KONUŞMA NASIL PLANLANIR?

Plân, yazıda geçecek fikirlerin bir mantık düzeni içerisinde sıralanması işlemidir. Yazarın, neyi nerede söyleyeceğini belirtir ve okuyucunun da fikrî gelişmeyi en iyi şekilde izlemesini sağlar. Mimarın, yapacağı binayı önceden plânlaması gibi, yazar da ortaya çıkaracağı eserin plânını yapar ve ona göre hareket eder. Plânın uygulamada iki şekli vardır: Yazılı plân, yazısız plân. Uzun bir yazı için, her yazarın bir yazılı plâna ihtiyacı vardır. Çünkü, fikir sayısı çok olduğundan hata yapmak daima mümkündür. Böyle bir plân büyük kolaylıklar sağlar. Kısa yazılar için yazısız plân yeterlidir. Yazar, zihninde bir tertip yapar ve ona göre yazısını yazar. Fakat yazmaya yeni başlayanlar, kısa yazılar için de yazılı plân yaparlarsa daha iyi olur. Esasen, bütün plânlar önce zihinde teşekkül eder. Mütemadiyen konusunu düşünen ve araştırmalar yapan yazar, bir yandan da bunları tertip etmekle meşgûldür. Bazan da ard arda iki plân yapmak gerekir. Birincisi ön plândır ve geçicidir. Elâstikiyeti vardır, yani değiştirilmesi her zaman mümkündür. Böyle bir plân taslak vazifesi görür, araştırmalarda rehber olur. Noksan bilgileri gösterir, zihinde bir fikir sırası oluşturur ve yazarı tertipli düşünmeye sevk eder.
ikinci ve son plân ise, malzeme toplama işleminden sonra, yazıya başlamadan önce yapılır. Böyle bir plân, yazara her bakımdan faydalı olacaktır. Yazarın, dikkatini bir noktada toplamasını sağlar. Belli bir fikrin ne zaman ve nerede işleneceğini gösterir. Konudan uzaklaşmamayı temin eder. Zamanı iyi kullanmakta yardımcı olur. Elinde ayrıntılı bir plânı bulunan yazar, meydana gelmesi muhtemel kesilmelere rağmen yazısına devam edebilir.
Plânda üç ana unsur vardır: Giriş, esas kısım, sonuç. Bunların üçü de çok önemlidir ve itinâ ister.
Giriş, yazının baş kısmında yer alır. Okuyucunun ilk karşılaşacağı bölümdür. Muhatap, yazının devamını okuyup okumamaya burada karar verecektir. Bu sebeple girişin son derece câzip, anlaşılır ve merak uyandırıcı olması gerekir.
iyi bir giriş için tavsiye edilebilecek bazı şekiller vardır: Meşhur bir sözü nakletmek, ilgi çekici bir hikâye, fıkra veya olay anlatmak, bir konuşmayı aktarmak, bunlardan sadece bir kaçıdır. Hikâye türündeki eserlerde ise en iyi usûl, bir olay veya diyalogla giriş yapmaktır.
Plânda ikinci kısım, konunun işleneceği, fikirlerin söyleneceği ve olayların gelişeceği yerdir. Her ne olacaksa burada olacaktır. Sonuç ise, yazarın okuyucunun huzurundan ayrıldığı yerdir. Artık söylenecekler söylenmiş, vedalaşma zamanı gelmiştir. Yapılacak iş, okuyucu üzerinde olumlu bir intiba bırakmaktır. iyi bir sonuç fikirlerin kabulünde önemli rol oynar. Burada yazıyı özetlemek, temel fikirleri tekrar etmek, güzel bir söz nakletmek, bazan da yazının gayesine uygun bir hikâye anlatmak mümkündür. Her yazının kendine göre bir sonucu vardır ve bu hususta kesin ölçüler koymak doğru değildir.

Plân nasıl yapılır?
