Psikoloji Sözlük - T -

PSİKOLOJİ-SÖZLÜK- TÜRKÇE


-T-

T-TESTİ (T - Test) : Küçük örnekte bir aritmetik ortalamanın ya da iki aritmetik ortalama arasındaki farkın anlamlılığını saptamak üzere kullanılan parametrik test

TABAKA (Layer): Sıralar halinde üst üste konulmuş şeylerden her bir kat.

TABU (Taboo) : İlkel topluluklarda kimi büyüsel, dinsel tasarımlara ilişkin olarak belli davranış ya da sözlerin toplumca çekinceli sayılması ve olumsuz toplumsal yaptırımlarla yasaklanması. Başka bir ifade ile, mana ile yüklü oldukları kabul edilen insanların, hayvanların, nesnelerin, doğal öğelerin yasaklarla çevrilmesi ve bunlardan kaçınma.

TAD TOMURCUKLARI (Taste Buds) : Tat alıcı duyu organları, dilin arkasında, kenarlarında ve gırtlakta yer alır.

TAHMİN DEĞİŞKENİ (Predictive Variable) : Kriter davranışı tahmin etmek üzere ölçülen davranış.

TAHMİN GEÇERLİLİĞİ (Predictive Validity) : Bir kuruluşa alınmak üzere başvuranlar arasında yapılan bir geçerlilik çalışması.

TAKINAK (Obsession): Bk. Obsesiyon.

TAKINAKLI DAVRANIŞ (Obsessional Behavior) : Bilince takılan ve bütün kurtulma uğraşlarına karşın direnen bir düşüncenin yarattığı davranış.

TAKİP EDEN İŞ OLGUNLUĞU (Follovver Job Maturity) : Astların işlerini yapmalarındaki (toyluktan olgunluğa doğru) değişken kapasiteleri.

TAKİP EDEN SORU (Follow-up Question) : Kapalı uçlu sorudan hemen sonra gelen ve "neden, niçin, niye" söz öbekleriyle başlayan soru

TAKLİT (İmitation) : Başkalarının ne yaptığını seyredip aynısını yaparak, onları davranış oluşturmada da model almaya baş vurarak bir şeyi öğrenmektir. Örneğin, ebeveynler ve öğretmenleri model alma gibi. Değişik bir deyişle, örnek alınması istenen davranış biçiminin bilinçli ya da bilinçsiz olarak olduğu gibi yinelenmesi. Kısaca, başkasının davranışını kopya etme.

TAKSİS (Taxis) : Bedenin belirli bazı uyarıcılara doğru yönelmesi yolunda, doğuştan gelme eğilim.

TAKTİKİ TAKTİM (Tactical Şelf- Presentation) : Ferdin bazı durumlarda kendini savunmak ve korumak için yaptığı davranış ve hareketler.

TALAMUS (Thalamus) : Beyinin çeşitli bölgelerinden girdikleri alan ve yansımaları kortekse yollayan çeşitli çekirdeklerden oluşan beynin bir bölümü.

TALEP (Demand): Piyasaya arz edilen mallara karşı olan satın alma isteği.

TALEP YANLI EKONOMİ (Demand - Side Economics) : Ekonominin tüketici ihtiyaçları tarafından kontrol edildiği görüşü. Başka bir deyişle, talep artışı yolu ile ekonomiyi canlandırma ve üretimi artırmayı hedefleyen ekonomi görüşü.

TAM ÖĞRENME (Mastery Leaming) : Hemen hemen tüm öğrencilerin, okulların öğretme amacını güttüğü bütün yeni davranışları öğrenebileceği görüşü üzerine temellendirilmiş olan bir yaklaşım.

TAM YETKİ VERME (Endorsement) : Bir oylamada grup üyeleri tarafından bir lidere, liderliğin güvenirliği, başarısı, gruptaki rolü ve faaliyetleri için verilen destek.

TAMAMLAMA (Closure) : Daha önce algılanan bir objenin eksik yönlerinin tamamlanarak bütün imiş gibi algılanması.

TAMAMLAYICI RENKLER (Complementaıy Colors) : Uygun oranda karıştırıldığında gri olarak görülen renk çiftleri.

TAMAMLAYICILIK (Complementaıy) : Birbirlerininkilere zıt özelliklere sahip insanların birbirlerini sevmeleri eğilimi. Örneğin, başat bir kişi ile boyun eğici bir kişi birbirlerini sevebilirler.

TANIK KONUMUNDAKİLERİN İŞE KARIŞMASI (Witnes Interference) : Zor durumdaki bir yabancıya yardım etme davranışı. Araştırmalar acil bir durumda bireyin yalnızken başkaları ile birlikte olduğu zamankinden daha fazla yardıma koşmak eğiliminde olduğunu göstermektedir.

TANIMA (Recognition) : Hatırda tutmanın ölçülmesinde kullanılan bir teknik. Bu tekniğin özelliği, denekten sadece, yanlış cevaplarla birlikte sunulmuş olan doğru cevabı tanımasının istenmesidir. Doğru-yanlış ya da çoktan seçmeli sınavlar bu tekniğe birer örnektir.

TANIMA-YERLEŞTİRMEYE DÖNÜK DEĞERLENDİRME (Evaluation foı Placement and Diagnosis) : Öğrencinin hazır bulunuştuk düzeyini belirleyip onu bir kursa, derse ya da yetişek'e yerleştirmek için yapılan değerlendirme.

TANIMLAMA (Defmition) : Anlamlan bilinen terimleri kullanarak başka bir terimin anlamını belirleme süreci. Tarif etme.

TANIMLAYICI ARAŞTIRMA (Defınitive Research) : Bir
ya da birkaç kuramın geçerliliğini test etmeye ya da aralarındaki farkı saptamaya yönelik araştırma.

TANISIZLIK (Agnosia) : Tanınıp bilinen varlıkları görme, işitme gibi duyu organları yolu ile ayırt edememe durumu.

TANRI TANIMAZ (Atheism) : Doğaüstü varlık anlayış ve inancını kabul etmeyen görüşlere verilen isim.

TAPINMA (Cult) : Belli bir tanrı düşüncesine ya da doğaüstü sayılan varlıklara inanmayı ve bununla ilgili dini törenler ve uygulamalar. Değişik bir tanımla tapınma, yerleşmiş dinsel töreni, dua usulünü ve diğer açıklama şekillerini içeren ibadet modelidir.

TARAFSIZ GÖZLEM (Detached Observation) : Araştırmacıların olayları sadece basit olarak izleyip, kendilerini olaylara kaptırmadan yaptıkları gözlem.

TARIM TOPLUMU (Agrarian Society) : Avcılık ve toplayıcılıkla geçinen toplumlardan, teknolojik yönden daha fazla gelişmiş olan ve ziraatla uğraşan toplum.

TARIMCI TOPLULUK (Farming Community) : Üretim yapısı tarıma dayalı olan topluluk.

