Kuru Erzak (Baklagiller)

Baklagiller, taneleri tohum özelliği taşıyıp protein ve karbonhidrat içeren çok değerli gıda maddeleridir. Büyük baş hayvanların kutsal, yenmelerinin de günah sayıldığı Hindistan'da halk, bu tür gıdalarla protein ihtiyacını karşılamaktadır. Dokularımızın oluşumunu sağlayan proteinler, saçlarımızı, tırnaklarımızı, kaslarımızı, organlarımızı, kanımızı ve derimizi belirler, vücudumuza şeklini verir, kısacası, hayatın sun bir protein molekülünde gizlidir denebilir . Beslenmemizin temelini oluşturan üç ana besinden biri proteindir. Ayrıca bir çocuğun oluşumunu sağlayan genlerin ana maddesi de proteinde gizlidir.
Diğer ana besin maddeleri de karbonhidratlar ve yağlardır. Karbonhidratlar besinlerimizin sindirilebilir şekerini ve nişastasını oluşturur. Sindirilemeyen lifleri de oluşturur. Bunlara beynin benzini de denilebilir. Karbonhidratın içinde bulunan glikoz maddesi başka bir adıyla kan şekeri, zihinsel aktiviteyi sağlayan enerjiyi meydana getirir. Sinir sistemininde benzinidir. Vücudumuzun sabit bir ısıda kalmasını, kaslarımızı hareket ettirmemizi sağlar; sindirim ve solunum sistemlerimizi çalıştırır. Karbonhidratların azı da çoğu da zararlıdır. Azı, zihinsel aktiviteyi ve vücut hareketini olumsuz yönde etkiler. Fazlası da şeker hastalığına yol açar.   
Biz, yediğimiz şeyizdir. Yiyecekler fiziksel gelişimimiz için ne kadar gerekliyse, zihinsel gelişimimiz için de o kadar gereklidir. Yiyeceğin özü zihinmizi çok etkiler. İyi bir diyet, taze, ha-fif, besleyici yiyeceklerden oluşmalıdır (meyve, hububat, kuru erzak, sebze vb.). Bunlar birinci derecede yararlı olan besinlerdir. Vücudumuzu zinde tutmaya yararlar. Zihni açık ve keskin yaparlar.
Güneş, havanın, toprağın, suyun, meyvelerin, sebzelerin, bitkilerin, dünyadaki yiyeceklerin tümünün oluşumunu sağlar. Et, balık ve tavuktan elde ettiğimiz yarar, ikinci derecededir. Hayvan eti yüksek oranda toksin oluşturur. Yüzde seksen yiyecek zehirlenmesi et ve et ürünlerinden kaynaklanmakta ve bir çok hastalığa neden olmaktadır. Et ihtiyacımızdan fazla protein içermesine rağmen hayati vitamin ve minerallerden yoksundur. Biz vücudumuzu doğal olmayan bir diyeti uygulamaya zorluyoruz. Bizim dişlerimiz ve bağırsaklarımız et yiyen hayvanlarınkinden farklıdır. Aslında, meyve yiyen hayvanlar, bizim anatomi ve fizyolojimize daha uygundur. Bir dönüm hububat üretilen arazi, bize bir dönüm hayvan yetiştirilen araziden beş defa fazla protein sağlar. Tıbben vejeteryan diyetin önemi anlaşıldı. Böbrek, kalp hastalıklarına ve kansere az yakalananlar bu türlü beslenenlerdir. Böyle beslenenlerin vücudu hastalıklara karşı çok daha dirençlidir ve et yiyenlere göre formlarını daha iyi korurlar. Et yiyenlerin vejeteryan diyete karşı gelmelerinin en büyük nedeni protein eksikliği korkusudur. Gerçekte ise, et yiyenler yiyeceklerinden en kötü kalitede protein yemektedirler ki bu protein ölü veya ölmekte olan proteindir. İnsan da fizyolojik doğası itibariyle bir hayvandır. İnsanlar proteinini bitki dünyasından elde edebilirler. Hayvani protein çok miktarda ürik asit içerir ki bu ürik asidin karaciğer tarafından karşılanması gerekir. Bu asidin bir kısmı ortadan kalkarken geri kalan kısmı eklem yerlerinde depolanır, bu da damar hastalıklarına neden olur. (gut hastalığında olduğu gibi ağrılar yapar). Fındık, fıstık, ceviz, süt ürünleri, soya fasulyesi, kuru fasulye, nohut, mercimek, bezelye vs. yüksek miktarda protein sağlar. Batılılar proteini ihtiyaçlarından çok fazla elde eder. Gerçekte bilim adamları arasında, vücudun ne kadar proteine ihtiyaç duyduğu hakkında bir anlaşma yoktur. Dünya Sağlık Örgütü, günde 25-50 gr. Arasındaki proteinin vücudu sağlıklı tutmak ve gelişimini sağlamak için. (hücre yaptığını), yeterli olduğunu söylemişlerdir.
Kurutulmuş tohumlar müsli, süt, ekmek, peynir, pirinç ve fasulyeler vücudun gereksinim duyduğu tüm proteinleri içerirler. Bunlar, aynı zamanda lezzetlidir, iştah açarlar, hazırlaması kolaydır, yaratıcı ahçı için sonsuz menü alternatifleri sunarlar. Bu tür yiyecekler taze ve doğaldır. Sağlıklı bir vejetaryan diyet lif doludur. Doğal yağ içerir, rafine edilmemiş yiyeceklerden oluşur, hayvan yağları içermediğinden kolestrolü dengede tutarlar.
İncilde 'Tohum içeren her bitki ve meyvesinden tohum çıkaran her ağaç sizin için et yerine geçecektir' diye bir ifade yer alır. Bu da baklagillerin önemini vurgular.
