Psikoloji Sözlük - K -

PSİKOLOJİ-SÖZLÜK- TÜRKÇE
- K -
K ÖLÇEĞİ (K Scale) : Minnesota çok yönlü ölçeğinin uygulandığı deneklerin sorulara verdikleri karşılıklarda ne oranda kaçamak ve uydurma tepkiler bulunduğunu belirlemeye yarayan ölçek.

KABOTAJ (Cabotage) : Bir ülkenin kıyılarındaki deniz ticaretini kendi uyruğuna özellikle kendi bayrağını taşıyan gemilere tanıdığı ayrıcalık.

KABUL BOYUTU (Latitude of Acceptance) : Bir ferdin kabul edilebilir bulduğu kararlar dizisi.

KAÇINMA (Avoidance) : Herhangi bir korku veya düşünceyle bir şeyi yapmaktan sakınma.

KAÇINMA - KAÇINMA ÇATIŞMASI (Avoidance - Avoidance Conflict) : Her iki davranış seçeneğinin de istenilmediği güdülenme durumu.

KAÇINMA DAVRANIŞI (Avoidance Behavior) : Belirli kişiler, nesneler veya deneylere karıştırılmadan teması azaltmak veya önlemek için yapılan hareketler.

KAÇINMA MEKANİZMASI (Escape Mechanism): Kişinin tedirgin edici çatışma ve durumlardan kurtulmak amacıyla sürekli olarak düş kurması.

KAÇINMA ŞARTLANMASI (Aversive Conditioning) : Arzu edilmeyen bir tepkinin ceza ile eşleştirilerek söndürüldüğü bir şartlanma biçimi.

KADINGÜCÜ (Gynecocracy) : Toplumsal denetimin ve siyasal gücün kadınlarca uygulandığı toplumsal örgütleniş biçimi.

KADINLAR EVİ (House of Women) : Evlenmemiş genç kızların ya tek başlarına ya da toplu olarak ailelerinden ayrı yatıp kalktıkları ve gözetimlerini dullarla yaşlı kadınların üzerlerine aldıkları ev.

KAFADARLIK (Companianship) : Başkalarıyla aynı fikirde olduğumuzu belirtmek, onlara sevdiğimizi söylemek ve benzeri olumlu tepkilerde bulunma yolu ile başkalarının bize karşı sevgisini arttırma. Eğer kişiler gizli amaçlar için böyle davranıyor olarak algılanırlarsa sonuçta onlara karşı sevgi artmayabilir.

KAFEİN (Caffein) : Uyarıcı etki yapan bir alkoloid. Çay ve kahvede bulunur.

KAHRAMANA TAPINMA (Hero Worship) : Ölmüş kahraman kişilerin ruhlarına tapınma.

KALABALIK (Crowd) : Var olandan daha fazla yer ya da alan isteme ile ilgili psikolojik rahatsızlık durumu; ayrıca çok küçük bir alan içinde olmanın fiziksel
durumu. Genellikle yoğunluk olarak bilinir. Başka bir açıklama ile kalabalık, bireylerin geçici olarak bir araya gelip bir çeşit toplu hareket oluşturmaları.

KALABALIK FOBİSİ (Demophobia) : Kalabalık içinde veya karşısında duyulan hastalıklı korku.

KALIPLAŞMIŞ İMAJ (Stereotyped İmage) : Bir kişi veya grubu görünüş ve kişilik özellikleri itibariyle olumlu ya da olumsuz olarak algılama.

KALİTE ÇEMBERLERİ (Ouality Circles) : Ülkedeki mallarının kalitesi ile sorunların çözümüne yardımcı olmak amacıyla ilk kez Japonya'da geliştirilmiştir. Bu uygulama yönetim kademelerinden ziyade işgörenler kademesinde ve başlıca imalat endüstrisinde kullanılmaktadır. Temel hedef, üretimin kalitesini artırarak verimliliği yükseltmektir.

KALITIM (Heredity) : Anne - babaların fiziksel ve ruhsal özelliklerini çocuklarına geçirme durumu. Kısaca, bireyin doğuştan getirdiği biyolojik miras.

KALITIMSAL ZEKA GERİLİĞİ (Endogenous Feeble - Mindedness) : Zihinsel geriliğin dış nedenler söz konusu olmadan soya çekim yolu ile bir kuşaktan diğer bir kuşağa geçen biçimi.