TARİH FELSEFESİ (Philosophy of History) : Tarihsel olayların anlamını, düzenlilik ve yasalarını, insanın gelişimindeki ana eğilimleri araştıran felsefe dalı.

TARİHSEL MATERYALİZİM (Historical Materialism) : Bir toplumun ekonomisinin aileyle, politikayla, dinle, eğitimle ve diğer kurumlarla etkileşme içinde olduğu teorisidir.

TARİHSEL YÖNTEM (Historical Method) : Bir olgunun gerçek doğuş ve oluşum sürecini düşüncede yansıtma yöntemi.

TARİKAT (Sect) : Kendi kurallarında ısrar eden, toplum içinde negatif olumsuz bir ilişkiye sahip dinsel organizasyondur. Başka bir deyişle, laik kültürü reddeden ve bölücülüğü, çileciliği vurgulayan istekli özel bir dini grup.

TASARRUF (Savings) : Hatırda tutmanın ölçülmesinde kullanılan bir teknik. Bu teknikte denek daha önce öğrendiği bir şeyi tekrar öğrenir; tasarruf miktarı, ilk ve ikinci öğrenmede gözlenen tekrar ya da hata sayılan arasındaki fark ile belirtilir.

TASIM (Syllogism) : İkisi öncül biri sonuç olmak üzere üç önermeden kurulan mantıksal form.

TAT SANRISI (Parageusia): Tat duyusu ile var olmayan kural dışı tatlar alma.

TATLI LİMON (Sweet-Lemon): Polianna tipinde rasyonalizasyonun aynı.

TECRÜBE (Experience) : Bireyin dolaysız algıları ve etkinlikleri ile kazandığı bilgi, tavır ve beceriler. Başka bir tanımla tecrübe, dış dünyanın bilgisini duyular yolu ile elde etme.

TEK - KÖRLEMESİNE TEKNİK (Single - Blind Technique) : İlaç Çalışmalarında, deneklerin ilaç alıp almadıklarını bilmedikleri bir deneysel teknik.

TEK - YUMURTA İKİZLERİ (Monozygotic Twins) : Döllenmiş tek bir yumurtadan türeyen, aynı genetik yapıya sahip ikizler.

TEK BAŞINA BIRAKMA (Isolation) : Bireyin fiziksel ve duygusal olarak topluluktan ve onun faaliyetlerinden kopması sonucu ortaya çıkan "yabancılıktır".

TEK DEĞİŞKENE (Reductionism) : Olayları verilerin gerektirdiğinden daha basit bir kuramsal düzeyde açıklamaya çalışarak hataya düşme. Ör. Evliliği sadece biyolojik yönden açıklamak.

TEK EŞLE EVLİLİK (Monogamy) : Bir erkeğin sadece bir kadınla, bir kadının da sadece bir erkekle evlenmesini gerektiren evlilik sistemi. Veya birden
çok kadınla ya da birden çok erkekle evlenmeyi yasaklayan evlilik biçimi.

TEK ETMEN KURAMI (One Factor Theory) : Bu kurama göre zekanın genel bir zihin yeteneği olduğu ileri sürülür.

TEK RENKLİ GÖRME (Monochromatic Vision) : Bütün renkleri tek bir rengin çeşitli koyuluklardaki görüntüleri olarak algılama.

TEK SOYDANLIK (Unilineal Kin) : Ebeveynlerden birine bağlı olarak oluşturulan akraba grubu.

TEK TANRICILIK (Monotheism) : İnsanın, doğada ve toplumda ilk ya da değişmez nedeni araştırmasına yol açan tarihsel nesnel koşulların etkisiyle her şeye gücü yeten bir tek tanrı düşüncesine varması. Kısaca, sadece bir tanrıya olan inançtır.

TEK TANRILI DİNLER (Monothestic Religions) : Nihayetinde bütün evrenden sorumlu bir tek yüce tanrının inancına dayanan dinler.

TEK TARAFLI SOY (Unilineal Descent) : Katıksız olarak, sadece anne ve baba tarafından meydana getirilen akrabalık.

TEK TARAFLI TEHDİT (Unilateral Threat) : Kamyonla yük taşıma oyununda, oyunculardan birinin rakibinin yolunu kapatma seçeneğine sahip olduğu koşul.

TEKEL (Monopoly): Tüm ekonomiyi elinde tutarak rekabete izin vermeyen firma.

TEKNİK (Technique) : Bilimsel bilginin yaşama geçirilmesi. Yöntemde hedefi gerçekleştirmek için işe koşulan tutarlı örüntülerin her biri. Gözlem, survey, istatistik, anket, görüşme vb. gibi. Genel anlamda teknik, insanın tabiata uymak, onu kendine yararlı hale getirebilmek, kendi hizmetinde kullanmak için yaptığı her türlü araç.

TEKNİK DEĞİŞMLER (Technical Changes) : İnsanın doğal ve toplumsal çevresini kendi gereksinmelerine göre kullanıp değerlendirmek amacıyla geliştirdig1 yol, yöntem ve araçların tarih boyunca ayrımlılaşması ve etkinleşmesi.

TEKNİK İŞBÖLÜMÜ (Labour Division of Technical) : Makineli üretimde işi en küçük parçalarına bölerek her işi sürekli olarak bir işçiye yaptırma suretiyle meydana gelen işbölümü.

TEKNOKRASİ (Technocracy) : Ekonomik yaşamın ve devlet yönetiminin politikacıların değil, uygulayımcıların ve iş adamlarının elinde olması. Başka bir deyişle, toplumun teknisyenlerle yönetilmesi gerektiğini ileri süren görüş.

TEKNOLOJİ (Technology): Güç ve bilgiyi denetleme, toplama, biriktirme, işleme, iletme vb. amaçlar için oluşturulan makinelerin, dizgelerin ve araçların tümü. Kurumlaşmış bir yolla doğayı kontrol altında tutarak insan ihtiyaçlarını karşılamak için bilgilerin uygulanmasıdır. Başka bir deyişle, mal ve hizmet üretmeye yarayan bilgi, beceri ve mekanik aletlerin tümü.

TEKRAR EDİLEN TEŞHİR ETKİSİ (Repeated Exposure Effect) : Maruz kalıcı deneyimlere kişilerin ara sıra eğilim duymaları.

TEKRAR SUÇ İŞLEME (Recidivism) : Bir suçu tekrarlama özelliği.

TELEGRAFİK KONUŞMA (Telegraphic Speech) : Çocukların lisan gelişiminde geçirdikleri safha, cümlenin en anlamlı ve önemli kelimeleri kullanılır. Başka bir deyişle, küçük çocuklarda gözlenen, eklerin ve önemli olmayan sözcüklerin atlandığı konuşma biçimi. Edatlar, zarflar, bağlaçlar kullanılmaz.

TELEOLOJİ (Teleology) : Davranışın, amaç ile olan ilişkilerini inceleyen bir bilim dalı.

TELEPATİ (Telepathy) : Birisinin kafasından geçirdiklerini veya uzakta geçen bir olayı duygusal hiçbir bağlantı olmadan algılama yeteneği. Kısaca, bir düşüncenin bir zihinden diğerine sözsüz aktarılması.