Swami Sivanan 'Yemenin saflığı, içsel doğanın saflığını getirir.' demiştir. Hububatlar günde kuru tane hesabıyla elli gramdan fazla yenmemelidir. Yenirse bazıları kanda alyuvar miktarını azaltır, bazıları guatra neden olur, bir çoğu da hazım bozukluğuna yol açar. Bir yıldan fazla duran hububatlar yenmemelidir. Hububat tanelerini dişle ortadan kırdığımızda kesitli cam gibi parlaksa bunlar bayattır, yenmemelidir. Tozlu, mat görünüşlü olanlar yenmelidir, taze olan bunlardır. Ayrıca tanelerin küflü olmamasına da dikkat edin. Hububatlar bulgur pilavı ile birlikte yenirse, protein oranı artar. Onun için, hububat yemeğinden sonra pirinç veya bulgar pilavı ya da makarna yenebilir.
Kuru fasulye sinirleri kuvvetlendirdiği gibi, bol protein ve enerji sağlar. Kuru bezelye kasların gelişmesini ve tamirini sağlar.
Mercimek kan yapıcı olup süt veren annelerde sütü artırır. Demir içerdiği gibi, B vitamini ve fosfor bakımından da zengindir. Bedenen ve zihnen çalışanlara enerji verir. Yapılacak mercimek çorbası ile süt veren annelerin sütünün besin değerini yükseltip çocuğun gelişimine katkıda bulunur. Mercimek sinirleri kuvvetlendirir. Akşam yemeğinde yenen limonlu mercimek çorbası iyi uyku verir. Bağırsaklara hafif yumuşaklık verir. Mercimek çok iyi çiğnenmeli ve mideden önce ağızda hazmedümelidir. Hızlı yenmesi halinde midede zor hazmedileceğinden gaz yapar. Havuç, marul, soğan ve salatayla yenmesi iyi olur.
Nohut idrar yollarını temizler, bol idrar söktürür, böbrek tıkanıklığı, ürat taşı ve kumu olanlara, şişmanlara, kalp hastalığı olup da vücudu su toplayanlara çok fayda verir. İdrar yolları yanmalarını geçirir. Bol fosfor, B vitamini ve proteiniyle beyni ve sinirleri dinlendirir, normal çalışmalarını sağlar, mideyi kuvvetlendirir, iştah açar.
Soya fasulyesi çok kuvvetli, etteki proteinin iki mislini içeren çok önemli bir gıdadır. Bol B vitamini ve mineralleriyle hazmı kolaydır. Adalelerin, sinirlerin ve kemiklerin gelişmesini sağlar. Nadir yiyeceklerde bulunan Lesitin maddesi "ile beynin çalışmasını arttırır. Et yemeyenlere, gelişme çağındaki çocuklara, bedeni ve ruhi sürmelaj olanlara, sinirleri zayıf düşmüş kişilere, hastalıktan yeni kalkmış olanlara iyi gelir. Çok kuvvetli bir gıda olduğu için günde 25 gram yeterlidir. Guatrı olanlar, olmaktan korkanlar yememelidir. Ağırlık yapan çörek, börek gibi şişmanlatıcı yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Bunlar uyku getirdiği gibi insanın iştihanı açar. Oysa ki yararlı bir beslenmenin uyku vermek yerine enerji verdiği görülmektedir. Taze sebze, meyve, yeni sıkılmış taze meyve suyu, süt ve süt ürünleri, fındık, fıstık, ceviz, bal, pekmez, bitkisel çaylar, vücut beslenmesine yarar sağlarken acı, ekşi, tuzlu yiyecekler, zihin ve vücut dengesini bozarlar, vücudu zihnin aleyhine beslerler. Vücudu, zihni, hisleri etkileyip yorgunluk yaparlar. Zihniniz sizin kontrolünüz dışında çalışabilir. Baharatlar, kahve, kara çay, tuz, çikolata zararlı yiyeceklerdir. Acele ile yemek yemek de sağlıksızdır. Yemek yerken bir şeyler okunmamalı, başka şeyle meşgul olunmamalıdır. Küçük lokma alınıp çok çiğnenmeli ve mideye fazla iş bırakılmamalıdır. Yoksa midede gaz yapar. Et, alkol, tütün, soğan, sarımsak, sirke gibi fermente yiyecekler, bayat ve aşın olgun maddeler fazla tüketilmemelidir. Bunlar ne vücudu ne de zihni iyi beslerler. Vücut enerjisi azalır, bağışıklık sistemi azalır.
Doktorlar tarafından kalp ve damar hastalıklarına yakalananlara yenmemesi tasviyen edilen kırmızı etin kanser yaptığında iddialar arasında yer almaktadır. Ayrıca kırmızı etin hazım zorluğu nedeni ile, midenin uzun çalışmasını, kanın başa değilde mideye pompalanıp, yönlenmesini sağlamaktadır. Bu durumda düşünce gücümüzü olumsuz etkilemektedir. Japonlar tavuk, balık yerler. Kattiyen kırmızı et yemezler. Kanser olayına burada pek raslanmaz. İskoçların kırmızı ette buldukları 'Deli Dana' hastalığında bu etlerin yenmemesini bir daha ispatlar niteliktedir. Kırmızı et insanı öfkelendirir, bezginliğe neden olur.
DERLEYEN.EDİTÖR
İletişim:bilgi@gencogrenci.com
 

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :kişisel gelişim - kişisel gelişim yazıları - kişisel gelişim kitapları - genç gelişim - kişisel gelişim nedir -

Yorumlar