Aklın Yükselmesi Kanunu

Aklın  Yükselmesi Kanunu;Hayatın üçüncü ve önemli bir eğilimi daha olduğunu belirtmekte yarar var. O da, canlıların gelişmesi sırasında aklın yükselmesi eğilimidir. Paleontoloji bilimi, tıpkı tarih gibi, tahminlere dayanan bir bilim dalıdır. Bu bilimin verileri çok az olduğu kadar kesin olmayabilir. Fizik ve kimyadaki gibi bir kesinliğe sahip değildir. Bu bilimden atalarımız hakkında çok doğru bilgilere ulaşamayabiliriz; fakat geçmişe ait bazı ipuçları bu sayede bulabilmek de mümkün.
Canlıların gelişme gösterdikleri gerçeğini kabul ediyoruz. Claude Bernard şöyle söylüyor: "Tamamen hayatın sahasında olan ve ne kimyaya, ne fiziğe, ne de başka bir şeye benzemeyen şey, bu hayatî gelişmenin yönetici fikridir."
Bitkiler ve ağaçlar bu bakımdan hayvanlarla aynı kaderi paylaşıyorlar. Meşe palamudunda yavaş yavaş gelişen ve daha sonra meşe ağacında ortaya çıkan bir yaratıcı fikir olduğunu söyleyebiliriz. Öyle görülüyor ki bireyin gelişmesi gibi ırkın gelişmesi de önceden var olan bir gücün itişi sayesinde oluyor ve bu güç de düşünceye benziyor.
Canlı madde uygun bir yapıya sahip olmadan önce, bize bugün tanıdığımız şekilde görünmedi. Böyle bir yapının veya bünyenin gerçekleşmesi için hayatın uzun süre bir hazırlık döneminden geçmesi gerekiyordu. Dev yapılı; fakat basit beyinli dinazorların yanısıra küçük beyinli; fakat çevik hayvanlar da görüldü. Büyük bir ihtimalle 40 veya 50 milyon yıl önce, ilk
memeli hayvanlarla birlikte, beyin maddesinde de hızlı bir gelişme oldu. Bu çok anlamlıydı.
Paleontoloji, bize tarihimiz hakkında son derece yetersiz bilgiler veriyor. Gelişme doktrininin dayandırıldığı dokümanlar oldukça sınırlı. Zinciri tamamlayacak eksik halkaların yeni buluşlarla gün ışığına çıkarılmaması ihtimal dahilindedir.
Aklın yükselişi, milyonlarca yıl süren bir gelişme sonunda, düzine hayvan şeklini takip etmekle çözülebildi. Pleistosen çağından itibaren, aklın yükselişi birden bire arttı. Jeolojik sarsıntılara, yeryüzünün defalarca buzullar tarafından işgal edilmesine, tarih öncesi muhteşem büyüklükteki hayvanların saldırısına, açlık ve hastalıklara rağmen, insan aydınlığa doğru yürüyüşünü sürdürdü. Silah veya başka aletler icat edildi, ateş bulundu, tekerlek geliştirildi, hububat ekilmesi öğrenildi, vahşi hayvanlar ehlileştirildi.. İnsanlar zeka ve buluşlarıyla eşyanın tabiatını geliştirmek için sürekli yeni şeyler denedi.
Çağımızdan 40 yüzyıl önce Mısırlılar, yazılı ahlak kanunlarına sahip oldu. Konfiçyüs'un kitabına göre, Çinli astronomlar, milattan 24 asır önce yaz ve kış değişimlerini tespit etmişler ve senenin uzunluğu üzerinde düşünmüşlerdir. Bundan bir yüzyıl sonra İmparator Şun, tek Allah'a ibadet etmiş ve onun için kurbanlar kesmişti. 6. yüzyıldan itibaren ise bugünkü medeniyetin şafağı başlamış oldu.
Canlılar tarihindeki bir sürede, akıl maddeden ayrılmış ve daha olağanüstü bir hal almıştır. Vücudun hareketlerini sağlayan akıl, zekânın hammaddesi olmuştur.
Zekânın kullanıldığı saha da ilginçtir. Anadolu, zekânın harmanlandığı kara parçası olmuştur. Eski Yunan'da bir kanat çırpışı ile öyle bir yükseğe çıkmıştır ki o yüksekliğe ancak yeni yeni ulaşabiliyoruz. Bugün bile çözülemeyen problemler bu dönemlerde başladı. Felsefe ile yetinmeyen zeka, Yunanistan'dan Batı Avrupa'ya geçerek bugünkü ilmin başlangıcı oldu. Pitagor, Eflatun, Kant, Bergson ve nihayet Claude Bernard, Pasteur, Planc gibi isimler kısa zamanda fizik dünyasının kanunlarını keşfettiler.
Ahlakî güzellik, doğruluk ve Allah kavramlarına yükselen insanlık, medeniyetin de yükselişini sağlamıştır.
Filistin'in kuytu yerlerinden bir köyde, Taberiye Gölü'nün kıyısında İsa adında bir dülger, balıkçılara şaşırtıcı bir haber verdi. Mutlak kudret sahibi ve maddî olmayan bir Varlık tarafından sevildiğimizi söylüyordu. Bu Varlık'a dua ve ibadetle yaklaşılabilirdi. O'nu kendimizden çok sevmeliydik. Yeni bir çağ başlamıştı. İnsanları birbirine oldukça sağlam bir şekilde bağlayacak harç keşfedilmişti. İncil kanunu belirli bir ölçüde, yalnız birey hayatında uygulandı. İnsanın içinde henüz vahşi arzular vardı. Bir süre sonra bencillik ortaya çıktı. Bu bencillik, pek çok erkek ve kadının savaş meydanlarında, manastırlarda veya modern sitenin dışında kendini ifade etmesi için gerekliydi.
Medeniyetimiz, İsa'nın kanından doğduğunu unuttuğu gibi Allah'ı da unutuyor. İncil'de anlatılanların, dağda verilen vaazın güzelliğini hâlâ yaşıyoruz. Hayatın acımayan mekanizmaları altında er veya geç ezilecek olan bizler, sevinç ve huzur veren kutsî sözlere sahip çıkıyoruz.
İdeolojiler iflas etmiştir. İdeolojilerin iflasına ve evrensel kargaşaya rağmen, zeka ve duygu, insanları yönlendirmeye devam ediyor. Özellikle akıl, insanlara manevî güzellik duygusu ve ilim ışığını getirerek onun medeniyeti yüceltmesini sağlamıştır. İnsan, yetenekleri sayesinde barbarlıktan kurtulmuş, hayatını değiştirmiş ve yeryüzünü yeniden fethetmiştir. Aklın madde dışına çıkması, büyük bir ihtimalle gelişme sebebimizdir. Canlılarda bilincin ani yükselişi, hayatın oluş tarzının da temel dinamiğidir.
 DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@gencogrenci.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :kişisel gelişim - kişisel gelişim yazıları - kişisel gelişim kitapları - genç gelişim - kişisel gelişim nedir -

Yorumlar