmaktır.
      Grubun bir yarısı Louisville taraftarı, diğer yarısı Ken-tucky taraftarı olur.
      Şimdi, Louisville bizim rakibimizdir, ve bu uygulamada olumsuz insan örneği teşkil edeceklerdir. Diyelim ki konuşma Boston'da Westin Otelinde bir grup Honda çalışanına yapılıyor olsun. İşte şurada bir Louisville taraftarı, bütün gün Honda'nın konferansına katıldıktan sonra gece geç vakit otelin barında karısıyla konuşuyor.
      "Nasıl yorulduğumu bilemezsin. Ne uzun gündü. Bütün bu konuşmalar. Hiç bitmeyecek sandım. Biz niye Bos-tondayız? Boston'dan nefret ederim. Çok kalabalık. Hele şu eski binalar. Duyduğuma göre Toyota çalışanları Kara-yiplere gidiyormuş. Biz de Boston'a tıkılıp kaldık. Sana demiştim gidip onlarla çalışayım diye. Bu iş berbat."
      Şimdi de aynı durumdaki bir Kentucky taraftarı gece geç vakit otel barında karısıyla konuşuyor.
      "Olağanüstü bir konferanstı. Ne kadar iyi vakit geçirdiğimi tahmin edemezsin. Hele o konuşmalar. Çok şey öğrendim, döndüğümde işimi daha iyi yapmama çok katkısı olacak. Burası da ne hoş bir şehir. Her yer tarih dolu. Konferans için ne iyi bir seçim. Düşünebiliyor musun Toyota çalışanları kalkıp ta Karayiplere kadar gitmek zorunda kalmışlar. Neyse ki ben onlardan değilim. Güneşte nasıl yandığımı bilirsin. Otelimiz de ne kadar güzelmiş."
      Bunlar aynı duruma iki farklı yaklaşımdır. Aynı şeye iki değişik bakış.
      Başka bir örneğe bakalım, basit bir şeye.
      Yarın sabah patronunuzun masasında olması gereken
      büyük bir projeniz var. Başarılması zor bir süreniz var, iş de sanki kafanıza doğrultulmuş bir silah gibi. Ve işin yarısındasınız. Şimdi projeye bakmanın iki şekli var. Ya kaderinize lanet eder ve geriye kalan iş için endişe duyarsınız. Ya da kendinize işin yarısının zaten bittiğini, ve şüphesiz projeye başladığınızdan daha iyi durumda olduğunuzu söylersiniz.
      Her sabah yataktan kalkarken yaptığımız seçim budur.
      Gerçekten çok basittir: Yataktan olumlu bir havada kalkıp, bunu bütün gün devam ettirebiliriz. Veya olumsuz taraftan kalkıp, benim "mutsuzlar kulübü" dediğim ve berbat davranışları nedeniyle kimsenin yanına yaklaşmak istemediği insanların olduğu gruba katılabiliriz. Tercih bizimdir.
      Ancak yanlış anlamayın.
      Her gün hepimiz Pollyanna olup, gerçeklerden uzak, başımız bulutlarda dolaşalım demiyorum. Bu sadece gerçek dışılık değil aynı zamanda muhtemelen aptallıktır da.
      Ancak durumun gerçek yönüne dürüstçe bakmak ve olumlu yönünü görebilmek yaşam kalitemizi de geliştirir. Kendini motive eden insanlar her gün yeni fırsatları gözlerler. Motive olmayanlar ise saatlerine bakanlardır. Zamanın süratlenip, günün bitmesini beklerler. Sadece günün sona ermesini arzu ederler.
      Motivasyonu bozuk kimseler genellikle görevleriyle oyunları arasında, ve işleriyle hobileri arasında büyük bir fark görürler. Kendini motive eden insanlar ise çok az fark görürler. Sabahleyin işe gitmek için bekleyemezler. Başlamak için sabırsızlanırlar. Ulaşmaya çalıştıkları hedefleri gerçekleştirmek için günün saatlerinin yetmediğini söyleyenler onlardır.
      Gün içinde saatime hiç bakmam, çünkü yaptığım işle çok meşgulümdür ve kendimi çok vermişimdir. Başarı yolunda ilerlemek için, çalıştığınız yerde sizde bunu yapmalısınız, ve bunu yapabilmek için işinize bir heyecan kat-| malısınız.
      Tıpkı kendinizi olaylara farklı bakmaya şartladığınız gibi, bunu yapmak için de programlayabilirsiniz. Kendinizi olumlu olmaya programlayabilirsiniz. Bu hayatımızdaki bir kilo verme programı, egzersiz rutini, veya geliştirmek istediğimiz başka bir şeyden farklı değildir. Olumlu olmak bir disiplindir. Ve ona da elde etmeye çalıştığımız diğer hedeflerimize hücum ettiğimiz gibi hücum ederiz. Bir planla. Doğru tekniklerle. Büyük bir gayretle.
      Ve eğer bunu belli bir süre sürdürürseniz—olaylara olumlu bir şekilde bakmak üzere planlı bir içimde çaba  sarf ederseniz—insanların size olan davranışlarının değiştiğini görmeye başlayacaksınız. Çünkü herkes olumlu ve yapıcı insanların civarında olmaktan hoşlanır. Onlar tarafından güçlendirildiklerini ve enerjilerinin arttığını hissederler. Eğer hayatınız ve işiniz hakkında olumlu iseniz insanlar sizi kendi takımlarında görmek isteyeceklerdir; Projelerde sizinle birlikte çalışmak isteyeceklerdir; bir müşteriyi yemeğe çıkarırken onu etkilemek için sizi de çagırmak isteyeceklerdir.