Konusuyla ilgili fikirleri tesbit eden ve bunları destekleyecek yardımcı unsurları derleyen yazar, ilk iş olarak, elindeki malzemenin bir listesini yapmalıdır. Bu listeyi dikkatle okumalı ve yeterli olup olmadığını tesbite çalışmalıdır. Eğer eksik bilgiler varsa tekrar araştırma yapması gerekir. Malzeme yeterliyse ikinci safhaya geçilebilir.
ikinci safhada, malzemelerin konuya uygunluk dereceleri tayin edilir. işe yaramayacak fikirler ve gereksiz unsurlar atılır. Bu ayıklama işlemi sayesinde eldeki malzemenin sayısı azalacaktır. Böyle bir azalma, fikirleri ve destek unsurlarını daha yakından tanımanızı sağlar. Üçüncü safhada yapılacak ilk iş, temel fikirleri tesbit etmektir. Kısa bir yazıda bunların sayısı muhtemelen üç veya dörttür. Daha sonra, yardımcı fikirleri destekleyici müşahhas malzemeler temel fikrin altında kümelendirilir. Bu işlemleri yaparken çok düşünmek, fikirlerin birbiriyle münasebet derecesini iyi kavramak gerekir.
iyi bir plânda temel fikirler tesbit edilmiş ve müşahhas misallerle desteklenmiştir. Her fikre, yazıdaki ehemmiyeti nisbetinde yer verilmiştir. Fikirlerin sıralanışı muntazam ve mantıklıdır. Maksada en iyi hizmet edebilecek ayrıntılar seçilmiş ve lüzumsuz malzemeler ayıklanmıştır.

 ÜSLUP

Fikirleri, olayları ve duyguları anlatmak için, herkesin kendine has bir ifade tarzı vardır ki, buna üslûp denir. Anlatım, tarz, usûl ve yol kelimeleri de, aşağı yukarı aynı mânâya gelmektedir. Üslûp, sözün kalıbıdır. Bir insan için elbise neyse, yazı için de üslûp odur.
Üslûp, yazının okunmasına ve fikirlerin kabulüne tesir eden önemli bir faktördür. Aynı konuda, aynı şeyleri duyan ve düşünen iki yazardan, üslûbu güzel olanın yazısı tercih edilir.
Özel ifade tarzı olan üslûp, yazının parçalarını birleştirir ve kaynaştırır. Birlik ve bütünlüğü temin eder.
Hem mânâsı, hem de üslûbu güzel olan yazı, zarif bir elbise giymiş güzel bir insana benzer.
Usta yazarlar, yazılarının altına imza atmasalar bile, onları üslûplarından tanımak mümkündür. Çünkü üslûp insanın yüzü, saç ve göz rengi kadar şahsîdir. Bu sebeple, “Üslûp, insandır” denmiştir.
Yazi hayatina yeni atilanlarin şahsî bir üslûpları yoktur. Bunlar, okudukları kitapların tesiri altında kalır ve onları taklit ederler. Kimi, kısa zamanda kendi üslûbunu bulur ve taklitten kurtulur, kimi de hayatı boyunca bir türlü şahsî üslûbunu kazanamaz.
Üslûbun oluşmasında, birçok faktörün rolü vardır: Yazarın başından geçen hâdiseler, icrâ ettiği meslek, özel zevkleri, yaşadığı ızdıraplar, okuduğu kitaplar, tahsil ettiği ilim, kültür seviyesi, ahlâkı, karakteri ve saire.
Yazarın, yazıyı yazdığı andaki ruh hâli de üslûba tesir eder. Acı çeken bir yazar, kâinatı bir matem yeri olarak görebilir. Meselâ, yağmurun yağışını gökyüzünün ağlaması şeklinde yorumlar. Mutlu bir yazar ise, aynı hâdiseyi rahmetin cisimleşmiş şekli olarak tefsir edebilir.
iyi bir üslûbun özellikleri nelerdir? iyi bir üslûp sade, akıcı, canlı, duru, berrak, açık, anlaşılır, samimi, âhenkli, sıcak ve câziptir. Gereksiz süslerden, yapmacıktan, lâubalililikten, kuruluktan, resmiyetten ve kapalılıktan uzaktır. Üslûp, berrak bir kaynak suyu gibi güzel ve âhenkli olmalıdır.
Yazının, açık ve aydınlık olması için mânânın çok iyi anlaşılması ve mantıklı bir şekilde tertip edilmesi lâzımdır. iyi düşünce yazının temelidir. Bu da çok düşünerek öğrenilebilir. Fikirler ve duygular karmaşıksa veya gerekli açıklıktan mahrumsa üslûbun açık olması mümkün değildir.
Berrak, duru, açık ve anlaşılır bir üslûba ulaşmak için yapılması gereken ilk iş, kelimeleri seçerken dikkat etmek olacaktır. Kelime, mânâyı tam olarak karşılamalı ve cümlede en münasip yere konmalıdır. Eksik veya fazla kelime ve cümleler üslûbu aksatır. Cümlelerin direkt, özlü, kısa ve açık olmasının da büyük ehemmiyeti vardır.