TELKİN (Suggestion) : Bir fikrin eleştirisiz kabulü. Telkin psikolojik tedavide nevrotik belirtilerin ve özellikle histerik belirtilerin geçici şekilde azaltılmasında kullanılır. Propagandacı ve reklamcılar telkini tutum ve inançları değiştirme ya da sürdürme amacıyla kullanırlar.

TEMARUZ (Pleteral lllness) : Kişisel güçlüklerden kaçmak veya bunları önlemek amacıyla hastaymış gibi yapmak veya kendini hasta sanmak.

TEMEL - DÜZEY (Baseline) : Bağımsız değişkenlerin sunulması sonucu ortaya Çıkan davranış değişikliklerini değerlendirmede karşılaştırma ölçütü olarak kullanılan, tutarlı ve güvenilir davranış düzeyi.

TEMEL AİLE GEREKSİNMELERİ (Basic Family Needs) : Karşılanmadığı takdirde aile üyelerinin birbirleriyle etkileşimini olumsuz yönde etkileyecek Sereksinmeler. Örneğin, her ailenin bir "anne" ye ve bir "baba" ya gereksinmesi vardır. Bu gereksinmeler karşılanmadığı zaman aile ilişkileri olumsuz olarak etkilenir.

TEMEL ARAŞTIRMA (Basic Research) : Belli sorunlara ilişkin özgül sorulara cevap aramaktan çok olgular arasındaki genel ilişkileri araştırmayı amaçlayan araştırma. Farklı bir açıklama ile temel araştırma, özel sonuçlarla ilgili belirli sorulardan ziyade toplum içindeki ilişkileri incelemek için planlanmış araştırma.

TEMEL BUNALIM (Basic Anxtiety) : Çocukluk
döneminde düşman olarak görülen çevre karşısında duyulan düşmanlık, yalnızlık, çaresizlik duyguları.

TEMEL İHTİYAÇLAR (Basic Needs) : Beğenilme, değer verilme, sevilme, bağlılık, çabaların başarıyla sonuçlanması, bedensel ihtiyaçlar gibi yaş, cinsellik
ya da yaşam düzeyi düşünülmeden herkesde ortak olan ihtiyaçlar.

TEMEL KİŞİLİK (Basic Personality): Bir kültürdeki en önemli kişilik.

TEMEL ORAN BİLGİSİ (Baserate Information) : Nüfusa göre mühendis ve avukatların oranı gibi bazı neticelerin beklenen yoğunluğun istatistiksel özeti.

TEMEL ROLLER (Basic Roles) : Bireylerin cinsiyet ve yaşlarına göre gerçekleştirmek durumunda oldukları rollere temel roller denir. Kadın için annelik, erkek için babalık temel roldür.

TEMEL STATÜ (Master Status) : İnsanların kendisi hakkındaki görüşleri ve diğerlerinin tepkileri hakkındaki statü merkezi.

TEMEL YÜKLEME HATASI (Fundamental Attribution Error) : Gözlemcilerin, kişilerin hedeflerini açıklayacakları zaman kişinin eğilimlerinin önemini az hesaba katmalarıdır.

TEMPORAL LOBU (Temporal Lobe) : Korteks / beyin kabuğunun işitmeyle ilgili kısmı.

TEMSİLCİ ÖRNEKLEM (Representative Sampling) : Belirli bir evreni genel özellikleriyle temsil edecek yetenekleri olan örneklem grubu.

TEMYİZ (Appeal) : Hükümle, hükmün dayandığı soruşturmanın, adli yönden bir kez daha incelenmesine imkan sağlayan yasa yoludur.

TENKİTÇİ DÜŞÜNME (Critical Thinking): Akılsal ve gerçek kanıtlara dayanarak bir olayı, kişiyi, varlığı, eseri eleştirmek.

TENSEL BENLİK (Body Ego) : Benliğin veya benin özü olan beden üzerinde yaşanarak edinilmiş imge.

TEOKRASİ (Clericalism) : Dinin ve din kurumlarının toplum yaşamının türlü kesimlerindeki yerini güçlendirmeği amaçlayan toplumsal-ekonomik akım.

TEOKRATİK DÜZEN (Theocratical Order) i Siyasal iktidarın, Tanrı'nm temsilcileri olduklarına inanılan din adamlarının elinde bulunduğu toplumsal düzen.

TEOLOJİ (Teology): İnsanların mantıklarına uygun olan dinsel inanç sistemleri.

TEPİ (İmpulsion) : Bazı yalın ya da karmaşık etkinlikleri gerçekleştirmek için duyulan karşı konulmaz eğilim.

TEPKİ (Reaction, Response) : Dış uyaranların canlıyı etkilediği anda canlıca yapılan yalın davranım. Başka bir deyişle, iç ve dış bütün uyarıcılara karşılık meydana gelen davranışlar.Yani, öğrenmede veya açıklamada bir uyarımın tanıtımından sonra ortaya çıkan davranıştır.

TEPKİ DOLAŞIMI (Response Circuit): Nöronların alıcı sinirlerden iletici sinirlere doğru düzenlenişi.

TEPKİ EŞİĞİ (Response Threshold) : Bir karşılığın ortaya çıkabilmesi için gerekli olan en düşük uyaran gücü.

TEPKİ GENELLEMESİ (Response Generalization) : Denek hayvanı belirli bir uyaran karşısında belirli bir tepkiyi göstermeyi öğrendikten sonra aynı uyaranın benzeri tepkileri de ortaya çıkarabildiği ilkesi.

TEPKİ GİZİLGÜCÜ (Reaction Potential) : Alışkanlık gücüyle, ilişkili dürtünün çarpımından oluşan belirli bir tepkinin ortaya çıkabilme ihtimali.

TEPKİ ÖĞRENİMİ (Learning Response) : Tepkinin yapıldığı nesnel ortamı değil, yalnızca tepkiyi yapabilmeyi öğrenme.

TEPKİ SÜRESİ (Reaction Time) : Uyaranın verilmesi ile tepkinin çıkışı arasında geçen süre.

TEPKİ YEĞİNLİĞİ (Response Intensity) : Uyaranın veya güdünün gücünde oluşan değişmelere uygun olarak kaslar ve salgı bezlerinin etkinliklerinde görülen değişiklikler.

TEPKİ YENİLENMESİ (Abreaction) : Bir karmaşanın zayıflatılıp yok edilmesi veya çatışma ve baskının yarattığı coşkusal gerilimin onu yaşatan temel yaşantının hayal edilmesi ya da yeniden yaşanması yolu ile hafifletilmesi.

TEPKİ YETERLİĞİ (Response Adequacy) : Canlının, tepkiyi uyaran bir durumda güdü veya ihtiyaçlarına uygun değişiklikler yapabilmesi.

TEPKİDE BULUNMA (Responding) : Bireyin uyarıcıya bilinçlice tepkide bulunması, onunla ilgilenmesi, ondan zevk alması, onu istemesi.

