DOĞRU YAŞAMAK

:: Doğru Yaşamak
Yemek, içmek ve doğru yaşamak üzerine bize en doğru şeyleri kim söyleyebilir?
Bizim mutlu bir biçimde yaşamamızı engelleyen sorunları çözmenin iki yolu vardır. Ya bilim ve tecrübeye, yani dıştan gelen bilgiye başvururuz ya da kendi içimizin ve içgüdülerimizin sesine kulak veririz.
Bilimsel bilgi, yaşantımız boyunca dış dünya ve çevre olan İilişkilerimizin sonucunda ortaya çıkar. Okuldaki öğretmenler, lana ve babamız, reklâmlar, gazeteler ve televizyon gibi aracılarla da bize ulaşır. Tecrübe de, kendimizle ve çevremizle yaşadıklarımızın üzerimizdeki yansımalarının bir toplamıdır.
Buna karşılık, içgüdü, bizim birşeyi düşünmemize gerek kalmadan, harekete geçmemizi sağlayan içsel bir sestir. Bu, bizim içimizde yer etmiş olan bir özelliktir. Ama eğer ona gelişme, dışa açılma ve kendini belli etme şansını vermezsek, içimizde kurur, kavruk ve gelişmemiş bir halde kalır. Bazı kişiler ise, bu özelliklerini çeşitli egzersizlerle geliştirir ve onu, günlük hayatın çeşitli sorunlarının üstesinden gelmekte kullanırlar.
İçgüdü konusunun farkına, bir yıl kadar önce kendimle bir çalışma yaparken vardım. Her gün, kitap yazarken zihnimi karıştıran çeşitli düşüncelerden arınmak ve kafamı dinlemek için ormanda yürüyüşler yaparım.
Geçtiğimiz yıl yaptığım ve bir ya da iki saat süren bu yürüyüşler sırasında, ilk günlerde vücudum, tıpkı televizyondaki atletler gibi; dik, diri, kollar geride ve dizler muntazam şekilde yukarı çekili vaziyetteydi. Çünkü bu davranış biçimi, yaptığım çeşitli gözlemler sonucunda beynime işlenmiş durumdaydı. Ya da başka türlü söylersek; beynim, vücuduma bir yürüyüş sırasında nasıl davranması gerektiğini dikte ettirmekteydi. Aynı şey nefes alma olayı için de geçerliydi. Bu nedenle ben, bir zamanlar bir yerde okuduğum gibi yapıyor, yani üç adım boyunca nefes alıp, altı adım boyunca da nefes veriyordum.
Günlerce kendimi bu şekilde yürümek ve nefes almak konusunda
zorladıktan sonra, birden aklıma, vücudumun nasıl davranmak istediği konusunu hiç düşünmediğim geldi. Bu nedenle bacaklarımı, kollarımı ve nefesimi istedikleri gibi davranmaya bırakmaya karar verdim.
Aynı zamanda düşüncelerimin ve beynimin de aslında vücudumla hiç doğrudan ilgilenmediklerini farkettim. Ormanın içinde hızla yürürken, çoğu kez şöyle düşündüğümü hatırlıyorum: "Az sonra yeniden o yokuşa geleceğim, o dik yolu çıkmak gerçekten de zor, dizim şimdiden ağrımaya başladı bile." Ben olaya daha en baştan böyle olumsuz bir telkinle başlarsam, sonucun gerçekten de sıkıntı verici olduğunu önceden bilmek, hiç de zor olmasa gerek.
Bazen aklıma: "Her gün bu eziyeti niye çekiyorsun, kendini bu kadar niye zorluyorsun? Yürüme olayı sonucunda neler elde edilebileceğini anlatan bunca kitap varken, sen niye deliler gibi kan-ter içinde koşuşturup, duruyorsun ki?" sorusu geliyordu.
Ama ben, uzun zamandan beri vücudumun, nefesimin, içgüdülerimin ve içsel sesimin bana verecekleri bilgileri, hiç ama hiç bir yerde bulamayacağımı çok iyi biliyorum. Bu nedenle de her gün hiç yılmadan ve bıkıp-usanmadan, yürüyüşlerimi yapıyor ve içgüdülerimin bana söyledikleri gibi yaşamaya çalışıyorum. Başkalarının önerileri ve doğumdan itibaren hiç bitmeyen yönlendirme çabaları, benim için artık pek bir önem taşımıyor.