Vücudu açıkta bırakan bir elbise kadar, fazla bol elbise de beğenilmez. Aynı durum mâna ile üslûp arasındaki münasebette de vardır. Söz, mânâya elbise gibi uymalı, maksadı açıkça ifade etmeli, bir başka mânâya ihtimâl vermemeli ve anlamak için düşünmeye ihtiyaç duyurmamalıdır.
iyi bir üslûp sade ve yalındır, ama asla kuru değildir. Usta yazar, okuyucuyu bir fikir bombardımanıyla sersemletmez. Bilir ki, böyle bir yazı kurudur ve muhatabı sıkar. Bu yüzden duygulara yer verir. Kalbin en ince tellerine dokunmakta maharet sahibidir. insanlar sadece akıldan ibaret olsalardı, buna ihtiyaç yoktu. Fakat her okuyucu bir gönül sahibidir ve çeşitli duyguları vardır. Bunların ihmâl edilmemesi ve tatmini için gerekenin yapılması lâzımdır. iyi yazarlar, aklı doyurmak için fikirler ortaya atarlarken, duygulara tesir etmek için de gayret gösterirler. Bazan edebî sanatlardan da istifade ederek âhenkli cümleler kurar, yazıya şiiriyet katarlar. Okuyucunun, aklıyla birlikte kalbini de doyuran eserler daha tesirlidir. Bazı acemi yazarlar, yazılarının âdi ve basit olmasından korktukları için çeşitli kelime oyunlarına başvururlar. Açıkça söylenebilecek fikirleri çeşitli benzetme, sembol, istiâre, kinâye ve benzeri edebî sanatlarla süslemeye çalışırlar. Bu durum üslûbu bulandırır ve yapmacığa sebep olur. “Edebiyat yapıyor” diye ayıplananlar bu tip yazarlardır. Bunlar, hakiki sanatın sırrını bilmeyen, iyi yazmayı süslü sözler söylemek sanan acemilerdir. Yerinde kullanıldıkları zaman yazıya şiiriyet ve âhenk katan edebî sanatlar bile bunların yazılarında olumsuz rol oynar ve uslûbu yaralar.
Bazı yazıların giriş kısmını okuyunca, devamını da okumaktan kendimizi alamayız. Bazı yazılar içinse durum tersinedir. Okumak zorunda kalırsak ruhumuzu sıkıntı basar. Bu durum, diğer faktörlerin yanısıra daha çok “akıcılıkla” ilgilidir. Üslûpta, akıcılığın mutlaka temin edilmesi gerekir. Fiil cümlelerine çokça yer vermek ve sıfatlara itibar etmemek akla gelen ilk tedbirdir. Fikirlerin, birbirini muntazam bir tertiple takip etmesinin de büyük rolü vardır. Kelimelerin dizilişi akışa tesir eder. Söylenmesi zor kelimeler kullanılmamalı, hiç değilse bunlar ard arda gelmemelidir.
Teknik tabirler, ıstılahlar, anlaşılması zor mefhumlar, uzun rakamlar, parantez, çizgi gibi işaretler akışa mânidir.
Bazı yazılarda çok sayıda dipnot vardır. Yazar, işaretler ve rakamlar vasıtasıyla okuyucuyu sayfanın alt kısmına bakmaya zorlar. Açıklayacağı kelimeler için de aynı yola başvurur. Normal bir okuyucuyu en çok sinilendiren, dikkatini dağıtan ve yazıdan soğutan da budur. Kesinlikle böyle bir yola başvurulmamalı, bu usûllerin tez ve araştırma tipindeki akademik yazılar için geçerli olduğu sık sık hatırlanmalıdır.
Üslûbu hafifletip, câzip bir hale getirmenin birçok yolları vardır. Bunun için hikâye unsurlarından, konuşmalardan, olaylardan faydalanılabilir. Bir fıkra anlatmak veya hatıra nakletmek üslûbu câzip hâle getirebilir. Benzetmeler, misâller ve deyimler yazının zevkle okunmasını sağlar, okuyucuyu dinlendirir. Bir yazıda okuyucuyu zor durumda bırakan güçlüklerin çoğu, tertibin fena olmasından, fikirlerin zayıf işlenişinden, cümle yapısının kötü seçilişinden, mânânın karıştırılmış olmasından ve bilinmeyen kelimelerin kullanılmasından ileri gelir.