KAMBİYO (Exchange) : Para ya da para yerine geçenlerin değiştirilmeleriyle ilgili işlemler.

KAMU (Puplic) : Belirli ilgileri fakat değişik önerileri bulunup birbirleriyle etkileşimde bulunan insanların bir araya gelmeleri.

KAMU HİZMETİ (Public Service) : Bir kamu yönetimi veya kurumu tarafından doğrudan doğruya ya da böyle bir yönetimin denetimi altında genel ihtiyaçları ve menfaatleri sağlamak amacıyla girişilen teşebbüsler ve gösterilen faaliyetler.

KAMU HÜRRİYETLERİ (Public Liberties) : İdeal hak ve hürriyetler içerisinden yalnız gerçekleşmiş olanlar.

KAMU SEKTÖRÜ (Public Sector) : Esas amacı kar motivasyonu olmayan, devlet, acente, üniversite ve kamu hizmet gruplarının oluşturduğu resmi organizasyonlarıdır.

KAMU YARARI (Public Interest): Genel toplumsal refaha ilişkin konular.

KAMU YÖNETİMİ (Public Administration) : Bir beldede oturanları ilgilendiren Çok ve değişik kamu hizmetlerini görmekle yükümlü ve çalışma alanı o belde ile sınırlı Kamu Hukuku tüzel kişileri. Devlet, il, belediye, köy gibi.

KAMUOYU (Public Opinion) : Bir toplumsal gruplaşmanın tüm üyelerinin belirli bir zamanda, belirli bir tartışmalı konuya karşı takındıkları tavrı gösteren sözlü ya da sözsüz ifade. Daha geniş bir tanımla kamuoyu, toplumsal yaşamın olay ve olguları konusunda sosyal grupların ya da toplumun ortaklaşa yargısını yansıtan düşünce ve kavramların tümüdür. Bir insanın eylemleri konusunda çevresindekilerin onaylayıcı ya da kınayıcı tutumları.

KAN FOBİSİ (Hemophobia): Kan karşısında korku duyma hastalığı.

KAN GÜTME (Vendetta) : Adam öldürme ile bozulan toplumsal dengenin ancak öldüren kişinin ya da onun yakın hısımlarından birinin öldürülmesi ile yeniden kurulabileceği düşüncesine dayalı kurumlaşmış bir öç alma biçimi.

KAN KARDEŞLİĞİ (Blood Brotherhood) : İki kişinin bedenlerinin bir yerini çizerek akıttıkları kanı birbirleriyle karıştırmalarıyla kurulan ve her ikisine de gerçek kardeşler arasındaki hak ve görevlerin tıpkısını yükleyen dostluk bağı.

KANAL (Channel) : İletişim süreci içerisinde kanal, kaynağın kodladığı mesajın fiziksel iletimiyle ilgili öğedir.

KANAL PROTEİNLERİ (Channel Proteins) : Sinir hücresinin zarına yayılacak olan belirli iyonlara seçici yollar ortaya çıkartır.

KANALLI BEZLER (Duct Gland) : Ağızda salya oluşması, gözden yaş akması ve terleme durumlarında olduğu gibi belirli bir kanaldan salgılarını akıtan bezlerdir.

KANALSIZ BEZLER (Ductless) : Çıkardıkları hormonları doğruca kana veren iç salgı bezleri. Tiroid, hipofis gibi bezler birer kanalsız bez olup iç salgı sistemini meydana getirirler.

KANI (Opinion) : Bir nesne, kişi veya olayla ilgili geçici bir vargı; kanıtlanmış bir olgudan çok bir inanç.

KANUN (Law) : Genel anlamda, doğadaki bir ilişkiyi dile getiren ve doğruluk değeri çok yüksek olan önerme. Hukuki anlamda, insan davranışlarını düzenlemek için devlet tarafından çıkartılmış genellikle ahlaksal normlar. Başka bir ifade ile, politik otorite ile resmi olarak kodlandırılan ve yasallaştırılan kurallar.

KAPALI EKONOMİ (Closed Economy) : Ülkeler arasındaki ticarete katılmayan ve kendi kendine yetmek isteyen ekonomi birimi.

KAPALI GRUP (Exlusive Group) : Başka toplumsal gruplarla ortaklaşa üyeleri olmayan sosyal grup.

