İşsizlik

Devlet İstatistik Enstitüsü'nün bildirdiğine göre (12/10/2000 tarihli gazeteler), ülkemizdeki işsizlik oranı %6.2'dir ve bu hesaba göre 1.5 milyon kadar işsiz bulunmaktadır. Eksik istihdamın işgücündeki oranı ise 57.4'tür. Başka hesapla, 67 milyon nüfusun 23 milyonu işgücündedir. Gerçek işsiz sayısının ise bu rakamın oldukça üstünde olduğunu kabul etmek gerekir. Ayrıca "gizli işsizleri de bu sayıya eklemek zorunluluğu vardır. Yurt dışında çalışan işçilerimizden, bulundukları yabancı ülkenin kendi sorunları nedeniyle yurda dönmek zorunda kalan yurttaşlarımızın sayısı da giderek artmaktadır. Bu işçilerin hepsinin ülkemizde hemen iş bulabilmesi de olanaklı değildir. Gerçek şudur ki Türkiye'de endüstrileşme hızı (yılda %1.5 istihdam artması) nüfus artışının (yılda %3) çok altındadır, bu nedenle işsiz sayısı da giderek artacaktır.
Burada, işsiz yurttaşlarımızın ruhsal sorunlarını incelerken, iş bulma olanağı bulabilmiş yurttaşlarımızın benzer sorunları taşımadığı savında değiliz. Ülkemizin ekonomik, sosyal ya da siyasal yapısı içinde, çalışanların da yeterli iş güvencesi olmadığını, her an "işsiz" kalabileceklerini belirtmeliyiz. Başka bir sorun, öğrenim kurumlarının programsız bir biçimde geliştirilmesi sonucu, aynı zamanda "diplomalı işsizlerin" de giderek artmakta olduğudur.
İşsizliğin birey üzerindeki ruhsal etkilerinin değişik yönleri vardır. Doğal olarak bu etki olumlu olabilir, işsiz kişinin yaratıcı enerjisini kamçılayabilir; bununla birlikte insanoğlunun yapısında olumsuz biçimde etkilenme olasılığı daha baskındır.
İşsiz, yaşamını sürdürebilmek için herşeyden önce kendine bir "barınak", "ekmek" ve "giyecek" sağlamak zorundadır. Bu nedenle/buluncaya kadar iş arayacak, iş için başvurduğu kapılar yüzüne kapandıkça benliği zedelenecek, ekonomik ve ruhsal yönden güven duygusunu kaybedecektir. Bu durum, ruhbilim açısından kendine güvenin kaybı demektir. Ardından, iş bulamadığı sürece kendini kusurlu, yetersiz bulmaya başlayacak, ilişkide bulunduğu kişilere karşı, iş için başvurduğu kişilere olsun, kendi yakınlarına olsun, kırıcı davranışlar gösterebilecektir.
İş - güç sahibi bir kişi için de, denilebilir ki, önemli bir "zaman" sorunu yoktur; sabah işine gidecek, günün önemli bölümünü çalışmakla geçirecektir. İşsiz ise bütün gün boştur, kendi sorunları ile baş başadır, evdeki yaşamının düzeni bozulmuştur, sabah kalkma, gece yatma ya da yemek saatleri karmakarışık olmuştur. "Yenik" bir kişi olduğunu kabullenmek zorundadır.
Kişiler, güç durumda kaldıklarında ruhsal savunma niteliğinde davranışlara başvurur, bu insan psikolojisinin önde gelen özelliklerinden biridir. İşsiz kalmış kişi de sıkıntısını gidermek amacıyla ruhsal savunma niteliğinde davranışlara yönelir. Örneğin, yakın ya da uzak çevresine karşı, *sabah çalışmaya gidiyormuşçasına evden ayrılır; akşam işten dönüyormuşçasına eve gelir. Aradaki zamanı, iş arama, sinemaya vb. gitme, rast-gele - sıkıntı içinde - dolaşma ya da bizim kültürümüze özgü bir biçimde kahvehanelerde oturma ile doldurur. Bu tür bir savunma o dereceye varabilir ki, diyelim çalışanların öğle tatilinde çay içmek için uğradıkları bir yer varsa, işsiz de çalışanlarla birlikte aynı yere gider, çalışanlarla aynı davranışı gösterir.
İşsizlerin ölçüsüz para harcadıkları da sık karşılaşılan bir durumdur. Eldeki avuçtaki parayı - tabii varsa - lüks, gereksiz harcamalarla kısa sürede tüketebilir, sonra bundan pişmanlık duyar. İşsizlerin sıkıntıları nedeniyle paralarını son kuruşuna kadar alkollü içkiye yatırdıkları da az rastlanan bir durum değildir. İşsizlerin, işsizlik sigortası ödeneği aldıkları Batı ülkelerinde bu tür aşırı harcama özel bir sorun oluşturmaktadır.
İşsizlik uzadıkça, kişi doyumunu kendi hayal dünyasında aramaya yönelebilir. Gününü, bir gün muhakkak kazanacağı, yaşamını iyi bir biçimde sürdüreceği düşü içinde geçirir, planlar kurar, çevresine anlatır. Ya da bir takım hastalık belirtileri göstermeye başlar. Tıp dilinde "psikosomatik hastalık" dediğimiz bozukluklar ortaya çıkar. Bu hastalıklar, kişinin iç dünyasındaki sıkıntılar, gerginlikler, heyecanlar sonucu gelişen mide ülseri, tansiyon yüksekliği, baş ağrısı gibi ruh ve beden bütünlüğünün bozukluklarıdır. Bunların dışında, yasa dışı yollara başvurma da görülmektedir. Kuşkusuz böyle bir durum, geniş sosyal, ekonomik boyutlar taşımaktadır ve bunun tartışması konumuz dışında kalır.
