Obsesif - Kompulsif Kişilik (Saplantılı Kişilik)

Bu kişilerde görülen temel özellikler: Cimrilik, inatçılık, aşın düzenlilik, kuşkuculuk ve aşın titizliktir. Son derece dakik kişilerdir. Denetlemekten zevk alırlar. Dikbaşlı, çıkarcı, karıştırıcı, tutuk, biriktirici, soğuk, pısırık ve teferruatçıdırlar. Kişiler arası ilişkileri esneklikten yoksundur. Aşın ciddi, iradesiz ve mükemmelliyetçidirler. Aynca, biriktiricilik, ihtiyatlılık ve meraklılık gibi özellikleri de vardır. Kendilerini bir işe ya da okumaya yöneltemezler. Sorumluluktan kaçınırlar, karar vermede güçlük çekerler. Sık sık kaygı nöbetleri geçirirler, çabuk kızarlar, davranışlarında, çifte standart görülür. Örneğin; başkalarını kıyasıya eleştirirler fakat kendileri eleştirilince tepki gösterirler. Son derece dürüst, çekingen heyecanlı ve ilkelerine aşın bağlıdırlar. Tutucu oldukları için değişmeleri sevmezler. Üstlerine karşı aşın itaatkar, aslarına karşı ise acımasızdırlar (Sado -   Mazohistdirler). Bazılarında yorgunluk, bitkinlik, uykusuzluk görülür. Son derece evhamlı ve titizdirler. Yalnızlığı severler. Kendilerine güvenleri yoktur. İstemedikleri bir şeye hayır diyemezler. Davranışlarında rahat değillerdir. Gevşemekte güçlük çekerler. Duygusal soyutlanma olduğu için hiçbir şeyi sevemezler. Girişim eksikliği vardır. Kullandıkları savunma mekanizmaları, tepki oluşturma, soyutlama, yapma bozma ve yer değiştirmedir. Temizliğe çok aşın eğilimlidir. Tepki oluşturma mekanizmasını kullandıkları için bu belirtilerin kimi hallerde karşıtlan da görülebilir. Örneğin dış giysileri temiz ancak iç giysileri pis olabilir. İki ruhlu kişiler olarak algılanırlar. Aşın otoriter, ısrarcı ve bürokrasinin savunucusu olurlar. Aşın duyarlı idealist ve görevlerine çok bağlıdırlar. Bu kişilerin yüz ifadeleri cansız, gergin ve katıdır. Kavga ve tartışmadan kaçarlar. Her şeye kolayca baş eğerler. Hayal gücü zayıftır. Mantıklı ve sistemli düşünmeye çalışır. Kendilerini yıpratırcasına çalışabilirler. Tatil günlerinde kaygı krizleri geçirebilirler. Ahlak ve dine aşın bağlıdırlar. Yakın çevrelerini hem sever hem nefret ederler (ambivalance). Nesneleri sınıflandırmaktan şematize etmekten hoşlanırlar (Bir obsesif çorapları karışmasın diye numaralandırmıştır).
Saplantılı düşünce (obsesyon) ve eylemler (Kompulsiyon) zihnini kuşatmıştır. Bunları bastırır ya da bilmezden gelir. Ancak bu düşüncelerinin kendi zihninin ürünü olduğunu bilir. Bu belirtiler diğer kişiliklerde de ek belirti olarak görülebilir (Etraftan gizler).
