Bebeklik Depresyonu

Bebeği depresyona itecek en önemli neden anne yoksunluğudur.
ilk altı ayda anne birden ayrılırsa üç dönem belirti gösterir.
Protesto dönemi: Sürekli ağlar, dindirilemeyen ve yatıştırılamayan ağlamalar vardır. Yanma biri yaklaştığında susar ama annesi olmadığını anladığı zaman tekrar ağlamaya başlar. Kısa süreli sustuğunda biri yanma yaklaşırsa yine ağlamaya başlar. Sustuğu anda yüzünde yorgun ve üzgün ifade vardır.
Depresyon dönemi: iştahlı yeme azalmıştır, kilo kaybetmeye başlar. Fizik gelişme durur, kusma ve ishal olabilir. Muhtemelen beyin büyüme hormonunu yeterli miktar salgılama-maktadır. Bunun sonucu mutlu olmayan çocuğun beden gelişimi de yavaşlayacaktır. Çocuk gözlemlendiğinde küskün ve üzüntülü görünüm sergiler.
İlçe kapanım dönemi: 2. aydan sonra anne yoksunluğu devam ediyorsa bebek içine kapanmaya, duygusal tepkiler kentleşmeye başlar. Çevrede olanlara ve yanma yaklaşanlara ilgisiz kalır. Dünyadan soyutlanıyor gibidir. Bu durum büyüklerin şizofrenik bozukluğuna benzer bir tablodur.
Görüldüğü gibi anne ile bebek arasında olağanüstü bir ruhsal bağ vardır. Bu ruhsal bağ, çocuğun beyin ve beden gelişimi için temel gıdadır. Sevgisini ve ilgisini veren anneler, çocuklarının beyinlerinde sevgi kanallarının açılmasını ve mutluluk hormonları salgılamasını sağlamış olmaktadırlar.
Yuva hastalığı: Anne veya anne yerine geçen kişiden uzun süre uzak kalındığında oluşur. Burada teke tek ilişki önemlidir. Anne uzun süre hastanede yatabilir veya ayrılmak zorunda kalabilir. Böyle durumlarda çocukla teke tek sevgi bağı olan bir ilişki annenin yerini tutacaktır. Yuva ortamında sürekli bakıcı değiştiği için bu sağlanamaz ve bazı belirtiler başlar. Yuva hastalığı (Hospitalizm) içindeki çocukların çevreye ilgileri azalmıştır, geç ve güç uyarılırlar, oturdukları yerde sallanırlar, geviş getirme gibi hareketler yaparlar, kafa sallarlar, vurmaları vardır. Bu vurmalar kendi kendilerini uyarma çabalarıdır. Parmak emmek, sallanmak gibi bedensel zevk kaynaklarına yönelirler. Zeki oldukları halde yalancı bir zeka görünümü verirler. Boy ve kiloları yaşıtlarına göre geridir, beslenme ve bakım iyi olsa da ani ölümler çok olur.
Anneyi Kaybetme Korkusu
Çocuk kendisine bakım veren kişiye derin bir bağlanma gösterir. Bu yetersizliğin ve çaresizliğin kaçınılmaz sonucudur. Bakım veren kişi, yani kendisini güvende hissettiği kişi -ki bu çoğunlukla annedir- onu dövebilir. Dövdüğü halde tekrar annesinin kucağına sığınır. Bu o çocuğun en mutlu anlarından birisidir.
Çocuğa bakım veren kişinin kısa veya uzun süre ayrılması, hayatın kaçınılmaz bir parçasıdır.
Bu bağlanma-ayrılma ilişkisi insanın ileri yaşlardaki hayatına yön veren temel bir ilişkidir. Evlendiğinde veya askere gittiğinde uyum sağlayamayan, okul korkusu çeken çocuklar ve gençlerde bağlanma-ayrılma ilişkisini tam olgunlaşamamak gerçek nedendir.
Böyle insanlarda bağlandığı ve sevdiği kişiyi kaybetme korkusu vardır. Bu korku ve sıkıntı, yaşamın kaçınılmaz parçasıdır. Hayatın normal sürecinde bu korku çocuğu geliştirecektir. Bireyselleşmeye itecektir.
Yeterli Annelik Nedir?
Anne temasından yoksun çocuklar ilgisiz, soğuk, isteksiz, geç uyarılan, soluk renkli, mide-bağırsak ve solunumu bozuk çocuklar olur. Erken yaşlardaki anne yoksunluğu ileri yaşlarda uyum bozukluğuna neden olur.
Ülkemizde genelde bu durumun tersi olur. Çocuk anneye bağlandığı gibi anne de çocuğa bağlanır. Karşılıklı doyum sağlayan bir ilişki vardır. Anne o derece koruyucudur ki, elinde tabak arkasında dolaşır, her şeyini kontrol eder, çocuğa inisiyatif vermez. Böyle bir çocuk, annesi olamadan tuvalete gidemez, okula başlarken ayrılmak istemez. En ufak ayrılığı annesini kaybedeceği korkusu olarak algılar. Anne tavuk, civcivleri büyüdüğünde kanadıyla iter; onların bireyselleşmesine fırsat verir, insan annesi de bunu yapmalıdır. Aksi taktirde çocuk sosyal ilişki kurmada beceriksiz, içine kapanık, cinsel davranışlarında donukluk yaşayan bir genç olur.
insanın sağlam benliğinin gelişmesinde nitelikli, teke tek ve sürekli anne-çocuk ilişkisi kaçınılmaz kuraldır.                      ;
Çocuklarda Stresin İfadesi
Çocuğun her doğru veya her yanlış davranışı bir işarettir. Ergenlik dönemi öncesi çocuklar ve gençler sorunlarını söz diliyle ifade edemezler. Kullandıkları dil "davranış dilfdir.
