ÇOCUK ve ZİHİN TEMBELLİĞİ

ÇOCUK  ve ZİHİN TEMBELLİĞİ
AMERİKA'DA çalıştığım yıllarda çarpım cetvelini bilmeyen üniversite öğrencileri olduğunu gördüğümde çok şaşırmıştım. Bu öğrencilerden birine neden çarpım cetvelini ezberlemediğini sorduğumda, aldığım cevap oldukça ilginçti: ‘it's silly to memorize mulüplication table since I have a pocket calculator.’ (Cebimde hesap makinesi varken çarpım cetvelini ezberlemek aptalca bir şey). Güldüm. ‘Peki,’ dedim, ‘Hesap makinesi bozulunca ne yapacaksın?’ Sırıtarak, ‘Noproblem, I'll buy a new one.’ (Problem değil, yenisini alırım.) dedi.
O yıllarda bilgisayar destekli eğitim yapan okullar çok popülerdi. Orta öğretim kurumları bile binlerce dolar harcayarak sınıfları multimedya araçlarıyla donatıyordu. Bu araçları pazarlayan firmalar, öğretmenlere bilgisayar, internet, kapalı devre televizyon ve sinevizyon gibi modern araçları kullanabilmeleri için ücretsiz kurslar veriyordu.
Hiç zahmet göstermeden bilgiye böyle kolayca ulaşmanın sakıncalarını anlatmaya çalışan psikologlar ve insan kaynağı uzmanları, multimedya araçlarını üreten ve pazarlayan firmaların hücumuna uğruyor, 'gerici ve tutucu' damgası yiyordu. Bu psikologların uyarılarında haklı oldukları ancak yıllar sonra anlaşılabildi. Çoğu öğrenciler çarpım cetvelini dahi ezberleme zahmetine katlanmıyordu. Bir tuşla ulaşılan hazır bilgi zihin tembelliğine yol açmış, öğrenciler kitap okumaz, kütüphanelere uğramaz olmuştu. Kendileri bir şey üretmiyor, sadece üretilmiş hazır bilgiyi kullanıyorlardı.
Türkiye'de 'bilgisayarlı eğitim' adı altında yapılan ilk girişimlerin sonuçları daha dramatik oldu. Milli Eğitim Bakanlığı'nın da teşviki ile okullara, ne işe yaradıklarına ve kapasitelerinin ne olduğuna bakılmaksızın, bilgisayarlar alındı. Öğretmenlerin çoğu bilgisayar kullanmayı bilmedikleri ve ellerinde işe yarar eğitim programları olmadığı için bilgisayarlar depolarda aylarca kilitli kaldı. Teknolojinin hızlı ilerlemesi karşısında, zaten eski model olan bu bilgisayarlar bir-iki sene sonra işe yaramaz oldu. Yapılan onca masraf boşa gitti.
İlk başarısız tecrübenin ardından okullar daha dikkatli hareket etmeye başladılar. Artık, özelliklerini incelemeden, ihtiyaca cevap vereceğinden emin olmadan bilgisayar alınmıyor. Bilgisayarın eğitim hayatımıza büyük kolaylıklar ve yenilikler getirdiği kesin. Ancak, bilgisayar kitabın yerini almamalı, yardımcı ders aracı olarak kullanılmalıdır. Ezberciliğin ön planda olduğu ve sınıf geçmenin böylesine kolaylaştırıldığı bir eğitim sisteminde bilgisayar kitabın yerini aldığı takdirde çocuklar iyice hazıra alışacaklar, zihin tembeli olacaklardır. Lise sıralarında matematik hocalarımız bize hesap makinesi kullanmayı yasakladıkları için çok kızardık. Haklı olduklarını ancak şimdi anlayabiliyoruz.