TEPKİME (Reactance) : Özgürlüğü kısan veya tehdit eden teşebbüsler tarafından hoşnut olmayan motivasyonel bir durumu canlandırmak.

TEPKİSEL DAVRANIŞ (Respondant Behavior) : Dış çevreden gelen bir uyarının etkisiyle ortaya çıkan davranış.

TEPKİSEL PEKİŞTİRME (Reactive Reinforcement): Bilinçteki bir sürecin bilinç altındaki bir süreci karşı yönde harekete geçirmesi.

TERK ETME (Abondonement) : Çocuğun bedensel, duygusal ve sosyal gelişimi için gerekli uyarıcıları ve ortamları ona vermeyerek onu yalnız bırakmak.

TERÖR (Terror) : Karşıt grupların fiziksel güç kullanarak ya da bu yolla tehdit edilerek bertaraf edilmesi yönüdür.

TESADÜFİ OLMAYAN ÖRNEK (Nonprobability Sample) : Güven sınırlarının saptanamadığı örnek.

TESADÜFİ ÖRNEK (Probability Sample) : Güven sınırlarının saptanabildiği örnek.

TEST (Test) : Başarı ve yetenekleri nesnel olarak değerlendirmeye yarayan araç. Başka bir ifade ile, bir fertten, onu temsil edecek bir cevap almak üzere hazırlanmış standart sorular veya araçlar.

TEST - TEKRAR TEST (Test - Retest) : Bir ölçüm aracının aynı örneğe iki ayrı zamanda uygulanması yolu ile o aracın güvenilirliğinin saptanması.

TEST BATARYASI (Test Batery): Ölçülmek istenen davranış örüntüsünün değişik yönlerini ölçmek amacıyla geliştirilmiş birden çok testin oluşturduğu dizi. Başka bir deyişle, bireyin çeşitli yeteneklerini ölçmek maksadıyla ona aşağı yukarı aynı zamanda uygulanan bir takım psikolojik testler.

TESTESTERON (Testesterone) : Erkeklik hormonu, kandaki miktarı artırıcı erkek çocuğunda ergenlik çağına yol açan erkeklik hormonu.

TESTİN İKİYE BÖLÜNMESİ YÖNTEMİ (Split - Half Method) : Bir testin tek sayılı soruları ile çift sayılı sorularının ayrılarak uygulanması ve bu ikisinin puanları kıyaslanarak ölçüm aracının güvenilirliğinin saptanması.

TEŞHİR BOZUKLUĞU (Egzibisyonizm) : Kişilerin cinsel organlarını başkalarına göstermesi veya yolda mastürbasyon yapmaları.

TETA RİTMİ (Theta Rhythm) : EEG'nin adlandırılmş ritimlerinden biri. Frekansı yaklaşık 4-7 Hz, voltajı ise alfa ritmininkinden biraz daha yüksektir.

TEZ - ANTİTEZ - SENTEZ (Thesis - Antithesis - Synthesis) : Bir konuda önce destekleyici, sonra karşıt savları ileri sürüp sonunda bir genellemeye gitme süreci.

THANATOS (Thantos) : Freud'un yıkıcı ve saldırgan enerji kavramı. Bu kavram, kişinin kendi kendisini yok edici güçleri ya da ölüm arzularını içe doğru döndürerek kendisini  cezalandırmasını  ifade etmektedir. Mazohizm ya intiharla ya da di döndürülerek saldırganlıkla sonuçlanabilir.

THURSTONE'NUN EŞİT GÖRÜNEN ARALIKLAR ÖLÇEĞİ (Thurstones Equal Appearing Interval Scale) : Thurstone tarafından geliştirilen, puanlar arasındaki aralıkların birbirlerine eşit varsayıldığı bir ölçek. Başka bir deyişle eşit aralık yöntemine göre düzenlenmiş olan bir tutum ölçeği.

TİCARET (Commerce) : Bireylerin, grupların veya toplumların kar elde etme amacıyla giriştikleri her türlü mal değişimi.

TİK (Tic): İradesiz ve ani olarak beliren ve uyanıkken ortaya çıkan kassal kasınım.

TİMUS (Thymus) : Boğazın aşağı kısmında yerleşmiş bir salgı bezi; gelişmesinin sınırına aşağı yukarı on beşinci yaşta ulaşır ve bundan sonra yavaş yavaş tembellesin Görevi iyice anlaşılmış değildir.

TİN (Anima): Ruhun bilinçaltı ile haberleşen yönü.

TİP (Type) : Benzerlerinin temel özelliklerini kendinde topladığı için örnek olarak ele alınan birey.

TİROİD BEZİ (Thyroid Gland) : Boyunda gırtlağa yakın bir yerde bulunan çok önemli bir iç salgı bezi. Vücudun metebolizma hızını düzenleyen endokrin bezi.

TİROKSİN (Thyroxin) : Tiroid bezinin salgısı. Vücudun metabolizma hızını düzenler. Bu hormonun eksikliği veya fazlalığı kişilik ve sağlık üzerinde ciddi etkiler yapar.

TOLERANS (Tolerance) : Başkalarını oylarında ve yargılarında serbest bırakma. Kendi görüşümüze veya çoğunluğun görüşüne aykırı görüşlere sabırla, hem de taraf tutmadan katlanma, hoşgörü.

TON (Hue) : Büyük ölçüde dalga boyu tarafından belirlenen, parlaklık ve doygunluktan farklı olan; maviyi kırmızıdan, kırmızıyı sarıdan, vb. Ayırt edebilmemizi sağlayan renk özelliği.

TOPLAM ALMA MODELİ (Summation Model) : Genel bir izlenim oluştururken bize gelen bilgilerin toplandığını savunan kuramsal görüş. Örneğin, bir başka kişiye ilişkin olumlu bir izlenim yeni olumlu bilgilerin eklenmesi ile daha da olumlu
olacaktır.

TOPLAMI SIFIR OLAN OYUNU (Game With Zero Summation Result) : Kazanç ve kayıplarının toplamı sıfıra eşit olan oyun. Yani bir kişinin kazancı diğerinin kaybına eşittir. Tekel ve poker oyunları toplamı sıfır oyunlarına örnektir.

TOPLU DAVRANIŞ (Collective Behavior) : Kültürel kurallar tarafından tam olarak denetlenmeyen ve böylece duygulara ve kişisel etkileşime neden olan belirlenmemiş toplumsal davranış. Genel anlamda, grupların veya kalabalıkların içindeki insanların davranış ya da eylemi. Kendiliğinden olan, gelip geçici ve kurumlaştırılmayan grup faaliyeti.

TOPLU ŞEKİLLENME (Collective Shaping) : Uyarıcıların birbirleriyle olan bağıntılarından veya bir araya getirilerek düzenlenmelerinden ortaya çıkan şekil.

TOPLULUK PSİKOLOJİSİ (Collective Psychology) : Toplumsal psikolojinin topluluk veya grup davranışlarını inceleyen bölümü.

