Psikoloji Sözlük - S -

PSİKOLOJİ-SÖZLÜK- TÜRKÇE
-S-
S - ETMENİ (S Factor): İnsanın gizil güçleri arasında özel yetikliklerini ifade eder.
SADİZM (Sadisın): Başkalarına acı verme yoluyla cinsel doyum sağlama biçiminde kendini gösteren bir tür sapıklık.
SAĞDUYU (Common Sense) : İnsanın günlük hayatı içinde geliştirdiği ve bilim ile iiretimsel etkinlikler arasındaki bağların gevşemesi, bilimsel bilgiye yaklaşma süreci içinde bulunan görüşlerin, alışkanlıkların ve düşünme şekillerinin bütünü.
SAĞLIK SİSTEMİ (Health - Çare System) : Sağlık bakımını veren, finanse eden, düzenleyen ve kullanan tüm kişiler ve resmi organizasyonlar.
SAĞLİKLİ İÇ ÇOCUK (Healthy / Functional Inner Child) : Sevilmiş, övülmüş, yüreklendirilmiş bir geçmişi dile getirir. İç Ana - Babayla ilişkisi sağlıklıdır.
SAĞLIKLI TEMEL KİŞİLİK (True Personality) : İç dünyasındaki yaşantıları ve deneyimleri, başkasının değerlendirmelerinden daha baskın olan bağımsız kişilik. Bu kişiler kalıplaşmamış esnek aile rolleri içinde yetişmiş iç dünyası daha zengin, dünyayı çok boyutlu görebilen, hoşgörülü bireylerdir.
SAĞLIKSIZ İÇ ÇOCUK (Unhealthy / Dysfunctional lnner Child) : Sevilmemiş, yerilmiş, bastırılmış ve utanca boğulmuş bir geçmişi dile getiren çocuk. İç Ana-Babasıyla ilişkisi bozuktur.
SAHİPLİ BÖLGE (Territory) : Belli bir kişi veya grup tarafından kontrol edilen alan. Altman, bu alanı birincil, ikincil ve umumi alanlar olarak üçe ayırmıştır.
SAKARLIK YAŞI (Awkward Age) : Erinlikle birlikle ortaya çıkan hızlı gelişme ve bunun sonucu olan hareketsel yetersizlikler dönemi.
SALDİRGAN DAVRANIŞ (Aggressive Behavior) : Başkalarının zararına olarak kendini yükseltmek için harcanan kırıcı ve saldırıcı çabalar.
SALDIRGANLIK (Aggression): Öfke ve düşmanlık hisleriyle ilgili genel bir terim. Saldırganlık; tehdit edilme ve engelleme durumlarına tepki olarak ortaya çıkar ve bir güdü olarak işlevde bulunur. Genel anlamda saldırganlık, başkalarını incitme niyeti 'le girişilen her türlü davranış, eylem; ayrıca, başkalarını incitmeye ilişkin bir iç istek (saldırganlık duygusu) anlamına da gelebilir.
SALDIRGANLIK EĞİTİMİ (Aggression Training) : Duygusal çöküntü içinde bulunan kimsenin kızgınlık duygularını ifade ederek kendine güvenli davranışa yönelmesini sağlayan ve böylece bireyin depresyondan çıkmasına yol açan yöntem.
SALDIRI ENDİŞESİ (Aggression Anxiety) : Yapılmış bir saldırıyla ilgili ifade edilen endişe ve bu genellikle özel ve belirli hedeflerle ilgili korkudur.
SALDIRININ DAVRANIŞSAL TANIMI (Behavioristic Definition of Aggression) : Zarara yol açan her türlü davranış.
SALDIRININ   GENEL   TANIMI   (Attributional   Definition   of  Aggression) Başkasına zarar vermek için yapılan her türlü davranış.
SALDIRININ YER DEĞİŞTİRMESİ (Displacement of Aggression) : Çok etkili bir tepki engellendiği zaman saldırgan tutumlar bu tepkinin yerini alır. Bu davranışlar belki direkt olmayan aynı hedefe ya da üçüncü bir hedefe yönelmiş davranış olabilir.
SALYANGOZ (Cochlea) : İşitme için alıcı organların bulunduğu ve bir salyangozunki gibi kıvrımları olan kemik boşluk, koklea. İçinde işitim ile ilgili duysal bir zar bulunur. Vestibüler, timpanik ve koklear olmak üzere üç kanalı vardır.
SALYANGOZUN MİKROFONİK POTANSİYELİ (Cochlear Microphonic Potential) : Uyarılma enerjisini çok yakından izleyen ve iç kulaktan kaydedilen titreşimli voltaj veya potansiyel.
SAMİMİYET (lntimacy) : İki kişi arasında kişisel öz eleştiri, karşılıklı güven ve hislerin derinleştirilmesi.
SANAT (Art) : Eğitim, uygulama ve özel yaşantı yoluyla kazanılan birşeyler yapma becerisi. Başka bir deyişle sanat, gerçekle genellikle estetik bağ kurma süreci ve bu süreç sonucu elde edilen ürünlerin dirik bir örüntüsüdür.
SANAT SOSYOLOJİSİ (Sociology of Art): Toplumlardaki, toplumsal gruplarda! sanat etkinliklerinin özelliklerini, toplum yapısının belli başlı kesimleriyle arasındaki ilişkileri, güzellik anlayış ve anlatımlarındaki değişmeleri düzenlilikleri içinde incelemeyi amaçlayan toplumbilim kesimi.
SANATSAL BİLGİ (Artistic Knovvledge) : Gerçekle genellikle estetik bağ kurmanın sonunda elde edilen bilgi.
SANATSAL METOD (Artistic Method) : Gerçeği sanatsal görüntülerle anlama ve yansıtma yöntemi.
SANAYİ DEVRİMİ (Industrial Revolution) : İngiltere'de 1760-1830 yıllan arasında 19. asrın sonundan önce, bir seri teknik ve ekonomik keşiflerin yapılmasını ekonomi tarihçileri " Sanayi Devrimi " olarak adlandırmaktadır.
SANAYİ TOPLUMU (Industrial Society) : Mal ve hizmetlerin üretimi için temel olarak makinalaşmaya dayanan toplum.
SANAYİLEŞME (İndustrialization) : Üretimde makinelerin yaygınlaşmasını, işin ussal [aştırıp bölünmesi ile birlikte toplu üretime geçilmesini ve işçi sınıfının oluşması ile sınıf ilişkilerinin belirginleşip yoğunlaşmasını anlatan bir karmaşık toplumsal süreç. Daha geniş bir açıklama ile, toplumsal yapının, değişik statü-rol örüntüleri gerektiren sınai bir sisteme uyması ve ona göre gelişmesi. Sanayileşme, çağdaş teknolojinin salt tarım dışı üretime değil, tarımsal üretime de girmesidir.
SANRI (Hallucination) : Psikotik türde bir inanç yanılgısı. Bu tür inanç yanılgısına sahip kimseler ya kendilerinin çok büyük kimse olduklarını ya da bazı kimselerin kötülük yapmak amacıyla kendilerini izlediklerini düşünürler. Paranoid reaksiyonların özelliğidir. Kısaca sanrı, ilişkili ve yeterli bir uyaran bulunmamasına karşın gerçekte var olmayan şeyleri görmek, işitmek gibi dayanıksız algılamadır.
SANSÜR (Censorship) : Söz, yazı, resim ve sesle yapılan her çeşit yayımların ve haberleşmelerin, yapılmasından ya da karşı tarafa varmasından önce, devlet tarafından kontrol edilmek üzere alınan güvence önlemleridir. Başka bir deyişle sansür, özgün bir mesajın tümünü veya bir kısmını bloke etmeyi, düzenlemeyi ve manipülasyononu içeren bir süreçtir.
SAPIR - WHORF HİPOTEZİ (Sapir - VVhorf Hypothesis) : Edvvard Sapir ve Benjamin Lee Whorf tarafından ortaya atılmış fikirdir. Buna göre farklı lisanlar, dünya hakkında, farklı düşünme yollan ve bakış açısı üretirler.
SAPLANTI (Fixation) : Tekrarlanan pekiştirme veya engellenme sonucu gelişen katı bir alışkanlık.
SAPLANTI FİKRİ (Fixed Idea) : Yersiz olduğu bilinen ama kişinin etkisinden kendini bir türlü.kurtaramadığı bir düşünce.
SAPMA (Deviation) : İstatistiki açıdan sapma, standart puanlara dayanan zeka bölümü. Böylece ZB'ler bir yaştan diğerine anlam bakımından daha yaklaşık olarak karşılaştınlabilir. Genel olarak sapma, başkalarından farklı görünmek ya da gerçekten farklı olmak.
SAPMA PUANI (Deviation Score) : Elde edilmiş puanla, bu puanı kapsayan dağılımın ortalaması arasındaki fark. Simgesi: X' dir.
SAPMIŞ DAVRANIŞ (Deviant Behavior) : Bir grubun değerini veya kuralını bozan hareket.
SAPMIŞ KARİYER (Deviant Career) : Saptırılmışı destekleyen, alt kültür içinde sapmış bir kişilik veya yaşam tarzı benimseme.
SARA (Epilepsy) : Beyin hücrelerindeki zamansız bir enerji boşalımı sonucu bilinç kaybı ile ortaya çıkan çırpınmalı durum. Yere düşme, çırpınma ve ağız köpürmesıyle beliren bir sinir hastalığı.
SARI - MAVİ DUYARLIĞI (Xanthocyanopsia) : Yeşil ve kırmızı renkleri algılamayıp her şeyin rengini sarı veya mavi olarak görme.
SARI GÖRÜŞLÜ (Yellow Sighted) : Bütün varlık ve nesneleri sarı renkte görme eğilimi taşıyan kişi.
SARI LEKE (Fovea) : Gözün ağsı tabakasında en iyi görme yeri. Göz bebeğinin tam karşısındadır.
SATİRYASİZ (Satyriasis) : Erkeğin sürekli olarak aşırı cinsel uyarım içinde bulunduğu sayrılı durum.
SAVAŞ YORGUNLUĞU (Operational Combat Fatigue) : Savaşta geçirilen uzunca bir zaman sonunda ortaya çıkan yerinde duramama, uykusuzluk, karabasan görme, kolayca sinirlenme, sindirim bozuklukları, ürkeklik ve genel olarak sinirlilik gibi belirtileri olan ruhsal bir dengesizlik.
SAVAŞ ŞOKU (Shell Shock) : Savaş şartlan ve özellikle ağır bombardımanlar sonucu olarak gelişen ruh ve sinir hastalıkları.
SAVUNMA AMAÇLI YÜKLEME (Loading for Defance Purpose) : Benliği ya da kendine saygıyı destekleyici yüklemeler yapma eğilimi. Örneğin, başarıyı kendi yeteneklerimize, başarısızlığı dış güçlere yüklemek gibi.
