MUTLULUK VE BAŞARI

MUTLULUK YERİME BAŞARININ HEDEF ALINMASI

Başarılı her insan mutlu olamaz; ama mutlu her insan başarılı olur. Bugün aileler, çevreleri ve yaşadıkları ortamın etkisiyle, başarılı olmaları için çocuklarını bir yarış atı gibi koşturmaktadırlar... insanın bir hedefinin olması ve o hedefe emin adımlarla yürümesi küçümsenmemeli. Ama bunu yaparken sadece amacımız hedefe varmaksa; o zaman hedefe ulaşınca hayat anlamını yitirir; bir değer taşımaz; onun için mutluluk sadece istediklerimizi elde etmek değildir. Anne ve babalar hiçbir zaman çocuklarının mutlu olup olmadığıyla ilgilenmezler; onlar için önemli olan çocuklarının başarılı olmasıdır. Başarılı her gencin mutlu olduğuna inanırlar, çünkü toplumumuzda başarılı olmakla mutlu olmak herkes tarafından eş değer bilinir. Amacı sadece iyi bir Psikiyatrist olan bir gencin hedefine ulaştıktan sonra gideceği yer muhakkak bir Psikiyatrist olacaktır. Başarı, her zaman mutluluğu getirmez; Bu nedenle anne ve babalar, eğitimciler öncelikle çocuklarımıza ve gençlerimize mutlu olmayı öğretmeliyiz. Mutlu olmayı öğrenen her genç hayat karşısında asla pes etmez. Bu tip gençler hayatın kendilerine getireceği her türlü olumsuzlukları aşmaya çalışırlar. En kötü şartlarda bile mutlu olmayı bilirler. Bu mutluluk onlara başarıyı da getirecektir.

Eğer biz fertlerimize sadece hedeflerine vardıklarında başarılı ve mutlu olacaklarını aşılarsak bu insanlara yapılmış en büyük haksızlık olur. Böylece ya "başarılı olursun; ya da mutsuz" yargısı fertlerde yer eder. Bu durum, gençlerimizin mutsuz olmasının en önemli etkenidir. Hayatımızda mutlu olmayı başka olumlu hareketlere endekslersek; her olumsuzlukta yıkım ve mutsuzluk gelir. Bizler çocuklarımıza gençlerimize hayatta, her şartta mutlu olmayı öğretmeliyiz. Kendisiyle barışık, iç dünyasını aydınlatmış her insan her şartta mutlu olmalıdır; inanın ki mutludur da... Başarıya endekslenmiş bir hayatın sonu trajedi ile biter... çünkü başarı bittiğinde hayat da orada biter; halbuki insanoğlunun hayatı zikzaklarla doludur. Başarı da başarısızlık da, mutluluk da mutsuzluk da insanoğlu içindir... Sadece başarı gelince mutlu olmak, hayatın anlamını hatta hayatın kendisini kavrayamamaktır. Başarı okyanus içindeki bir damladır. Mutluluk ise okyanusun kendisidir. Damlaya takılıp uçsuz bucaksız okyanustan mahrum kalmak insanı bedbaht eder. Şunu unutmayalım; mutluluk ve başarıyı hayat bize vermez. Azim, gayret ve çabamızla o mutluluk ve başarıyı, hayattan bizim almamız gerekir. Bunu yaparken sadece başarılı olmak için değil; mutlu olmak için de çaba sarf etmeliyiz Hayatta mutlu ve başarılı olmuş yaşlı bir adama, bazı gençler:

Hayatın bize azami mutluluk ve başarı sağlaması için ne yapmalıyız? Diye sormuşlardı ondan şu cevabı aldılar. Sizin bu sorunuz, bana bir tek ineği olan köylüyü hatırlattı.

Bir gün o köylüye adamın biri sordu "ineğin ne kadar süt verir?"

Köylü şu cevabı verdi:

"ineğim hiç süt vermez Sütü ondan sizin almanız gerekir." işte hayatı, başarıyı mutluluğu anlamış bir insan portresi.
Mesleklerimiz bizim geçinmemizi sağlayan araçlardır. Bir insan sadece geçimini sağlamak için ya da iyi bir iş, iyi bir eş için çatışıyorsa; bir gün bunları elde edebilir, ama mutluluğu yakalayamaz. Eğer bir insan kendini geliştirmek yetiştirmek, tahsil görmek için okuyorsa; arkasından, iyi bir eş, iyi bir iş kendiliğinden gelecektir. Fertlerimiz hedeflerini tespit ederken bu hedefi mutluluk üzerine kurmalıdırlar. Kendilerini mutlu edecek hedefleri seçmezlerse; toplumda mutsuz ama başarılı gençlerin sayısı gittikçe artar.

