BAŞARININ SIRRI NEDİR?

Evet, başarının sırrı vardır. Hem de herkesin kolaylıkla görebileceği bir sır. Herkes kolaylıkla görebiliyorsa bu nasıl sır olabilir? Bunun sır olması, ' kişiye özel ' olmasındandır.
Başarı hangi alanda olursa olsun, kim tarafından istenirse istensin birbirini izleyen bir dizi ' düşünsel -duygusal-sosyal yoğunlaşma' halkalarından oluşan bir zincirdir. Hiç unutmamak gerekir ki, 'bir zincir, en zayıf halkası kadar sağlamdır'. Onun içinde bu beş halkadan oluşan zinciri ayrı ayrı göreceğiz ve bizi başarıya nasıl ulaştıracağını anlayacağız.
Birinci adım: Güçlü bir istekle hedefimize yönelmek.
İkinci adım:  Hedefe ulaşmak için gerekli donanımı kullanmak.
Üçüncü adım:Kazandığımız donanımı gereken zaman ve yerde en üst etkinlikte kullanmak.
Dördüncü adım: Ne yaptığımızı, ne yapmadığımızı ölçerek kavramak.
Beşinci adım: Zamanında ve yerinde gerekli düzeltme ve eklemeleri yapabilmek.
BUNLARI YAPMAK KOLAY MI ZOR MU?...
(Şimdi böyle bakınca hiç de zor görünmüyor ama insanın aklına gelen soru da şu olmalıdır:
(Bütün bunlar kolaysa neden herkes yapamıyor?
(Yok, zorsa ben nasıl yapabilirim ki?
(İşte, bu soruların yanıtı 'içimizden geçen yol' dadır.
(Yapmak istediğim şeyi gerçekten istiyor muyum?
(Yoksa, kendi gözümde başarılı olmak için mi istiyorum?
(Çevreme başarılı görünmek mi istiyorum?
(Kendimi ne ölçüde zorlayabilirim?
(Kendimi zorlamam mı gerekiyor?
(Sınavı kazanmak için gençliğimin en güzel yıllarını feda mı edeceğim?
(Bütün bunları göze alsam bile kazanmamı kim garanti edebilir?
(Eğer kazanamayacaksam bunca çaba boşa gitmiş olmayacak mı?
Ünlü bir biyologun şu sözleri hepimiz için yol ışığıdır: 'İnsan yediğiyle değil, sindirdiğiyle beslenir'. Biz de hayatımıza değer kazandırmak için pek çok şey yaparız. Bu çabalarımızın hepsi işimize yaramaz ama sindiklerimiz bizi yaşatır. Doğru bir hedef için gösterdiğimiz çabalar hiçbir zaman boşa gitmez. Hayat hep bana bunu öğretmiştir. Siz doğru bir hedef seçin ve birlikte yürüyelim. Sonuç ortak başarımız olacaktır

NEDEN BİRBİRİMİZİ ANLAYAMIYORUZ ? ...
Bu sorunun kolay anlaşılır bir yanıtı vardır: Herkesin yanıtı var, kimsenin sorusu yok.
Çevremize baktığımız zaman görürüz ki, herkes bir başkasına bir şeyler anlatmaya çalışıyor ama hiç kimse öğrenmek için soru sormuyor.
'Anlaşılma' konusundaki en yaygın yakınma 'kendimizin anlaşılmadığı' dır, ama bizim başkasını anlamamız konusundaki yaygın tutum, 'onu çok iyi anladığımız' biçiminde olur.
'Birbirimizi anlayamamız' ın iki temel nedeni vardır:
1. Dinlemeyi bilmemek,
2. Birbirimiz hakkındaki kalıp yargıları bırakamamak.
'Dinlemek bir sanattır'. İnsanı dinlemek, ona yaklaşabilmek için en doğru yoldur. Eğer, birisini cankulağıyla, yargılamadan, öğüt vermeye kalkışmadan, sadece anlamak için dinleyebiliyorsak en önemli iletişim adımını atıyoruz demektir. Bu çocuğumuz için de, eşimiz için de, arkadaşlarımız, işyerlerindeki çalışma arkadaşlarımız, kısaca herkes için geçerli bir 'altın kural' dır.
Hele de sınav öncesinde doğal olarak gergin, kuşkuları olan, kendine olan güvenini tartma aşamasındaki çocuğumuzla iletişim kurmak istiyorsak, öncelikle onu cankulağıyla dinlemeye hazır olmalı, bunu ona hissettirmeliyiz.
Dinlemek sözünü kesmeden, sabırla, onu anladığımızı belirten bir beden diliyle gerçekleşirse ortak iletişimimize büyük katkısı olacaktır.
Sonra da 'konuşmak bir sanattır'. Konuşmak, hemen neler düşündüğümüzü, neler beklediğimizi, neler istediğimizi sıralamak olmamalıdır.
'Eşitlikçi konuşma' bizim de karşımızdakini anladığımızı, ona yakın olduğumuzu belirten konuşmadır. 'Ben de sınav öncesi çok gergin olurdum' diye başlayan bir konuşma hemen arkasını merak ettirir. Küçük yaştaki çocukların en dikkatli dinledikleri konuşmalar, büyüklerin yanlışlarıyla ilgilidir.
Bir meslek ustasının 'meslekteki acemiliklerini, yaptığı yanlışları, bunları nasıl gizlemek istediğini anlatan' öyküleri meslektekilerin cankulağıyla dinlediği anlatılardır.
'Eşitlikçi konuşma' en az bildiğimiz konuşma modelidir. Genel olarak, konumca üstün olanlar, üstünlüklerini belirten konuşma modelini seçerler ki bu modelde ' söze başlama, ses tonu, seçilen sözcükler, karşısındakine verilen söz sırası, susma zamanı, sözcük vurguları' üstünlüğü belirten kılmaya yöneliktir. 'Üstünlükçü konuşma modeli' sosyal statüyü özenle vurgular, böyle bir durum iletişimi başlangıçta bozar, tek yönlü bir iletişim biçimine çevirir.

DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@gencgelisim.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :kişisel gelişim - kişisel gelişim yazıları - kişisel gelişim kitapları - genç gelişim - kişisel gelişim nedir -

Yorumlar