KAPALI TABAKA SİSTEMİ (Closed Stratifıcation System) : Kapalı tabaka sistemi, kişilerin sosyal pozisyonunu iyileştirmelerinin oldukça sınırlı olduğu sistemdir. Bu sistemde organize edilmiş bir grup vardır.

KAPALI UÇLU SORU (Dead - End Question): Cevabı tek sözcükten oluşan (evet, hayır, 1919, x, y, v, b,) soru.

KAPALI YER KORKUSU (Claustrophobia) : Kapalı yerlere girmekten kişiyi alıkoyan ve bu yerler karşısında herhangi bir dış neden bulunmaksızın oluşan bunaltı ya da korku. Kısaca, asansör, dolap ve küçük oda gibi kapalı yerlerde duyulan kaygı ya da korku.

KAPİTALİZM (Capitalişm) : Ekonomik üretimin ve bunun arzının özel sektör tarafından sağlandığı (ekonomik sistem), insanların ekonomik davranışlarını yönlendiren ve öncelikli gücün kar motivi olduğu ve üreticilerle tüketiciler arasında serbest rekabetin olduğu ekonomik sistemdir. Başka bir deyişle, üretim araçlarının özel kişiler elinde bulunmasını ve ekonomik hayatın fertlerin serbestçe verdikleri kararla yürütülmesini öngören ekonomik sistem, özel teşebbüs sistemi.

KAPİTÜLASYON (Capitulation) : Doğu ve Yakın Doğu devletlerinin tek taraflı olarak Avrupa ve Amerika devletlerine tanıdıkları bir takım ayrıcalıklar. Bu ayrıcalıklar devletin yasama, yürütme ve yargı yetkisini büyük ölçüde sınırlar.

KAPSAM (Extention): Bir kavramın genişliği, içine aldığı tasarımların çokluğu.

KAR MERKEZİ (Profıt Center) : Gelir ve harcamalardan sorumlu çok şubeli organizasyonel birimdir.

KARA İŞARETLERİ (Territorial Markers) : Kişilerin kendi kara sınırlarını işaretlenmek ve sahiplenmek için kullandıkları sözsüz işaretler veya nesneler. Bir kişinin kütüphanede yer tutmak amacı ile koltuğun üzerine kitap, güneş gözlüğü veya bir defter koyması gibi...

KARA SEVDA (İrreciprocal Love) : Beraberliğe dayanan uzun süreli sevginin karşılıklı hayranlığa neden olması ve güçlü heyecanlardan ziyade yardım etme arzusunun ihtiraslı aşkla birleşmesi.

KARABASAN (Nightmare) : Korkunç olayları ve bu nedenle güçlü gerilim ve bunalımları içeren düş.

KARABORSA (Black Market) : Vurguncuların mal darlığından yararlanarak yüksek fiyatla mal sattıkları yasa dışı gizli pazar.

KARAKTER (Character) : Bireyin, alışkanlıkları, duyguları ve idealleriyle bütünleşerek herhangi bir durum karşısındaki değişmez tutumunu ya da tepkisini oluşturan yapısı. Farklı bir tanımla karakter, töreler ve törel değerlerle ilgili olarak kişinin güçlüklere karşın göreli olarak düzenli ve sürekli tepki yapmasını sağlayan niteliklerden oluşan dizgeleşmiş bütünlüktür. Kısaca, kişiliğin ahlaksal ve moral yönü.

KARAKTER HALİNE GETİRME (Characterization) : Bireyin yaşam anlayışı, dünya görüşü. Uyarıcılara aynı tutarlılık ve kararlılıkta tepkide bulunma.

KARANLIĞA UYUM (Dark Adaptation) : Uzun süre ışığa maruz kalan retinanın daha az duyarlı hale gelmesi. Kısaca, karanlık ortamlarda ışığa duyarlık kazanmadır.

KARANLIK FOBİSİ (Nyctophobia): Karanlıktan aşırı derecede korkma hastalığı.

KARAR SONRASI UYUMSUZLUK (Postdecision Dissonance) : Tecrübesiz uzmanların yaptığı bir sonuç. Bir fert istenilen alternatifler arasında bir karar aldığı, seçilmiş alternatifleri ve seçilmiş alternatiflerin kötü istikbali arasındaki çatışmaya bağlı olan falso.

KARARLI NEDEN (Decesive Cause) : Bireyde belirli davranışlara yol açan, yapılan işin güçlüğü gibi bir dış nesnenin ya da yetenek gibi aktörün içsel eğilimlerinin göreli olarak kalıcı yönleri.