İçsel sesimiz bize, nasıl nefes almamız ve nasıl koşmamız ya da neyi, nasıl ve ne zaman yapmamız gerektiğini, hangi yemekleri yiyip, neleri içmemizin daha doğru olacağını sürekli olarak söyler ve bildirir. O, bizim için doğru ve yararlı olan herşeyi bilir. Ama biz, onun sesini duymaz ve onun bu mesajlarını alamayız, çünkü o kanalları kapatmış durumdayızdır ve bize, çevre tarafından sürekli olarak bu sesi duymamamız telkin edilir.
Yemek yeme alışkanlıklarımızı bir düşünelim:
• Siz, vücudunuz size "acıktım" sinyalini verince mi yemek yersiniz, yoksa belli saatlerde, belli yemeklerin yenmesi gerekir görüşüne göre mi hareket eder ve bu arada aç olup-olmadığınıza hiç bakmaz mısınız?
• Mideniz ve sindirim sisteminiz için en iyi olan şeyleri seçer ve onları mı yersiniz, yoksa acele ile hazırlanan ve rastgele önünüze sunulan şeyleri atıştırmayı mı tercih edersiniz?
• Belki de size küçüklüğünüzden itibaren: "Tabakta bir şey arttırma, önüne ne koyulmuşsa, sonuna kadar bitir" telkinleri yapılmış, bu yolda öğütler verilmiş ve hiç istemeseniz de ağzınızdan içeri kaşık kaşık yemekler sokulmuştur.
•  Vücudunuz size "yeter" sinyalini göndermesine rağmen, siz, parti bitene kadar mutlaka içkiye devam etmeliyim diye mi
Jdüşünüyorsunuz?
Kendinize bu amaçla daha başka sorular da yöneltebilirsiniz. Yorgunluk hissedince, yatar mısınız? Kaslarınız çalışma ihtiyacı duyunca, onlan çalıştırmak için yürür ya da idman yapar  mısınız? Sevme ihtiyacı içine girince, sevmeyi başarır mısınız?  Özetle, vücudunuzun, ruhunuzun, kendi gerçek ihtiyaçlarınızın ve içinizin sesine kulak verir, onların sizden istedikleri biçimde davranır mısınız?
Yoksa siz de bir çok insanın yaptığı gibi, tek bir kere bile içsel seslere aldırmak ve onun sesini duymaya gayret etmek yerine, doğru yemek, doğru içmek ve doğru yaşamak üzerine yüzlerce kitap okumayı ve uzmanların öğütlerine uymayı mı tercih edersiniz?
Unutmayın ki, atalarımız yüzyıllardır gıda bilimcilerine, cinsellik uzmanlarına, sağlık diyetlerine ve benzeri bilgilere ihtiyaç duymadan ve yalnızca kendilerine güvenerek yaşamış ve mutlu olabilmişlerdir.
Bana sorarsanız, onların bunca deneyimleri ve başarıyla hayatta kalma bilgileri, bir iç ses olarak bizlere aktarılmıştır ve bizim içimizde de yaşamaktadır.
Bütün mesele, onlara nasıl ulaşılacağı konusudur.
Bu işi başarabilmek için ilk şart, hergün kendimize bir zaman ayırmaktır. Sakin bir yere oturup, on-onbeş dakika süreyle çevreden ve dış dünyadan kopup, kendi içimize çekilmeli, kendimizle başbaşa kalmalı ve kendimizi dinlemeliyiz. Bu  arada gözleri kapamak, derin nefesler almak ve gevşemek, işimizi kolaylaştıran öğelerdir.