SAVUNMA MEKANİZMALARI (Defense Mechanisms) : Bireyin kendine verdiği değeri sarsacak ya da kaygısını artıracak kişisel özelliklerin ya da güdülerin farkına varılmasını, bazı davranışları yaparak ya da yapmayarak birey tarafından önlenmesi. Bu davranışların yapılması ya da yapılmaması bilinçaltında bir kararı içerdiğinden birey savunma mekanizmalarının farkında değildir. Başka bir deyişle, savunma mekanizmaları, doyurulamamış temel ihtiyaçların yarattığı iç huzursuzluklarını gidermek üzere insanın kendini aldatması pahasına baş vurduğu davranış örüntüleridir.
SAVUNUCU KİŞİLİK (Defensive Şelf- Presentation) : Bozulan veya tehdit edilen bir kişisel özelliği korumak için kasdedilen davranış sınıfı.
SAYDAM TABAKA (Cornea) : Gözün ön kısmının en dışta bulunan saydam tabakası, kornea. Yani, ışığın göze girmesine imkan sağlayan geçirgen tabaka.
SAYGI GÖSTERME (Shovving Consideration) : Ast - üst arasındaki karşılıklı saygıyı, arkadaşlığı, güveni ve ilgiyi gösterme davranışı.
SAYGINLIK (Prestige) : Kişinin kendini karşılaştırdığı diğerlerinden daha iyi olduğunu hissetme durumu. Saygınlık ihtiyacı saygınlığa erişmek için duyulan sosyal bir gereksinimdir. Propaganda teknikleriyle sık sık bu ihtiyaç sömürülür. Genel anlamda saygınlık, bir bireye ya da bir toplumsal gruba başka birey ya da gruplarla olan ilişkilerinde üstünlük sağlayan toplumsal-ekonomik durum.
SAYI SAPIKLIĞI (Arithmomania) : Nesneleri saymaya karşı hastalıklı bir tutku duyma veya gereği ve önemi olmadan sayı bağlantıları ile aşın biçimde ilgilenme durumu.
SAYILTI (Assumption) : Doğru imişçesine kabul edilen ve bir araştırmanın temeline konulan önerme.
SAYIŞTAY (Audit Court): Devletin bütün gelir ve giderleriyle mallarını denetleyen kurul.
SAYMA HAFIZASI GENİŞLİĞİ (Counting Memory Span) : Bir defa gördükten veya işittikten sonra en çok kaç sayının hatırlanabileceğim gösterir.
SAYMACA (Conventional) : Toplumun ya da toplumsal grubun gelenek ve göreneklerine uyan, toplumdaki ya da gruptaki yaygın tutum ve davranış ölçülerine eleştirisiz bir uyarlığı anlatan (tutum ve davranış), kısaca, gerçekte öyle olmamasına karşın öyle sayılan.
SEASHORE TESTLERİ (Seashore Tests) : İşitme ve müzikle ilgili temel yeteneklerden bazılarını ölçmek için geliştirilmiş bir dizi plaktan oluşan özel yetenek testleri.
SEBEPBİLİM (Etiology) : Olayların nedenlerini araştıran ve inceleyen bilimsel çalışma.
SEÇEREK ÇİFTLEŞTİRME (Selective Breeding) : Hayvanlarda kalıtımın amacını araştırmak amacıyla kullanılan bir yöntem. Belirli bir davranış özelliğini gösteren bir hayvan grubu seçilir ve bu özelliği gösteren gruptaki diğer hayvanlarla birçok nesil çiftleştirilerek davranışta ne gibi etkileri olduğu gözlenir.
SEÇİCİ ALGI (Selective Perception) : Bireylerin var olan tutumlarıyla uyumlu mesajları okumaları; tutumları ve beklentileriyle çatışan mesajları veya mesaj bölümlerini göz ardı etmeleri ya da yanlış yorumlamaları. Başka bir deyişle, toplumsal ve ruhsal koşullanma sonucu uyarıcıların kimilerinin seçilerek algılanması, kimilerinin ise görmezlik ve duymazlıktan gelinmesi.
SEÇİCİ DİKKAT (Selective Attention) : Kişilerin, destekleyici mesajlara, belirlenmemiş mesajlardan daha fazla dikkat etme eğilimleridir. Başka bir deyişle, insanlarda destekleyici iletişimlere daha çok dikkat etme eğilimi.
SEÇİCİ HEDEF OLMA (Selective Target) : Etkileyici iletişimlerin dinleyicilerin Çoğu zaman kendileri ile aynı görüşte kaynakları dinlemeleri nedeniyle, gerçek hedeflerine ulaşmamaları eğilimi.  Bu deyim bazen olumsuz ya da destekleyici olmayan iletişimden sakınmak yönünde psikolojik baskı anlamında kullanılır. Fakat araştırma sonuçları böyle bir eğilimi desteklememektedir.
SEÇİMLİ ETKİLENME (Selective Exposure) : Kişilerin, çeşitli toplumsal-ekonomik-ruhsal koşullar içinde biçimlenen tutumlarına uygun haberleri ve yorumları, aykırı olanlara göre daha yüksek bir olasılıkla görme, duyma ya da okuma eğilimi.
SEÇKİN GÜÇ MODELİ (Power Elite Model) : Bütün önemli kararları alan bir grup insan ve son derece adaletsiz güç dağılımı olan kuruluş biçimi ile birlikte toplumu karakterize eden görüş.
SEÇKİNCİLİK (Elitism) : Bazı grup ve insanların her zaman üst sorumluluklarda yer alması ve çok sayıda insanı yönetmesi ilkesidir.
SEÇKİNLER (Elite) : Toplumda yüksek mevki ve itibar sahibi olan kişiler veya grup üyeleri.
SEÇKİNLER DOLAŞIMI (Circulation of Elites) : İnsanlık tarihi boyunca aşağı toplumsal sınıflar içindeki yetenekli bireylerin, yönetici yerlerde bulunan ve kapalı bir sınıf oluşturan seçkinlerle savaşarak, onların yerini aldığını savunan görüş.
SEÇMECİLİK (Eclecticism) : Farklı felsefi görüşleri mekanik yoldan birleştiren kuramların tikel yanlarını başına buyruk bir araya getiren, yaratıcılık ve bilimsellik dışı bir düşünce tarzı.
SEDATİFLER (Sedatives) : Sakinleştirci ilaç grubu. Çok çabuk alışkanlık geliştirirler. Kaygıyı azaltma ve uyku getirme amacıyla verilir.
SEKTÖR İLKESİ (Sector Principle) : Kentin büyümesini, birbirine benzeyen etkinlik sektörleri içinde inceleyen ilke.
SEKTÖR VARSAYIMI (Sector Hypothesis) : Kenti yoğunlaşmış bölgelere değil de birkaç bölüme ayrılmış olarak kabul eden varsayım. Kent büyüdükçe nüfus, belirlenmiş eksenler boyunca dışarıya doğru hareket eder.
SEMANTİK (Semantics): Bk. Anlam Bilim.
SEMANTİK HAFIZA (Semantic Memory) : Hayat tecrübelerinden soyutlanmış ansiklopedilerde bulunan türden belli bir metne bağlı olmayan bilgilere has hafıza.
SEMBOL (Symbol) : Başka bir olguyu mesela; sanat, dil, müzik ve vücut hareketlerini ifade etmek için kullanılan ifade şekilleridir. Yani, başka birşeyin yerini tutan herhangi bir işaret, yazı vs. Kısaca, herhangi bir şeyin temsilcisi.
SEMBOLİK ETKİLEŞİMCİLİK (Symbolic Interactionism) : Eylemi ve etkileşimi toplumsal aktörlerin nesnelere ve toplumsal eyleme verdikleri anlamın sonucu olarak açıklamaya çalışan kuramsal bir toplumbilim yaklaşımı.
SEMBOLİK IRKÇILIK (Symbolic Racism) : Siyahların aralarındaki karışıklıkları ve gelenekleri korumayı öne sürerek, siyahların ilerlemesine ve bu ilerlemeyi sağlayan kurumlara karşı çıkmak.
SEMBOLİZM (Symbolism): Sanatçı evreni olduğu gibi değil, duyduğu gibi anlatır ve bunu sembollerle yapar görüşünü savunan sanat akımı.
SEMİYOTİK (Semiotics): İşaretlerin incelenmesinde ya da bilgiyi taşıyan öğelerin bilimine semiyotik denir. Bu bilim anlam bilim, sözdizimi ve uygulamalı grup diye üç bölüme ayrılır. İşaretlerle temsil ettikleri nesneler arasındaki ilişkiler anlam bilimini oluşturur. Sözdizimi ise, işaretlerin birbirleriyle olan ilişkisidir. Uygulamalı grup ise işaretlerin kullanılması ile ilgilenir.
SEMPATİ (Sympathy) : Bir kişinin başkalarının yaşantıları ve uyaranları kendisininkiymiş gibi tepkide bulunması, başkalarının duygularını paylaşması durumu. Başka bir deyişle, şefkatle başka birisinin üzüntüsünü paylaşma, ilgilenme.
SEMPATİK SİNİRİ SİSTEMİ (Sympathetic Nervous System) : Otonom sistemin, omuriliğin göğüs (torasik) ve bel (lumber) bölümlerinden çıkan altbölümü. Canlı genel uyarılmışlık halindeyken en yüksek düzeyde faaliyet gösterir. Kısaca, otonom sinir sisteminin heyecanlarla ilgili orta kısmı.
SEMPOZYUM (Symposium) : Bir konuda uzmanların bilgi alışverişinde bulunmak için düzenledikleri iletişim türü.
SENTETİK ÖNERME (Synthetic Proposition) : Doğruluğu, a posteriori bilinen önerme türü.
SENTEZ (Synthesis) : Çözümleme yoluyla soyutlanan parçaların, özelliklerin ve ilişkilerin tek bir bütün içinde birleştirilmesi işlemi. Başka bir deyişle sentez, yeni, orjinal ve tutarlı bilgi bütünü oluşturma.
SEPTAL ALAN (Septal Area) : Ön beyinde bulunan limbik sistem yapılarından biri. Beyinin diğer kısımlarıyla karmaşık bağlantıları olan bu yapının heyecanların ifadesiyle ilgili olduğu düşünülmektedir.
SEPTİSİZM (Skepticism): Gerçeğin hiçbir zaman bilinemeyeceğini savunan görüş. Başka bir ifade ile, kuşkuyu ilke yapma; her değerden, anlatımdan, öğretiden, inançtan ilkece şüphe etme.
SERBEST ÇAĞRIŞIM (Free Association) : Psikolojik tedavide hastanın, ilişkisiz veya reddedilebilir olmasına bakmaksızın, aklına her geleni söylenmesinin istendiği teknik. Başka bir deyişle serbest çağrışım, kendiliğinden meydana gelen çağrışımsal düşünme.