Çocuklarınızı televizyona ve bilgisayar oyunlarına teslim etmeyin
Özellikle yaşlı insanlardan şu sözleri çok sık duyarsınız: ‘Televizyon çıkalı eski muhabbetler kalmadı.’ Biz bu haklı sözleri değiştirerek şöyle diyoruz: ‘Televizyon ve bilgisayar çıkalı anne babalar çocuklarına eskisi kadar zaman ayıramaz oldu.’ Anne gündüz televizyon izlerken eteğine yapışan çocuğu başından savmak için ‘Git oyuncaklarınla oyna, görmüyor musun televizyon izliyorum.’ der. Baba işten dönüp akşam yemeğini yedikten sonra koltuğuna oturur, eline kumandayı alır, saatlerce şu kanal senin bu kanal benim dolaşır durur. Baba özlemi çeken çocuğuna yarım saatini ayırmaz.
Geliri yerinde olan tahsilli ailelerin çoğu, çocuk odasına da bilgisayar ve televizyon almaktadır. Alırken çocukla bir anlaşma yapar ve söz vermesini isterler: ‘Ancak ödevini yapıp dersini çalıştıktan sonra televizyon izleyecek veya bilgisayar oyunu oynayacaksın.’ Çocuk hiç düşünmeden söz verir. Aslında bu anlaşmada iki taraf da birbirini aldatmaktadır. Anne babanın amacı çocuktan kurtulmak, çocuğun da amacı televizyon ve bilgisayar sahibi olmaktır. Araştırmalar, odasına televizyon ve bilgisayar alınan çocukların, beklenenin aksine, okul başarısında düşme olduğunu göstermektedir. Çocuk, televizyon izleyebilmek veya bilgisayar oyunu oynayabilmek için ödevlerini çala kalem yapmakta, derslerine yeterince çalışmamakta ve sınavlara iyi hazırlanamamaktadır.
Çocuklarda televizyon ve bilgisayar oyunu alışkanlığı sadece okul başarısını etkilemekle kalmıyor; fiziksel, sosyal, zihinsel ve duygusal gelişimlerini de yavaşlatıyor. Çocuk televizyon ve bilgisayar başında yeterince hareket etmediği ve biriken enerjisini harcayamadığı için devamlı kilo almaktadır. Sokakta arkadaşlarıyla oyun oynayan ve koşan bir çocuk birikmiş vücut enerjisini boşalttığı için rahatlamakta; eve sakinleşmiş olarak dönmektedir. Halbuki bilgisayarın veya televizyonun karşısında saatlerce oturan bir çocuk enerjisini boşaltmak şöyle dursun, aksine bu cihazlardan yayılan elektronlara maruz kalmakta ve vücudundaki statik elektrik yükü artmaktadır. Bu sebeple, televizyon bağımlısı çocuklar daha sinirli ve daha saldırgandır. Yaşlarına uygun olmayan programları izlemeleri halinde kafaları karışır, ruh sağlıkları bozulur.
Televizyon ve bilgisayar oyunlarına düşkün çocuklarda sosyal beceriler zayıflamaya ve içe dönük bir kişilik gelişmeye başlar. Ailesiyle, arkadaşlarıyla ve diğer insanlarla sosyal ilişki kurmada isteksiz davranırlar. Televizyon izleyen veya bilgisayarda oyun oynayan bir çocuk, kendisi bir şey üretmemekte, sadece başkaları tarafından üretilen şeyleri izlemekte veya oynamaktadır. Hazırı kullanmaya alışmış bu çocuklarda el becerileri ve motor hareketler gelişmez, büyüklerin yardımı olmadan kendi başlarına bir iş beceremezler. Zihinsel ve duygusal gelişimleri de normal değildir. Olaylar arasında sebep-sonuç ilişkisi kuramaz, bilgiyi yorumlayamazlar. Kitap okumak ve ders çalışmak gibi zihinsel çaba gerektiren işlerden hoşlanmazlar. Televizyon veya bilgisayar oyunu
 karşısında daima alıcı durumunda oldukları için konuşmaya ihtiyaç duymamakta, dolayısıyla dil becerileri gelişmemektedir. Dil becerileri zayıf olduğu için başkalarıyla diyalog kuramaz, duygularını ve düşüncelerini doğru ifade edemezler.
