Bir İnsan Nasıl Büyüyüp Değişir?

Libido'nun bir 'amaç' inin erişkin insanı sonsuza dek üremeye istekli tutmak olduğunu anlamak kolaydır. Eğer libido kendini çoğu genç insanda olduğu gibi kılık değiştirmemiş  olarak  dışa vurursa  St.   Cyr'in   uygun  deyişiyle 'durmadan bir orgazm vaadinin peşinde koşan' bir birey çıkar ortaya.  Mortidonun  da  ona  kendisini  tehdit eden her şeyi yok etme arzusu vererek bireyin sağ kalmasına yardım ettiği ortadadır. Ancak birey uygar insanlar arasında yaşıyorsa bu ilkel dürtülere kılık değiştirtmesi gerekir. Yaşam bu denli  karmaşık olduğu ve İd dürtülerinin Ego'dan süzülmesi gerektiği için libido ya da mortidoyu ham olarak ancak özel durumlarda görebiliriz.
İd yalnızca isteyebilir. Erinlikte olduğu gibi gücünün özel yaşam dönemlerinde değişmesine ve de anababalıkta olduğu gibi zaman zaman yönünün de değişmesine karşın öğrenemez, düşünemez ya da gelişemez. Rahatlamaya çalışan gerilimler tarafından yönetilir. İd arzularının başına gelen iki şey vardır: kısmen ya da tümden duyurulabilirler ya da engellenebilirler. Duyurulduklarında, az önce cinsel doyum sağlamış ya da başarısız intihar girişiminde az önce kendini yaralamış birinde görülebileceği gibi gerilimde bir rahatlama olur. Engellendiklerinde, gerilim birikir ve giderilmesi için daha ileri girişimlere neden olur.
 
İlkel yaratıcı ve yıkıcı dürtüler temelde değiştirilemediği için insan kişiliğinin gelişim ya da değişimi bu gerilimlerin rahatlama tarzının değişimiyle ortaya çıkamaz.
İd kendini ancak beden ve çevrenin olanak verdiği yollardan dışa vurur. Yeni doğmuş bebekte pek çok şey az gelişmiştir. Memedeki bir bebeğin İd'i, kendini, yürümeyi gerektiren herhangi bir yoldan  dışa vuramaz,  çünkü  yürüme sinir ve organları henüz tam olarak gelişmemiştir. Çoğu haz bebek tarafından geri çevrilir, çünkü kendi bedeni üzerindeki kontrolü çeşitli organ ve kaslara giden sihirlerin gelişimini beklemek zorundadır. Kullanabildiklerinin en iyisini yapar. Doğumda kumandası   altındaki   en önemli devinimler emmek ve ses çıkarmaktır. Libido ya da mortidonun herhangi bir doyumu daha az gelişmiş diğerlerinin de biraz katkılarıyla bu mekanizmalardan elde edilmek zorundadır.
İd içgüdüleri genellikle bir başka kişi katıldığında daha fazla doyum sağladığından bebeğin en büyük doyumunun meme emmekten geldiği gözlemlenebilir.
Çocuk, son hedefine, erişkin cinsel etkinlikleri ve saldırganlığına ulaşabildiği güç ve erinlik çağına dek büyürken, sinir sistemi de -İd'ini doyuracak yeni yollar sağlıyarak- giderek daha çok eylem üzerinde kontrol sağlar. Doyum elde etme olasılıkları ve de etkinliklerinin çeşitliliği artar, çünkü insanlar olanak buldukça yan yollara sapmayı severler. Emme hazzı döneminden sonra barsaklarını ve mesanesini kontrol etmeyi öğrenir, o zaman da bundan daha fazla haz elde edebilir. Ellerini ayaklarını kullanmayı öğrenince doyum elde etmenin daha fazla yoluna da sahip olmuş olur. Yaşamında daha sonra cinsel organları olgunlaşınca en büyük duygusal ve fiziksel doyumlar için onları kullanır. Her yeni döneme erişildiğinde kişi bir önceki dönemde sağladığı hazları az ya da çok geride bırakır ve haz verici olarak terkedilmiş organları da daha olağan biçimde kullanır. Böylece ağız hazzı, barsak ve mesane hazzı, beden hazzı ve cinsel organ hazzı dönemlerinden geçer.