TOPLULUK VE TOPLUM (Community and Society) : Ferdinand Töennies tarafından ortaya atılan ve toplumsal ilişkilerin doğasını ifade eden ideal tipler.

TOPLULUK YÖNELİMİ (Collectivity Orientation) i Toplumsal sistemin devamlılığı için gerekli olan rol davranışlarını değerlendiren ölçü.

TOPLUM (Society) : Genel anlamda, birbirine bağımlı, devamlı ve değişmeye eğilimli, ilişki ve usullerin tümüdür. Aynı ülkeyi ve kültürü paylaşan, nispeten kendi ihtiyaçlarını kendileri arasında karşılayabilen insan grubudur. Daha geniş bir tanımla toplum, genel değerleri ve inançları eşit olarak paylaşan, geniş, sürekli, kendisine yeterli olan ve birbirini etkileyen kişilerin oluşturduğu topluluk. Karşılıklı ilişkilerle bir arada bulunan örgütlenmiş topluluk veya yaşayabilmek, türlerini sürdürebilmek için bir araya gelen ve karşılıklı yardımlaşmada bulunan insanlar. Başka bir deyişle, belirli ilişkiler ve davranış biçimlerini paylaşarak bir araya gelen ve bu özellikleri nedeniyle diğerlerinden ayrılan insanlar topluluğu.

TOPLUM FELSEFESİ (Social Philosophy) : Toplumsal hayata, bunun kökenine, gelişimine ve amaçlarına ilişkin olan bütün bilimlerin sağladığı verilerin bir bileşiğini veya genellemesini yapmaya yönelik bulunan her çeşit bilgi ve düzenli düşünce.

TOPLUM KALKINMASI (Community Development) : Az gelişmiş toplumların kalkınması için önerilen, kırsal toplulukların yol, okul, su gibi kimi ortak ihtiyaçlarını ve bir ölçüde de küçük tarımsal ve sanayi girişimlerini ortak çabayla kendilerinin yürütmeleri, devletin de bunlara bilgi ve teknik araçlar sağlaması yolu; dayanaklı imece.

TOPLUM LEHİNE DAVRANIŞ (Prosocial Behavior) : Başkalarına yardım eden veya yardım etmesi için planlanan herhangi bir harekettir. Yani, kendi çıkarı için değil, bir başkasının yararına yapılan davranış.

TOPLUM LEHİNE SALDIRGANLIK (Prosocial Aggression) : Genelde kabul edilmiş sosyal normları destekleyen saldırgan hareketler. Bir boksörün rakibine vurması gibi.

TOPLUMA HAZIRLAMA (Social Preparation) : Ferde içinde yaşayacağı toplumun alışkanlıklarını, hünerlerini, yargılarını, ölçülerini başkalarıyla olan ilişkileri aracılığında iletmek.

TOPLUMBİLİMSEL YASA (Sociological Law) : Toplum yapısının, birey ve toplumsal grup davranışlarının oluşum, işleyiş ve değişimindeki görece durağan nedensellik ya da işlevsellik ilişkilerini dile getiren genelleme.

TOPLUMCULUK (Sociabiiity) : Bireyler ya da toplumsal gruplar arasındaki karşılıklı bağımlılık biçimleri.

TOPLUMLA SÖZLEŞME (Social Contracts) : Gelişimin bu aşamasında, kurallar önemlidir ancak bu aşamada yasalar istendiğinde değiştirilebilen sözleşmeler olarak görülür.

TOPLUMSAL - EKONOMİK OLUŞUM (Socio - Economic Formation) : Toplumların tarihsel gelişimleri boyunca üretim biçimiyle belirlenen kimi düzenlenişlerden geçtiği görüşü.

TOPLUMSAL AKIL SAĞLIĞI (Community Mental Health) : Psikolojik tedaviyi hastaneden çıkarıp içinde yaşanılan topluma götürme amacını güden psikoloji dalı.

TOPLUMSAL ALIŞKANLIK (Social Habit) : Toplumsal durumlara uyumu kolaylaştıran ve sonradan öğrenilerek alışkanlık halini alan herhangi bir davranış..

TOPLUMSAL ATOM (Social Atom): İnsanların kendisine duygusal bağlarla bağlı olduğu kişiler. Aile gibi.

TOPLUMSAL AYIRIM (Social Discrimination) : Bireylerin ya da toplumsal grupların toplumsal sınıf, ırk, din, dil, siyasal görüş vb. ayrılıklar nedeniyle toplum içinde eşitsiz işlem görmesi.

TOPLUMSAL BASKI (Social Pressure) : Herhangi bir amacı gerçekleştirmek üzere bireylere veya gruplara o konudaki davranış veya tutumlarını değiştirmeleri için yöneltilen çabalar.

TOPLUMSAL BASTIR1M (Social Repression) : Bir sosyal grupta veya toplumda belli bir dönemde geçerli olan kurallara ters davranışların, çeşitli toplumsal kontrol yollarıyla ortadan kaldırılması veya önlenmesi.

TOPLUMSAL BEKLENTİ (Social Expectation) : Bir toplumun üyelerinin çeşitli davranışları konusunda gelenek ve göreneklerle belirlenip toplumsal baskı ile yaptırıma bağlanmış bulunan tutum.

TOPLUMSAL BENZEŞME (Social Assimilation) : Değişik kültürlerin, değişik kültürlerden birey ya da grupların, türdeş bir kültür bütünü oluşturacak biçimde kaynaşmaları.

TOPLUMSAL BİLEŞİM (Social Composition) : Bir toplum nüfusunun, toplumsal sınıf, meslek, gelir, yerleşim yeri, eğitim, siyasal görüş, din, dil, gibi özellikler bakımından bileşimi.

TOPLUMSAL BİLİNÇ (Social Consciousness) : Toplum yaşamındaki görüşleri, kavramları, düşünceleri, siyasa, sanat, töre vb. kurumlan oluşturan bilinç biçimlerinin tümü.

TOPLUMSAL BOZUKLUK (Social Pathology) : Toplumsal hayattaki uyumsuzluklar ve toplumsal çözülme durumları.

TOPLUMSAL BUNALIM (Social Crisis): Bir toplumun temel düzeninin yapısı ve işleyişinde, bireylerin ve grupların yeni alışkanlıklar oluşturarak yeni koşullara uyarlanmalarını zorunlu kılan değişmelerin ortaya çıkması durumu.

TOPLUMSAL ÇAĞDAŞLAŞMA (Social Modernization) : Bir toplum veya toplumsal kurumun, genellikle geleneksellik ve azgelişmişlik özelliklerinden kurtulup gelişmiş ülkelerin özelliklerine doğru değişmesi süreci.

TOPLUMSAL ÇATIŞMA (Social Conflict) : Kişi ya da toplumsal grupların birbirlerinin amaçlarını engellemeye, çıkarlarının gerçekleşmesini önlemeye çalışması.

TOPLUMSAL ÇELİŞKİLER (Social Contradictions) : Toplum içindeki, onu temelden değiştirebilecek olan çatışmalar.

