İnsanın Sekiz Evresi

Temel güven duygusu ya da güvensizlik... Özerklik ya da utanç... Girişkenlik ya da suçluluk... Çalışkanlık ya da aşağılık duygusu... Kimlik oluşturma ya da rol karmaşası... Yakın ilişkiler ya da soyutlanma... Üretkenlik ya da kısırlık... Bütünleşme ya da umutsuzluk...
   Erikson'a göre, insanın sosyalleşme süreci sekiz evreden oluşur. Erikson bu teorisini farklı sosyal gruplarda yer alan çocuklar ve gençlerden edindiği tecrübeler sonucunda geliştirmiştir. Teoride yer alan her bir evre, aslında psikososyal bir krize denk gelir. Çocuk ya da genç, bir sonraki evreye geçmeden yüz yüze geldiği bu krizi sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturmalıdır. Söz konusu evreler bir çeşit mimarî çerçeve içinde düşünülür; yani temel doğru atılırsa, birinci kat ve ondan sonraki katlar sağlam olur. Tıpkı buna benzer şekilde, eğer bir önceki evrede karşılaşılan kriz çözüme kavuşturulamazsa, bir sonraki evrede karşılaşılacak olan krizin sağlıklı bir biçimde çözülemeyeceği kabul edilir.
  Erikson'a göre insanın sosyalleşme evreleri aşağıdaki gibidir:
1. Temel Güven ya da Temel Güvensizlik Duygusu (Umut): Bu dönem, çocukluğun ilk 1-2 yılını kapsar. Kendisiyle iyi ilgilenilen, iyi beslenen ve sevgi gören çocuklar güven duygusu geliştirirler. Kendilerine ve çevreye güvenirler. Yeterince ilgilenilmemiş çocuklar ise kendilerini güvende hissetmezler ve karşılarındaki insanlara güvenmezler.
2. Özerklik ya da Utanç (İrade): Tüm insanların çocukken karşılaşacakları ikinci kriz, 2-4 yaşları arasında görülür. Çocuğun büzgeç kaslarının gelişimiyle dışkılama sürecini kontrol altına alabilme becerisi bu dönemde gelişir. Anne baba tarafından kendisine yeterli bakım sağlanmış ve çok zorlayıcı olmayan, ama sınırları belli bir tuvalet eğitimi almış olan çocuklar bu dönemden özgüven duygusuyla çıkarlar. Utanç yerine, kendilerini kontrol etmeyi öğrenirler. Ancak bu dönemdeki özerklik çocuğun bütünüyle özgüven sahibi, girişimci ve bağımsız bir yetişkin olacağı anlamına gelmez. Çocukluğun bu döneminde özerklik; kendi isteğinin yerine gelmesi için inatçı, sinirli ve hırçın olma şeklinde gözükür. Örneğin, bu dönemde iki yaşında bir çocuk annesinin yolun karşısına geçmesini önlemek için onu çekiştirebilir. Bunun dışında, çocuk markette ya da başka bir yerde kendisine beğendirilmeye çalışılan her şeye "Hayır" deme eğilimindedir.
3. Girişkenlik ya da Suçluluk (Hedef): Üçüncü psikososyal kriz, çocuk "oyun çağf'na geldiğinde kendini gösterir. Bu dönemde sağlıklı gelişen bir çocuk; hayal kurma ve çeşitli oyunlar yoluyla yeteneklerini ve hayal gücünü geliştirmeyi, başkalarıyla işbirliği yapmayı ve yeri geldiğinde liderlik yapıp yeri geldiğinde de gruba uymayı öğrenir. Buna karşılık, suçluluk duygusuyla dolan çocuk korku hisseder, grupların içine çok fazla girmez, aşırı bir şekilde yetişkinlere bağımlı olur ve oyun yeteneği ve hayal dünyası fazla gelişmez.
4. Çalışkanlık ya da Aşağılık Duygusu (Yeterlilik): Dördüncü psikososyal kriz, çocuk "okul çağı"na geldiğinde ortaya çıkar. Bu dönemde çocuk, yetişkinlikte kendisine lazım olacak yetenekleri öğrenmeye başlar. Arkadaşları ile belirli kurallar çerçevesinde ilişki kurmayı öğrenir. Serbest oyundan, kuralları belirli oyunlara yönelir ve futbol gibi takım oyunlarına ilgisi artar. Sosyal çalışmalarda, okuma ve aritmetikte gelişme gösterir. Bu dönemin başarılı geçmesi için düzenli ev ödevi yapılması şarttır. Yıllar geçtikçe, çocuğun kendi kendisini disipline sokma ihtiyacı artar. Eğer çocuk geçmiş krizleri sağlıklı bir şekilde çözmüşse, kendine güvenli, özerk, girişimci olmayı öğrenmiş demektir. Bu gelişimler, çocuğun kolaylıkla çalışkan olmayı öğrenmesini de sağlayacaktır. Buna karşılık, kendine güveni düşük olan çocuğun gelecekten şüphe etme ihtimali yüksektir. Önceki dönemlerde utangaç olmayı ve kendisini suçlu hissetmeyi öğrenmiş olan çocuk, yenilgi ve aşağılık duygusu hissedecektir.