PARAGRAF
Bir yazı muhtelif fikirlerle ortaya çıkar. Birbirini bir tertip dahilinde izleyen bu fikirler yazının ana fikrini destekler ve ona kuvvet verirler. işte, yazıyı teşkil eden fikirleri biz birer cümle grubu halinde yazarız ve buna “paragraf” deriz.
Yazıyı bir ağaca benzetirsek, paragraflar o ağacın dallarıdır. Kelimeler ise, yapraklarıdır. Başarılı bir yazı, bir ağaç gibi tabii ve güzeldir.
Paragraftaki fikrin yazının özüyle yakından ilgili olması gerekir. Okuyucu, fikrin konuyla olan alâkasını açıkça görüp anlayabilmelidir.
Paragraflar konunun nasıl geliştiğini de gösterir. Bu yönüyle okuyucuya büyük kolaylıklar sağlar. Uygun paragraflar halinde yazılan bir yazı muhatabı yormaz. Anlatılmak istenen meseleyi hiçbir tereddüte yer bırakmaksızın anlamasını sağlar.
Paragraf uzun mu olmalıdır, kısa mı? Bu hususta kesin bir ölçü verilemez. Bunu yazacağımız yazının uzunluğu, işleyeceğimiz fikrin derinliği ve muhatabın anlayış seviyesi tayin etmelidir. Bir cümleden ibaret paragraflar yazılabileceği gibi, on-onbeş cümlelik paragraflar da teşkil edilebilir. Fakat kısa paragrafların daha rahat okunduğu ve daha kolay anlaşıldığı da bir gerçektir.
Yazıda çok uzun veya çok kısa paragraflar ard arda gelmemelidir. Paragraf uzunluklarının çeşitli olması ve bunların birbirini bir nisbet dahilinde takip etmesi daha uygundur.
Paragrafta üç temel unsur vardır: Anafikir, anafikri destekleyen yardımcı fikirler ve geçiş.
Anafikir, paragrafın konusu ve yardımcı fikirlerin merkezidir. Genellikle bir cümleyle ifade edilir, bu cümleye de “temel cümle” denir. Anafikir, bazen de paragrafın içine sindirilir ve açıkça görülmez. Fakat paragrafı okuyan kişi, anafikri anlamakta güçlük çekmez.
Anafikri ifade eden "temel cümle" paragrafın ruhudur. Bundan dolayı çok önemlidir. Okuyucunun gözünden kaçmamalıdır. O halde bu cümleyi paragrafın neresine koymalıyız?
Temel cümle, paragrafın ilk kısmına konabilir. Burada okuyucunun dikkati doruk noktasındadır. Paragrafın en gözalıcı yeri de ilk kısmıdır. Bu durumda fikir tümdengelim metoduyla açılır. Yani, temel fikir cümlesinden sonra gelen cümleler vasıtasıyla anafikir yorumlanır, desteklenir ve izah edilir. Temel cümle, paragrafın sonuna da konulabilir. Eğer paragraf normalden uzunsa, okuyucunun dikkatini muhafaza etmek için bu yola başvurulur. Bu usûlde fikir tümevarım metoduyla işlenir. Önce fikri destekleyen, kuvvetlendiren, açan ve yorumlayan cümleler yazılır, sonra da bütün bu yardımcı fikirlerden elde edilen netice bir temel cümleyle ifade edilir. Bununla beraber, anafikri paragrafın sonuna koymak çoğu zaman sakıncalıdır. Anafikrin tesbiti güçleşebilir. Sonra, okuyucunun paragraf sonraların üstünkörü okuması mümkündür. Bu usûlü çok gerekmedikçe kullanmamak lâzımdır.
Temel cümleyi paragrafın ortasına koymaksa hiç doğru değildir. En sağlıklı usûl, anafikri ifade eden temel cümleyi paragrafın başına koymaktır.
Çoğu zaman fikir, bir cümleyle ifade edilemez. Bu mümkün olsa bile okuyucu kabulde zorluk çekebilir. Muhatabın, söylemek istediğiniz şeyi anlamasını ve kabul etmesini istiyorsanız, fikri açıklamanız, genişletmeniz ve yorumlamanız gerekir. Bunun için de bazı destekleyici unsurlara ihtiyaç vardır.