Ancak çoğu kez eğer haz elde etmenin yeni yollarında çok başarılı değilse ya da pek çok gelişme olanaklarından yoksun olan ve bu yüzden de bebeklikten sonra da parmağını emen öksüz çocuk örneğindeki gibi koşullar onu denemesini zorlaştırıyorsa, insan, erken dönemlerin birine takılıp kalarak haz elde etmenin eski bir yolunda salınır. Ya da normal olarak gelişir ama stress zamanlarında bazan en son ulaştığı gerilim giderme yöntemini terkederek daha eski bir döneme geri döner. Örneğin annesi tatile gittiğinde parmağını emen, geri dönünce bunu bırakan büyücek bir çocuk gibi.
Normal insan, sinir sisteminin, bedeninin ve salgı bezlerinin gelişimine paralel olarak değişik organ dönemlerinden geçmenin ötesinde büyüdükçe doyumlarının hız, tarz, sıklık ya da nesnesini değiştirebilir. Bu değişiklikler büyük ölçüde Ego tarafından genellikle gerçeklik ilkesine uygun olarak belirlenir. Uzun erimde belirli doyum yollarının daha büyük duyumsuzluklara yol açtığını öğrenir ve onlara karşı daha mantıklı olmaya çalışır. Deneyimlerden kazançlı çıkar. İd 'temel' gibidir, alışkanlıklarına bağlı kalır ve Ego sağlamca destek olmadıkça durmadan aynı eski kazançsız yollardan doyum sağlamaya çabalar. Eğer Egonun gözlemci bir gözü yoksa İd bireyi aynı onursuz ya da saygın olmayan hataları durmadan yinelemeye zorlar.
İd, doyum sağlamada aynı doyurucu yöntemleri durmadan yinelemekle hiçbir zaman öğrenmemeye eğilimli olmakla kalmaz bazan da imgelem, düş görme ve de uyuşturucuların sağladığı görüntüler gibi yanlış gerçeklerle kendini kısıtlar. Hatta Ego'yu imgelerinin doğruluğuna da inanden olur. Korunma kişinin sekreterine tokat atmasında ya da ustabaşını bodrumda tekmelemesinde değil parasal yitimler de dahil olmak üzere küçük şeylerle kışkırtılmamayı öğrenmesinde yatar. Eninde sonunda midenizi birlikte götürebilirsiniz ama paranızı götüremezsiniz. Çok sık olarak bir adam adının kapıya yazılı kalmasını seçer ve cerrahların midesini alıp gitmesine izin verir.
Birey gelişirken Ego üç görevini gerçekleştirmede daha etkin hale gelir: libidoyu rahatlatmak; mortidoyu rahatlatmak ve dış dünyanın tehdidini azaltmak. Çiftçilik bunun iyi  bir örneğidir, mortido toprağa saldırmanın enerjisini verir, libido ise büyüyen tahıla bakmak için enerji verir, tahılın satılması açlık tehdidini azaltır ve aynı zamanda evlenecek bir kadın bulmayı kolaylaştırarak daha ileri libido ve mortido doyumu sağlama şansını arttırır. Tüm bunlarla birlikte 'ilahi huzursuzluk' ve 'estetik deneyimler' gibi lüksler için de hala yer vardır.
Normal insanın kişiliği libido ve mortidoyu doyurmanın yeni yöntemlerini öğrendikçe, yeni organları ve onları kontrol edecek yeni fakülteleri kullanmayı öğrendikçe ve de daha önceki daha az etkin yolları terk ettikçe gelişir. Gerçeklik ilkesi, bu gelişmeye, doyum kazanmaya çabalamanın, eski ve şimdi daha az etkili, hatta tehlikeli olan yöntemlerini durmadan yineleme zorlanmasına karşı savaşıma yardımcı olarak katkıda bulunur.
8.   İnsanlar Neden Kendilerini Kontrol Ederler?