      Antrenörlüğünü yaptığım her takımda bunu gördüm. Oyuncuların toplu olarak moralinin bozuk olduğu ve her ferde endişenin hakim olduğu durumlara düştüm. Bunlar olumsuzluğun hakim olduğu yerlerdeki klasik durumlardır. Ama bazı oyuncular olumlu ışıklar saçmaya başlarsa, bütün takım kendine güven kazanmaya başlar ve davranışlar dramatik olarak değişir.
      Artan özgüven performansın artmasına neden olan değişik davranışlara yol açar. Artan bu performans daha olumlu bir hava oluşturur, ve daha iyi şeyler olacağını hisseden bir takım yaratır. Sonra ne olur biliyor musunuz? İyi şeyler olmaya başlar. Bununla birlikte herkes için daha iyi bir çalışma ortamı doğar.
      Öyleyse niye siz de iş yerinizde daha olumlu bir hava yaratmayasınuz? Nasıl olsa orada olacaksınız. Neden onu olabildiğince keyifli hale getirmeyesiniz? Zira olumlu bir işyeri çevreyi daha üretken yapmasına ilave olarak, herkesin kendisini daha iyi hissetmesini sağlar.
      Bunu bilhassa ağır çalışmalar yapacağımız günlerde, oyuncularıma her zaman tekrarlarım. Birkaç gün maçımız olmayan zamanlarda veya her gün aynı yüzleri görmenin bıkkınlık vermeye başladığı sezonun son dönemlerinde olduğu gibi.
      Onlara sorduğum soru çok basittir: Burada iki saat birlikte olacağız, öyleyse bu ne diye iki güzel saat olmasın? Çünkü bunun alternatifi nedir? İki kötü saat geçirmek mi? Antrenmanımız doğrudan doğruya ona getirdiğimiz havadan etkilenecektir. Eğer olumsuz bir hava getirirsek, hiç şüphesiz iki saatlik yorucu bir çalışma olmaktan öteye gitmez.
      Bu genç bir antrenör olarak öğrendiğim başka bir derstir. Boston Üniversitesindeki ilk yıllarımda oyuncularıma iş ahlakı vermekle o kadar ilgiliydim ki, ortama biraz eğlence katmayı aklıma getirmezdim. Doğal olarak bir süre sonra oyuncular "Bu hiç de eğlenceli değil," demeye, ben de "Bunun zaten eğlence olması gerekmez. Bu bir görevdir," diye cevap vermeye başlardım.
      Bu görüşte neyin yanlış olduğunu biliyor musunuz?
      Doğal olarak insanlar bir süre sonra bu yüzden çöküntüye uğruyordu. Eğlenceli bir şey olduğunda bu sizin ihtirasınız haline gelir. Eğer bir şey sıkıcıysa o sizin cezanız olur.
      Olumsuz insanlar olumsuz duygular yaratır kavramını, ve buna göre bir antrenör olarak olumsuz değil olumlu şeyler yaratmam gerektiğini öğrendim. İnsanlara becerileri öğretmeden ve kendilerine güvenlerini kazandırmadan önce, onları yapabileceklerine inandırmanız gerekir. Eğer bir basketbolcuya kötü bir üçlük atıcı olduğunu söylerseniz hiç bir zaman iyi bir şutör olamaz. Eğer kızınıza devamlı olarak sersem olduğunu söylerseniz muhtemelen öyle olur. Eğer satış elemanınıza çok berbat olduğunu ve nasıl olup ta bir şey satmayı becerebileceğini bilemediğinizi söylerseniz, şüphesiz bir şey satamaz.
      Ama olumlu olmak suretiyle, insanlara kendileri hakkında daha iyi bir vizyon yaratmalarına ve bunu gerçekleştirmek için çalışmaya başlamalarına yardım ederiz. Bunu kendimize de yapmalıyız. Hatalarımıza dövünmek yerine, iyi taraflarımız konusunda dürüst olmalı ve dikkatimizi güçlü yönlerimize toplamalıyız.
      Hepimiz bir şeyler başarabileceğimizi hissetmek isteriz; eğer gayret göstermek istersek ve doğru hücum planına sahip olursak, hayallerimize giden yolda önümüze çıkan en zor engellerle mücadele etmeye hazır oluruz.
      Ne kadar fazla güçlükle karşılaşırsanız, o kadar fazla olumlu olmanız gerekir.
      Birinci adımda, kendine güven yaratmaktan bahsederken söylediğimiz gibi, eğer bir takıma antrenörlük yapıyorsanız ve yeniliyorsanız ve de sert olmaya çalışıyorsanız sadece anlaşmazlık peşindesiniz demektir. Galip durumdayken onlara daha fazla yüklenebilirsiniz, çünkü kendilerine güvenleri fazladır ve kendilerini daha iyi hissederler. Tersine mağlup durumdayken daha destekleyici olmalı ve onları teşvik etmelisiniz.
      Burada sizin için bir ders vardır: Olumlu insanlar dünyayı fethedebilirler.
       KAYNAK
    

 

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :olumlu - olumlu düşünce - olumlu düşünmek - OLUMLU OLUN -

Yorumlar