SERBEST DAVRANIM YÖNTEMİ (Free - Response Method) : Kavramların anlamını ölçmede kullanılan bir yöntem. Bu yöntemde, bireylerden kavramları tanımlamaları veya betimlemeleri istenir.
SERBEST HATIRLAMA (Free Recall) : Hatırlanacak olan bilginin herhangi bir sıra içerisinde hafızadan geri getirilmesi. Bir dizi kelime verildikten sonra öğrenilen kelime miktarını bulmak için deneğin gelişi güzel bir sırada listedeki kelimeleri hatırlaması.
SERBEST SİNİR UÇLARI (Free Nerve Endings) : Özelleşmiş bir alıcı yapıyla ilişkili olmayan sinir uçları. Bunlar deride, kan damarlarında ve vücudun bir çok kısmında bulunur. Ağrı ve büyük olasılıkla dokunma ve ısı için duyu organı olarak görev yaparlar.
SERBESTLİK TESTİ (Freedom Test) : k bağımlı ve k bağımsız örneklerinin değişik testlerinde anlamlılık saptamak için kullanılan, parametrik olmayan test.
SEREBRUM (Cerebrum) : Beyin sapının hemen üstünde bulunan ve insan beynin en belirgin kısmını teşkil eden yapı. İki beyin yarım küresi ve beyin kabuğundan oluşur. Ön beyindeki en büyük yapı olup beyaz cevher (lif yolları) ve derin yapıları kapsar. Serebrum beyin kabuğu ile örtülmüştür.
SERİ ARAMA (Serial Memory Research) : Hafıza listesindeki maddeler ile hedef madde arasındaki mukayesenin her madde için ayrı ayrı yürütülmesi.
SERİ HATIRLAMA (Serial Remembering) : Hafıza deneylerinde listedeki maddelerin veriliş sırasına göre hatırlanması.
SERİ TEKEŞLİLİK (Serial Monogamy) : Kişilerin birden fazla eşe sahip olmalarına izin verilen yaşam düşüncesidir. Fakat bu evlilikler aynı anda yapılmaz.
SES DALGASI (Sound Wave) : Genellikle hava gibi bir ortamda ilerleyen izleşik, basınç artma ve azalmaları. Belirli frekansı (veya dalga boyu) ve şiddeti olan bir titreşim olarak düşünülebilir.
SESSİZ KONUŞMA (Subvocal Speech) : Başkalarınca işitilemeyecek kadar sessiz olan, fakat bireyin kendi kendisiyle içinden konuşmasını sağlayacak kadar kinestetik uyarıcı özelliği olan konuşma. Sessiz konuşma, düşünmede söz konusu olan bir tür örtük davranım sayılabilir.
SEVECENLİK DÜRTÜSÜ (Affectional Drive) : Bir başka organizmayla ilişkide bulunma ve ona yakın olma yolunda öğrenilmemiş genel bir dürtü.
SEVİCİLİK (Lesbianism): Kadınlarda cinsel ilginin birbirine yönelmesi durumu.
SEYİRCİ ETKİSİ (Bystander Effect): Gruptaki insan sayısı ne kadar fazla olursa, grup elemanlarından herhangi birinin, sıkıntı içinde veya problemleri olan kişiye yardım etme olasılığı da o kadar az olur.
SEZGİ (Intuition): Yargılama veya düzenli bir düşünce söz konusu olmadan kişinin edindiği bir düşünü ya da yargı. Yani, mantıksal bir ön hazırlığa gerek kalmadan, doğruyu dolaysız olarak kavrama yetisi. Başka bir ifade ile sezgi, bir durumun veya problemin unsurları arasındaki bağıntının birdenbire veya çarçabuk kavranışı.
SEZGİCİLİK (Intuitonism) : Bilginin ancak sezgi yolu ile elde edilebileceğini savunan görüş.
SEZGİSEL ÖĞRENME (Insightfu! Learning) : Çeşitli ipuçlarının amaçla olan ilişkilerinin veya bir sorunun öğeleri arasındaki bağların sezgileme yolu ile kavranılarak öğrenilmesi.
SEZGİSEL TİP (Intuitive Type) : Düşüncelerinde sezgiye geniş ölçüde yer veren kişi.
SIÇRAMA (Dıscontinuity) : Gelişme sürecinin ve değişmelerin niteliksel biçimde belirmesi.
SIFIR NÜFUS ARTMASI (Zero Population Grovvth): Doğum ve ölüm oranlarının kabaca eşit olduğu ve böylece nüfusun sabit kaldığı nokta. Doğum oranında nüfusu etkileyecek tabii bir yükselmenin olmayışı şeklinde de açıklanır.
SİHRİ AKRABALIK (Affinity) i Bk. Dünürlük.
SIKI GÖZETİM (Strict Observation) : Gözetimcilerin kesin faaliyet üzerinde durup her ayrıntı üzerinde durması sıkı gözetim olarak adlandırılır. Bu tür gözetimciler işgörenlerin etkililiğini ve iş tatminini azaltır.
SIKIŞIK ÇALIŞMA (Pressed VVorking) : Sırf bir takım şartlar yerine gelsin diye az zamanda çok öğrenmeyi hedef tutan ve aceleyle yapılan sıkışık faaliyet.
SINAMA DURUMU (Testing Situation) : İstendik davranışı her bir öğrencinin kazanıp kazanmadığını yoklama süreci.
SINIF (Class) : Bir bütünü oluşturacak şekilde, ortak özellikleri olan şeylerin meydana getirdiği bütün.
SINIF ATLATMA (Promotion) : Öğrencinin normal olarak bulunacağı sınıftan daha yüksek sınıfa geçirilmesi; daha çabuk ilerletme.
SINIF AYRIMLARI (Class Differences) : Değişik toplumsal sınıfların üyelerini birbirinden ayrımlı kılan siyasal etkinlik, gelir, iş, güç, eğitim, yaşama biçimi, düşünce, tutum ve davranışlar vb. ilişkin özellikler.
SINIF BİÇİMİ (Class Struggle) : İnsanların sosyal şartlan kendi yararları doğrultusunda değiştirmek için sosyal sınıflar içinde kurdukları organizasyonlardır.
SINIF BİLİNCİ (Class Consciousness) : Bir sınıf sisteminde belirli bir düzeyde bulunan ve belirli çıkarları olan sınıfın kendini bilmesi ve tanıması. Başka bir deyişle, sosyal sınıf içerisindeki dayanışmanın temel bilincine varma. Yani, bir sosyal gruba hangi nedenle dahil olduğunun bilincinde olmak.
SINIF ÇATIŞMASI (Class Conflict) : Başlıca toplumsal sınıfların çıkarları arasındaki karşıtlıklar dolayısıyla oluşan ve artan bir ölçüde demokratik araçlar ve yollarla (siyasal partiler ve genel oy, parlamento görüşmeleri, yargıcı kararları, basın, anayasa uygulamaları vb.) yapılan çatışmalar. Kısaca, bir sınıf sistemindeki ayrı mevkilerden dolayı ayrı çıkarlara sahip bulunan sınıflar arasındaki çatışma.
SINIF DIŞI EVLİLİK (Hetorogamy): Toplumsal yönden eşit olanların evlenmesi.
SINIF İÇERME (Class Inclusion) : Bir sınıfa ait olan nesnelerin, başka bir sınıfın alt dizisi olabileceğinin anlaşılmasıdır.
SINIF SİSTEMİ (Class System): Tabakalaşma sistemi yani bir toplumdaki nüfusun gelir miktarı, itibar derecesi gibi öğelere dayanılarak meydana getirilmiş tabaka ve kategorilere dağıtılması. Kısaca, tabakalar arasındaki sınırın geçirgen olduğu bir sistemdir.
SINIF YÖNETİMİ (Classroom Management) : Öğretmenin derslere devam etmeyenleri belirleme, öğrencilerin sınıf içi etkinliklerini ve ödevlerini kontrol etme, öğretim materyallerini düzenleme, sınıftaki çalışma koşullarını geliştirme, öğretimi engelleyici etmenleri ortadan kaldırma gibi akademik olmayan işleri düzenlemesi.
SINIFLANDIRMA (Classifıcation) : Bir dizinin birimlerini ya da türlerini düzenli bir biçimde, belli ölçüler ve terimlerle betimleyerek ayırma işlemi.
SINIFLARA AYIRIM (Tracking) : Öğrencileri; öğretmenlerinin tavsiyeleri, yapılan testin sonucu ve ders notlarına dayanarak farklı sınıflara ve farklı programlara tahsis etme.
SINIFSAL YAPI (Class Structure) : Bir toplumda toplumsal sınıfların oluşum ve işleyişindeki düzenlilikler ile bu sınıflar arasındaki karşılıklı durağan bağlar ve yasaldık gösteren ilişkiler bütünü.
SINIR DEĞİŞTİRME İDARESİ (Boundary - Spanning Transaction) : Dış çevre şartlarında bir organizasyon ile diğerlerinin bilgi, kaynak ve enerji değiştirme süresidir.
SINIRDAKİ ADAM (Marginal Man) : Bir kişinin, toplumsal-kültürel kural ve değerler bakımından ayrı olan iki veya daha fazla grupta yer alması.
SINIRLAMALAR (Boundaries) : Etnik grupların insanlarını üye olarak kabul etmek ya da dışarıdakiler! değerlendirmek için kullanılan kurallar ve yargılar bütünü. Daha geniş bir açıklama ile, gruplar arası karşılıklı ilişkileri belirlemek, insanları grubun üyesi veya yabancı olarak sınıflandırmak için etnik grupların kullandığı toplumsal kural gelenek ve göreneklerdir.
SINIRSIZ HOŞGÖRÜ (Permissive): Gelişimin bu devresinde çocuğun her istediği yapılır, çocuğa hiçbir sınır tanınmaz, hiç ceza verilmez.
SIRALAYICI ÖLÇEKLER (Ordinal Scales): Bireylerin bir konudaki tutumlarının gücüne göre sıralayan ölçekler.
SIZMA VE BOZMA (Infiltration and Disruption) : Karşıt grubun içine eleman gönderip, grubu tamamen içten yıkmaya yönelik kötü aktiviteler yaptırmak yoluyla karşıt grubu etkisiz hale getirme yoludur.
SİBERNASYON (Cybernation) : Üretimin elektronik beyinler ve kendi kendini düzenleyen makinelerle yapılmaya başlanması.
SİBERNETİK (Cybernetics) : İnsanın sinir sistemini elektronik bilgisayarla karşılaştırarak, hem insan beyninin doğasını tanımaya hem de insan gibi özyönetimli makina yapmaya çalışan bilim. Bir eylemin etkisinin, eylemi başlatanın daha sonraki eylemleri gerekli düzenlemeleri yapabilmesi için kaynağına geri beslendiği, kendi kendini düzenleyen sistemleri konu alan bir araştırma alanı.
