Öğrenci

NEDEN OLMASIN?
Öğrenci deyince aklınıza ne gelir?
Haydi, hemen verin cevabınızı! Düşünmeyin fazla! Bu ne bir imtihan (sınav), ne de bir mülakat (sözlü sınav) sorusu. Önünde ve sonunda not yok. “Şu cevabı verseydin sınıftan geçecektin. İstediğim cevabı vermediğin için sınıfta kaldın!” gibi bir önermeye gitmiyor sonu. Endişelenmeyin canım. Hemen verin cevabınızı! (Gariban öğrencinin kaderidir bu. Böyle bir yazı bile bir soruyla başlıyor. Hayat hep zor bir sınavdır öğrenciler için! Neden mi? Bakkala gidersin soru sorarlar. Manava gidersin hesabı sana yaptırırlar. Televizyonda haber dinlerken bile, büyükanne ya da büyükbaba ellerini kulaklarına götürerek dinledikleri haberlerde anlayamadıkları bir şey olunca yine size sorarlar. “Oğlum/kızım ne diyooo bu adam? Kim kimi vurmuşşş?” içinizden “Elinin körü! Sanane! Otur oturduğun yerde!” diyesiniz gelse de diyemezsiniz.” Velhasıl hep soruyla yatar, cevapla kalkarsınız!)
İşte öğrenci deyince benim aklıma hep “soru/cevap” gelmiştir. Hayatı soru ve cevaptır öğrencinin. Birileri sorar, o cevaplar. Bazen uzun uzun cevaplar, bazen kestirmeden gider. Ama şansının yaver gittiği durumlar da yok değildir hani! Hikâye mikaye ama eğer okuyacağınıza söz verirseniz anlatayım size. Okuyacak mısınız? (Bakın yine soru sordum. Hadi cevabını verin şimdi.)
Bu felsefe dersleri hep zorlamıştır insanı. Hocaları da öyle. Ne verdiğiniz cevabı beğenir, ne de kendileri doğru dürüst bir cevap verirler. Bir dedikleri başka bir gün dediklerini genelde tutmaz. Bazen, gününde olurlarsa saatlerce konuşur, bazen de bol bol düşünür ve tek kelimelik cevaplar verirler.
Bizim felsefecilerden biri derste (bu ders genelde üniversitelerin final dersi diye takdim edilir okuyuculara.) öğrencilerden kağıt kalem çıkarmalarını ister. (Hababam  sınıfındaki hocalar aklınıza geldi değil mi? Valahi benim de…!)
“Yazın!” der ve tek soru sorar. Onu da tahtaya yazar:
"Why?" (Neden?)
Çocuklar önce ne yazacaklarını bilemezler. Hoca: “Soru sormak yok! Birbirinize bakmak serbest!” der ve kırk dakika sonra geleceğini de söyleyerek dışarı çıkar. Öğrenciler önce ne yapacaklarını bilemezler. Birbirlerine anlamsız anlamsız bakarlar. Ders felsefe ya, oturup bir şeyler yazmak lazım düşüncesinde olanlar başlarlar kağıda bir şeyler yazmaya. Bir kısmı hala düşünedursun, bizim aklı az yukarılarda olan gençlerden birinin canı sıkılır ve alır eline kalemi kağıdı, (“Hem okudum hem yazdım, yalan dünya senden bezdim.” diye bir tüktü var ama onun yeri burası değil.)  "Why not?" (Neden olmasın ki?) yazar ve sınavın onuncu saniyesinde dışarı çıkar. (Bakın, sakın ha, “Bu filmlerde olur aslanım, yeme bizi falan gibi cümleleri bırakın söylemeyi, düşünmeyin bile… neden mi? Çünkü bu anlattığım da şehir üniversitesi efsanelerinden biri zaten…)
Gel zaman, git zaman vakit on – on beş gün geçmiş geçmemiş ki, bizim hoca elinde sınav sonuçlarıyla içeri girmiş. Dersini uzun uzun anlattıktan sonra sınav sonuçlarının yazılı olduğu kâğıdı sınıfın kapısının arkasına asmış ve gitmiş.
Üç beş sayfa yorum yazan ve sınavdan yüsek not bekleyen gençler vasat ve vasatın altında not almışlar.
Sadece ve sadece bir kişi 100 üzerinden 100 almış.
Kim dersiniz?
Evet evet bildiniz!
“Neden?” sorusuna, “Neden olmasın ki?” diyen kişi…
Kestirmeler bazen çok işe yarıyor. (Ama bazen de sizi ormanın derinliklerinde uçsuz bucaksız bir kuyuya düşürüveriyor. Onu sonra anlatacağım.)

Selametle efendim… selametle…

Memsus
İletişim:bilgi@gencogrenci.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :kişisel gelişim - kişisel gelişim yazıları - kişisel gelişim kitapları - genç gelişim - kişisel gelişim nedir -

Yorumlar