Oyuncu bir çook libido ve mortidonun doğrudan dışavurumunun karlı olmadığını öğreninceye dek kendini kontrol için hiçbir çaba harcamaz. Gürbüz bir bebek bir şeyi kırmak isteyince onu fırlatıverir. Kollarını birinin boynuna dolamak isteyince hemen yapar. Geliştikçe benzer
tutumun sonuçta nazdan çok acı verebildiğini, bir gerilmin ani giderilmesinin daha büyük bir gerilimin önüne set çekebildiğini öğrenir. O zaman hangi tutum çizgisinin uzun erimde en büyük gerilimi rahatlatacağına, eğer yapabiliyorsa. Ego karar verir.
Eğer bebek babasının müzikli testeresini kırarsa şamarı yer ya da azarlanır. Bu acı vericidir ve zihinsel gerilime yol açar. Bir dahaki kez yıkıcılık hissettiğinde aşağıdaki gibi düşünmek için durabilir:  'Bu onbeşin el yüzyıl Ming vazosunu parçalamak sonuçtaki şamarın yaratacağından daha fazla gerilim giderecek mi?' Eğer babasının güçlü ve nasırlı bir eli varsa yanıt "Hayır" olacaktır. Böylece de vazo kauçuk çiçeğinin arkasındaki sehpada kalır. Yaşamın daha sonraki yıllarında aynı kişi şu soruya yanıt vermek, zorunda kalabilir: 'Judo öğretmeninin kızını ayartmak bir judo öğretmeni tarafından yerden yere savrulmanın yaratacağı gerilimden daha fazlasını mı giderir?' Yanıt yine 'Hayır'dır, böylece judo öğretmeninin kızı kauçuk çiçeğinin dibindeki sehpasında kalır.
Ceza, gerilim artışına değişik biçimlerde neden olur. Burada yalnızca sevme fırsatı yoksunluğuna bağlı, artmış mortido gerilimini göz önüne alalım. Şamarlanmış çocuğun babasına bir süre sarılması yasaklanmıştır, babasını dizlerine yatırıp kızgınlığını gideremez. ŞamarJanacak yerde azarlansa da sonuç aynıdır:
Bazı durumlarda ceza heyecan ve rahatlama getirir. Eğer mortido kadar libidoyu da uyarırsa bir şamar cinsel hale gelir. Çocuklar kadar çoğu erişkinler de cezalanmaktan garip doyumlar elde ederler. Bazı insanların her zaman başını belaya sokmasının nedenlerinden biri budur. Onlar için korkak gibi davranmaktansa yaralanmak tehlikeli bir yaşamın çekiciliklerinden biridir.
Ancak çoğu insanlar yaygın biçimde 'ceza' olarak düşünülen şeyden kaçınmayı sever ve İd içgüdülerini, herhangi bir acı çekme tehlikesinde, doyumu erteleyecek biçimde yönetmenin yollarını bulurlar. Böylece sonuçta gözyaşları olmaksızın tam ya da kısmi doyum sağlamayı umut ederler.
Bu ülkede, gerçek fiziksel acı, erişkinler için, nadiren bir ceza biçimi olarak kullanıldığından, insanlar diğer ceza biçimlerinden ileri gelen zihinsel açıdan kaçınmak için kendilerini kontrol ederler. Örneğin çoğu insan suç işlemekten kaçınır, çünkü onlar için suç, ciddi libido engellenmesine -özüne saygıyı ve de arkadaşlarının, ailelerinin ve eşlerinin saygı ve dostluğunu yitirmeye- yel açacaktır. Hapishanelerde ortaya çıkan cinsel etkinlik tipleri ve şiddet patlamaları, alışılmış toplumsal yaşamdan koparılan kişilerde İd gerilimlerinin ne denli arttığını gösterir. Kendinden nefret etme biçimindeki mortido gerilimi de çoğu insan için katlanılmaz bir şeydir.