Küçük yaştan itibaren televizyon izlemeye alışan çocuklarda gelişim bozuklukları daha belirgin ve daha ciddidir. Bu çocuklar akranlarına nazaran daha geç yürür ve daha geç konuşurlar. Konuşulanları ve kendilerine verilen direktifleri anlamakta güçlük çekerler. Dil becerileri gelişmediği için isteklerini büyüklerin elinden tutarak veya işaret ederek anlatmaya çalışırlar. Anneye aşırı bağımlıdırlar. Yabancılarla duygusal ilişkiye giremezler. Öpülmekten ve kucaklanmaktan hoşlanmazlar. İsimleriyle çağırıldıkları zaman tepki vermezler. Yaşıtlarıyla oyun oynamayı ve oyun kurmayı beceremezler. Ellerini ve parmaklarını iyi kullanamazlar. Çarşı, pazar, toplu taşıma araçları gibi kalabalık yerlerde bulunmaktan hoşlanmaz, huysuzluk gösterirler. Doğuştan zihin geriliği olan ve fazla televizyon izleyen çocuklarda otizm belirtileri artmakta, bu çocukları eğitmek daha da zorlaşmaktadır.
Çocuklarınıza zaman ayırın
Çocukları televizyon ve bilgisayar oyunlarından kurtarmanın tek çaresi, onlara zaman ayırmaktır. Anne baba olarak öncelikli görevimiz çocuklarımıza iyi bir eğitim kazandırmaktır. Hiçbir işimiz çocuk eğitiminden daha önemli değildir. Eğer çocukların yapmaktan zevk alacakları müzik, resim, spor, kitap okumak gibi faydalı bir becerileri yoksa; anne babaların televizyonu ve bilgisayarı yasaklamaları problemi çözmeyecek, daha da ağırlaştıracaktır.
Çocuğunun inatçılığından, söz dinlememesinden, aşırı televizyon izlemesinden ve okuldaki başarısızlığından yakınan bir babaya ‘Çocuğunuza zaman ayırın’ tavsiyesinde bulunduğumuzda, ‘Her akşam en az bir saat beraber ders çalışıyoruz, Ödevlerine yardım ediyorum, ama değişen bir şey yok.’ demişti. Gülerek: ‘Hayır,’ dedim, ‘Bizim kasdettiğimiz beraberlik bu değil. Çocuk bu beraberlikten zevk almaz, aksine bir an önce bitmesini ister. Siz çocuğunuza zaman ayırmıyorsunuz, ona ders çalıştırıyorsunuz.’
Çocuğunuza ayırdığınız zamanın süresi değil, kalitesi önemlidir. Eğer bu beraberlikten iki taraf da zevk alıyorsa, kaliteli bir beraberlik var demektir. Birlikte yürüyüşe çıkmak, çocuk parkına gitmek, piknik yapmak, akşam yemeğinden sonra ailece çaylı-pastalı sohbet etmek, birlikte televizyonda kaliteli bir film veya program izlemek, uyku saatinde çocuğunuza masal veya kısa bir hikaye okumak ilk anda aklımıza gelebilen kaliteli beraberliklerdir.
Çocuğunuzla birlikte iken iyi bir dinleyici olmalısınız. Çocuk duygularını, hayallerini, düşüncelerini, endişelerini, korkularını çekinmeden dile getirmeli ve sizinle paylaşmalıdır.
Çocuklarını dinlemeyen anne babalar onları tanımakta güçlük çekerler. Çocuğunuzu ne kadar çok tanırsanız, yetenekleri konusunda beklentileriniz o kadar gerçekçi olur.
 
DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@gencogrenci.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :zihin - tembellik - çocuk -

Yorumlar