Destek materyali seçerken, okuyucuda alâka uyandıracak türden olmasına dikkat etmeliyiz. Maksadımız, fikrimizi muhataba en iyi şekilde aktarmak olduğuna göre, onun tecrübe sahasına giren materyalleri seçmek en doğru olanıdır.
 Esas fikri açmanın, geliştirmenin ve kuvvetlendirmenin çeşitli yolları vardır. En fazla kullanılan usûl, soru sormak ve bu soruyu sebep göstererek cevaplandırmaktır. Fikri açmada tarif, izah ve tasvirden bol bol faydalanılır. Bir diğer yol da, fikrin örneklerle açıklanmasıdır. Fikir, deliller gösterilerek genişletilebileceği gibi, zıt fikirlerden faydalanılarak da genişletilebilir. Bazan benzetmeler yapılır, karşılaştırma yoluna gidilir. Usta yazarlar tarihî olaylardan, hatıralardan, hikâyelerden ve fıkralardan istifade ederler. istatistikî bilgiler vermek mümkünse de aşırıya kaçmamak lâzımdır.
Yazının bölümleri arasında "geçiş"ler olmalıdır. Geçiş unsurları paragraf, cümle veya ibaredir.
Geçiş paragrafı, müstakil ve kısadır. Uzun yazılarda bir fikir kümesinden diğerine geçilirken kullanılır. Genellikle birkaç cümleden ibaret olan geçiş paragrafında, önce yazının ilk kısmında anlatılan fikrin ne olduğu söylenir, sonra da gelecek kısımda nelerden bahsedileceği açıklanır. Böylece, okuyucu bahsin neresinde olduğunu ve bundan sonra ne okuyacağını anlar, zihnini toparlar ve kendini gelecek konuya hazırlar.
 Geçiş cümlesi de çok kullanılan bir geçiş tekniğidir. Geçiş paragrafından daha çok kullanılır. Umumiyetle paragrafın sonuna konan bu cümle, paragraflar arasında bağ kurar. Geçiş cümlesi kısa olmalı ve konuyla direkt irtibatı bulunmalıdır.
Geçiş ibareleri, geçiş tekniğinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Geçiş cümlelerinden daha fazla kullanlan bu ibareler, paragraflar arasındaki irtibatı kurduğu gibi, cümleleri de birbirine bağlar. Akışın sağlanmasında mühim rolleri vardır. Geçişi temin eden ibareler çoktur. “Maamafih”, “diğer taraftan”, “kaldı ki”, “evvela”, “ikincisi”, “ancak”, “halbuki”, “görülüyor ki”, “bu sebeple” kelimeleri geçiş ibarelerinden sadece birkaçidir.
Yazinin daha anlaşilir hale gelmesi için geçiş tekniklerinden faydalanmak şarttir. Fakat bunda aşiriya kaçmamak gerekir. Mümkün olan en basit geçeş teknigini uygulamak başariyi artirir. Eger yazinin tertibi mükemmelse geçiş teknikleri en aza iner. Cümleyle geçiş yapilabiliyorsa paragraf kullanilmamali, ibare yeterliyse cümleye itibar edilmemelidir.
Son olarak, paragrafta “birlik” konusuna da temas edip, bu bahsi kapayalım.
Birlik, paragrafta geçen bütün cümlelerin anafikirle yakından ilgili olması, onu açıp geliştirecek özellikte bulunması demektir.
Anafikrin açılıp desteklenmesinde hiçbir fayda sağlamayan cümleler fazlalıktır ve atılmaları gerekir. iyi bir paragrafta, yardımcı fikirleri ifadeye yarayan cümleler bir mantık çerçevesinde, ölçülü ve orantılı bir şekilde sırılanmışlardır.
Bir cümlenin paragraftaki önemini anlamak için şöyle bir usûle başvurulur: Cümle çıkartılır ve paragraf okunur. Eğer bir mânâ kaybı oluyor veya bir eksiklik hissediliyorsa, o cümle gereklidir. Aksi halde fazlalıktır, atılması lâzımdır.Güzel yazıların iyi teşkil edilmiş paragraflardan oluştuğunu bilmek ve verilen bilgiler ışığında paragraf yazma alıştırmaları yapmak yazarlık yolunun en önemli merhalelerindendir.