Kuşku obsesyonunda kişi havagazını, kapıyı, elektrikleri yoklar. Bu yoklamalar sürekli tekrarlanarak kişiyi halsiz ve yorgun düşürür. Metafizik obsesyonda "derin düşünme" hali görülür. Kişi bütün dikkatini metafizik konulara yöneltmiştir. Sonsuzluk nedir? Yemek için mi yaşıyoruz, yoksa yaşamak için mi yiyoruz? Bu gibi metafizik konulan sürekli olarak düşünür. Karşıtlık obsesyonunda ise kişi genellikle ciddi durumlarda karşıt davranışlar sergileyebilir. Örneğin bir resmi daireye girdiği zaman küfretmekten korkabilir. İbadet esnasında aklına çıplak hayaller gelebilir ve bundan çok rahatsız olabilir. Temizlik obsesyonunda ise sürekli biçimde ellerini yıkar; ya da banyo yapar. Ekmeği ya da meyveleri sabunlu su ile yıkamadan yiyemez. Freud'un bir hastası, kendisine vereceği parayı önceden yıkayıp ütülüyordu. 1980'li yıllarda yapılan araştırmalar bu hastalıkta nörobiyolojik etkenlerin önemini ortaya çıkarmıştır.
Obsesyon ve anksiyete nevrozunu, siklofreninin (mani melankoli) hafif ve atipik biçimi olarak görenler vardır. Obsesifler evlilik hayatına uyumda zorlanabilirler. Çok titiz olarak bilinirler. Depresyondan farkı anksiyetenin sürekli olmamasıdır. Obsesifler dünyayı düzeltme ve sistemlerine uydurma eğilimini taşırlar. Otto Fenichel'e göre bu tür nevrozlarla manik depresif psikozlar arasında bir geçiş durumu vardır. "Kompulsiyon nevrozlu hastalarla, onların obsesif sorunları asla konuşulmamahdır". Diyabetli (şeker) hastalar ileri derecede kirden korkarlar ve bu hastalarda obsesyonlar görülebilir.
Kolb, hipokondriyi obsesif bir belirti olarak ele almıştır. Bu hastalar hastalık hastasıdırlar ve doktor doktor dolaşırlar. Birçok psikiyatrik hastalığın başlangıcında görülebilir. Fiziksel bir rahatsızlığı olduğuna inanırlar. Somatik olarak hiçbir bulguya rastlanmaz. Doktorların güvencesi bir işe yaramaz. Psikolojik bakımdan çocukluğunda, gerekli desteği ve ilgiyi görmemiştir. Hastalığa sığınarak çocukluğunda görmediği desteği sağlamaya çalışır. Bu hastalara izin verilmesi sakıncalıdır. Hipokondriazis, DSM-IV de histeri ile birlikte somatoform bozukluklar kümesinde yer alır.
Hafta sonu nevrozu çoğu psikiyatristin bildiği bir kavramdır. Bu genel olarak mesleklerinde başarılı, bütün hafta boyunca en iyi şekilde çalışan iş adamlarında olur. Hafta sonu geldiğinde hemen hemen dekompanse olurlar (kurmuş oldukları dengeyi yitirirler). Depresyon, anksiyete belirtileri ve çok sayıda bedensel yakınmalar ortaya çıkar; bunlar işe dönmeyle birlikte ortadan kaybolurlar. Bu tür insanlar için çalışmanın, herşeyi kontrol altında tutabilmeleri için obsesyonel bir savunma olduğu ve bunu görünürde etkili bir biçimde yaptıkları ortadadır. Bunlar zorunlu emeklilik veya ciddi kalp hastalığı gibi faaliyetlerini kısıtlamalarına sebep olan bir olay sonrası sıklıkla depresyona giren kimselerdir.
Bu kişilik yapısının ana nedeni çocuğun, aileden gerekli sevgi, güven ve desteği bulamamış olması, çok baskı yapılmasıdır. Bu kişilik yapısı psikolojik bir kalıtım olarak çocuklara da geçmektedir. Özellikle temizlik obsesyonunda bilinçaltındaki pislik duygusu ters biçimde davranışlara yansımaktadır. Kalıtımın da rolü vardır . Obsesif kampulsif bozuklukla menenjit, diabet, kafa travması, bellek bozuklukları ve temporal lob epilepsisi arasında benzerlikler bulunmaktadır.
Himler, Kant, Leonardo da Vinci, Tolstoy obsesif kişilerdir. W. Reich'e göre "Büyük devlet adamları çok ender olarak zor-lanımlı kişilerdir, böylelerine daha çok bilim adamları ve araştırmacılar arasında rastlanır".