SİLİER KAS (Ciliary Muscle) : Göz merceğine bağlı olan ve kasıldığında merceği kalınlaştıran, gevşediğinde ise yassılaştıran kas. Akomodasyonu sağlar.
SİMGE (Symbol) : İlişki, bağlantı, çağrışım, görenek, alışkanlık vb. nedenlerle, başka bir şeyi temsil eden uyarıcı. Simge bir dış uyarıcı, örneğin, bir kelime, olabileceği gibi, bir içsel süreç de, (örneğin, düşünmede kullanılan bir imge) olabilir. Bu sonuncusuna, simgesel süreç adı da verilebilir.
SİMGELEŞTİRME (Symbolization) : Bir şeyi simgeler aracılığıyla anlatma veya gösterme.
SİMGESEL ANALİZ (Symbolic Analyse) : Nesnelere ve ilişkilere, onları kullananların ne gibi değerler ve anlamlar verdiğini aydınlatmaya yönelik çözümleme yolu.
SİMGESEL İMGE (leonic İmagery) : Kısa süreli, belirgin olmayan imgeler. Bunların uyarılmadan sonra duyusal kanallarda süregiden aktivitelerle ilişkili olduğu düşünülmektedir.
SİMGESEL SÜREÇ (Symbolic Process) : Önceki yaşantının yerine geçen ve düşünmede önemli rol oynayan temsil edici süreç.
SİMÜLASYON (Simulation) : İnsanoğlunun zihinsel davranışım, bilgisayar programları aracılığıyla taklit etmek anlayışıdır.
SİNAPS (Synapse) : Bir sinir hücresinin aksonundan gelen sinir akımının diğer bir sinir hücresinin dendritlerine aktarıldığı kavşak noktası.
SİNGULAT GİRUS (Cingulate Gyrus) : Limbik sistemin kortikal bölümü. Korpus kallosumun üzerindeki uzunlamasına yarık içinde yer alır.
SİNİR (Nerve): Sinir lifi demeti, nerv.
SİNİR AKIMI (Nerve Impulse): Sinir lifinin zarında meydana gelen ve lif boyunca ilerleyen elektriksel değişimler. Sinir akımı, sinir sisteminin temel mesaj birimi olup ya hep, ya hiç kanununa uygunluk gösterir.
SİNİR LİFİ (Nerve Fiber) : Sinir hücresinin sinir akımını ileten akson ya da dendriti.
SİNİR SİSTEMİ (Nervous System) : Beyin ve omurilik ile çeşitli duyu organları, endokrin bezler ve kaslara hizmet eden sinirler. Başka bir deyişle sinir sistemi, yaşamsal işlevlerin düzenlenmesini, duyumsal iletilerin alınmasını ve bu iletilere gerekli cevabın verilmesini sağlayan sinirler, sinir düğmeleri ve sinir merkezi bütünü. Sinir sistemi bölümü, omuriliğin her iki tarafında bir ganglia zinciri halinde bulunur.
SİNİR TİPİ SAĞIRLIK (Nerve Deafness) : Duyu organları ya da işitme ile ilgili sinirlerdeki hasara bağlı olarak ortaya çıkan sağırlık. Buna algı sağırlığı veya algısal sağırlık da denir.
SİNÜS DALGASI (Sine Wave) : Belirli bir enerji dalgası türü. İleri geri hareket ederek titreşen bir nesnenin, bir sarkaç gibi meydana getirdiği en basit ses dalgası çeşidi.
SİNYAL (Signal) : Meydana gelecek olan herhangi bir şeyin yer ve zamanını göstermek için kullanılan uyarıcı.
SİSTEM (System) : Aralarında karşılıklı işlevsel bağlılıklar bulunan bir dizi öğenin oluşturduğu bütünlük. Başka bir ifade ile sistem, mantıksal bütünlüğü ve tutarlılığı olan fikir ve prensipler topluluğudur.
SİSTEM ANALİZİ (System Analysis) : Bir sistemde söz konusu olabilecek yanılgı ve düzensizlikleri belirleyerek düzeltme ve böylece verimi arttırma.
SİSTEMATİK DUYARSIZLAŞTIRMA (Systematic Desensitization) : Fobik reaksiyonların tedavisinde kullanılan bir psikoterapi tekniği. En az korku uyaran uyarıcıdan en çok korku uyaran uyarıcıya doğru giden bir yol izler.
 SİSTEMATİK GÖZLEM YÖNTEMİ (Method of Systematic Observation) : İlgili değişkenleri deneysel olarak manipüle etmeksizin kontrollü koşullarda doğal bir durumun veya problemin bilimsel incelenmesi.
SİTOPLAZMA (Cytoplasm) : Bir hücrenin temel yaşama fonksiyonlarına imkan veren ve hücre çekirdeğinin çevresinde yer alan pelte yapısındaki madde.
SİYAH KUŞAK (Black Belt): Bir kentte zencilerin yaşadığı kesim.
SİYASAL ÇOĞULCULUK (Political Pluralism) : Siyasal gücün ve yetkilerin devlet kuruluşları ile özerk ya da bağımsız kimi ekonomik, toplumsal ve siyasal örgütler arasında bölüştürülmesini savunan bir görüş.
SİYASAL KANILAR (Political Opinions) : Bireylerin ya da toplumsal grupların içinde yaşadıkları toplumsal çevrenin yönetim biçimine ilişkin görüşleri.
SİYASAL KATILMA (Political Participation) : Bireylerin ve toplumsal grupların içinde yaşadıkları toplumsal çevrenin yönetimine, görev almak, seçmek, seçilmek, örgütlenmek, görüş açıklamak vb. yollarla katkıda bulunması.
SİYASAL KÜLTÜR (Political Culture) : Bir siyasal sistem içindeki normlar, inançlar, değerler ve tutumlar.
SİYASAL ÖRGÜT (Political Organization) : Toplumun güvenini, saldırılara karşı korunmasını, çatışmaların yönetilmesini, iç düzenin sürekliliğini sağlayan kurumlar ve düzenler.
SİYASAL SOSYOLOJİ (Political Sociology) : Toplumlarda, toplumsal gruplarda siyasal erkin toplum bütünü içindeki yeri ile oluşum, işleyiş ve değişimini düzenlilikleri içinde inceleyip açıklamayı amaçlayan toplum-bilim kesimi.
SKİNNER KUTUSU (Skinner Box) : Edimsel koşullamayı incelemede kullanılan bir araç. Basit bir kutu şeklindeki bu aracın kenarında, işletildiği zaman pekiştireç sağlayan bir mekanizma vardır.
SKLERA TABAKASI (Sclera Layer) : Göz küresinin en dıştaki beyaz tabakası. Gözün ön kısmında saydam tabaka haline gelir.
SOFULUK (Religiosity) : Bir kişi tarafından söz veya vaatlerle uygulanan dinin önem ve derecesidir.
SOMATİK SİSTEM (Somatic System) : Duyu organları ve iskelete bağlı kaslara hizmet eden sinir sistemi bölümü.
SOMATOSENSORY (Somatosensory) : Çeper lobunda motor bölgeden, merkezi yarık vasıtasıyla ayrılan bölge. Beden hareket duyularının hepsi burada temsil edilir.
SOMESTESİS (Somesthesis) : Deri duyuları ve kinestesis; beden duyusu.
SOMNOLANS (Somnolance): Sürekli uyuklama eğilimi.
SOMUT (Concrete) : Nesnel gerçekliğin tümünün eş deyişle onu oluşturan türlü yanların ve bunlar arasındaki ilişkilerin duygularla algılanabilen ya da kavranabilen, belli bir zaman ve yerdeki niteliği. Kısaca, bireyin yaşantıları dolayısıyla bildiği nesne ve fikirler. Varlığı duyularla anlaşılan.
SOMUT İŞLEMLER DÖNEMİ (Concrete Operational Stage) : Çocukların mantıklı şeyler yapmaya başladıkları uyurnsal gelişme safhası (ilkokul yıllarını kapsayan) için Piaget'in kullandığı terim. Üçüncü bilişsel gelişim dönemi.
SOMUT TOPLUMBİLİM (Concrete Sociological Investigations) : Toplum yaşamının çeşitli yan ve öğeleri (örneğin, ekonomi, günlük yaşam, aile ve yakınlık ilişkileri, kamuoyu vb.) üzerine yapılan araştırma ve incelemeler.
SONRADAN ORTAYA ÇIKAN DİNLER (Emergent Religions) : Geçmişe dayanan geleneklerle bağlarını gizleyen yenilik görüntüsü içindeki dinlere denir.
SONRAKİ GÖRÜNÜM (After - Image) : Uyarıcının ortadan kalkmasından sonra algılanan görsel olay. Uyarıcı ortadan kalkar kalkmaz önce uyarıcının aynısı görünür, buna olumlu sonraki görünüm adı verilir. Olumlu sonraki görünümün hemen ardından negatif görünüm ortaya çıkar.
SONUÇLAR HAKKINDA BİLGİ (Knovvledge of Results) : Kişinin bir işi öğrenirken ya da yaparken ne derece ilerlediği konusunda bilgi sahibi olması. Bu bilgi en çabuk öğrenme ya da en iyi icra için genellikle gereklidir.
SORART (Sororate) : Bir erkeğin karısı öldükten sonra onun yerine veya karısıyla birlikte, karısının kız kardeşleriyle evlenmesine izin veren evlilik örüntüsü.
SORU (Ouestion): Yanıtlamak üzere ileri sürülen önerme.
SORUMLULUK (Responsibility) : Yapılan işlerden veya başkalarının yaptığı işlerden veyahutta herhangi bir şeye teminat olmaktan doğan hesap verme zorunluluğuna sorumluluk denir.
SORUMLULUK DAĞILMASI (Diffusion Responsibility) : Uçlara kayma olgusuna ilişkin bir açıklamadır ki, buna göre bir grubun üyeleri kararın sonuçlarına ilişkin sorumluluğu paylaşabilecekleri için riskli çözüm yollarını tercih ederler. Bu açıklamayı destekleyen kanıtlar kuşku götürür niteliktedir.
SORUMLULUK DUYGUSU (Facevvork): Bozulmuş bir kişisel özelliği düzeltmek için sorumluluk altına girilen davranışlar.
SORUŞTURMA (Investigation) : Toplumsal durumları betimleyen verileri elde etmek üzere baş vurulan her türlü araştırma biçimi.
SOSYAL ADALET (Social Justice) : Toplumun çeşitli sınıfları arasında, özellikle milli gelirin bölüşümü bakımından, adaletin gerçekleştirilmesi kaynak ve imkanların fertlere, üretime katkılarıyla orantılı ölçüde dağıtılması.
SOSYAL AHLAK (Social Ethic) : Toplumun gelişiminin, şahsi kimliklerin gelişmesiyle önem kazandığı, kişisel taahüt ve anlamlı işlerin amaçlardan daha önemli tutulduğu ahlak anlayışı.