 CÜMLE
Cümle, düşünce birimidir. Kelimelerden meydana gelir. iyi bir yazının doğru ve tesirli cümlelerden teşkil edildiği düşünülürse önemi daha iyi anlaşılır.
iyi bir cümlede noktalama işaretleri yerli yerinde kullanılmıştır. Mânâyı en iyi şekilde karşılayan kelimeler seçilmiş ve bunlar güzelce sıralanmıştır.
ifade edilmeye çalışılan fikirler doğrudur. Bundan başka, iyi bir cümle vecizdir, ahenklidir, açık ve sadedir.
Cümlede mânâ çok önemlidir. Cümlenin gramer ve noktalama bakımından doğru olması kâfi gelmez.
iyi bir cümle vecizdir, yani maksadı en az kelimeyle eksiksiz ifade eder. Acemi yazarlar, yerli yersiz çok sayıda kelime kullanır, fakat yine de mânâyı aktaramazlar. Bu tip yanlışlar, genellikle iyi düşünememekten, kelimeleri yeterince tanıyamamaktan ve tembellikten doğar. Yazı, tekrar tekrar gözden geçirilirse bu kusur giderilebilir.
Cümlelerde hareket ve akıcılık aranır. Mânâ bakımından doğru bile olsalar hareketli olmayan cümleleri okumak sıkıcıdır. Tereddütsüz okunabilen yazılarda cümleler akıcı ve hareketlidir. Çok sayıda sıfat kullanmak cümlede durgunluğa sebep olur. Bunun yerine fiillere, bilhassa canlı fiillere yer verilirse cümle akıcılık kazanır. iyi bir yazar, cümleler kurarken çeşitliliğe önem verir. Çünkü monotonluk sıkıcıdır. Monoton yazılarda cümle uzunlukları hemen hemen aynıdır. Aynı tip cümleler, birbirine benzer deyimler ve kelimeler kullanılır. Bundan kaçınmak lazımdır.
Tecrübeli bir yazar, uzun cümlelerin yanısıra kısa cümlelere de yer verir. Bazan cümle kuruluşunda değişiklik yapar. Bilindiği gibi, dilimizde kelimeler cümle içinde özne-tümleç-fiil sırasını takip eder. Bu bir düz cümledir. Bazan yazar bu sırayı değiştirir, devrik cümleler kurar. Maksadı monotonluğu önlemek ve ahengi temin etmektir. Fakat olur olmaz her yerde devrik cümle kullanmamak gerekir. Bilhassa birbirini takip eden devrik cümleler ifadeyi hantallaştırır.
Çeşitliliği sağlamanın bir başka yolu da, olumlu, olumsuz ve soru tipi dediğimiz cümle çeşitlerine yer vermektir. Bunlar, birbirini tabii bir akış içinde takip etmelidir.
Cümlelerimizin açık ve anlaşılır olmasını istiyorsak, noktalama işaretlerini yerli yerinde kullanmamız gerekir. Nokta, virgül, ünlem, tırnak, parantez ve benzeri noktalama işaretleri yazının kolayca anlaşılmasını sağlar ve mânâ karışıklıklarına engel olurlar. Bu işaretler kullanılmadan yazılan yazıların bir muammadan farkı kalmaz. Yerinde kullanılmayan işaretler yanlış anlamalara sebep olur. Bunların nerelerde kullanılacağını tecrübeli yazarların eserlerini okuyarak ve bol bol alıştırma yaparak öğrenmek mümkündür. Cümlede aranan mühim bir özellik daha vardır: âhenk. Bunun ne olduğunu tarif etmek imkânsızdır. Tecrübeyle elde edilir. En büyük faydası, okuyucunun duygularını harekete geçirmesidir. Bir cümlenin âhenkli olup olmadığını anlamak için onu yüksek sesle okumak gerekir. Şiirdeki mısraların, nesir cümlelerinden daha âhenkli olduğu açıktır.
Ahengin temininde başvurulan hususlardan bazıları şunlardır: Sert veya yumuşak hecelerin ard arda getirilmemesi, yerinde yapılan tekrarlar, cümle içindeki kelimelerin yerlerinin değiştirilmesi vs.
iyi cümleler yazmak, dikkat ve itina isteyen bir iştir. Bunun için egzersizler yapmak gerekir.
Unutulmamalıdır ki, güzel yazılar, mânâca doğru, veciz, açık, sâde ve âhenkli cümlelerden meydana gelir.

DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@gencogrenci.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :kişisel gelişim - bireysel başarı - eğitim - kişisel başarı - bireysel gelişim - konusma - konusma sanatı -

Yorumlar