Obsesif Konipulsif nevrozun tedavisi çoğu hastalarda olumlu sonuç vermemektedir. Rasim Adasal bu hastalık için "öldürmeyen, felaket çektiren ruh kanseri" demektedir. Kimi antidepresif ilaçlardan Clomipraminin (Anafranil), bazı hastalarda kısmen yüz güldürücü sonuçlar verdiği ifade edilmiştir. Son çıkan antidepresif Prozac ve Aurorixin başarıyla kullanıldığı belirtilmiştir.
Bazı hastalarda özellikle kronikleşmemiş hastalarda, destekleyici, analitik ve davranış tedavileri başarılı sonuçlar vermektedir (üstüne gitme ve sistematik duyarsızlaştırma tedavileri). Bu terapiler yapılırken hastanın yakınları uyarılmalı ve hastalık konusunda bilgilendirilmelidir.
Örnek 1.
İtalyan rönesansının yetiştirdiği, hem bilgin hem sanatçı kişiliği ile ün yapan Leonardo da Vinci (1452 -1519) obsesif kişilik yapısına sahiptir. Evlilik dışı ilişkiden doğan ünlü sanatçının ince ruhlu, sakin, barışsever, kavgadan kaçınan duyarlı bir kişiliği vardı. Bunun yanında yaptığı harcamaları kılı kırk yararcasına not etme saplantısı, zaman zaman kişiliğinde hiçbir şeyi umursamayan katılık, gerçek durumlara uymada yetersizlik görülmüştür. Konuşmalarında büyüleyici bir etki olan Leonardo'nun yaratıcılığında, bilimle açıklanması olanaksız olan kimi özellikler ve kalıtımsal etkenler bilgimiz dışındadır. Freud, Leonardo'yu saplantısal tip (obsesif tip) olarak nitelendirmiştir.
Örnek 2.
Bayan Ş.A. evli, ev kadını 2 çocuk sahibi. Aşırı temizlik merakı yüzünden her gün evindeki kilimleri yıkar, tahtaları fırçalatmış. Evde su bulunmadığı için, çeşmeden su taşır akşam olduğu zaman yorgunluktan hasta hale gelirmiş. Eşi ile de bu yüzden 5 senedir cinsel ilişki kuramamış. Tedavisi için hastanemize eşi tarafından getirilmiş. Bayan Ş.A. kendisini şikayetlerin rahatsız ettiğini ancak eşi ile 5 senedir cinsel ilişki kurmadığı gibi, çıplak olarak bile görmeye tahammülü olmadığını, bu yüzden belkide boşanacağını, bunun kendisi için çok önemli olduğunu söyledi. Aşırı temizlik merakından kurtulmak için de motivasyonu yoktu. Bu güçte olmadığını ifade ile problemine sarılıyordu.
Bayan Ş.A.'nın yapılan psikoloji tetkiklerinde kocasını 3 sene önce çıplak olarak bir kadınla sevişirken gördüğü anlaşılıyordu, o günden sonra kendi tabiri ile "Kirlenen " evini yıkıyor, yıkıyordu. Bu hadiseden dolayı kocası af dilemiş ve mesele kapanmıştı. Ancak kocasını çıplak olarak bile görmeye tahammülü olmadığı gibi hiç bir erkeği de çıplak olarak düşünemiyordu. Anxiety hiyerarşisinde şu itemler kullanıldı.
1)  Kendisini tenha bir plajda düşünmek 50 metre ötede denize girmeye hazırlanan bir erkeği görmek.
2)  Denizdeki erkeğin kendi tarafına gelip 2 metre ilerden denize girdiğini görmek.
3) Bu adamın yerinde kocasını düşünmek.
4) Denize birlikte girebildiklerini düşünmek.
5)     Müzede    çıplak    olarak    erkek    heykelleri gördüğünü düşünmek.