5.    Kimlik Oluşturma ya da Rol Karmaşası (Bağlılık): Bu dönem 12-13 ile 20 yaşları arasındadır. Bu evrede çocuk "Ben kimim?" sorusuna doyurucu ve kendisini memnun edecek bir cevap bulmaya çalışır. Ancak en sorunsuz gençler bile bir tür rol karmaşası yaşarlar.
Bu dönemde hem kızlar hem de erkekler belirli oranda kurallara
uymayı reddeder; isyan duygusuyla hareket ederler. Kendi kimlikleriyle ilgili şüpheyle doludurlar.
Erikson'a göre gençliğin erken yıllarında yetişkin bakış açısı geliştirilebildiği takdirde, genç insan ken
dinden emin hale gelir ve kendisi  hakkında şüpheci olmaz.  
Gençliğin sonraki yıllarında, cinsel kimlik, yani kadın ve erkek kimliği oluşur. Genç kendisine ilham verecek bir lider arar ve yavaş yavaş kendine göre idealler geliştirmeye başlar. Başarılı gençlerin idealleri, hiç kuşkusuz sosyal açıdan uygun ve arzu edilir ideallerdir.
6. Yakın İlişkiler ya da Soyutlanma (Aşk): Başarılı genç yetişkinler ilk kez hakikî anlamda yakın ilişkiyi tecrübe ederler. Bu yakın ilişki onların iyi bir evlilik yapmalarını ya da candan bir arkadaşlık kurabilmelerini sağlar.
7. Üretkenlik ya da Kısırlık (Sorumluluk): Yetişkinliğin psikososyal krizi üretken olmak ya da üretken olamamaktır. Bu dönemde insan hem iyi bir evlilik yapmalı hem de iyi bir ebeveyn olmalıdır. Ayrıca çalıştığı işte de üretken olmalıdır.
8. Bütünleşme ya da Umutsuzluk (Bilgelik): Eğer bundan önceki yedi psikososyal kriz başarılı bir şekilde atlatılmışsa, olgun yetişkin çok dengeli bir kişilik geliştirmiş ve her anlamda bir bütünlük oluşturmuş demektir. Böyle bir kişi, başkalarına güvenir, bağımsızdır ve "yeni olan"a cesaret edebilir. Çok gayretli çalışır, yaşamında tanımı iyi yapılmış bir role sahiptir ve kendisini mutlu eden bir "kendilik kavrayışı"na sahiptir. Kendisini sınırlandırmadan, suçluluk hissetmeden, geri çekilmeden ve gerçeklikten uzaklaşmadan insanlarla ve eşyayla ilişki kurabilir. Çocuklarından, işinden ve ilgilerinden memnundur. Buna karşılık, eğer önceki psikososyal krizlerden biri ya da birkaçı uygun biçimde çözülmemişse, kişi kendisini ve yaşamını başarısız görüp umutsuzluğa düşebilir.
Bir insanın hayatını belirleyen bu sekiz evre ya da psikososyal kriz, kişiliğin nasıl geliştiğine ilişkin akılcı ve kuşatıcı tanımlardır. Fakat bunların sadece bir tanımlama olduğu unutulmamalıdır. Biz henüz, temel güven duygusuna ve kimlik gelişimine ya da temel güvensizlik duygusuna ya da rol karmaşasına ne tür çevrelerin sebep olduğu hakkında, ilkel sayılabilecek bir bilgiye sahibiz. Geçtiği çeşitli aşamalarda çocuğa olumlu öğrenme ortamı hazırlayarak ona yardım etmek, anne babaların ve eğitimcilerin çok iyi bildiği gibi karmaşık ve zor bir iştir. Bu görevin daha başarılı bir şekilde yerine getirilebilmesi için, çocuk gelişimi alanında yapılan araştırmaların arttırılmasından başka bir yol yoktur.
   Sonuç olarak, sosyalleşme bir öğrenme ve öğretme sürecidir. Öyle ki başarılı olduğunda, bir organizma olarak insanı çaresiz ama bütünüyle benmerkezci olan çocuk halinden alır, bağımsız bir üretkenlik yeteneğine sahip, duyarlı ve uyumlu bir yetişkin haline getirir.
DERLEYEN.EDİTÖR
İletişim:bilgi@gencogrenci.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :kişisel gelişim - kişisel gelişim yazıları - kişisel gelişim kitapları - genç gelişim - kişisel gelişim nedir -

Yorumlar