TOPLUMSAL ÇEVREBİLİM (Social Ecology) : İnsanların yer yüzeyine dağılışını ve bu dağılımı belirleyen etkileşim biçimlerini inceleyerek yerleşimlerin doğal işlevsel yapısını ortaya koymaya çalışan bilim dalı.

TOPLUMSAL ÇÖZÜLME (Social Disorganization) : Bir toplumda ya da toplumsal grupta üyelerin var olan türdeş toplumsal davranış alışkanlıklarına, kurumlara ya da denetim biçimlerine uyumlarını yitirmeleri sonucu toplum yaşamının imkansızlaşması. Başka bir tanımla toplumsal çözülme, bir toplumda veya grupta üyelerin toplumsal kural ve düzenlere uymamaları sonucu toplum yaşamının bozulması ve dağılması hali.

TOPLUMSAL DARVİNCİLİK (Social Darwinism) : Doğadaki ve toplumdaki ilerlemeyi yürüten baş itici gücün varolma savaşı ve doğal ayıklanma süreçleri olduğunu savunan öğreti.

TOPLUMSAL DAVRANIŞ (Social Behaviour) : İnsanların varlığı veya etkisiyle bağlantılı olarak yapılan her türlü davranış.

TOPLUMSAL DAYANIŞMA (Social Solidarity) : Bir toplumsal grubun ya da toplumun üretim yapısı, kurumları ve değerlerinin birbiriyle tutarlı olması ve sürtüşmesiz işlemesi.

TOPLUMSAL DEĞERLER (Social Values) : Belli bir toplumda ya da toplumsal grupta bireylerin olumlu tepki gösterdikleri düşünceler, kurallar, uygulayımlar, maddi nesneler vb. Başka bir tanımla toplumsal değerler, toplumun değerlendirilebilen standartları veya kurallarıdır.

TOPLUMSAL DENGE (Social Equilibrium) : Bir toplumun başlıca kesimlerinin geniş ölçüde bir uyum içinde bulunmasını sağlayan toplumsal-kültürel bütünleşme.

TOPLUMSAL DURGUNLUK (Social Immobility) : Toplumsal sınıf yapısının aşırı ölçüde kapalı olduğu, bireylerin toplum içindeki yer ve yaşam koşullarının kalıtsal yolla belirlendiği tarihsel-toplumsal durum.

TOPLUMSAL DURUM TESTİ (Sociometric Test) : Bireyin grubundaki kişileri çeşitli özellik ve niteliklere göre değerlendirdiği test.

TOPLUMSAL DÜRTÜ (Social Drive) : Toplumsal ihtiyaçları doyurmaya yarayan dürtü.

TOPLUMSAL DÜŞÜNÜ (Social Thought) : İnsanın toplumsal çevresinin niteliği, başka insanlarla ilişkileri, hak ve yükümlülükleri, kısaca toplumsal düzen konusundaki düşüncelerin tümü.

TOPLUMSAL DÜZEN (Social Order) : Bir toplumda geçerli olan üretim güçleri ve üretim ilişkileriyle üst yapı kurumlarının karşılıklı bağlılık ilişkileri içinde oluşturdukları uyumlu bütün. Başka bir ifade ile, bireyler arası etkileşimin sonucu olarak oluşan yapı, örüntü, olay ve değişmeler.

TOPLUMSAL DÜZENSİZLİK (Socaial Disorganization) : Toplum, grup veya kurumların çökmesi ya da çözülmesi ve bunun sonucu olarak grupça paylaşılan anlam ve davranış örüntülerinin kaybolması. Düzensizliğin en önemli iki nedeni; dış baskılar ve toplum içindeki çatışmalardır.

TOPLUMSAL EĞİLİMLER (Social Trends) : Belli bir tarihsel dönemde toplumsal yaşamda ve gelişmede ortaya çıkan başlıca yönelişler.

TOPLUMSAL ENGEL (Social Barrier) : Bir toplumsal sınıfı ya da katmanı oluşturan bireylerin daha elverişli durumdaki sınıf ya da katmanın ayrıcalıklarını elde etmelerini önleyici, ya da güçleştirici toplumsal, ekonomik, ruhsal vb. engel.

TOPLUMSAL ETKİLEŞİM (Social Interaction) : İletişim aracılığıyla kişi ve grupların birbirlerini karşılıklı olarak etkilemeleri.

TOPLUMSAL FARKLILAŞMA (Social Differentiation) : Kişi veya gruplarda farklı özelliklerin toplulukça meydana getirilmesi, tanınması ve benimsenmesi.

TOPLUMSAL GELİŞME (Social Development) : Toplumsal davranışlar, duygular, tutumlar, değerler vb. bakımından kişinin yaşam boyunca gösterdiği sürekli ve olumlu değişmelerin tümü.

TOPLUMSAL GEREKİRCİLİK (Social Determinism) : İnsan davranışlarının toplum içindeki koşullarla belirlendiğini iddia eden felsefi görüş.

TOPLUMSAL GERİLEME (Social Retrogression): Bir toplumda ya da toplumsal grupta doğal ve toplumsal çevreyi denetleme yönünden ulaşılmış düzeyin altına geçici olarak düşülmesi.

TOPLUMSAL HIZLANDIRMA (Social Acceleration) : İnsanlarda ve bazı hayvanlarda kolay işlerde başkalarının varlığında, yalnızken olduğundan daha iyi edim gösterme eğilimi.

TOPLUMSAL İLERLEME (Social Progress) : İnsanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin artması, bilimin, kültürün toplumda yaygın olarak dağılması, bireyin gelişmesi, toplumsal özgürlüğün genişlemesi.

TOPLUMSAL İLİŞKİLER (Social Relations) : Toplum üyelerinin ortaklaşa manevi ve maddi etkinlikleri dolayısıyla aralarında oluşan bağlantıların tümü.

TOPLUMSAL KARŞILAŞTIRMA (Social Comparison) : Kendimizi değerlendirme dürtüsüne sahip olduğumuz ve nesnel kanıtlardan yoksun olduğumuz durumlarda tepkilerimizin uygun olup olmadığına karar verebilmek için başka insanları arayıp onlarla durumumuzu karşılaştırdığımız yönündeki Festinger'in görüşü.

TOPLUMSAL KETLEME (Social Inhibition) : Bireyin davranışları üzerinde üyesi bulunduğu toplumun veya grubun kurallarının kısıtlayıcı etkide bulunması.

TOPLUMSAL KOPMA (Segregation) : İki grubun, kuvvetli tarafın eşit toplumsal ilişkilerden kaçınması üzerine, isteyerek veya istemeyerek toplumsal ve bazen da fiziksel olarak birbirinden ayrılması. Değişik bir tanımla ayrışma, azınlık grup üyelerini ayrı yerlerde çalışmaya ve yaşamaya zorlama ve baskın grubun kullandığı imkanlardan uzak tutma.