6)  Kocasını belden yukarısı çıplak şekilde evde çalışırken düşünmek.
7) Kocasını yatakta yatarken düşünmek ve yaklaştığını hayal etmek. Bu kemlerden sonra hastamız kocasına yaklaşmayı başarabildi. Ancak bu durumdan çok memnun olan kocası tedavinin devamına gereksinme duymadı ve hastamızda gelemedi. Vakayı bir kere daha görme şansı olmadı. Örnek 3.
Ondokuz yaşında, oldukça yakışıklı, esmer, zayıf bir delikanlı. Üç yıldan beri bir klinikten bir kliniğe bir doktordan bir doktora koşmaktadır. Son altı aydan beri de kliniğimize ruhi tedavi için devam etmektedir. Üç yıl önce şiddetli bir kalb çırpıntısı ve sıkıntı ve hafif seyreden bir soğuk algınlığı yüzünden şehrimiz hastanelerinden birinde ilk olarak yatan bu hastaya çarpıntı ve sıkıntısının menşei ve mahiyeti iyice incelenmeden kendisinde bir kalb hastalığı olabileceği şüphesi uyandırılıyor. Bu şüphenin uyanmasında kendisini ilk muayene eden doktorun da rolü çok. O zamandan beri hastanın Ankara'da müracaat etmediği klinik kalmıyor. Bir kaç defa dahiliye kliniklerinde ve bir kaç defa da asabiye kliniklerinde yatıyor. Bir çok muayeneler, elektrokardiyografiler, röntgenler hastanın kalbi hakkındaki şüphesini yok etmiyor. Kendisi kalbinin çarptığından ve duyduğu sıkıntıdan emin olduğuna göre kötü bir hastalığın varlığından emindir ve yakında ölecektir. Doktorların kendisini iknaya çalışması beyhudedir. Bilakis her gittiği doktor yeni bir muayene ve ilaçla hastanın şüphesini takviye etmekte ve yerleştirmektedir.
Psikiyatri kliniğinde bir müddet yattıktan sonra hiç bir şifa alameti göstermeyen bu hastanın kendisini ileri derecede iç organlarına teksif etmesi hali merakımızı çektiğinden daha derinliğine bir araştırma yapma ihtiyacını hissettik. Hasta Ankara'nın yakın kazalarından birinde fakir bir aileye mensup. Babası içkiye ve kumara ileri derecede düşkün olup ailesine hiç bakmamış. Aile ancak annesinin babası tarafından beslenmekteymiş. Hastamız ağırbaşlı ve uslu bir çocuk olarak gelişmiş. Hasta onbir yaşında iken annesini muhtemelen bir kalb hastalığından kaybedince, teyzesinin yanına Ankara'ya geliyor ve on üç yaşından itibaren şoför muavinliği ve çamurlukçuluk gibi işlerde çalışmaya başlıyor. Onbeş yaşında iken kendisine bir kömür kamyonu teslim ediliyor ve ehliyetsiz olarak bir yıl kömür taşıyor. Kamyonun yalnız şoförlüğünü değil aynı zamanda kömürü yükleme ve indirme işlerini de üzerine almak zorunda kalıyor. Zayıf, kendi halinde ve mücadele kabiliyeti zaten kıt olan bu delikanlının geçirdiği sıkıntıyı tasavvur edebilirsiniz. Kendisinin 'ebe' dediği bir anneannesi var. Hastaya ve artık tamamen yolunu şaşırmış ve bir serseri, bir psikopat olan küçük kardeşine bu yaşlı kadıncağız bakıyor.
