Bütçeden Eğitime Ayrılan Kaynak

Türkiye'de eğitime ayrılan kaynağın Konsolide Bütçe içindeki payı 1990'da % 17,1 iken, bu oranın her yıl düzenli bir şekilde azalarak 1995'te % 13,6'ya, 1998'de % 11,0'a, 1999'da % 7.85'e, 2000'de % 7.17'ye, 2001'de 6.36'ya düştüğü görülmektedir.
Türkiye dünyadaki 230 ülke veya bölge arasında bütçesinden eğitime en az kaynak ayıran ülke durumundadır.
Nitelikli eğitimin donanımlı ortamlarda sağlanabileceği düşünüldüğünde, Türkiye'nin eğitime daha fazla kaynak ayırması gerektiği açıkça görülecektir. Fakat devletin klasik yaklaşımlarla bu sorunu çözmesi ve sadece genel bütçeden kaynak ayırarak eğitimin finansman açığının giderilmesi mümkün görülmemektedir.
Nitekim, ilköğretimdeki okullaşma oranında yüzde 100'lük hedefe ulaşılmış olmakla birlikte, kırdan kente göçün yoğun olduğu şehirlerde eğitimle ilgili alt yapı yetersizlikleri ciddi boyutlarda seyretmektedir. Özellikle büyükşehirlerde 70-80 kişilik sınıflarda ders yapılması eğitimin kalitesini etkilemektedir.
Eğitime ekonomik çözüm getirmek için velilerle birlikte mahalli  idarelerden belediyeler  ve  il özel  idareleri  okullara  kendi bütçelerinden katkıda bulunmalıdırlar. Mahalli olarak belediyelerin, özel idarenin, velilerin ve vatandaşların mali katkısı ile yürütülecek eğitimin kalitesi artacağı gibi, velilerin katkıları ile yapılacak bir eğitimin denetlenmesi de olacağı için öğrenci-öğretmen-veli arasında daha sıkı bir işbirliği sağlayacaktır.
Bu uygulama öğretmenin rekabete girmesini sağlayacak, genel bütçeye eğitimden gelen baskıları azaltacak eğitimdeki yetersizliklerin kısa sürede çözülmesi ve eğitime atılım yapma fırsatı verecektir. Böyle bir uygulama Milli Eğitim Bakanlığı'nı ağır bir yükün altından kaldıracaktır. Böylece eğitimde politika üretmek ve eğitim programı geliştirmek için için zaman ayırma ve bu yönde ihtisaslaşmaya gitme imkanı bulunacaktır. Bu yeni uygulamayla öğretmenlere sağlanacak artı mali imkanlar, bu alanı cazip hale getirecek ve daha yetenekli kişiler öğretmen olmaya çalışacaktır.
Eğitim ve öğretimi yönlendirecek genç kuşaklara şekil verecek olan eğitim ve öğretim personelinin önemi çağımızda daha da önem kazanmaktadır. Eğitim sistemince belirlenen hedefler doğrultusunda yeni nesillerin yetiştirilmesi, eğitim personelinin sayı ve niteliklerinin istenen eğitimi verecek nitelik ve özellikleri taşımasıyla gerçekleşebilir. Bunun için bu alanın hem maddi hem de manevi olarak cazip hale getirilmesi gerekmektedir.
Eğitim seviyesinin yükseltilmesi, bilgi toplumu olma çabalarının başlangıcını oluşturmaktadır. Eğitim seviyesi yüksek bir toplumun oluşturulması ise her alanda gelişmeyi hızlandıracaktır. Ülkenin bilgi toplumu olma yolundaki hazırlıkları eğitimden geçmektedir.
Bu nedenle 21. yüzyıla bilgi seviyesi yüksek bir toplum olarak girmek Türkiye'nin hedefi olmalıdır. Bu hedefe eğitim sisteminin yapılanmasından ve işleyişinden kaynaklanan meselelerin çözümüne en kısa zamanda çare bulunması ile ulaşılabilir.

DERLEYEN.EDİTÖR
İletişim:bilgi@gencogrenci.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :kişisel gelişim - kişisel gelişim yazıları - kişisel gelişim kitapları - genç gelişim - kişisel gelişim nedir -

Yorumlar