KARARSIZ NEDEN (Indecesive Cause) : Belli davranışlara yol açan (şans) ya da iç (çaba) geçici bir özellik ya da durum.

KARDEŞ REKABETİ (Sibling Rivalry) : Kardeşler arasındaki sürtüşmenin ve rekabetin sebebi anne - baba ilgisini çekmek konusundaki kıskançlıklardır.

KARİYER (Career): Bir kişinin hayatı boyunca mesleki etütler ve davranışlarından kazandığı tecrübelerin tümü.

KARİYER KALIPLARI (Career Pattems) : Kariyer kalıbı, kişilerin çalışma yaşamları boyunca iş ve kariyerleri ile ilgili davranışlarını ifade eder.

KARİZMA (Charisma) : Bir bireyin, kişiliği ve tavırları sayesinde diğer insanları etkileme ve onlarda olumlu tepkiler uyandırma gücü. Başka bir ifade ile karizma, bir toplulukta, bir toplum üyelerinin yöneticilerde (ya da kişilerde) bulunduğuna inandıkları olağanüstü yetenek, güç, etkileyicilik niteliklerinin tümü.

KARİZMATİK LİDER (Charismatic Leader) : Bir organizasyonun veya sosyal hareketin amaçlan ve değeri hakkında ideal örneği oluşturan ve izleyenleri tarafından kendisine büyük saygı duyulup, emirleri dikkatle beklenen lider. Kısaca, karizmatik gücü ve yetkisi olan lider.

KARİZMATİK OTORİTE (Charismatic Authority) : Liderin çekici ve zorlayıcı kişisel tarzı yüzünden kanuni olarak düşünülen otorite. Kısaca, bireysel özelliklere dayanan otorite.

KARMA EKONOMİ (Mixed Economy) : Serbest piyasayla devlet kontrolünü birleştiren ekonomik sistem.

KARMA YÖNTEM (Mixed Method): Değişik basamaklardaki hedef davranışların kazandırılmasında işe koşulan ve birden fazla değişik yöntemin kullanıldığı öğretme, öğrenme yöntemi.

KARMAŞIK FOBİ (Complex Phobia) : Tek bir nesne yerine birden fazla uyarıcıyı içeren fobiler.

KARŞI - KÜLTÜR (Counter - Culture) : Bir topluluğun baskın veya egemen kültürüyle uzlaşmaz çelişki içinde olan bir alt - kültür çeşidi. Başka bir deyişle kendisinden daha güçlü, egemen bir kültürün değerlerine, inançlarına, ülkülerine' adetlerine ve diğer özelliklerine karşı olan bir kültür.

KARŞI TAVIR ALICI DAVRANIŞ (Counterattitudinal Behavior) : Bir insanın statüsü gereği kararsızlık durumu.

KARŞI TEPKİ (Counter Response) : Brehm'in insanların davranış özgürlüklerini korumaya çalıştıklarını savunan görüşü; bu özgürlük tehdit edildiğinde onu koruyabilmek ya da yeniden elde edebilmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar; bu durumda karşı tepki görülür ve uyma azalır.

KARŞILAŞTIRMA DÜZEYİ (Comparison Level) : Sosyal ilişkilerin kalitesini hesaplamak için kullandığımız bir standarttır. Alternatifler için karşılaştırma düzeyimiz, daha önceki ilişkilerimizde deneyim sahibi olduğumuz avantajların seviyesiyle ilgilidir.

KARŞILAŞTIRMA YÖNTEMİ (Copmarative Method): İki ya da daha çok sayıda olgunun, benzerlik ve ayrılıklarını ortaya çıkarmak üzere incelenmesi yolu.

KARŞILAŞTIRMALI DEĞER (Comparative Appraisal): Bir kişinin değerinin ve özelliklerinin belirlenmesi, onun diğer ilgili kişilerin kabiliyetleri, başarıları ve motivasyonları ile karşılaştırılmasıyla olur.

KARŞILIK VERMENİN OLUMSUZ NORMU (Negative Norm of Reciprocity) : Büyük bir çoğunlukla kabul edilen şudur ki, insan kendisine zarar verene zarar vermeye çalışır.

KARŞILIKLI ANLAYIŞ (Rapport) : Bir kişiyle rahatlıkla etkileşimde bulunabilme, karşısındakinin duygularını anlayabilme.