TOPLUMSAL KURAM (Social Theory) : Genel olarak toplumsal yaşamın herhangi bir yönünü açıklama çabası, toplumsal kuram olarak kabul edilebilir-Toplumun   oluşum   ve   değişimi,   toplumsal   sınıflaşma,   toplumsal   kurumların biçimlenişi... gibi toplumsal olayların bilimsel açıklamasını yapmaya yönelik kuram. Böylesine geniş bir açıdan bakıldığında toplumsal kuramın toplumsal düşünce ile birlikte geliştiği, Batı dünyasında Platon ve Aristoteles'e, Doğu dünyasında ise Konfıçyüs'e kadar uzandığı düşünülebilir.

TOPLUMSAL NEDENSELLİK (Social Causation) : Olayların neden-sonuç şeklinde birbirine bağlı olduğunu belirten terim. Yani, bir olayın sonucu, başka bir olayın nedeni olmaktadır.

TOPLUMSAL ÖRÜNTÜ (Social Pattern) : Bir grupta incelenebildi toplumsal davranış veya etkileşim düzeni. Büyüklere saygılı davranmak gibi.

TOPLUMSAL SÜREÇ (Social Process) : Toplumsal etkileşimin herhangi bir örüntüsü. Başka bir deyişle, dizi halinde oluşan etkileşimler sırası; rekabet, çatışma, uyum gibi.

TOPLUMSAL UYUM (Social Adjustment) : Kişinin durmadan değişen toplumsal şartlar ve baskılar karşısında güvenliğini, rahatını, yerini ve yaratıcı eğilimlerini devam ettirmeye, geliştirmeye uğraşması veya bu gibi çabalarla erişilen durum.

TOPLUMSAL UYUMLULUK (Social Adaptiveness) : Bireyin çevresindeki insanlarla uyumlu olmasını sağlayan çeşitli ve karmaşık kişilik özellikleri.

TOPLUMSALLAŞMIŞ DÜRTÜ (Socialized Drive) : Öğretim ve diğer toplumsal yaşantıların sonucu olarak benimsenebilecek yollardan ortaya konan dürtü.

TOPOGRAFİK PROJEKSİYON VEYA DÜZENLENME (Topographic Projection or Arrangement) : Duyusal veya alıcı yüzeyin, beyinde düzenli biçimde lıaritalanışı.

TOTALİTER EGO (Totalitarian Ego) : Kişinin otoriter hükümetler gibi, kişisel geçmişini kendi ilgilendiği şeylere hizmet edecek şekilde tutarlı olarak gözden geçirip düzeltmesi ve uydurması eğilimi.

TOTALİTERİZM (Totalitarianism) : Ekonomi, eğitim ve bazı durumlarda aile ve din gibi bütün benzer sosyal kurumların tamamıyla devlet kontrolü altında olduğu bir durumdur.

TOTEM (Totem) : Bir insan topluluğunun ya da tek bir kişinin gizemsel ve büyüse! duygularla bağlı bulunduğu hayvan, bitki, doğasal olay veya cansız bir nesne. Kısaca, bir kabile veya klan üyelerinin korku ve saygıyla davrandığı kutsal amblem.

TOTEMCİLİK (Totemisin) : Dinsel sistemlerde çok görülen bir öge. Her birey canlı veya cansız birşey tarafından korunduğunu düşünür ve bunlar bir kan grubu meydana getirip dinsel törenlerinde aynı dinsel varlığa yönelirler.

TOTOLOJİ (Tautologu): Biçiminden dolayı doğru ya da zorunlu olarak doğru olan bileşik önerme.

TÖRELER (Mores) : Toplum içinde neyi yapıp neyi yapmamamız gerektiğini bize söyleyen normlardır. Bu normlar müdahaleler için sert ve genel desteklerle kuvvetlendirilmişlerdir ve geleneklere uygun olan tavırları kapsarlar. Kısaca, toplumun önemli olan ahlaki, manevi ve geleneksel davranış kalıplarıdır. Dürüstlükle eşit olan bir normdur; bu kuralların tecavüz edilmesi cezayı gerektirir.

TÖREN (Ceremony) : Tekrarlanan, sembolik, grubu amaçlarına ulaştıran, toplumca benimsenmiş davranışlar.

TRANSFER (Transference) : Eskiden öğrenilmiş bir şeyin benzer başka faaliyetlerin öğrenilmesini kolaylaştırması. Değişik bir açıklama ile, bir alanda öğrenilen konuların diğer bir alana da öğrenilenleri kolaylaştırması. Başka faaliyetlerin öğrenilmesini zorlaştırıcı mahiyette de olabilir; o zaman negatif transfer olur, hiç etki yapmadığı zaman hiç transfer yoktur.

TRANSFORMATİV SOSYAL HAREKET (Transformative Social Movement) : Sosyal yapıda köklü değişiklikler yapmayı amaç edinen sosyal hareket.

TRANSKÜLTÜREL YÖNETİCİ (Trans-Culturel Manager) : Farklı kültürel ortalamalarda etkin olarak çalışabilen yönetim kadrosundaki insanlardır.

TRANSMİTTER (Transmitter) : Sinaps-öncesi öğeden salgılanıp sinaps-sonrası öğeyi depolarize veya hiperpolarize eden madde.

TRENSCENDENT (Trenscendent): Hem iç hem de dış tutarlılığı olan bilgi türü.

TRIKROMATİK (Trichromatic) : Organizmanın üç boyuttaki renkleri görebilmesi durumudur.

TRÖST (Trust) : Görünüşte hukuksal özgürlüklerini koruyan kuruluşların bir elden yönetim ve denetlenmesi suretiyle belirli bir piyasaya tümü ile etkili olması biçimidir.

TUNÇ YASASI (Iron Law of Wages) : Ücreti geçim seviyesinde donduran LasalPnin savı.

TUTARLILIK (Consistency) : Kelley'e göre, nedensel yüklemeler yapılırken kullanılan bilgi türlerinden biri. Belirli bir kişinin başka zaman ve durumlarda aynı davranışı gösterme derecesi. Kısaca, çelişmeyen önermeler arasındaki mantıksal ilişki.

TUTARLILIK KURAMI (Consistency Theory) : Tutumların uyuşmayan, tutarsız olan ya da çelişen biliş ve tepki eğilimlerine tutarlılık kazandırdığını öne süren bir tutum kuramı.

TUTARSIZLIK (Inconsequent) : İki bilgi arasında insanda gerginliğe yol açan bir uyumsuzluk.

TUTKU (Passion): Belirli kişi, nesne ve olaylara karşı devamlı olarak aynı biçimde davranmamıza sebep olan öğrenilmiş bir eğilim. Kısaca, irade ve yargıları aşan "üçlü bir coşku.