Her şeyin ötesinde genellikle çoğu insanı iyi davranmaya zorladığını düşündüğümüz vicdandan burada doğrudan hiç söz etmedik. Ancak, 'sevgi yitimi' 'sevgi olanağı yitimi' gibi terimler kullanırken ve kendinden nefret etme ve kendine saygıyı yitirmeden söz ederken onun varlığını ima etmiştik. Bir sonraki kesimde bu şeylerin vicdanla ilişkisini ve vicdanın ne zaman geliştiğini göreceğiz. İnsanlar 'iyi' ya da 'kötü' olarak doğmazlar ama çok küçük yaşlarda çevrelerindeki insanlardan tutum standartlarını öğrenirler. Bir çocuk 'kötü' olduğunda bazen ana babaları kendi kendilerine 'Ne kadarı bizim hatamız? Gocuğa taklit edeceği iyi bir örnek olmuş muyduk?' diye sorarlar.
9.   Bir İnsan Nasıl Karar Verir?
 
  Sanki kendi kendilerine şöyle diyorlarmış gibi davranırlar: 'Bunu bu şekilde yapmak zorundayım çünkü eğer yanımda olsaydı babam böyle yapmamı isterdi. Eğer böyle yapmazsam çok küçükken öğrenmiş olduğum gibi bana kızabilirdi.'
Dikkat edilecek önemli nokta onların bunları kendilerine söylemek zorunda olmamalarıdır, ama sanki söylemişler gibi sonuç aynı olur. Bu yolla karar vermede zaman ve enerji tasarrufu yapılır.
Doğal olarak kendilerini yetiştirecek babaları olmayan ya da ana - babaları rollerini kötü yapan çocukların gelişimlerinin bu yönünde, yaşamı sürdürürlerken giderek artan sıkıntı ve üzüntülere neden olabilen bir bozukluk olacaktır.
O halde bu ana babasal etkiler insanların sevecenliğinin korunacağı konusunda çocuklukta öğrenilen dersleri içine alır. Birey bebekliğinde nasıl davranması 'gerektiğini' öğrenir, çünkü ana babası, onun, davranması 'gerektiğini' düşündükleri  biçimin  dışında davranmasını  onaylamazlar ve bebeğin  'gereklilik' duygusu öylesine derinlemesine yerleşir ki, onun zihinsel aygıtının bir kesimi haline gelir. Yaşamda daha sonraları  (yani beş ya da altı yaşından sonra) gereken 'gereklilik' de vardır ve 'vicdan' denen biçimde bilinçli olarak kalır ve bu da karar vermede rol oynar. Ancak daha önceki 'bilinçdışı vicdan', 'bilinçli vicdan' dan daha önemlidir çünkü daha önce biçimlenmiştir, kökleri daha derindedir, daha güçlüdür, değiştirilmesi ve denetimi daha zordur ve insanların tutumunu onlar açıkça farkında olmaksızın ve sıklıkla onlara karşın etkiler.
Birey büyüyünce ana babası genellikle onun yanında durup davranması gerektiğini düşündükleri biçimde davranmadığı zaman onu cezalandırmazlar ama onların güçlü ve fazlaca yüklenmiş imgeleri bireyin aklındadır ki bu da aynı işi görür, çünkü gerçeklere göre davranmaktan çok imgelerine göre davranacağını biliyoruz. 'Gereklilik' imgelerinin yirmi ya da kırk yaşında olmaları fark etmez çünkü onlar bilinçdışıdır ve biz bilinçdışının  yaşlanmadığını  ve imgelerini taze ve genç tutan bir ölümsüzlük duygusuyla dolu olduğunu biliyoruz. Aşırı davranırsa onu cezalandırmak için ana babalarının orada bulunmaları gerekmez. Kendi İd'i o işi halleder.