Ailesi, akrabaları, arkadaşları, iş bulamaması nedeniyle, anlayışlı ve sevecen davranmamaya başlarsa, özellikle bu çok sıkıntılı döneminde "yürek gücü (maneviyat)" gereksinimi içinde olan işsiz, "ruhsal çöküntü (depresyon)" içine girer. İşsiz kalan bir kişide dikkate değer ruhsal değişmelerden biri de, günlük alışkanlıklarının daha belirgin hale gelmesidir. Örneğin, pek kimseyle görüşmeyen bir kişi ise, hiç kimse ile görüşemez olur. Sonunda işsizlikle bağıntılı olarak kişilik değişmeleri ortaya çıkar. Duygusal dengesi bozulur, çabuk kızar, hiddetlenir, heyecanlanır, çevresi için kırıcı olmaya başlar, küçük nedenlerden, tartışma çıkarır, hatta kavga eder. Çevresi için güvenilmez, zararlı, tüketici bir görünüm kazanır. Her konuda ön yargılı, yürek gücü olmayan, tartışma kabul etmez bir kişi olur. Önceden açık olmayan bir aşağılık duygusu varsa, bu kompleksi iyice belirginleşir.
Buraya kadar sözünü ettiğimiz, işsizin kişisel dramıdır. İşsiz, bu dramı yaşarken, özellikle yakın çevresi, eşi, çocuklan da başka bir dramı paylaşır. Anne veya babanın işsizliği, çocuklarda sıkıntı, güvensizlik duygulan ortaya çıkarır. Çocuklar ev dışında, anne - babası iş sahibi çocukların yanında her zaman eziktir, işsiz ebeveynin dramını aynı çizgide izlemeye yönelir. İşsiz kişinin eşini bekleyen de aynı dramdır. Yetişme çağındaki çocuğun, kendine örnek olacak, güçlü bir kişiye (otorite figürüne) gereksinimi vardır. İşsiz dolaşan ya da evde oturan bir ebeveynin, çocuk için iyi bir benimseme objesi olamayacağı açıktır. Böyle bir durum, çocukta kişiliğin gelişmesinde önemli eksikliklere yol açar.
İşsiz kişinin, eşinin, çocuklarının dramı kadar önemli olan husus, işsizlerin ortaya çıkarabileceği toplumsal sorunlardır. Mesela özellikle iki dünya savaşı arasında İtalya ve Almanya örneğindeki antidemokratik eylemlerin gelişmesinde, yürek gücünden büyük ölçüde yoksun olan bu işsiz kişilerden yararlanılabildiğini anımsamak gerekir.
Kuşkusuz kişi, yaşamı boyunca en büyük doyumu, bir iş yapmasıyla, "üretici" olduğunu görmesiyle bulacaktır. Bu bir anlam da, kişinin "yaratıcı" gücünün bilincine varmasıdır. İşsiz bu güçten yoksun kalmış, daha doğrusu yoksun bırakılmış kurbandır.
İşsizlik dönemlerinde işçiler üzerinde yapılan çalışmalarda, ruhsal bozuklukların, alkol ve madde kullanımının arttığı gösterilmiştir. Dahası, bu dönemlerde mide ülseri, yüksek tansiyon gibi hastalıkların da arttığı bilinmektedir.
Alt sosyoekonomik gruplar, işlerini kaybetme ya da işten atılma konusunda özellikle duyarlıdırlar. Kuşkusuz bunun nedeni, yeni bir iş bulma konusunda daha az şansları olması ve işsiz kaldıkları süre içinde geçimlerini sağlayacak sosyal güvencelerinin daha az oluşudur. ABD'den bir rakam vermek gerekirse, son 5 yıllık dönemde, 20 yaş ve sonrası gruptan 11.5 milyon kişi işini kaybetmiştir. Bunların bir bölümü, çalıştıkları işyerinin kapatılması, bir bölümü de, istihdam sayısının azaltılması sonrası işlerini kaybetmişlerdir. İşini kaybeden bu 11.5 milyon kişinin bir bölümü artık bir daha çalışmamışlardır. Bir kısmı da, daha az ücretli bir işte çalışmayı sürdürmek zorunda kalmıştır. Bir kısmı ise, daha az beceri ve ustalık isteyen işlere kaymışlardır. Kalanları da, önceki işlerine göre daha az fayda sağlayan işlerde çalışmak zorunda kalmış, bir kısmı da zaman zaman ancak iş bulabilmişler, zaman zaman da işsiz kalmışlardır.
İşinden atılan kişiler ya da işyerlerinin küçültülmesi nedeniyle işini kaybedenler, stresin bir sonucu olarak depresyon, anksiyete, bedensel hastalık ve madde bağımlılığı ile karşı karşıya kalabilirler. İşlerini yeni kaybetmiş kişilerin eşleri ve çocuklan da fiziksel ve duygusal taciz riski altındadır. İşlerini kaybedenlere ve aile üyelerine danışma programları ve grupları, bu kişilere ve ailelerine yardımcı olabilir.
İşten çıkarılmanın sonu işsizlik olacaksa, bu konu yukarıda tartışılmıştır.
DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@gencogrenci.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :kişisel gelişim - kişisel gelişim yazıları - kişisel gelişim kitapları - genç gelişim - kişisel gelişim nedir -

Yorumlar