ÖĞRENME VE BELLEK

ÖĞRENME VE BELLEK
Öğrenme, çevresiyle etkileşimi sonunda bireyin davranışlarında ortaya çıkan kalıcı davranış değişmesidir.
Bu tanıma göre, bir öğrenme durumunun birbirine bağlı üç ayrı yönü bulunmaktadır. Bir kez, öğrenme, bireyin davranışlarında bir değişme yaratmaktadır, ikincisi, davranış değişimi kalıcıdır; üçüncüsü ise, bu değişme, bireyin yaşantısının ya da bir başka deyişle, onun çevresiyle etkileşiminin bir sonucudur. Buna göre, etkili öğrenme süreci, bireydeki davranış değişmesinin kalıcı olmasını öngörmektedir.
Öğrenmeyi etkileyen pek çok değişken vardır. Bireyin beden-
   Zihinsel , duygusal ve sosyal açıdan öğrenmeye hazır bulunmasının öğrenme amacı, bunun için güdülenmesi, öğrenilecek içeriğin birey için öğrenilebilir özellik taşıması, uygun öğrenme yöntem ve tek eniklerinin seçilmesi gibi etmenler öğrenmenin etkililiği için gerekiridir. Öte yandan, öğrenme ortamını oluşturan araçlar, materyaller, ısı-ışık-gürültü gibi çevre koşulları ve öğretici davranışlarının • da öğrenme üzerinde belirleyici nitelikte etkiler yarattığını söylenmek gerekir.
Amerikalı eğitimci Edgar Dale'in ortaya koyduğu modele göre, öğrenime somuttan soyuta, basitten karmaşığa, kolaydan zora doğru bir yol izler. Buna göre, etkili öğrenme için çok sayıda duyu organının harekete geçirilmiş olması gerekir. Başka deyişle, öğrenme işlemine katılan duyu organlarının sayısı arttıkça, öğrenme de o ölçüde etkili ve kalıcı olur. Öyleyse, en etkili öğrenme bireyin yaparak ve yaşayarak öğrenmesidir. Yalnızca kulağa, yani işitmeye d ayali bir öğrenmede kazanılanlar son derece sınırlı ve çoğu zaman geçici niteliktedir. Duyu organlarının öğrenmeye etkisi içinde en önemlisi ise, görmedir. Görme yoluyla kazanılanlar, işitmeyle kazanılanlardan yaklaşık altı kat daha fazladır. Bu nedenle, öğrenmelerin çoğu göz yoluyla olur.
Bu noktada, öğrenme ile bellek (hafıza) arasında da yakın bir ilişki vardı r. Çünkü öğrenilenlerin kalıcılığı belleğin güçlü olmasını gerektirir. Bellek, geçmiş yaşantıları zihinde saklama gücüdür. Bir şeyin bellekte kalıcı bir yer etmesi ve istenildiği anda anımsanabilmesi için, öncelikle o şeyin, bireyce algılanarak bir takım izlenimler kazanılma sı gerekir. Bireyin duyu organları aracılığıyla çevresindeki çeşitli uyarıcıların (nesne ve olayların) bilincine varması durumuna algılma (idrak etme) denir. Göze batan, yinelenen ve gereksinim duyulan uyarıcılar öncelikle algılanırlar. Algılama ile elde edilen izlenimlerin zihinde tutulması ikinci adımda gerçekleşir.
Gerçekte, öğrenilen hemen her şeyin zihinde bir izi kalır. Böylece birey daha önce görüp algıladığı bir durumla karşılaştığında, bunu daha önce gördüğünü anımsar. Bu anımsama, belleğin "tanıma" yönünü vurgular.
Birkaç kez okunarak zihinde iyice yer etmesi sağlanan bir konu, daha sonra zihinde uzunca bir süre saklanabilir, işte anımsama (hatırlama); zihinde yer eden bir bilginin unutulmayarak, daha sonra gerektiği an, birey tarafından kullanılabilmesidir. Daha somut bir anlatımla; önceden öğrenilerek bellekte saklanan bir şeyin yeniden anılması durumu anımsama olarak adlandırılmaktadır. Anımsama, belleğin gücünün bir göstergesidir.
Anımsama, belleğin tanımadan daha ileri bir işlevidir. Bu nedenle anımsama, bir şeyi tanımadan farklı olarak, o şey hakkında daha ayrıntılı bilgi sahibi olmayı gerektirir.
Öte yandan, öğrenilenlerin sürekli yineleme yoluyla pekiştirilmesi alışkanlığa yol açar. Alışkanlık bellemenin bir ürünüdür ve çok iyi bellenmiş düşünce, devim ve duyuşlardan oluşur.
Konu ne olursa olsun öğrenilen şeyler alışkanlık durumuna sokulamadığında, sürekli kullanılmaz ise, belli bir zaman sonra unutulmaktadır. Öğrenildiği düşünülen bilginin bir süre sonra unutulması, o bilginin kalıcı türde bir öğrenme olmadığını gösterir. Bu tipte öğrenilen bilginin yeniden anımsanması kolay değildir. Bu yönüyle anımsama, bir öğrenmenin zamana bağlı olarak unutulmamış bölümüdür.
Öğrenilen bilgi ve becerilerin gerektiğinde ve istenildiğinde yeniden kullanılmaları, onların, anımsanılmalarını gerektirir. Bu çerçevede anımsama yeterliğinin geliştirilmesi, belleğin eğitilmesine bağlı olmaktadır. Araştırma bulguları, bellek yeteneğinin belirli bir sınırının bulunmadığını göstermektedir. Buradan giderek, bellek eğitildiği oranda, anımsama gücü de o oranda artmaktadır.
Belleği güçlendirmek insanın kendi elindedir. Nitekim, yetersiz bellek değil, eğitilmemiş bellek vardır. Bu nedenle kimi öğrencilerin, "öğrendiklerimi hemen unutuyorum, anımsayamıyorum" savları, olsa olsa "belleğimi iyileştirmek için hiçbir çaba harcamıyorum" anlamındadır.

DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@gencogrenci.com
 

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :öğrenme - dinleme - bellek - hafıza -

Yorumlar