Kendine saygı duysun, hayran olsun ve kendini korusun diye libidosunun bir kesimi normal olarak nasıl içe dönüyorsa  mortidosunun  bir kesimi de onu  cezalandırmak için enerji sağlamak üzere içeriye yönelir. Yapmaması gerektiğini çok önceleri öğrendiği bir şeyi yapınca, mortidonun  bu  kesimi  onun  ana babasının  onaylamayan imgelerini alevlendirir. Yapmamamız gerektiğini duyumsadığımız bir şeyler yapınca aldığımız tepkiye 'suçluluk' denir. Birey, suçluluk duygusunun farkında olmasa bile, 'kötülük' ten doğan içe yönelik mortidonun doyurulmamış gerilimi, kendisini,  'cezalandırılma gereksinimi' ile gösterir. Suçluluk ve cezalandırılma gereksinimi bireyin ana baba imgelerinin aktif hale geldiği ve gerçek ana babasının çoğu kez yaptığı gibi kendisini cezalandırmakla tehdit ettiği anlamına gelir.  Bu  cezalandırılma  gereksinimi,  doyurulana dek var olmayı sürdürür ve bu gerilim miktarları yıllar boyunca yığılıp sonunda bireyi rahatlama sağlama çabaları içinde beladan belaya sürükleyebilir. Bu nedenle içe yönelik yıkıcı enerjiyle uğraşılması gerekir. Ego ne olup bittiğini zamanında fark edip durduruncaya dek İd enerjilerinin geri kalanı gibi bu da çok ileri gidebilir. Aksi halde cezalandırılma  gereksinimi  bazan  'unutkanlık' ya  da  'dikkatsizlik'le bireyin başını belaya sokabilir.
Şimdi İd gerilimlerinin başlangıçta değindiğimizden biraz daha karmaşık olduğunu görüyoruz. Dışa yönelik libido gerilimleri var, içe yönelik libido gerilimleri var ve de dışa yönelik mortido gerilimleri ile içe yönelik mortido gerilimleri de var. Dört grubun tümü de doyum için bağrışırlar ve tümünü denetim altında tutmak Ego'ya düşer. Ego için en önemli ve zor görevlerden biri öteki üç gerilimden birini doyururken içe yönelik mortida gerilimini gereksiz yere arttırmamaya özen göstermektir. Başka bir deyişle 'suçluluk', yaptığımızı yaparak giderilenden daha fazla gerilim yaratır ve suçluluklarını denetleyemeyen bazı insanlar bazı küçük ihlaller için kendilerini felaket derecesinde cezalandırabilirler.
Ana babaların ve izleyicilerinin 'bilinçdışı' imgeleri, yaşamın erken dönemlerinde öğrenilenleri içe alarak, İd'in geri kalan kısmından ayrışmış libido ve mortido ile şarj edilirler. Bireyin davranışlarına karar veren bu sisteme Süperego denir. Suçluluk ve cezalandırılma gereksinimi karmaşıktır çünkü tümü de karar vermeye yardım eden birçok öğeyle ilişkilidirler. Bunlardan birincisi az önce tanımlanan asıl Süperego'dur. Bir diğeri kendisine göre ideal niteliklere sahip oldukları için hayran olduğu ve taklit etmek isteyeceği kişilere göre biçimlenen ve olmak istediğine ilişkin bilinçli ve bilinçsiz imgelerinden ibaret olan Ego İdealidir. Bir başkası temelde dini önderlerinden, öğretmenlerinden ve diğer otoritelerden elde ettiği neyin doğru neyin yanlış olduğuna ilişkin bilinçli imgedir, bu da yaygın olarak 'vicdan' diye bilinen şeyi oluşturur.
Basitleştirmek için bu üç öğenin tümünü de Süperego adı altında kabaca bir araya getireceğiz.
Barsaklarını uygun biçimde harekete geçirerek 'görevini yapmak', çocuk için 'gereklilik' konusundaki ilk derslerden biri olduğundan, barsak eğitimi dönemi, Supere-go'nun biçimlenmesinde önemli bir dönemdir. Bu, mortido ile barsaklar arasında, ileride yeniden  karşılaşacağımız,
iyi gelişmiş ama oldukça karmaşık ilişkinin iyi bir örneğidir.
Superego kılığına giren mortido'nun İd enerjisinin gen kalanından ayrışmış bir nicelik olduğu, bu yüzden Superegonun az ya da çok İd'in bir karşıtı gibi çalışmakta özgür olduğu kavranmalıdır. Böylece sonuçta Ego'nun davranışta bulunmadan önce gereksinimlerini hesaba katması gereken en az üç enerji sistemi vardır. İd arzulan, dıştaki gerçek dünya ve Superego.