Bu noktadan hareketle; sadece başarılı olmak için uğraşanlar, devlet kademelerinde belli bir noktaya geldiğinde insanlara zulmeder. Kendinden başka kimseyi düşünmez. Çünkü onun için önemli olan kendisidir. Bu anlayıştaki insanların hiç kimseye bir yararı olmaz. Ama mutlu olmayı hedef olarak gören ve başarıyı da yakalayan insanlar; mutlu olmak için etrafındaki insanların da mutlu olmasını ister. Onlar şeffaf ve güler yüzlü olurlar... toplumun mutluluğu için çalışırlar... Bu ülke böyle insanların çokluğuyla sıkıntılarını aşacaktır. Mutlu olan ve mutlu olmayı bilen her insan problemsiz insandır...

Sid Türeli anlatıyor:

-ilk tahsilimi yaptığım okulda, her türlü halk tabakasına mensup öğrenciler vardı... okulun ilk açıldığı gün, öğretmenimiz bize şunları söylemişti:

-Kiminiz büyük evlerde oturuyorsunuz, kiminiz kulübelerde; ama bu sınıfta hepiniz eşitsiniz. Burada önemli olan şey sizin davranışlarınızda, insanlarla olan ilişkilerinizde; ne müstebid olup kimseyi ezin, ne de dalkavuk olup ezilin. İster yüksek mevkide olun, ister aşağı mertebede... herkese hürmet ve nezaket gösterin. Sid Türeli bu olaydan sonra şöyle devam ediyor:
 
"Hiçbir nasihat, hayatımda bu kadar kıymetli olmamıştır. Yüksek bir şahsiyete yaranmak veya bir kapıcıyı azarlamak istediğim vakit, hep bu sözleri hatırlarım. Hayatıma yön veren bu sözler olmuştur."

Kim bilir belki bugün fertlerimize gerçek mutluluğu anlatamayan biz eğitimciler; en az insanlara zulüm eden idareciler kadar suçluyuz... Ektiğimizi biçiyoruz.

- Başarılı bir insan olmaya çalışmayın. Değerli ve mutlu insan olmaya bakın... Çünkü; Başarılı bir insan, hayattan verdiğinden fazlasını alır...

Değerli ve mutlu bir insan ise, hayata aldığından fazlasını verir... işte başarı ile mutluluk arasındaki en önemli fark... Platon insanları üçe ayırır: Bilgi seven insanlar Şöhret seven insanlar Para seven insanlar
Sadece şöhret ve para kazanmak için uğraşanlar hayatta mutlu olamazlar; ama bilgiye ulaşmak için çalışanlar sonuçta hem para kazanırlar, hem de şöhret olurlar... Bu durum bilgiyi sevmenin bir ödülü olarak insanın karşısına çıkar... Hedefte olmadığı için hayat bunları bilgi sevenlere ödül olarak verir...

Gençler! Sizler bilgiyi sevin ve kendinizi yetiştirmek, topluma, insanlığa faydalı olmak için çalışın; göreceksiniz hayat sizi istediğinizden fazlasıyla ödüllendirecektir. Bugün insanı  arasında başarı yanlış anlaşıldığı gibi; mutluluk kavramı S da yanlış anlaşılmaktadır. Mutluluk; bir şeye bağlı olarak elde edilmez... Dünyada her şeyi elde eden insanların mutlu olduğuna inanırız... Parası, evi,arabası, serveti, işi olan herkesi mutlu zannederiz ve onlara özeniriz... onlar gibi olmaya çalışır; olmayınca da hayata küser, kahırlanırız, "Batsın bu dünya" türü şarkıların gizemli havasına sığınırız... Birçok insanımız böylece hayata küser, Genç yaşta hayattan nefret ederler. Fertlerimiz önlerine bir hedef koyup "işletmeci olursam, param olursa veya şunu alırsam mutlu olurum." diye düşünürler. Halbuki böyle düşünen insanlar hiçbir zaman mutluluğu elde edemezler... Bir insanın zihni, istek listeleriyle doludur. Bu sınırsız listeler ve doyumsuzluk insana mutluluk değil mutsuzluk getirir...Mutluluk aranmaz, yaşanır. Mutluluk, yaşanan ve hissedilen bir kavramdır, isteklerin yerine gelmesiyle oluşan bir kavram değildir.

