Hayat Sırlarla Doludur

Zekânın, olgunluk çağında derinleşmeye ve insan hayatını kuşatmaya başladığını görüyoruz. Estetik, akıl, ahlakî güç ve diğer insanî özellikler, ihtiyarlayınca gelişmesini yine sürdürüyor. Dante ihtiyarladığında, beli bükülüp yürüyemez hale geldiğinde kaleme aldığı "Cennet" isimli kitabının en can alıcı noktalarını yazıyordu. İnsanlar, manevî hayatlarının, kaderlerinin birer zanatkarı olduğunu unutmamalı. Bu kaderi dikkate alan insanlar rahat bir hayat yaşar. Kişideki akıl gelişmesi, ırkın gelişmesinde olduğu gibi karşı gelinmez bir şey değildir. Sayısız türdeki hayvanların gelişmesi süresinde bilinç duraklar ve öylece kalır. Karınca ve arı örneğinde bu durum açıklıkla kendini gösterir. İnsanlarda da sık sık böyle durumlara rastlanır. İnsanlar ruhlarının gelişmesinin farkında olamazlar; çünkü bu gelişme onların iradî davranışları sonucunda ortaya çıkmaz. Kimse kabul etmez belki; ama birçok kişi on iki veya on dört yaş seviyesinde gelişir ve öylece kalır. Bunun sebeplerini tam olarak bilemiyoruz. Genel olarak zihnî gerilik daha çok alkolik, frengili ve geri zekâlı ebeveynlere sahip ailelerde görülüyor. Zekâları daha uzun zaman gelişmekte olan insanlar arasında, birçoklarının zihnî gelişme gösterememesi örneğine de rastlanabiliyor.
Normal olarak gelişen insanlarda, aklî ve manevî yükseliş, hayatın bir temel oluş tarzı olarak kalıyor. Her devirde en gelişmiş insanlar zihin bakımından ilerlemek için iradelerini kullanmışlardır. Modern toplumlarda bu çabayı görmek mümkün değil. Zekayı duygudan ayırmak muhakeme gücünü azalttığı gibi arzu edilen sonuca da ulaşmamızı engelliyor.
Maeterlinck, "Sevmeden görmek, karanlığa bakmaktır. " diyor. Modern eğitim sadece muhakemeyi eğitmekle aklın gelişmesini önlemiş oluyor. Birçok sınavın hazırlanması hafızayı kuvvetlendiriyor; fakat zekaya aynı etkiyi yapmıyor. Toplumların menfaati, zihnî bir kültüre ihtiyaç duyuyor. Mühendislere, biyolojistlere, iktisatçılara, tarihçilere, fizikçilere ve filozoflara da ihtiyacımız vardır. Bilgiyi ilerletecek olanlar yalnız zekâ uzmanlarıdır. Kütüphanelerin, dersliklerin ve laboratuvarların atmosferi, buralarda fazla kalanların ruh iklimini bozabilir. Buradan da, ihtisasa girebiliriz. İhtisasın aklı daralttığını söylemek yanlış olmasa gerek. İhtisas, tıpkı bir sis gibi, bizi gerçeklerden ayırıyor.
Hayatın sırrı, kendisindedir. Vücudumuzun organik ve manevî faaliyetleri bu sırrı teşkil eder.
İlkbaharda ağaçların usaresinin yukarıya doğru yükselmesi gibi akıl da bizde irade gücü olarak yükselince, hem zekâ, hem muhakeme, hem kendine hakim olma ve hem de ahlak güzelliği olarak görülüyor.
İnsanı dağın doruğuna ulaştıran yol, herkes için sarp ve zor, herkes için güzeldir. Hiç kimse bu yolda fedakarlık yapmazsa ilerleme olmaz. Fedakarlık olmadan manevî yükselme de olmaz. Servet, şöhret, vatan ve millet sevgisi, bir ideal aşkı bu tür fedekarlıklardandır. Asker, modern çağın korkunç savaşına gönüllü olarak katılır. Noguchi, yapayalnız, hasta olarak Newyork Rockefeller Enstitüsü'nün laboratuvarını terk edip Afrika'ya gider ve orada sıtmadan ölür.
Güzelliği ve gerçek saygısı olanlar bütün güçleri ile Allah'a doğru uzanırlar. İnsanı kaderinin zirvesine ulaştıran muhakeme değil, duygudur. Akıl, ızdırap ve arzu ile büyür. Bu anlamda, Allah'a ulaşmak da gayenin sırrı olur.
Manevî olgunluğun şerbetini çok az insan içer; çünkü bu ısrarlı bir iradî gayreti ve nefis terbiyesini gerektirir. Bilhassa psikofizyolojik; yani İlahî lütuf şartlarını bilenler, zirvedeki aydınlık yola girmiş sayılırlar. Medenî insanların çoğu bu duygudan mahrumdur. Hayvanlığa yakın olanlar sadece maddî değerleri elde etmek için çırpınırlar. Bunun için de, hayatı hayvanları hayatı gibi aşağılıktır. Bizi ışık ve saadete kavuşturacak olan yalnız manevî değerlerdir. Herkes hayatının bir döneminde maddî olanla insanî olanı seçmek zorundadır; yani aklın yükselmesi kanuna ya uyacak ya da uymayı reddedecektir. Bu durumda kararsız kalmak da reddetmek kadar tehlikelidir. Birçok insanda bilincin gelişmesi erkenden duruyorsa da yine de onun büyüme eğilimi doğuştan ölüme kadar vardır. Gerçekte, her bireyin gelişmesi sırasında aklın yükselişi, insan hayatının yalnız temel bir kanunu değil, aynı zamanda onun karakterinin özelliğidir.
Manevî yükseliş kanununun tarihi daha yenidir. Bu, hayatın çok yeni bir eğilimidir. Birçok insanda zayıf, tereddütlü, henüz sezilir durumdadır. Bilincin altında bazen önde gelen insan kendi hayatını korumak zorundadır.
İnsan, kendi hayatını korumak ve ırkı çoğaltmak arasında bir tercih yapmak zorundadır. İnsan akıla mı, hayata mı hizmet etmelidir bunu kendisi tespit etmelidir. Tercih bazen çok zor olabilir. Bir kadın ırkını çoğaltmak için kendini ne kadar tehlikeye atar, bunu düşünmek lazım. Basen daralması, akciğer veremi, kalb hastalığı veya diğer arızalar kadını analık duygusunu tatmaktan vazgeçirir mi?
Ruhun yükselişi kanunu ile hayatın korunması kanunu arasındaki uyuşmazlıklar daha çok görülüyor. Her devirde olduğu gibi bugün de erkek ve kadın, anne ve baba olmaktan vazgeçip kendilerini başkalarına özen göstermeye veya dinî bir gayeyi gerçekleştirmeye veriyorlar. Bazıları da imanlarına bağlı kalarak hayatlarını sürdürürler. Bunların kalbinde uyulması gereken kanunlara dair uyuşmazlık çok azdır. En asil olanlarda bile bu iç mücadele her zaman insana has olan hayat kanunlarına uymak şeklinde oluşabilir.
Bugün, çağların karanlığından bu yana hayatı yolunda yürütenler, kahramanlar ve şehitlerdir.

DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@gencogrenci.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :kişisel gelişim - kişisel gelişim yazıları - kişisel gelişim kitapları - genç gelişim - kişisel gelişim nedir -

Yorumlar