Bazı kişiler bu türlü bir durum karşısında: "Kendime neler söyleyebilirim ki, böyle bir anda? Kendimi dinlemek için buna ne gerek var canım" şeklinde bir tepki göstermektedirler. Ama onlar, bütün bir gün boyunca başkalarının, neyi yapıp, neyi yapmamaları konusunda verdikleri telkinleri ve söyledikleri sözleri, hiç farkına varmadan, kendi görüşleriymiş gibi benimserken, buna bir tepki göstermezler.
İşte bu yanlış yaklaşım, bir çok kişiyi kendisiyle başbaşa kalıp, kendi iç sesini dinlemekten alıkoymaktadır. Kimileri ise, kendileriyle yüzyüze gelmeyi, içlerindeki karşılaşmak istemedikleri ve yıllardır bastırıp, unutmaya çalıştıkları sorunlarla yeniden buluşmamak için istemezler.
Ama siz, hergün kendinizle en az bir kere bile olsa buluşmaya karar verdiyseniz, size bu konuda yardımcı olabilecek ve benim de yıllardır uyguladığım bazı önerileri aktarmak istiyorum:
Bu işi her gün düzenli olarak yapmaya kesin kararlı olun ve hiç bir bahanenin sizi bundan vazgeçirmesine izin vermeyin.
Kendi içinizin sesini dinlediğiniz anlar, nıeditatif bir süreçtir. Ama siz yine de yanınıza kağıt ve kalem alın ve o andaki düşüncelerinizi yazarak, kaydedin. Eğer size yararlı olacaksa, her seferinde kağıda "ben gerçekten kimim?" ya da "ben ne olmak istiyorum?" sorusunu yazarak işe başlayın.
İlk başta zihninizi günlük olaylar, düşünceler ve sorunlardan sıyırıp, kendi üzerinizde toplamanız biraz güç olabilir. Ama biz kendimizi gevşettikçe, spontan (yani, kendiliğinden doğan) düşünceler, kendilerim daha rahat ve daha sıklıkla belli etmeye başlayacaklardır. Bazen aklınıza: "Hay Allah, arabanın anahtarını nereye koymuştum?" ya da "bugün mutlaka tuvalet kağıdı almalıyım, evde hiç kalmadı" gibi gülünç şeyler de gelebilir.
Meditasyon ve zihinsel çalışmalarda deneyim sahibi olanların bu konuya yaklaşımları şöyledir: "Saçma ve gülünç bile olsalar, hiç bir düşünceyi bastırmaya çalışmayın. Onlara karşı bir kızgınlık ya da sinirlenme göstermeyin. Bırakın bir bulut gibi zihninizi sıyırıp gitsinler."
îçsel sesinize ulaşmaya çalışırken, hırslı ve sahip olmacı bir acelecilik içine girmeyin. Çünkü hiç bir insanî süreç, zorlama ile hızlanmaz ya da hırslı davranmakla elde edilemez. Ayrıca bu işin nasıl "en doğru" şekilde yapılacağını da kimseye sormayın. Kendiniz için en doğru olanı, yine siz ve hem de sabırla bulacaksınız. Bunun, yani kendi içinize giden yolun sırrını ve tekniğini de sizden başka hiç kimse bilemez.
Bu aşamada bizlere zor gelen konu, hayatımızın en önemli belirleyici öğesinin, tecrübeler sonucunda bilgi edinerek öğrendiğimiz ya da beynimizde kavradığımız şeylerin değil de, içgüdülerimizin ve içsel sesimizin olduğunu kabul etmektir. Aslında bunca gösterişlerine rağmen bilimin, modern teknolojinin, uzmanların ve sınırsız gelişme taraftarlarının bize: "Mutlu olmak ve mutlu yaşamak için ne yapmak gerekir?" sorusuna karşılık, pek de doyurucu bir cevap veremedikleri de, bilinmektedir. Çünkü onların bunu yapabilmeleri mümkün değildir. Bizi, bizden başka hiç kimse tanıyamaz ve içimizi bilemez.
O halde bize de, mutlu bir hayatın kaynaklarım başka bir yerde aramak düşüyor. Bu araştırmaya ilk olarak kendimizden başlamaya ne dersiniz?
DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@sayginnlp.com


Bu makale şu konularla ilgili olabilir :mutlu - mutluluk - yaşam -

Yorumlar