İşte kamyon şoförlüğü yaptığı sıralarda hafif bir üşütme ve arkasından geçirdiği şiddetli iç sıkıntıları sonucunda hasta bugün ileri derecede hipokondriyak, yani iç organlarında bir rahatsızlık olmadığı halde rahatsızlık olduğuna inanır bir hale geliyor. Daha dikkatli bir tetkik, arazın başlamasından önce hastanın geceleri hiç uyuyamadığı, ölen annesini sık sık düşündüğü ve hemen her gece rüyasında gördüğü, hayatta ne yapacağını bilmediği ve bu düşüncelerle şiddetli iç sıkıntısına kapıldığını göstermektedir. Fakat bu şekilde uykusuzluklar ve iç sıkıntıları yerlerini tamamen iç organ sıkıntılarına bıraktığı ve hasta boyuna iç organlarına dikkat eder hale geldiği için, kendisini sanki bir bedeni rahatsızlığı varmış gibi görmekte ve o şekilde muamele istemektedir. Bu suretle, gerçek sıkıntılarını da hafifletmiş olmaktadır. Burada gayri şuurun dürtüleri nelerdir? Benlik neden korkmakta ve neyi tehlike olarak görmektedir? Hiç şüphesiz hayat şartları bir insan için çok güç ve dayanılması imkansız olabilir. Fakat normal bir çocukluk hayatı yaşamamış, psikolojik olarak sağlam bir gelişme kapanmamış olanlar için hayatın güçlüklerine dayanmak çok ,Jaha zordu. Çocuklumu oldukça acı ve zor geçmiş olan  annesinin de erken bir çağda ölmesi ve baber, nın hiç bir zaman kendisine bakmaması (halen dahi baba oğul karşılaştıkları zaman birbirlerine yabancı gibi durmaktadırlar) ve birdenbire erken yaşta karşılaştığı güç hayat şartları karşısında hasta artık içinde bir geriye doğru gitme (regression), bir türlü doyurulmadığı çocukluk hayatına, bir çocuk gibi tabi ve bakılmaya muhtaç bir kişi olmaya doğru istekler ve dürtüler karşısında kalmakladır. Ben bir çocuğum, zayıf ve mecalsizim, sizler buna bakın diyemiyecek kadar gelişmiş bir gururu ve benliği de var. Fakat bu dürtü ve istekler de bir taraftan sıkıştırmakta ve benlik bu dürtülerin tehlikesini şiddetle duymaktadır. Bazen iç sıkıntısı o kadar rahatsız edici bir şeydir ki benlik en kolay ve acil bir şekilde bunları yok etmeye çalışır. İç sıkıntısının fizyolojik olarak doğurduğu belirtiler, kalb, mide ve barsaklar gibi organlar üzerinde duyuldukça, organik bir hastalığa sığınmak eğilimi de, o kadar artar. Nihayet bu genç, sıkıntılarını kendi organları üzerine toplamak suretiyle nisbeten hafifletmekte ve aynı zamanda derinden gelen dürtü ve isteklerin ifadesini de bunlarda bulmaktadır. Yani ben hastayım -kuvvetsizim - zayıfım - bir çocuğum - sizler bana bakın demektedir .
Örnek 4.
Elli yaşlarında bir yüksek bürokrat olan Bay D. kendisini çok rahatsız eden, bir türlü denetim altına alamadığı düşüncelerden yakınarak kliniğe başvurmuştu. Anlattığına göre, Bay D. kalabalık ve babaerkil düzende yaşayan bir ailenin en küçük erkek çocuğu idi. Baba ve kardeşler arasında, yaşça büyük olanın kendinden küçüğü ezmesi üzerine kurulmuş bir düzen sonucu, Bay D. herkes tarafından itilmiş, ağabeylerinden sık sık dayak yemiş ve üvey annesi tarafından karanlık yüklüklere kapatılmıştı. Çocukken kimsenin kendisini okşamadığım, tatlı bir söz söylemediğini anlatan Bay D. yetişkinlik döneminde yardınsever ve uysal davranışları, disiplinli ve dürüst tutumları sayesinde çevresinde saygı uyandırmış ve giderek mesleğinde yükselmişti. Dış çevresine ne denli uysal davranmışsa çocuklarına o denli sert ve katı bir disiplin uygulamış, onlara kendi çocukluğunu yaşatmıştı.