SOSYAL ANTROPOLOJİ (Social Anthropology) : Önceleri ilkel denilen toplulukları, günümüzde ise özellikle kırsal toplulukları, kimi kez de küçük kent topluluklarını, kültürleri ve toplumsal yapıları açısından inceleyen insanbilim dalı. Başka bir ifade ile, toplumsal yapıya ağırlık veren; toplumsal kurumların, örgütlerin, davranışların karşılaştırmalı araştırmalarını yapan bilim dalı.
SOSYAL BAŞIBOŞLUK (Social Loafing): Grubun üyeleri olarak bireylerin bazen tek başına çalıştıklarından daha az gayretle çalışmaları. Kişiler sarf ettikleri emeklerin grup içinde daha az hatırlanacağını düşünürler ki, bu düşünce onların sorumluluk duygularını zayıflatır.
SOSYAL BENLİK (Social Şelf) : William James'e göre, diğerlerinin bizim hakkımızdaki izlenimleri, hayatımızdaki her önemli kişi için ayrı bir sosyal benlik vardır.
SOSYAL BİLİMLER (Social Sciences) : Ekonomi, politika, tarih, psikoloji, antropoloji gibi bir çalışma bilimidir ve insanoğlu ile toplumsal değerleri arasındaki ilişkileri bilimsel bir yolla inceler. Kısaca sosyal bilimler, insanın sosyal yaşamını çeşitli yanlarıyla inceleyen bütün bilimlerdir.
SOSYAL BOZULMA (Social Epidemiology) : Toplum içinde sosyal yönden bozuklukların, sosyal faktörleri nasıl etkilediğini inceleyen sosyolojinin bir koludur.
SOSYAL BÜTÜNLEŞME (Social Integration) : Bir toplumda çeşitli grupların örgütlü bir toplum yaşamını gerçekleştirebilecek biçimde birbirlerine karşılıklı olarak uyarlanmaları durumu veya süreci. Başka bir deyişle, insanların birbirlerine karşı yavaş yavaş ve zamanla yakınlık ve sırdaşlık duyguları geliştirme sürecine ilişkin Altman ve Taylor tarafından geliştirilmiş bulunan bir kuramın adı. Kısaca, ortaklaşa amaçların izlenmesinde duygu ve davranışlarda ortak ölçümün geliştirilmesi.
SOSYAL ÇALIŞMA (Social Work) : Başka kişilerle, daha geniş toplumsal ve ekonomik çevreyle uyumlu ilişkiler kurmada güçlük çeken veya başarısız olan bireylere yapılan toplumsal yardım.
SOSYAL ÇALIŞMACI (Social Worker) : Kişilik sorunları olan kimselerin ailelerini ve sosyal özgeçmişlerini inceleyen, böylece hasta ve ailesi ile teması sağlayarak psikoterapiste yardımcı olan sosyolojide üst düzeyde eğitim görmüş kişi. Sosyal çalışmacı psikiyatrlardan ve klinik psikologlardan oluşan psikiyatrik ekibin bir üyesidir.
SOSYAL DEĞİŞİM (Social Change) : Belirli bir zaman periyodunda sosyal kurumların ve grupların değiştirilmesidir. Genel bir ifade ile, nispeten sosyal davranışlarda, sosyal yapıda ve kültürel bileşenlerde sürekli meydana gelen değişiklikler. Toplumun herhangi bir dönemdeki düzenine özgü yerleşik maddi ve manevi öğelerinde yeni özelliklerin oluşması.
SOSYAL DENGE (Social Stability): Bir sistemin karşılıklı bağımlı parçaları arasında dinamik bir çalışma uyumunun bulunmasıdır. Sosyal denge statik değil, dinamiktir. Çünkü sosyal sistemde her zaman hareket vardır. Fakat bu hareket sistemdeki, çalışma uyumunu ve dengesini koruyacak biçimde gerçekleşir.
SOSYAL DENGESİZLİK (Social Instability) : Bir toplumu oluşturan türlü toplumsal gruplar arasında gerginlikler, çatışmalar ve anlaşmazlıklarla beliren dengesizlik durumu.
SOSYAL DEVRİM (Social Revolution) : Toplumsal ihtiyaçlara cevap veremeyen kurum ve kuruluşların değiştirilerek yeni bir düzenin kurulması süreci. Başka bir deyişle, ekonomik imkanların bireylere dağılımı gibi toplumun bazı sosyal manzaralarındaki kati ve etkili devrimdir.
SOSYAL DİNAMİKLER (Social Dynamics): Toplumsal değişme sırasında oluşan karmaşık güç ve süreçlerin tümü. Kuramcılar bu konuyu hem tek tek belirli toplumlar düzeyinde, hem de tarihsel açıdan, tüm insan toplulukları düzeyinde ele almaktadır.
SOSYAL DUYGUSAL ETKİNLİKLER (Socioemotional Activities) : Bir grubun,
grup dayanışmasını, devamını, birlik ve beraberliğini geliştirici etkinlikler.
SOSYAL EŞİTLİK KURALI (Norms of Social Justice) : İnsan grupları tarafından geliştirilen kaynakların dağıtılması ve tarafsızlıkla ilgili kurallardır.
SOSYAL ETKİ KURAMI (Social İmpact Theory) : Üç temel önerme ile grubun bireyin davranışını etkilemesini açıklayan kuram.
SOSYAL ETKİLEME (Social Influence) : Bir insanın değerlerindeki, davranışlarındaki ve isteklerindeki değişmelerin, başka bir insan tarafından yaratılması durumu.
SOSYAL GERÇEK (Social Reality) : Diğer insanlar tarafından aktarılan bilgilerden kurulmuş, sosyal anlam ifade eden şeylerden oluşan ve kabul edip kavradığımız dünyamız.
SOSYAL GRUP (Social Group) : Birbirleriyle ortak bir ilgi ya da bağlılık yoluyla ilişkili, formel veya formel olmayan bir insan grubu. Başka bir ifade ile sosyal grup, çeşitli etkileşmelerle sürekli olarak bir arada tutulan birden çok sayıda bireyden kurulu toplumsal birim.
SOSYAL GÜÇ (Social Power) : Bir kişinin diğer bir kişinin davranışları, düşünceleri ve hisleri üzerinde kasten etki kurma kabiliyeti. Raven ve meslektaşları, sosyal gücü etkileyen altı ana sebep buldular: Ödül, baskı, kanuni otorite, uzmanlık, bilgi ve güç.
SOSYAL GÜDÜLER (Social Motives) : Genellikle öğrenilmiş olan ve doyumlarının sağlanabilmesi için başkalarının varlığını veya tepkilerini gerektiren güdüler. İnsan güdülenmesinde, gereksinim ve güdü eşanlamda kullanılır.
SOSYAL HAREKET (Social Movement) : Sosyal değişikliği desteklemek ve karşı koymak amacıyla, nispeten organize edilmiş çok sayıda insanın uzun vadeli gayreti. Veya yeni bir hayat düzeni kurmak için ortak bir girişimdir. Başka bir deyişle, bir kurumun, resmi örgütlerin hareketlerine ve bireylerin resmi olmayan davranışlarına göre değişmesi, yani toplumun kurumsal yapısı dışında gelişen ve köklü değişimleri öngören halk hareketleri.
SOSYAL HAREKETLİLİK (Social Mobility) : Bireylerin, toplumsal grupların ya da uygarlık öğelerinin toplumsal yerlerindeki ve değerlendirilişindeki değişmeler. Yani, insanların bir sosyal durumdan daha önemli diğer bir duruma geçmesidir. Daha genel bir tanımla, bir sosyal sistemden diğerine veya bir rolden diğerine geçmeleridir. Kısaca, toplum içindeki yerlerini değiştirmeleridir.
SOSYAL HAREKETLİLİK ORANI (Social Mobility Rate) : Bir toplumda gelir grubu ya da sınıf değiştirenlerin, değiştirmeyenlere oranı.
SOSYAL İÇE DÖNÜŞ (Social Penetration) : Kişilerin grup içinde yavaş yavaş kapalılığa doğru yöneldikleri kavramına dayanan Altman ve Taylor'un bir teorisi: Teori ilişkiler iyileştikçe bu kapalılığın da azalacağını savunmaktadır.
SOSYAL İHTİYAÇLAR (Social Needs) : Bu ihtiyaçlar bedenin fiziksel ihtiyaçlarından çok, zihinsel ve ruhsal ihtiyaçlarını temsil ederler. Bu nedenle hem çok karmaşıktırlar hem de bireyden bireye farklılıklar gösterirler. Rekabet, öz saygı, görev anlayışı, kendini ispatlama, başarılı olma, sevme ve sevilme gibi. Bu ihtiyaçlar sonradan öğrenilir.
SOSYAL KARAR TEORİSİ (Social Judgment Theory) : Varolan davranışların içindeki inandırıcı iletişimin bir fert tarafından kabul edilmesi.
SOSYAL KİMLİK TEORİSİ (Social Identity Theory) : Kendine güven, içinde bulunduğun grubu diğer gruplara göre nasıl gördüğüne bağlıdır.
SOSYAL KOLAYLAŞTIRICILIK (Social Facilitation) : İnsanların belirli işleri yapmak için duyduğu istek ve güdünün toplumsal uyaranlar yoluyla güçlendirilmesi.
SOSYAL KONTROL (Social Control) : Bireyin hareketlerinin, üyesi bulunduğu grup veya toplum tarafından kısıtlanması. Bu kısıtlanmalar sonucunda bireyin toplum ya da grup içinde çeşitli işlevlere sahip olduğu görülür. Bu durum da ancak bireyin toplumsal kuralları kabul ettiği zaman gerçekleşebilir. Başka bir tanımla toplumsal denetim, bireylerin ya da toplumsal grupların toplumsal düzenin beklentilerine uygun biçimde davranmalarını sağlamaya yönelik önlemlerin tümü. Kısaca, toplumsal normlara insanların uyumunu sağlayan sosyal mekanizmalardır.
SOSYAL   KONTROLÜN   YIKILMASI   (Breakdown   Of  Social   Control) Smelser'in ortak davranış  için  altıncı  ve son koşulu; yanlış  anlama,  insanları tehlikenin hayal ürünü olduğuna ikna etme ya da davranışları yeniden yönlendirmek için araya girme unsurlarından yoksun liderlik.
SOSYAL KURUM (Social İnstitution) : Bir toplumda eşgüdülmüş, örgütlenmiş, göreli bir bütün oluşturan düşünceler, inançlar, gelenek, görenek ve davranışlarla maddi öğeler (yapılar, mallar, belgeler vb.) toplamı. Farklı bir tanımla sosyal kurum, bütün kültürlerde ve toplumlarda bulunan, aile, ekonomi, hükümet, din ve eğitim gibi genel alanlardır.