Böylece bir insanın kararlan bilinçli ya da bilinçdışı olarak verilebilir. Bilinçli kararlar, düşünebileceğimiz gibi Gerçeklik İlkesi ve bilinçli vicdan tarafından düzenlenir. Bilinçdışı kararlar basitleştirilebilir ve enerji, duygusal önemi az olan eylemlerde alışkanlık aracılığıyla olduğu gibi tasarruf edilir. Çoğu duygusal durumda kararlar Superego ile İd'in bilinçdışı güçleri arasındaki çatışma sonucuna bağlıdır. Birey onun arkasındaki güçlerin farkına varmaksızın bir kez karar verildikten sonra kişi onu haklı çıkaracak nedenler bulmayı ve de kendini ve başkalarını kararın durumun gerçekliğine uygun olarak verildiğine inandırmayı görev edinir. Buna 'ussallaştırma' (rasyonalizasyon) denir. 10.    Tüm Bunlar Kimin işine Yarar? 'Ben' kimim? İd arzularını, duyurulduklarında 'bireye' haz verir diye tanımladık. Superego'nun Ego'yu nasıl yönettiğinden ve günahları yüzünden 'bireyi' nasıl cezalandırdığından söz ettik. Ego'nun bu iki güç arasında 'bizi' çevre tehlikeleri arasında ne tarzda yönettiğini inceledik. Tüm bu güçler kimin hesabına çalışıyor? Ben, benim Ego'm muyum? Yoksa İd'im mi ben'im? Yoksa gerçek ben Superego'm mu?
Bir kadın Benlik'ini, varlığının geri kalanını denetleyen bir şey olarak tanımlamıştı. Kendini eşek arabası süren biri gibi düşünüyordu. Eşek onun, bazan işi ele alan ve ona istemediği şeyler yaptıran bir kesimiydi. Bu gibi durumlarda Benlik'i ona 'eşek' diye bağırıyordu. Üzerinde konuştuğu Benlik neydi? Benlik Ego'ydu.
Ego kendi kendine bakabilen bir sistemdir, tıpkı beden kesimlerinin çoğunun birbirini duyumsayabilmesi gibi. Bu, insanların kendi akılları çalışırken sanki başka biriymişler gibi kendilerini izleyebilmelerinden sorumludur, tıpkı kendi bacaklarını sanki başka birisininmişler gibi kolayca yakalayabilmeleri gibi Aslında Ego üç kesimdir ve farklı zamanlarda tümü de birbirini gözleyebilir. Özel ana babasal imgeler bir kesimi oluşturur. Gerçeklik ilkesine göre çalışan erişkin benlik bir başka kesimidir ve ayrıca her kişi aklında bir zamanlar olduğu küçük çocuğu bulundurur. Her kadının kafasında bir küçük kız, her adamın kafasında da bir küçük oğlan vardır. Ana babasal kesim, erişkin kesim ve çocuk kesimi üç farklı Benlik'i oluşturur. Benliklerden biri diğerinden bağımsız olarak davrandığı sürece birey bir kişiyi duyumsar ama eğer aynı zamanda iki tanesi aktifse biri ötekine bakar ve ne olup bittiğini merak eder. Egonun bu üç yönü daha ayrıntılı olarak 9. Bölümde tartışılacaktır.
Ama tüm bunların ötesinde bir şeyler var -insanları gelişmeye, ilerlemeye ve daha iyisini yapmaya iten bazı güçler. Bunu Ego, Superego ve İd'in yanında kişiliğin dördüncü bir gücünü sayabiliriz. Psikiyatristler ve Psikologlar bu dördüncü kesim hakkında pek az şey bilirler ya da hiçbir şey bilmezler. Dinciler onun ruh olduğunu söyleyebilirler. Bilim adamlarının şu anda bir yanıtı yoktur. İnsanı basitçe bir enerji sistemi- durmadan dengesini yeniden kurmaya ya da sürdürmeye çalışan ama herhangi bir kişiyi ya da bir şeyi veya kendisinin bir kesimini 'hoşnut etmeye' uğraşmayan, dünyanın güneş çevresinde dönerken  herhangi bir kişiyi 'hoşnut ettiğinden' daha fazla hoşnut etmeye uğraşmayan bir güçler sistemi- olarak tanımlayıp şimdiye dek bu sorudan kaçınmıştık. Ama normal olarak canlı şeyleri sürekli 'gelişme' doğrultusunda iten bir gerilimler sistemi bulunduğunu varsaymak yararlı olacaktır. İnsanların neden geliştiğini ve insan türünün neden 'daha iyi' olmaya çabaladığını, hayvanların neden evrim yoluyla giderek daha maceracı hale geldiklerini ve denizanasından kurbağalara oradan maymunlara ve insana doğru bu enerji sistemi daha karmaşıklaşırken akla neden yaratıcı bir güzellik sevgisinin eklendiğini açıklamak için böyle bir sistemin var olduğunu varsayabiliriz. Bunun kimin 'yararına' olduğu sorusunu unutabilir ve içimizde bizi 'ileriye ve yukarıya' doğru çabalatan bir güç bulunduğunu varsayabiliriz.