Fertlerimiz; unutmasınlar ki, insanoğlu her zaman sevdiği şeyleri elde edemez; o zaman bize düşen elde ettiklerimizi sevmektir. Sonuçta mutlu olduğumuzu göreceğiz. Bugün insanlar arasında mutlulukla; eğlenmek, gezmek, partilere katılmak, sabaha kadar eğlence yerlerini dolaşmak eşdeğer olarak kabul edilmektedir, insan gerçekten mutlu olsaydı, eğlenip oyalanmaya daha az zaman ayırdığında mutlu olurdu. Çünkü eğlence ve oyalanmada her nereden gelirse gelsin, içten değil, dıştan gelen bir neşe söz konusudur. Durum böyle olduğunda; mutluluğu, eğlencede oyalanmada arayan insan dışa bağımlı insandır. Mutluluğu eğlencede arayanlara Dennis Prager güzel bir cevap vermektedir. Eğlence (haz), bir faaliyet süresince hissettiğimiz şeydir; mutluluk ise, bir faaliyetin ardından hissedilen duygudur. Daha derin daha kalıcı bir histir. Lunaparka veya bir maça gitmek, sinema ya da televizyon seyretmek eğlence faaliyetleridir. Bu tip faaliyetler bizim rahatlamamızı, geçici bir süre için problemlerimizi unutmamızı ve hatta belki de gülmemizi sağlar; Fakat bunların hiçbiri mutluluk getirmez. Çünkü bu tür fiillerin olumlu tesirleri eğlence bitince sona erer. Eğer biz kendimizden memnun değilsek; hiçbir zaman mutlu olamayız. Mutluluk bir tavır ve fikirdir. Zorlukların va-hüznün yer almadığı eğlenceli bir hayatın mutluluk demek olduğuna inanan insanların, gerçek mutluluğu yakalama şansları oldukça düşüktür. Eğer eğlence ve haz mutlulukla eşdeğer olsaydı; acı da mutsuzlukla eşdeğer olurdu. Fakat aslına bakılırsa bunun tam tersi geçerlidir. Mutluluğa sebep olan şeyler çoğunlukla içlerinde acıyı barındırırlar." işte mutluluk üzerine yapılmış güzel bir tanımlama... unutulmamalıdır ki; iyi yaşamak değil yaşamayı iyi bilmek gerçek mutluluğu kazandırır.

Yerkürenin en zengin armatörü sayılan Onassis'in kızı Christine, milyarlar içinde doğdu, milyarlar içinde yaşadı ve bunalımlardan bunalımlara yuvarlana yuvarlana Buenos Aires'teki bir gece kulübünde tek başına oluverdi. Hakkında çıkan yazılardan birinde şöyle deniliyor; "Hiç kuşkusuz her şeyini parası çaldı onun; ailesini, dostlarını, aşklarını, hatta ölümünü..." neden ölümünü de? Çünkü bir gece kulübünde, tek başına yalnızlığını unutmak için aldığı yatıştırıcıların şokuyla ölmüştü.

Sanat dünyasının ışıltıları altındaki kişilerin her şeyi elde ettikleri halde Psikolojik tedavi görmeleri mutluluğun hiçbir şeye endekslenemeyeceğinin en güzel kanıtıdır.

Fertlerimiz; hayatı dört mevsim olarak kabul etmeli, Hayatın güzellikleri yanında olumsuzluklarının da olacağı unutulmamalı. Güzelliklerin yanında olumsuzluklar içinde de mutlu olmayı, sevmeyi hayatı anlamlandırmayı öğrenmeliyiz. Mutluluğu yakalayan insan; gerçekte dünyanın en zengin insanıdır. Çünkü hiçbir senet gerçek mutluluğu satın alamaz.

Mutlu olmayı bilen ve mutlulukla birlikte başarıyı yakalayan gençlerin dünyasında yaşamanın hasretiyle umuduyla...
DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@gencogrenci.com

 


Bu makale şu konularla ilgili olabilir :mutluluk - başarı - -

Yorumlar