SOSYAL KUVVET (Social Force) : Grupların karakterleri ve grup etkileşiminden doğan; insanların algı, tavır ve davranışları üzerindeki dış etkenlerdir.
SOSYAL LİDERLİK (Social Leadership) : Gruba uyumu artırmak için yapılan aktiviteler. Sosyal lider, grubun ilişkilerinin mutlu ve düzeyli yürümesi için karşılıklı ilişkilerin duygusal ve sosyal yansımaları ile ilgilenir.
SOSYAL NORMLAR (Social Norms) : Bireyin davranışlarının, tavırlarının ve inançlarının bireyin ait olduğu sosyal grup tarafından onaylanıp onaylanmayacağını tespit eden davranış standartları. Toplumsal olarak yaptırıma bağlanmış her türlü davranış biçimi.
SOSYAL NÜFUZ ETME TEORİSİ (Social Penetration Theory) : Her bir eşin kişiliklerinin zamanla birbirlerine nüfuz etmesiyle artan samimiyet.
SOSYAL ÖĞRENME TEORİSİ (Social Learning Theory) : İnsanların birbirleriyle özellikle taklit ve zorlama yoluyla bilgi alışverişi içerisinde bulunduklarına önem veren davranışsal teorinin modern bir türevi. Veya davranışların algılama ve örneklemesiz olarak ortaya çıktığı ve temelini taklidin oluşturduğu öğrenme biçimi. Farklı bir tanımla sosyal öğrenme teorisi, öğrenme teorisinin şahsiyet ve sosyal davranış problemlerine uygulanması.
SOSYAL ÖĞRENME YAKLAŞIMI (Social Learning Approach) : Çocukların, uygun veya uygun olmayan kişilik için ebeveynlerden başka arkadaşları da olmak üzere, öğretmenleri, toplumca beğenilen karakterleri, gerçek ve beklenen ödüllere rağmen başkalarını da taklit ve takip ettiklerini vurgulayan cinsiyet rolü sosyalleşmesi kuramıdır.
SOSYAL OLGU (Social Fact) : Her türlü maddi ve manevi toplumsal değerin, toplumsal ilişkinin ya da toplumsal sürecin ayırt edilebilen herhangi bir birimi.
SOSYAL ÖRGÜT (Social Organization) : Hem yapı, hem de süreç olarak kullanılmaktadır. Bir yapı olarak toplumsal örgüt, parçaları içinde açık seçik Özellikleri görülmeyen fakat parçalar arasındaki ilişkilerle bir bütünü oluşturan dengeli bir örüntüdür. Bir süreç olarak ise toplumsal örgütlenme, bütün bunların meydana gelişidir. Başka bir tanımla toplumsal örgüt, temelinde belirli ve karşılıklı birtakım görevlerin yattığı toplumsal ilişkilerin ve etkinliklerin kurumlaşmış düzeni.
SOSYAL ÖZGÜRLÜK (Social Liberation) : Grupların ortaklaşa bir toplum yaratmak, norm ve kuralların sosyal davranışları oluşturmak yönündeki gayretlerdir.
SOSYAL PSİKOLOJİ (Social Psychology) : Grup üyeliğinin bireyin davranışları, tutumları ve inançları üzerindeki etkileri ile ilgili bir uzmanlık dalı. Bireylerin, üyesi oldukları toplumsal grupların (sınıf, meslek, ulus vb.) toplumsal-ekonomik koşulları içinde oluşturdukları ortak davranış, tutum, düşünce, tasarım, alışkanlık ve özelliklerini inceleyen bilim dalı. Daha değişik bir tanımla sosyal psikoloji, bir bireyin davranış, duygu veya düşüncelerinin diğer kişilerin davranış veya özelliklerinden nasıl etkilendiğini ya da belirlendiğini inceleyen bir bilim dalıdır.
SOSYAL ROL (Social Role) : Bir toplumda ya da toplumsal grupta bireylerin içinde bulundukları statü gereği yüklendikleri işlev. Veya toplum içinde bir insanın sosyal pozisyonundan dolayı kendisinden beklenen davranışlar bütünü.
SOSYAL SİGORTA (Social Security) : İşçilerin, sağlık, kaza, ihtiyarlık vb. gibi durumlarda gelirsiz kalmamaları için işçi sigortaları. Bu sigortalara işçiler ve işverenler belli oranlarda prim öderler.
SOSYAL SINIF (Social Class) : Eğer bir grupta içten evlenmeler varsa, geçim yolları aynıysa, aynı değerlere ve hayat şartlarına sahiplerse aynı ekonomik sıkıntıları paylaşıyorlarsa, politik düşünceleri birbirine yakınsa genellikle diğer sosyal sınıflardan farklıdır. Eğer iki ya da daha fazla ailenin ortak özellikleri varsa, eğer bir toplumda eşitsizlikler varsa sosyal sınıflarda mevcuttur. Daha değişik bir tanımla sosyal sınıf, sosyal durumun, ekonomik gelir ve zenginlik üzerine kurulduğu ve aynı sınıftan olan kişilerin benzer hayat şartlarını paylaştıkları sosyal bir bütün. Kısaca sosyal sınıf, toplumda aynı sosyo - ekonomik tabakayı oluşturan insanlardır.
SOSYAL SİMGE (Social Symbol) : Toplumsal grup ya da toplum bütünü içinde ortaklaşa bir anlamı olan ve bu anlamı iletebilen simge.
SOSYAL SİSTEM (Social System) : İnsanların sahip oldukları ve kontrol ettikleri zenginliklerin miktarına göre sınıflandırılmasıdır. Veya bir arada çalışan insanların kararlar alıp, fikir teatisinde bulunarak terfi ettikleri organizasyon içindeki görev ilişki bütünü. Değişik bir tanımla sosyal sistem, bütün üyelerin birbirlerine, dışarıdaki kişilere ve dış dünyaya karşı olan davranışlarını ve rollerini zorunlu olarak belirleyen kurallara sahip örgütlenmiş bir grup.
SOSYAL SORUMLULUK KURALI (Norm of Social Responsibility) : Bizimle ilişkisi olan kişilere yardım etme kuralıdır. Yani, sosyal kurallar şart koşar ki, iyi ve üstün durumdaki insanlar muhtaç durumdakilere yardım etmelidir.
SOSYAL SORUN (Social Problem) : Toplumsal çevrenin koşullarından doğan ve kimi toplumsal değerler bakımından çekinceli sayılan, düzeltilmesi için de toplumsal güç ve araçların kullanılması gerekli olan durum. Kısaca, toplumda önemli sayıda kişileri etkileyen problemlerin zorluk ve mutsuzluk kaynağı olması.
SOSYAL SÜREKLİLİK (Social Continuity) : Bir toplumun maddi ve manevi kültür öğeleri bakımından, sürekli değişimlerden geçmekle birlikte, kendine özgü kimliği sürdürmesi.
SOSYAL TABAKALAŞMA (Social Stratifıcation) : Toplumun ekonomik, siyasal, ırksal vb. bakımlardan bazı katmanlara bölünmüş olduğunu, bu etkenler arasında herhangi bir önem sıralaması yapmadan savunan görüş tarafından değerli olarak nitelendirilen imkanların eşit olarak paylaşılmadığı hiyerarşik halk sınıflandırılmasıdır. Kısaca, toplumsal tabakalaşma, eşit olmayan özelliğe, güce ve prestije sahip toplumsal bir hiyerarşi pozisyonudur.
SOSYAL TABAKALAŞMADA AÇIK SİSTEM (Öpen System) : Sınıflandırma
merdiveninde aşağı yukarı seviyelere inip-çıkma şansının tanındığı sosyal sınırlandırma sistemidir.
SOSYAL TABAKALAŞMADA KAPALI SİSTEM (Closed System) : Toplumun hangi kesiminde doğduysanız bu kesim ya da sınıfın ömrünüz boyunca sizin sosyal statünüzü belirlediği sistemdir.
SOSYAL TİP (Social Type) : Belli bir tarihsel döneme özgü toplumsal yaşamın ussal olarak kurulan örneği.
SOSYAL UYARAN (Social Stimulus) : Bireylerin birey olarak değil de belli bir toplumsal grubun üyesi olarak belli bir tepkide bulunmalarına yol açan uyaran.
SOSYAL UYUŞMA (Social Consensus) : Belli bir toplumu ya da toplumsal grubu oluşturan bireylerin düşünce, duygu, eylem uyarhlığı.
SOSYAL UZAKLIK (Social Distance): Aşağı ve yukarı toplumsal yerlerde sayılan bireyler, toplumsal gruplar arasında iletişimin ve etkileşmenin türlü kültürel etkenlerle kısıtlanması, engellenmesi sonucu ilişkilerinin azalması ya da kopması durumu. Başka bir deyişle, ırk, mevki, milliyet gibi unsurlara dayanarak toplumsal etkileşimde kısıtlamalar yapmak.
SOSYAL YALNIZLIK (Social Loneliness) : Bir kişinin (birkaç iş arkadaşı, komşu veya yakın arkadaştan oluşan) sosyal bir gruba bağlı olmadığını hissetmesinden kaynaklanan bir yalnızlık türü.
SOSYAL YAPI (Social Structure) : Her toplumun üyelerine konumlar tayin ettiği, onlardan belirli işleri yapmalarını ve belirli tutumlar geliştirmelerini beklediği olgusuna işaret eden genel bir terimdir. Sosyolojinin temel varsayımı, toplum ve sosyal davranışlar birbirlerine anlamca ve temsil ettikleri kavramlar yönünden yakındırlar. Düzenli, tahmin edilebilir, kurulabilir norm, rol ve kurumlardan oluşmuş sosyal sistemlerdir. Kısaca, bir grup veya toplumda varolan düzenli yapıların sosyal etkileşimidir.
SOSYAL YAPTIRIM (Social Sanction) : Bir toplumda, bir toplumsal grupta benimsenen, ya da karşı çıkılan davranış biçimlerine gösterilen onaylayın ve ödüllendirici ya da suçlayıcı ve cezalandırıcı tepki.
SOSYAL YASAMA (Social Legislation) : Sınıf, yaş, cinsiyet, ırk, fiziksel ya da ansal bozukluk vb. etkenler dolayısıyla sağlıklı ve insana yaraşır yaşama düzeyi elde edemeyen birey ya da toplumsal kümelerin toplumsal-ekonomik durumlarını düzeltmek amacıyla kimi yasaların yapılması.
SOSYAL YOĞUNLUK (Social Density) : Bir bölgedeki insanların objektif olarak sayısı (metrekareye düşen insan sayısı gibi).
SOSYALİZM (Socialism) : Üretim araçlarının sahibi veya onları denetleyenin toplum olduğunu ya da bunların toplumun yararına bir tek elden yönetilmesi gerektiğini iddia eden kurum veya siyasa.
