insanların Sizden Yararlandıklarını mı Düşünüyorsunuz?

Kuşkusuz bu görüş, yaşamın tüm cephelerine taşınabilir. İşinizi ele alalım örneğin. Orada, diğer tüm işyerlerinde ve bürolarda rastlanan bazı ufak tefek kıskançlıkların ve güvensizliklerin görülmekte olduğunu belirtmeme gerek yoktur sanırım. Niçin o kadar çok insan, daima kullanılmakta oldukları fikrine kapılıyor acaba? Bunun nedeni, iş arkadaşlarına ve yöneticilere yeterince inanç duyulmamasıdır.                             
Siz, sürekli olarak başkalarınca kullanıldığını veya herkesin kendisine karşı olduğunu düşünenlerdenseniz, bir kez kendi içinizi gözden geçirin dostum. Sizde bir yanlışlık olması ihtimal dahilinde! Kendinizde, kurtulmayı arzuladığınız bazı hatalar olabilir ve kurtulmanız gereken ilk şey hatasız olduğunuz duygusudur.- Eğer birtakım hatalarınız olduğunun (kimin yok ki?) farkındaysanız, başkalarının sizi hoş görmelerini beklemekten vazgeçin - siz, onlar için bir şeyler yapın.                                                       .
Bu durumlarda en kötü olan şey, kendi kusurlarınızı görmemek, ya da aşın şişkin bir egonun etkisiyle, sizdeki hataları, başkalarının erdemlerinden daha üstün görmenizdir.
Bu tür bir davranış ise sizi işinizde de, başka herhangi bir yerde de mutsuz kılar. Belki patronunuz, sizin hak ettiğinizi düşündügünüz o terfiyi veya başkan yardımcılığını başka birine verdi. Şimdi biraz durun; siz o işi gerçekten hak mı ettiniz, yoksa öyle düşünmek hoşunuza mı gidiyor? İstediğinizi neden elde edemediğinize dair kafanızda yüz tane fikir dolaşıyor. İşvereniniz öteki adamı daha çok seviyor, onunla golf oynuyor, evine yemeğe gidiyor vs. vs.
Fakat bence, çoğu zaman bu gibi şeylerin pek bir önemi yoktur. Tüm iş adamlarının terfi verirken, zam veya belirli bir mevkiye atama yaparken ilgi duydukları nokta, kimin en kaliteli olduğudur. Sizin, patronunuza inanç beslemeniz ve onun esasında, işini iyileştirmeyi amaçladığına inanmanız gerekir.
Rakibinizin büyük patronla golf oynamasını bir yana bırakırsak, acaba o, ek bir sorumluluk alma konusunda sizden daha mı iyi? İşini daha ustaca ve homurdanmaksızın mı yapıyor? Bundan da önemlisi, genelde kendisinden beklenenin daha fazlasını mı veriyor?
Eğer tüm bu sorulara dürüstçe yanıt verecek olursanız, çoğu zaman karşılaşacağınız sonuç, işinizde terfi etmeyi hak etmediğiniz
olacaktır.
Peki bu konuda ne yapabilirsiniz? İlk şey olarak, meseleyi unutun; kendiniz için üzülmeyi bırakın. Daha sonra kendinize başka bir soru sorun: "Yaptığım işten mutlu muyum?" Bunun yanıtı "hayır" ise, o zaman iki seçiminiz var: İşinizde mutlu olmayı öğrenmek, ya da bu size olanaksız geliyorsa, başka bir iş aramak!
İşinizde mutlu olma konusunda bir çaba göstermek niyetin-deyseniz, şunu deneyin: İşinize ilgi duyun; çalışırken biraz heves gösterin. İşvereninizin sorunlarıyla ilgili her tür araştırmayı yapın; sıradan işleri, birer meydan okuma olarak görün; zihninizde, işyerinden neler alabileceğinizi değil, ona neler verebileceğinizi tasarlayın; çalışmaktan korkmayın. Arthur Brisbane şunu söylemişti: "'Başarı'nın, 'çalışma'dan önce geldiği tek yer, sözlüklerdir."
İnsan, yaptığından zevk alıyorsa, iş ona asla ağır gelmez. Siz de, sizden beklenenin biraz daha fazlasını yapmaya çalışın. Bu kitapta, düşünen pek çok kişiden alıntılar yer alıyor. Eğer bana, onlardan sadece bir tanesini kullanma izni verilseydi, sanırım bu, A.W. Robertson'inki olurdu: "Eğer bir adam, sadece kendinden bekleneni yapıyorsa, o bir köledir. Daha fazlasını yaptığı an özgür biridir."
 
Haydi yine ufak tefek şeylere dönelim. Temiz giyiniyor musunuz? İş arkadaşlarınıza davranışınız dostça mı? Size fazladan bir iş verildiğinde, sürekli hoşnutsuzluk gösterir misiniz? Daima, başkalarının işini onlardan daha iyi yapabileceğinizi söyler misiniz? Sürekli yakınan biri misiniz?
Eğer bu soruların her birine, doğru yanıtları bildiğiniz halde, kasten zıt yanıtlar verdiyseniz, terfi veya tayini alamadığınız için yakınmayı bırakın artık  kovulmadığınız için şükredin!
Artık kendinize bir çekidüzen verin - patronlar da dahil, insanlara bir parça inanmaya bakın. Eğer işinizde yine de yükselemiyorsanız, o zaman Elbert Hubbard'ın sözünü anımsayın: "Şu dünyada iki tür hoşnutsuzluk vardır; iş gören hoşnutsuzluk ve ellerini oğuşturan hoşnutsuzluk. Birincisi, istediğini elde eder; ikincisi, elindekini kaptırır. Birincisi için, basandan başka çare yoktur, ikincisinin ise çaresi hiç yoktur."
DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@gencogrenci.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :kişisel gelişim - kişisel gelişim yazıları - kişisel gelişim kitapları - genç gelişim - kişisel gelişim nedir -

Yorumlar