Yatağı ıslatma, yemeği reddetme, yalan söyleme, hırsızlık, öfke nöbetleri, kekemelik, aşırı hareketlilik, içe dönüklük, uykusuzluk, kıskançlık, tembellik, sinirlilik, suç işlemeler, bağımlılık, hastalık hastalığı, kadınsı erkeksi cinsel sapmalar, intihar tedbirleri.
Bu saydıklarım çocuklarda sık görülen davranım bozukluklarıdır. Davranım bozuklukları büyüklere, anne-babaya ve topluma verilmek istenen bir mesajın varlığını gösterir. Mesajın arkasında bir duyum saklıdır. Duyuru genelde şudur. "Dikkat! Lütfen bana zaman ayırın!"
Ah Şu Okul!
"Ben dört yaşında bir çocuğum. Bu yaşa kadar birkaç çocukla oynadım, eğlendim, çok mutluyum. Anne-babam benimle ilgileniyor. Onları çok seviyorum. Yabancı çocuklarla oynamak istedim benimle alay ettiler, arkadaş nasıl kazanılır bilmiyorum. Şimdi annem-babam kararlaştırmışlar beni 10-15 öğrencinin olduğu bir ana okuluna verecekler. Yabancı çocuklarla beraber olma düşüncesi bana çok korku veriyor.
Korkumu anne-babama nasıl ileteceğim? Evde oynamak istediğimi nasıl söyleyeceğim?"
Evet, küçük hanımın başvuracağı muhtemel yollar şunlardır.
1-  Kaygıya kapılıp, yuvaya başlayacağı gün hastalanıp, oraya gitmemeye çalışmak.
2-  Yuvada içine kapanık, çekingen kalmayı tercih etmek.
3-  Öfke krizi geçirip anne-babanın anlayışsızlığını protesto etmek.
4-  Altını ıslatıp anne-babanın acıma duygusunu harekete geçirmek.
5-  Tırnak yemeye başlamak.
6-  Annesini yanında istemek.
Dört yaşındaki yavrucuk kişilik yapışma, korku ve güvensizliğinin derecesine göre bir yolu seçecektir.
"Ben henüz yuvaya gidecek duruma gelmedim" diyecek kadar akıllı davranamaz, bunun için söz dağarcığı da müsait değildir. O halde "yuvada olmaktansa sizin yanınızda olmayı tercih ederim" demenin bir yolunu bulacaktır. Bu davranış diliyle olacaktır.
Anne-baba ne yapmalı?                                                
Birincisi; çocuğu anladığım hissettirmeli, onu kucaklayarak rahatlatmak.
ikincisi; ana okulunda, yuvada öğrenmesi gereken şeyler olduğunu ona ifade etmeli. Büyük insan gibi onunla konuşmalı ancak büyük insan davranışı beklememeli. Kararlı ve tutarlı bir şekilde okula gidip gelmesini sağlamalıdır.
Ergence Bir Çılgınlık
Serkan 13 yaşındaydı. Ablasının düğününü rezil etmişti. Nikahta kahvenin içerisine şeker yerine tuz konulmuştu, o da yetmemişti düğün arabasının dört lastiği de patlaktı. Vestiyerdeki elbiselerin uçları kesikti.
Acilen bir psikiyatri merkezine başvurdular. Serkan'ın yüzü yaşlar içindeydi, babası kolundan sıkı sıkı tutmuş adeta sürüklüyordu. Gencin yüzü acıyla buruşuyordu. Anne sanki o aileden olmaktan utanırcasına gözleri yerde onları takip ediyordu. Beklerken hiçbir şey konuşmadılar.
Doktorun yanına girdiklerinde baba yüksek sesle "Her şeyi kırıp döken, başkalarının mutluluğuna zarar veren bir çocukla ne yapılır? Bu çocuğa her şeyi verdik, saygısızlık elde ettik. Müteşekkir olmayı bu çocuğa nasıl öğreteceğiz?" dedi. Yüzünde acı bir öfke vardı, anne de bir mendille gözlerini silmekteydi.
Anne-baba oğullarının yargılanmasını istiyorlardı. Anne-baba ve gençle ayrı ayrı görüşüldü.
Ablanın düğünü ailede çok büyük bir olaydı. Aylar önceden plan ve hazırlık yapılmıştı. Anne-baba her gün bu hazırlıklarla meşguldü. Serkan bu koşuşturmalar boyunca hep arka planda kalmıştı. Ondan hiç yardım istenmemişti. Düğün hazırlıklarına katılabilmesinin onun için ne kadar önemli olabileceği göz ardı edilmişti. Düğün yaklaştıkça Serkan kendisinin gereksizliğini düşünmeye başladı. Büyüklerin dikkatlerini üzerine çekecek bir şeyler yapması gerekiyordu. Ablasının bu kadar uzun süre başrolde olmasına fena halde içerliyordu. Babası da zaman zaman kara şakalar yapıyordu. Şakalarına çok gülüneceğini, böylece ilgiyi üzerine çekeceğini düşünüyordu. Kötülük yaptığının bilincinde değildi. Büyüklerinin öfkesi, ablasının gözyaşlarına önce şaşırdı, sonra aklı başına geldi, ancak artık çok geçti. Sevdiği insanları çok üzmüştü.
Serkan'ın öne çıkma, kabul edilme, adam yerine konma gibi psikolojik bir ihtiyacı vardı. Bu ihtiyacını çocukça, beceriksizce ifade etmişti.

DERLEYEN... (EDİTÖR)
İletişim:bilgi@gencogrenci.com
 

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :depresyon - psikoloji -

Yorumlar