Eski Türklerde Müziğin Tedavide Kullanılması

Eski Türklerde Müziğin Tedavide Kullanılması
Eski Türklerde ruh hastalıklarının müzikle tedavi edilebileceğine inanılır ve bu tedavi yöntemlerine çok önem verilirdi. Türklerde müzik, Türk tarihi kadar eskiye gitmektedir. Bazı müzikolog ve tarihçiler en az 6000 yıl geriye giden Türk musiki tarihinden bahsetmektedirler. Korku, heyecan, kuşku ve ruhi bunalım gösterenlerin nabız atışlarındaki değişme ve bunun meydana getirdiği ruhi huzursuzluk üzerinde duran Türk hekimleri hastalara çeşitli melodileri dinletir ve bu arada nabız atışlarını da kontrol ederek, hastaya uygun olan müziği bulup, aynı hastalığı olanları bir araya getirerek bu uygun şarkılarla tedavi ederlerdi. Ruh hastalarının hoşlanacakları şarkılar kadar beğendikleri müzik aletleri de göz önüne alınır, hastalara ve hastalıklara göre çeşitli müzik aletleri kullanılırdı.
Türkler müzikle tedavinin esaslarını Araplar ve Acemlerden almışlardır. Hoca Nasır Musa, Abdülmümin Safi, Safiddin Barid, Keyhüsrev gibi Arap ve Acem bilginlerinin ve bilhassa Farabi'nin kitapları musikimiz için rehber olmuştur, islam Medeniyeti tarihinde, özellikle tasavvuf ekolü mensupları müzikle uğraşmış, faydasına inanmış ve savunmuşlardır. Müzikle tedavide ise yine sufiler, müziğin insan sağlığı üzerine yaptığı tesirden bahsetmişler ve lüzumlu oluşunun bir delili olarak görmüşlerdir. Sufiler ruh hastalıklarının tedavisinde müzik ile tedaviyi denemişlerdir. Bu konuda Serrac: ‘Eskiler Sevda (Histeri) hastalığını hoş namelerle tedavi ederlerdi; bu sayede hastanın illeti zail olur ve sıhhate kavuşurdu’ demektedir.
M.Ö. 834-932 yılları arasında yaşamış olan Müslüman Türk bilginlerinden Ebu Bekir Razi, melankoliklerin meşguliyetle tedavileri üzerine yazdığı bir yapıtında, önce
melankoliyi tanımlamış, ‘.........> melankolik hasta kesinlikle
meşguliyetle tedavi edilmelidir.....’ dedikten sonra, meşguliyetle tedavinin nasıl uygulanacağını da şöyle anlatmıştır. ‘........melankolik hasta balık tutma veya avlanma gibi
eğlenceli işlerden biri ile uğraşmalıdır. Mümkünse çeşitli oyunlara alıştırılmak, huyunu, ahlakını, davranışlarını beğendiği ve sevdiği kimse ile buluşup görüşmeli, dostluk kurmalıdır. Müzik öğrenmeli, öğretmeli özellikle güzel sesle okunan şarkılar dinlemelidir. Melankolik hastanın ancak bu şekilde sıkıntılarından,   dertlerinden  kurtularak  iyileşme  olanağı sağlanabilir.........’ Dünyaca ün yapan büyük Türk bilgini
Farabi (870-950), sahip olduğu çeşitli ilimlerin yanında musiki ilmini de değerli saymış, kendisinden sonra gelenlere öncülük etmiştir. Farabi, Musiki-ul-Kebir adlı eserinde musikinin, fizik ve astronomi ile olan ilişkisini açıklamaya çalışmıştır. Hekimbaşı Gevrekzade Hasan bin Ahmet, Emraz-ı ruhaniye-i nağamat-ı musikiye adlı eserinde, ruh hastalıklarının musiki nağmeleriyle tedavisi kısmında Farabi'nin ve kendisinden sonra gelenlerin bu hususta yazdıkları bahislere temas etmektedir.
Melodi ve ritim birliği müzikal olgunun gereği olarak görülür. Türklerde dans, melodi ve ritim birçok amaç için kullanılıyordu. Özellikle şamanik inanç çerçevesinde ayinlerin en önemli malzemeleri melodi, ritim ve danstı. Bu ayinler sırasında kullanılan müzik aletleri kutsal kabul edilirdi. Müzik eşliğinde icra edilen danslar genellikle bazı kutsal figürlerin taklidi şeklinde olurdu. Kazak ve Kırgız Türklerinde müzik ve dans ile tedavi örneği olarak, çok eskiden beri devam eden bir dans olan ‘Karacorga’ bir atın yürüyüşünü simgelemektedir. Kartal, kurt, ayı, geyik, kuğu, 7 evliya, at, kaz bu simgelerden bazılarıdır. Eski inanışa göre bu figürler Ata ruhunu temsil etmektedirler. Adı geçen at yürüyüşünü temel alan ve günümüze kadar gelebilmiş tedavi dansı örneği olan Karacorga (Baksı Dansı)'nın benzer örneklerini Azerbaycan Gobustan kay alıklar ındaki figürlerde görmekteyiz. Yazılı kaynaklardan bu konuda şu bilgilere ulaşmaktayız: ‘ Bakü'den doğu istikametine gidilirse, bir saat kadar sonra karşınıza bir kadim insanın daha resmi çıkacaktır. Kobustan'da karmakarışık kaya yığınları arasında ansızın kayalar üzerine çizilmiş resimler göze çarpıyor: Av sahneleri, tören dansları oynayan bir grup insan, burun kısmında güneş işareti olan çok kürekli bir kayık, aslana benzeyen acayip hayvanlar. 12 bin yılı aşkın bir zaman önce burası kadim sakinlerin yerleşim yeriydi.
DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@gencogrenci.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :Toplum - Sanat - Müzik - Ülkemizde Genel Müzik Eğitimi -

Yorumlar