Daha sonra göreceğimiz gibi bir nevrozun birey için pek çok avantajı vardır. Nevrozunda pek çok bakımdan daha rahatsa onun daha iyi olmayı 'istemesine' yol açan güç nedir? Hasta bedenleri ve hasta akılları gelişmeye devam edebilsinler diye yeniden sağlıklı hale gelmek için çabalatan, doğanın sağaltıcı gücü nedir? Bir embriyoyu geliştirten nedir? Neden embriyo olarak kalmaz? Gelişmek zor iştir ve epeyce enerji kullanır. Bazı denizanalarını insana evrimleştiren nedir? Neden sonsuza dek denizanası olarak kalmamışlardır? Evrimleşme de zor iştir.
Bir yanıt için iki bin yıldan fazla geriye, Zeno adlı büyük bir Semit'e gidebiliriz. Zeno yıllarca dolandı ve arandı. Dolanması eski Yunan'da Atina'da sona erdi, ama aranması sona ermedi. Zeno sonsuza dek nesneleri geliştirten ve gelişen   nesneleri   de   daha   mükemmel   kılan   Doğa   gücü Physis'ten epeyce söz etmiştir. Physis düşüncesi Zeno'dan kaynaklanmaz ama o, canlı şeylerin büyüme ve gelişimiyle ilişkili olarak Physis üzerinde çok düşünmüştür. O zamandan beri çoğu Filozof nesneleri düzenli ve 'ilerleyici' bir tarzda geliştiren Doğanın yaratıcı gücünden söz etmiştir.
Eğer böyle bir gelişme dürtüsü insanların bedenlerinde olduğu kadar akıllarında da varsa onu bizim enerji şemamıza nasıl yerleştirebiliriz ve de onun aklın öteki gerilimleri ile bağlantısı nedir? İçe yönelik ve dışa yönelik mortidodan ve dışa yönelik libidodan söz ettiğimizi ama içe yönelik libido hakkında pek az şey söylediğimizi anımsayabiliriz. Bu gelişme enerjisi içe yönelik libidonun geriliminden geliyor olabilir. Ancak bu açıklama çok basit görünüyor. Örneğin tam tersi de doğru olabilir ve libido bir gelişme enerjisinin yalnızca bir yönü olabilir. Belki Physis hiç yoktur; ama sanki böyle bir güç varmış gibi ortaya çıkan öyle çok şey var ki eğer onun var olduğunu varsayarsak insanı anlamak daha kolay olacaktır.
Bundan sonra insan aklını incelerken Physis'in hesaba katılması gereken bir güç olduğunu varsayma ve onun içe yönelik libido ile tam olarak ne ilişkisi olduğu sorusundan kaçınma özgürlüğünü elde ettik. 'Sürücünün' kim olduğu ve İd, Ego ve Superego'nun birey gelişip 'ilerliyebilsin' diye ince gerilimler dengesini kimin yararına sürdürdüğü sorununu tam olarak çözmüş değiliz ama insan aklında üzerinde düşünmeyi ihmal etmememiz gereken başka olasılıklar bulunduğunu öğrenmiş bulunuyoruz.

DERLEYEN.EDİTÖR
İletişim:bilgi@gencogrenci.com
 

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :kişisel gelişim - kişisel gelişim yazıları - kişisel gelişim kitapları - genç gelişim - kişisel gelişim nedir -

Yorumlar