SOSYALLEŞME (Socialization) : Bir kişinin toplumun bir üyesi olarak işlev yapabilmesi için gerekli değerleri, normları ve becerileri elde etme yöntemidir. Yani, Çocukluktan yetişkinliğe kadar kendi kültürünü özümseme, dört dörtlük insan olma aşamasıdır. Kısaca, kişisel özelliklerin ve davranışların sosyal çevrenin sağladığı eğitim ile şekillendirme.
SOSYALLEŞTİRME VASITALARI (Agents of Socialization) : Çocukların sosyal hayata atılmasında rol alan aile, okul ve arkadaşlarıdır. Kısaca, bir kişinin davranış ve benlik hissini etkileyen fert, grup ya da organizasyon.
SOSYO - EKONOMİK STATÜ (Socioeconomic Status) : Bir kişinin prestij, güç ve zenginlik gibi üç temel boyut üzerindeki toplum içinde sahip olduğu sosyal yerdir.
SOSYO-EKONOMİK (Socioeconomic) : Sosyal ve ekonomik şartlarla, etmenlerle ilgili.
SOSYOBİYOLOJİ (Sociobiology) : Evrim teorisi, insanların ve hayvanların sosyal davranışlarını açıklamak için kullanılan biyolojinin yeni bir alanı. İnsanlarda ve diğer hayvanlarda her çeşit sosyal davranış evriminin sistematik çalışması.
SOSYOBİYOLOJİK KURAM (Sociobiological Theory) : Bütün sosyal davranışların kökeninin insan genetiğinde yattığını savunan kuram.
SOSYODRAMA (Sociodrama) : Karşılıklı ilişki içinde bulunan kişilerce belli bir konu üzerinde doğaçtan oluşturulan dramatik sahne.
SOSYODUYGUSAL ROLLER (Socioemotional Roles) : Grup üyeleri arasında yüksek moral, dinlenme, eğlence ve işbirliği yaratmak için çaba sarf eden rollerdir.
SOSYOGRAM (Sociogram) : Bir grubun üyeleri arasındaki birtakım bağlantıları gösteren bir diyagram veya grafik.
SOSYOLOG (Sociologist) : İnsanlar arası davranışların belli şartlar altında, belli biçimlerde ortaya çıkma ihtimalinin doğrulanabilir bilgisini geliştirmek ve yaymak üzere mesleki eğitimden kimse.
SOSYOLOJİ (Sociology) : Grupların ve insan topluluklarının oluşumu ile bunların etkileşimini inceleyen bilim dalı. Değişik bir tanımla sosyoloji, toplumun yapısını ve toplumu meydana getiren insanlar arasındaki ilişkileri inceleyen bilim dalı.
SOSYOLOJİK BAKİŞ (Sociological Perspective) : Etrafımızdaki gerçekleri, insanları, şartlan, bireylerle olan ilişkiler ve içinde yaşadığımız dünyayı değişik bir yolla algılamadır.
SOSYOLOJİK İMGELEM (Sociological Imagination): Toplum sorunları ve şahsi problemler arasındaki bağlantıların karşılıklı etkileşimini biyografi ve tarih yardımıyla görebilme yeteneğidir.
SOSYOLOJİZM (Sociologism) : İnsan yaşamındaki bütün olayları yalnızca toplumsal yapı ve örgüt biçimleriyle açıklama eğilimi.
SOSYOMETRİ (Sociometry) : Bireylerin önderler, arkadaşlar gibi belirli kişiler hakkındaki seçimlerin ölçülebilir hale getirilmesini sağlayan sosyal psikolojik bir yöntem. Toplanan veriler endeksler veya çizgilerle gösterilir. Kısaca, bir grubun üyeleri arasındaki sosyal bağıntıları ölçmek için kullanılan metotlar.
SOSYOMETRIK MATRIKS (Sociometric Matrix) : Bir grup içindeki bireylerin birbirlerine karşı geliştirdikleri sevgi, sempati vs.'ye dayanan ilişkiler.
SOSYOMETRIK YÖNTEM (Sociometric Method) : Bir gruptaki bireylerin birbirlerinden hoşlanma derecelerini (kimin kimle daha çok iletişim kurdu»unu) saptamada kullanılan yöntem.
SOSYOPAT (Sociopath): Antisosyal kişilik, psikopat.
SOSYOPATIK KİŞİLİK (Sociopathic Personality) : Az kaygı duyan kişilerde görülen bir çeşit davranış bozukluğu. Çeşitli türleri vardır; olumsuz-sosyal davranım cinsel sapıklık veya tutkunluk.
SOSYOTEKNİK SİSTEMLER (Sociotechnical Systems) : Bir işi bir grup veya takım etrafında, teknoloji ve insan faktörüne verilen fikirlerle düzenleme girişimidir.
SOSYOTERAPİ (Sociotherapy) : Hasta kişiyle, içinde yaşadığı ya da yapay olarak oluşturulan toplum bireyleri arasındaki ilişkilerden yararlanarak, zihinsel bozuklukların giderilmesine yönelik yöntemlerle oluşturulan tedavi türü.
SOY (Descent) : Toplumun akraba seçmedeki yöntemi. Seçilenler kendi aralarında birbirlerine, diğerlerine oranla daha yakındırlar ve birkaç kuşaktan oluşan toplumsal gruplanmalar oluşturabilirler.
SOY ÇİZGİSİ (Lineage) : Aynı atadan geldiklerine inanan ve bu kuşağa bağlı olduklarından dolayı bazı akrabalık zorunluluklarını kabul eden kişiler.
SOY İLİŞKİSİ (Consanguineal) : Gerçek veya düşsel bir ortak ataya dayandırılarak kurulmuş olan toplumsal ilişki.
SOYBİLİM (Genealogy) : Bugünün iç yüzünü kavramak için geçmişe bakan, şimdiki anın tarihi.
SOYDANLIK (Kinship) : Kan bağlılığı, evlilik veya bir çocuğu evlat edinmeye dayanan aile ilişkileri.
SOYKIRIM (Genocide): Bir toplumun, öldürülerek veya halkını zorla göç ettirerek ya da toplumun ekonomik temelini parçalayarak yok edilmesi. Farklı bir tanımla soykırım, tüm bir etnik veya ırksal grubun kasıtlı ve sistematik olarak yok etme. Kısaca, baskın grup tarafından azınlık grubun tamamen yok edilmesi.
SOYUT (Abstract) : İlişik olduğu nesne ve özelliklerden ayrılarak düşünülen herhangi bir şeyin özelliği veya bu özellikleri anlatan kavramlar. Başka bir tanımla, nesnel gerçekliğin yalnız bir öğesine ya da bir parçasına ilişkin bilginin niteliği.
SOYUT ÖĞRENİM (Abstract Learning) : Durum ve nesnelere değil, kavram ve simgelere dayanan öğrenim.
SOYUT YARGILAMA (Abstract Reasoning) : Somut veriler yerine simgeler ve genellemeler kullanarak yargılama.
SOYUT YETENEK (Abstract Ability) : Soyut kavramları ve bunların birbirleriyle ilişkilerini anlama ve kullanma yeteneği
SOYUT ZEKA (Abstract Intelligence) : Soyut kavramları, işlemleri ve simgeleri anlamak ve başarıyla kullanmak için gerekli zihinsel güç.
SOYUTLAMA (Abstraction) : Nesnelerin bazı özelliklerini dikkate almamayı ve yalnızca, bu nesnelerde ortak olan belirli özelliklere davranımda bulunmayı öğrenme süreci. Bir özelliği bağlı olduğu nesneden zihinle ve sözle ayırma. Kavramlar bu süreç yolu ile oluşturulur.
SÖMÜRGE (Colony): Yöneten devletten uzakta olan ve yöneten devlete hukuki ve ekonomik bağlarla bağlı bulunan ülke. Sömürge, egemen devlet için bir yiyecek ve hammadde deposudur. Bu maddeler ucuza alınır ve işlenerek sömürge halkına pahalıya satılır.
SÖMÜRGECİLİK (Imperialism): Bk. Emperyalizm.
SÖMÜRÜ (Exploitation): Bireylerin, toplumsal grupların ya da toplumların, görece daha güçsüz bireylerin, toplumsal kümelerin ya da toplumların emeğini ve kaynaklarını kendi çıkarlarına kullanmaları.
SÖNDÜRME (Extiction): Klasik koşullamada, daha önce koşullanmış organizmaya koşullu uyarıcıyı sunup koşulsuz uyarıcıyı sunmamak. Edimsel koşullamada, daha önce koşullanmış organizmayı, öğrenilmiş davranımı yaptığı halde pekiştirmemek.
SÖNME EĞRİSİ (Extinction Curve) : Daha önce öğrenilmiş olan bir davranımın sönme sırasındaki zayıflayışını gösterir grafik.
SÖYLENTİ (Rumor) : Genellikle kulaktan kulağa resmi olmayan kanallarla iletilen dolaylı ve aslı olmayan bilgi. Başka bir deyişle, kişiden kişiye ağızla ve gayri resmi bir şekilde yayılan kanıtlanmamış bir bilgi parçasıdır.
SÖYLEV (Speech) : Bir topluluğa düşünceler, duygular aşılamak için söylenen, uzunca, coşkulu ve güzel sözlerden oluşan sözel iletişim türü.
SÖZ VERME (Promise) : Kaynak olan insan diğer insan için ödülleri sağlama niyetini telkin etmesi.
SÖZEL OLMAYAN İLETİŞİM (Nonverbal Communication) : İnsanlar arasında konuşma dışındaki araçlarla gerçekleşen iletişim. Başka bir deyişle, duygu ve heyecanların yüz ifadeleri, beden durumu, mimik, jestler ve ses tonuyla ifade edilmesi.
SÖZEL ÖĞRENME (Verbel Learning) : Kelimelerin ya uyarıcı ya da davranıra olarak kullanıldığı öğrenme durumları.
SÖZEL ZEKA (Verbal Intelligence) : Sözlü simge ve deyimlerin kullanılmasına dayanan, sorunları çözmekte gerekli olan dil yeteneği.
SÖZÜ GEÇENLER (Influentials) : Başkalarına yerel ya da uluslararası konularda uzman olarak hizmet veren kişiler.
SPEARMAN'IN SIRA BAĞINTISI (Spearman's Rank Correlation) : Sıralanmış veriye dayalı parametrik olmayan bağıntı.
SPEKTRAL RENKLER (Spectra! Colors): Gökkuşağında bulunan renkler.
SPEKÜLASYON (Speculation) : Zihinde düşünerek sonuçlara varma eylemi.
SPERMA (Sperm): Erkek tohum hücere.