Kendini bildiğinden beri vesveseli, ürkek ve kararsız bir kişi olduğunu, ancak çevresindekilere bunun tam karşın bir izlenim vermiş olduğunu anlatan Bay D.'nin yakınmalarının başlangıcı çok eski tarihlere gitmekte idi. Yaklaşık on yıl önce katıldığı bir iş toplantısında, birden ayağa kalkıp "Halimeyi samanlıkta bastılar!" şarkısını söylemek için dayanılmaz bir istek duyduğunu, daha doğrusu böyle bi davranışa geçmekten ürktüğünü anlatan Bay D. bu uygunsuz şarkıyı bir yerde duymuş olabileceğini, ancak nasıl olup da zihnine takılmış olduğunu anlayamadığını, şarkıyı ya söylersem korkusu içinde toplantıyı telketmek zorunda kaldığını açıkladı. Bu olaydan kısa bir süre sonra bir gün dostları ile bir lokalde otururken Bay D. yine ayağa kalkıp, bu kez "Heil Hitler!" diye bağırarak bir Nazi selamı vereceği kaygısına kapıldığını, bir başka gün saygı duyduğu biriyle konuşurken "git git gıdak!" sesleri çıkarmamak için kendisim zor engellediğini, o günlerden bu yana benzer düşüncelerin eyleme dönüşmesinden ve bu yüzden herkesin karşısında küçük düşmekten çok korktuğunu anlattı. Bay D. son yıllarda kendisini bir diğer kaygı konusuna kaptırmıştı. Bir kaç yıl  önce televizyonda bir suçlunun idam edileceğini duymuştu. O günden beri radyo dinlerken ya da televizyon izlerken konuşmacının sözlerini herhangi bir nedenle iyi duyamazsa, kendisinin idam edileceğini bildiren bir haber verilmiş olabileceği kaygısına kapılıyordu. Bu nedenle radyo ve televizyon bulunan yerlere gidemez olmuştu.
Örnek 5.
Bir hasta, bir gün memlekette kuduz   vakalarının arttığı hakkında bir yazı okur. Bu mesele üzerinde biraz fazlaca düşünen hastanın kafasına, "ya o kuduz köpeklerden birisi benim süt aldığım sütçünün ineğini ısırdı ise, ben de o inekten kuduz alır mıyım?" diye bir soru takılır. Bu korkusunu bir türlü yenemeyen hasta komşularını da dolaşarak hep beraber kuduz aşısı olmaya zorlar. Sadece aşıya giden kendisidir. Aşı bittikten sonra kuduz olma korkusundan kurtulan ve bir müddet için rahatlayan hasta, bir gün raflara kağıt çakarken ağzına bir miktar toplu iğne alıyor. İşi bittikten sonra aklına şöyle bir korku geliyor: "ya bu işi yaparken toplu iğne yuttuysam?, barsağını delinir de ölürsem?..." Günlerce bu korkunun verdiği 'sıkıntı içinde kıvranan hasta nihayet ağzına bir miktar toplu iğne alıp birkaç dakika beklemeye karar veriyor. Eğer iğne yutuluyorsa belli olacaktır. Bu tecrübeden rahatlayan hasta düşünüyor ki, "eğer iğne yutulurken belli olsa idi birinci defa farkına varılması lazımdı; bu seferki tecrübe yuttuğu iğneleri arttırmaktan başka bir işe yaramamıştır." Bu sefer ağzına belli bir sayıda iğne alıp aynı şekilde bekleyerek çıkarıp sayıyor, iğneler tamamdır ve yutulmamıştır. Fakat, ya eksik saydı ise!.. Bu şekilde korkular biri birine kovalamaktadır .

DERLEYEN.EDİTÖR
İletişim:bilgi@gencogrenci.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :kişisel gelişim - kişisel gelişim yazıları - kişisel gelişim kitapları - genç gelişim - kişisel gelişim nedir -

Yorumlar