TUTKUNLUK (Addictıon) : Genel anlamda tutkunluk, gerçekle ilişkiyi kesmek amacıyla yapılan her şey bir tutkunluktur; gerçek acı verici olarak algılanır, ondan kaçılmak istenir; acı veren algılamayı değiştirecek tutkunluklar kişinin yaşamında en ön sıraya geçer. Kişi, zamanla tüm enerji ve zamanını bu tutkun davranışa harcamaya başlar ve gerçekle ilişkisini tümüyle keser. Tıbbi açıdan tutkunluk, çeşitli ilaçların kullanılması sonucu ortaya çıkan periyodik veya kronik ilaç sarhoşluğu olup ilaç için dayanılmaz bir istek, alınan dozu artırma eğilimi ve ilaca fiziksel ve psikolojik bakımlardan bağımlılığı içerir.

TUTUCULUK (Conservatism) : Her türlü toplumsal değişmeye karşı çıkarak, kurulu toplumsal ve kültürel düzenden yana olma.

TUTUK ZEKALI (Paralytic Mental): Zeka bölümü 80 den 89'a kadar olanlar.

TUTUKLUNUN ÇIKMAZI (Deadlock Prisoner) : İnsanları yarıştıran ya da rekabet ettiren koşulları araştırmak için tasarlanmış laboratuvar oyunu. Oyunun genellikle işbirliği yapmaları halinde oyuncuların kazançlarını en üst düzeye çıkarabilmelerini sağlayacak biçimde düzenlenmiş olmasına karşın rakiplerini "yenmek" için oyuncuların genellikle yarışmayı tercih ettikleri görülmektedir.

TUTUM (Attitude) : Bir kimse, nesne ya da durumla ilgili oldukça organize ve sürekli olan inanç ve duygular. Bu inanç ve duygular bireyin o kimse, nesne ya da duruma karşı belirli bir biçimde davranmasına yol açar. Tutumlar göreli olarak üç sabit bileşenden oluşurlar: 1- Bilişsel veya inanca ait olan bileşen, 2- Duygusal olan bileşen, 3- Hareketlerle ilgili olan bileşen. Bazı hallerde davranış, tutumun bir işlevi olursa da bu, tutumun her zaman davranışı belirlediğini göstermez. O halde tutumlardaki değişmelerin her zaman davranış değişikliği yaratacağını söylemek mümkün değildir.

TUTUM GENELLİĞİ (Attitude Genarality) : Kişinin durumlara veya nesnelere karşı takındığı tutumun genişlik ya da kapsamı.

TUTUM İŞARETİ (Attitude Sign) : Belli bir konuya karşı sahip olunan tutumun olumlu ya da olumsuz olması.

TUTUM ÖLÇEĞİ (Attitude Scale): Tutumların ölçülmesinde kullanılan bir teknik. Tipik bir tutum ölçeği her biri daha önceden tayin edilmiş bir ölçek değerine sahip olan bir dizi maddeden oluşur. Tutumları incelenen birey her maddeyi okuyarak ne derecede kabul veya reddettiğini ölçek üzerinde işaretler.

TUTUM TESTİ (Attitude Test) : Bireylerin belli bir takım kurum, olay, inanç ve benzeri şeylere karşı olan tutumlarını ortaya çıkarmaya yarayan ölçme aracı.

TUTUM YOĞUNLUĞU (Attitude Intensity) : Tutumun duygusal içeriği, bir tutumun ne güçle savunulduğu.

TUTUMLARA TERS DÜŞEN DAVRANIŞ (Behavior Conflict With Attitude) | Bir kişinin tutumları ile tutarsız davranışlar; bir kişi inancına ters düşen bir davranışta bulunduğunda sonuç bilişsel çelişkidir ve tutumun değişmesi yönünde bir baskı ve eğilim söz konusudur.

TUTUMLARIN BELİRGİNLİĞİ (Attitude Salience) : Tutumların kolay ifade edilebilir olması.

TUTUMLARIN MERKEZİLİĞİ (Centrality of Attitudes) : Bir grup sosyal tutum arasında, bir tutumun en önemli yeri tutması ve diğer tutumların buna yakından bağlı olması; bu tutum değiştirildiğinde, diğer yakın tutumların da değiştirilmesi olasılığı yüksektir.
TUTUMUN BİLİŞSEL BİLEŞENİ (Cognitive Component of Attitude) : Tutum nesnesi olarak bize gösterilenler hakkında bizim düşündüklerimiz. Yani, kişinin tutum nesnesine ilişkin düşünce, bilgi ve inançlarından oluşan bileşen. Başka bir deyişle, tutum nesnesi hakkında sahip olduklarımız bilgilerin tümü.

TUTUMUN DAVRANIŞSAL BİLEŞENİ (Behavioral Component of Attitude) : Kişilerin tutum nesnelerine karşı bir tepki göstermelerini ifade eden tutumun bir öğesidir. Mesela bir çocuğa karşı tutumun davranışsal bileşeni, onu okşamaya veya kucaklamaya yönelik eğilimlerden oluşabilir. Kısaca, kişinin tutum nesnesine olumlu ya da olumsuz yolla davranması eğilimine verilen ad.

TUTUMUN DUYGUSAL BİLEŞENİ (Affective Component Attitude) : Bir tutum nesnesine bağlı heyecansal duygular; temel olarak tutum nesnesinin değerlendirilmesinden oluşur (sevme-sevmeme, taraftar olma-karşı olma gibi). Kısaca, kişinin tutum nesnesine karşı olan hisleri. Mesela Kurtuluş Savaşıyla ilgili bir film gösterildiğinde duyulan heyecan.

TÜKETİCİ DAVRANIŞI (Consumer Behavior) : Tüketici davranışı genellikle pazarlama bileşimi adını taşıyan, üreticiden tüketiciye akan bir etki sürecinin nihai sonucu olarak tanımlanır.

TÜKETİM (Consumption) : İhtiyaçları karşılayan kullanma değerlerinin kullanılıp yok edilmeleri süreci.

TÜMDEN GELİM (Deduction) : Doğru öncüllerden hareket edilerek, zorunlu olarak doğru sonuçlara ulaşma süreci. Doğru ve tümel bir önermeden tekile gitme süreci. Genel ilkelerin özel durumlara uygulanması. Bütünden onun parçalarına inerek düşünme.

TÜME VARIM (Induction) : Özelden genele, parçadan bütüne doğru muhakeme. Gözlenen birçok olayların ortak yanları ve nitelikleri dikkate alınarak genel kurallara ve kanunlara varma yolu.

TÜRE ÖZGÜ DAVRANIŞ (Species - Specific Behavior): Belli bir türe özgü olup, başka bir türün özelliği olmayan davranış.

TÜREV ÖĞRENME (Derivative Learning): Başlangıç ve ilişik öğrenmeden doğan tavırların, ideallerin veya anlayışların kazanılması.

TÜRLERİN OLUŞUMU YASASI (Biogenetic Lavv) : Her örgenliğin, bireysel gelişim sürecinde atalarının evrimleri boyunca edindikleri kimi özellik ve ayırıcı nitelikleri yinelediğini dile getiren dirimbilim yasası.

DERLEYEN...EDİTÖR
İletişim:bilgi@gencogrenci.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :Psikoterapi - psikoloji - kişisel gelişim - bireysel gelişim - psikolojik rahatsızlıklar -

Yorumlar