STANDARDİZASYON (Standardization) : Bir testin uygulanmasında ve sonuçlarının yorumunda eşit koşulların sağlanması. Herhangi bir test puanını karşılaştıracak normları elde etmek için test çok sayıda bireye aynı koşullar altında uygulanır. Başka bir deyişle standardizasyon, bir değişkenlik ölçüsü. Ortalamanın altında ve üstünde vakaların yüzde 68,27'sini içine alan uzaklık.
STANDARDİZASYON GRUBU (Standardization Group) : Bir testi standartlaştırmak için üzerinde uygulama yapılan bir grup birey. Belirli bir testten alınan puanları yorumlayabilmek için standardizasyon grubunun özelliklerinin bilinmesi gerekir.
STANDART SAPMA (Standart Deviation) : Standart sapma, bir dağılımdaki puanların aritmetik ortalamadan farklarının karesinin frekanslara bölümüdür.
STANDARTLAŞTIRILMIŞ TEST (Standardized Test): Normları (standartları) tespit edilmiş test. Bu test belli yaşlarda veya bazen de belli bir sınıfta bulunan kişilerin başarısını tayin için kullanılır.
STANFORD - BINET ÖLÇEĞİ (Stanford - Binet Sclae) : Binet ölçeğinin Stanford Üniversitesince Birleşik Amerika kültürüne uydurulmuş ve çeşitli tarihlerde gözden geçirilerek bir ölçek durumuna getirilmiş biçimi.
STANFORD - BINET ZEKA ÖLÇEĞİ (Stanford - Binet Intelligence Scale) L.M.Terman'ın, Binet'in ilk çalışmalarına dayanarak geliştirdiği, çocuklar ve genç ergenler için bir bireysel test. Orta okul ve lisede başarıyı yorumlamak için kullanılır.
STATİK (Static): Durgun, hareketsiz.
STATİK DUYULAR (Static Senses) : Yerçekimine ve başın pozisyonuna tepki gösteren vestibüler duyu bölümü.
STATÜ (Status) : Güç, gelir, eğitim, prestij gibi sosyo-ekonomik kriterler üzerine kurulmuş kişilerin dereceleridir. Rütbe, meslek veya mevkinin algılanır nezaket ve inandırıcılık üzerindeki tesiri. Değişik bir tanımla statü, kişinin ya da grubun toplumda sahip oldukları ya da kazandıkları yere ve pozisyona denir. Kısaca, kişinin davranış düzlemi içerisinde bulunacağı yeri gösteren pozisyon veya sosyal durumdur.
STATÜ ERDEMİ (Status Honor) : Grupta kazanılan prestij ve saygı.
STATÜ GEREKSİNİMLERİ (Status Needs) : Bir gruptaki diğer insanlara göre bir statü kazanmaya ilişkin gereksinimler. Saygınlık, güç ve güvenlik gibi daha özgül gereksinimleri içine alır.
STATÜ GRUBU (Status Group) : Benzer prestij seviyelerinde bulunan ve böylece aynı yaşam tarzını paylaşan kişilerdir.
STATÜ HİYERARŞİSİ (Status Congruency) : Grup üyelerinin bütün ilgili faktörlerle yüksek veya düşük olarak statülendirme durumudur.
STATÜ REKABETİ (Status Competition) : Sosyal saygı, itibar ve prestij için yapılan araştırmalar.
STATÜ TUTARSIZLIĞI (Status Inconsistency) : Diğerlerinden daha düşük statüde fakat bir derece ile yüksek bir statüye sahip olma durumu. Veya bir kişinin sosyal durum açısından bir yönden zayıf olma durumu.
STRATEJİ (Strategy) : İş gücünün en üst randımana çıkarılmasını sağlamak amacıyla üst düzey yönetim tarafından başlatılan, kader tayin edici doktrin ve kaynak ifadesidir.
STRATEJİK ŞİRKET BİRİMİ (Strategic Business Unit) : Şirket stratejileri dizilerinden sorumlu çok yönlü firma içerisinde kendi kendine yeter şirket veya kar merkezidir.
STRATEJİK TAKTİM (Strategic Şelf - Presentation) : Ferdin uzun süreli kişisel özelliklerini etkileyen davranışlar ve hareketler.
STRES (Stress) : Organizmanın bedensel ve zihinsel sınırlarının tehdit edilmesi ve zorlanmasıyla ortaya çıkan durum. Belirli bazı çevresel tehditlere karşı insan bünyesinde oluşan tepki. Uzun süre devam ederse hem bedensel hem de ruhsal bozukluklara yol açar.
STRES KAYNAĞI (Stressor): Tehdit olarak belirlenmiş çevresel stres kaynağı.
STROBOSKOBİK HAREKET ALGILAMASI (Stroboscopic Movement Perception) : Işıklı reklamların ve filim sanayinin temelinde yatan bir tür hareket algılamasıdır.
STROBOSKOPİK DEVİM (Stroboscopic Motion) : Ayrı ayrı görsel uyarıcıların arka arkaya gelmesi sonucu bir hareket illüzyonunun meydana gelmesi.
SÜBJEKTİF KURAL (Subjective Norm) : Bazı fertlerin bazı nadir faaliyetleri nasıl kabul ettiğinin göstergesidir.
SUÇ (Crime) : Bir toplumda haksız sayılıp, yazılı-yazısız kurallarla yasaklanan ve yaptırımlarla bağlanan davranış ve eylem. Başka bir deyişle, devletçe yasalarla tanımlanıp yaptırıma bağlanmış olan kurallara aykırı davranış.
SUÇ ATMA (Accuse) : Bir kimsenin kendisindeki zayıf tarafların do»urduöu sonuçların kusurunu başkalarında ve başka şeylerde bulması. Bir kimsenin kendi komplekslerini ve motiflerini başkasına atfetmesi.
SUÇLAMA (Blame) : Denetlenmeden yapılan ve mükemmel olmayan davranışlar ortaya çıkınca suçlama, kabahati başkasının üstüne atma biçiminde kendini gösterir. Suçlama, olayları olduğu gibi kabul etmemenin bir sonucudur. Bu tür suçlamalarla aile, herşeyin denetim altında tutulması gerektiği ve her yapılan şeyin mükemmel olmasının zorunlu olduğu kurallarının pekiştirmiş olur.
SUÇLU ÇOCUK (Delinquent Child) : Davranışı antisosyal olan bir kız veya erkek çocuk. Başka bir deyişle, toplumun değer ve inançlarına karşı gelen çocuk.
SUÇLULUK (Delinquency) : Herhangi bir toplumsal görevi yapmada ya da bir yasağa uymada bireyin başarısız kalması, toplumsal bir yükümlülüğe aykırı davranması durumu.
SUÇLULUK DUYGUSU (Sense of Guilt) : Kişinin kültürel ya da dinsel kuralları çiğnediğini sezmesi sonucu bilinçli veya bilinçsiz olarak kapıldığı ve kendisi ile ilgili değer yargılarını sarsan duygu. Başka bir deyişle, yanlış bir şey yapmanın neden olduğu duygu; özgeci davranış ve kişinin kendi kendini cezalandırması suçluluk duygularını azaltır.
SUÇLULUK KÜLTÜRÜ (Guilt Culture) : Toplumsal kontrol aracı olarak öncelikle kişisel vicdandan yararlanan bir kültür.
SUÇU BAŞKASINA YÜKLEME (Scapegoating) : Grubun bir grup veya bireye, onun bazı toplumsal sorunlardan sorumlu olduğunu iddia ederek saldırması veya karşı çıkması.
SUPRESYOİN (Suppression): Bir duygu, düşünce veya isteği bilerek inkar etme.
SURVEY (Sıırvey) : Geniş gruplardan bilgi toplamak üzere düzenlenen ve insanların tepkilerini ve davranışlarını öğrenme amacına yönelik sorulardan oluşan araştırma.
SURVEY YÖNTEMLERİ (Survey Methods) : Evrenden enlemesine kesit alınarak örnekleme yoluyla veri toplama yöntemleri; örneğin, evlilikteki mutluluğa ilişkin etkenler hakkında çok sayıda evli çifte soru sorma ya da bir kamuoyu yoklamasını yürütme gibi. Bazen, sistematik gözlemle aşağı yukarı aynı anlamda kullanılır.
SUSUZLUK (Thirst): Su için bir fizyolojik gereksinimden kaynaklanan dürtü.
SÜREÇ (Process) : Bir olayın düzenli olarak ve birbirini izleyen değişmelerle gelişmesi, başka bir olaya dönüşmesi.
SÜREÇ DANIŞMANLIĞI (Process Counseling): Süreç danışmanlığı örgütün ve onun çalışma süreçlerini anlama, oluşacak olayları iş ortamı içinde tahmin ederek gerekli önerilerde bulunma hizmetlerinde görevlendirilmiş bir uzman yardımıdır. Başka bir deyişle, süreç danışmanı, örgütün iç çevre şartlan ile örgüt çevre etkileşimlerinden oluşan süreçlerin incelenmesine yardımcı olmaktır.
SÜREÇ ŞİZOFRENİSİ (Process Schizophrenia) : Kişinin hastalık öncesi bozuk uyum göstermesini ve hastalığın sinsi ve yavaş gelişimini içeren bir şizofreni türü.
SÜREÇ TEORİLERİ (Process Theories) : Bilinen kurumlara ya da insanların; effor-performans - sonuç ilişkisinde olduğu gibi, işlerinde enerjilerini değerlendirme yollarını seçmede yaptıkları tahminlere dayandırılan motivasyonla ilgili açıklamalar.
SÜREKLİLİK (Continuity) : Bir düzenin bütünlüğü ve öğeleri arasındaki ilişkilerin sonsuz sayıda oluşu, koşullarının değişmesindeki yavaşlık ve bir durumdan başka bir duruma geçişindeki rahatlık.
SÜREKLİLİK KURAMI (Continuity Theory) : Öğrenmenin S-R bağlarının kuvvetlenmesiyle yavaş yavaş oluştuğunu ileri süren kuram.
SÜRREALİSM - GERÇEKÜSTÜCÜLÜK (Surrealism) : Freud'un görüşlerini sanata aktarmaya çalışan akım. Bu akımdan amaç, aklın, mantığın, gelenek ve göreneğin etkisinden kurtulup insanı yakalamaktır.
SÜRÜ İÇ GÜDÜSÜ (Herd Instinct) : Hayvanlar ve insanlarda bulunduğu iddia edilen doğal bir arada yaşama eğilimi. Yani, grup halinde bulunma, başkalarıyla bir arada yaşama ve bulunma isteği.
SZONDr TESTİ (Szondi Test) : Ruh sağlığı bozuk deneklere bir dizi resim arasından en çok beğendiği ikisi ile, hiç hoşlanmadığı ikisinin seçtirildiği yansıtıcı kişilik testi.
DERLEYEN...EDİTÖR
İletişim:bilgi@gencogrenci.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :Psikoterapi - psikoloji - kişisel gelişim - bireysel gelişim - psikolojik rahatsızlıklar -

Yorumlar