KARŞILIKLI ÇIKARSAMALAR (Mutuale Deduction) : Bir kişinin davranışının onun kendine özgü ve kararlı iç eğilimlerini yansıttığı yönünde varılan yargılar. Bu Çıkarsamalar en yaygın olarak davranışın toplumsal beğenisinin düşük olduğu durumlarda yapılır.

KARŞILIKLILIK  (Mutualite)   :   Bizi   sevdiklerine   inandığımız  kişileri   sevme eğilimi.

KARŞILILIK  (Mutuality)  :   Karşılıklı   samimi  özeleştirinin  yapıldığı  etkileşim seviyesi.



KARŞILILIK NORMU (Norm of Reciprocity) : Sosyal bir kural olan bu norm, insanın gördüğü yardımın karşılığını vermesi anlamına gelmektedir. Daha genel bütanımla, insanları, kendi çıkarlarına göre karşısındakine iyi veya kötü şekilde davranmasına zorlayan evrensel kural. Kısaca, bize karşı yapılan şeylere karşılık verme kuralıdır. Örneğin, yardım eden bir kişiye yardım etmek gibi.

KARŞIT - NEDENSELLİK PROBLEMİ (Reverse - Causality Problem) : Farz edilen sebebin gerçek etkisi olduğu zaman, ilişki araştırmalarında ortaya çıkan problemlerdir. Örneğin, çok televizyon izlemeleri çocukların düşük not almasına sebep oluyor mu? Ya da okulda gösterdikleri başarısız performansları onların okuldan uzaklaştırıp bunun yerine televizyon izlemelerine mi sebep oluyor mu ?

KARŞIT KOŞULLAMA (Counter Conditioning) : İstenmeyen davranımı ortaya çıkaran uyarıcıları, bu davranımla uyuşmayan davrammlara koşullayarak, söz konusu koşullu uyarıcının zayıflatılması.

KARŞIT SÜREÇLER KURAMI (Opponent Process Theory) : Renk görmenin birbirinden farklı üç süreci içerdiğini ileri süren görüş. Bu süreçlerden biri kırmızı ve yeşile, diğeri sarı ve maviye, en sonuncusu da uyarıcının şiddetine tepkide bulunur.

KARŞIT TEPKİ GELİŞTİRME (Reaction Formatioıı) : Kaygıyı azaltmak amacıyla gerçek duygunun tam tersi hareket etmek. Örneğin; gerçekte kızgın olduğumuz kişiye nezaketle gülerek davranmak.

KARŞITLAR BİRLİĞİ (Ambivalence) : Aynı şeye veya kişiye karşı sevgi, nefret, saldırganlık ya da çekingenlik gibi karşıt duyguların aynı zamanda duyulusu.

KARŞITLARI BULMA TESTİ (Antonym) : Deneklerden verilen bir dizi sözcüğün veya resmin karşıtını bulmaları istenen test.

KARTEL (Cartel) : Aynı malı üreten sanayiciler arasında, ya da aynı malın üretilmesi için gerekli malları üreten sanayiciler arasında rekabeti ortadan kaldırarak tekel kurma ve daha çok kar sağlama amacıyla gerçekleştirilen anlaşma.

KARTELLEŞME (Conglomerate) : İki ya da daha fazla ürün veren ya da iki veya daha fazla hizmet sunan büyük bir kurumdur.

KAST (Caste) : Doğuştan kazanılmış statülere ve önceden varolan aile düzeyine bağlı tabakalaşma sistemi. Kişiler kast dışı evlilik yapamazlar ve kastların kendilerine özgü işleri vardır. Daha geniş bir açıklama ile kast, hemen hemen tümüyle kapalı ve kalıtsal olan, ayrıcalıklar bakımından yukardan aşağıya doğru kesin ölçülerle sıralanmış bulunan, en koyu biçimiyle Hindistan ve kimi Uzak Doğu toplumlarında görülen, anamalcı dönem öncesi toplumsal sınıfların her biri.

KAST SİSTEMİ (Caste System) : Toplumun belirli bir kesiminde doğduğunuz ve ömür boyu o kesimde kalmaya zorlandığınız bir ayırım sistemidir. Bu belli kesim ya da kast içinde evlenmeniz ve yaşamanız gerekir. Üyeliğin kalıcı olduğu ve sınıf değiştirmenin mümkün olmadığı hiyerarşik bir yapı. Başka bir deyişle, insanlar arasındaki babadan oğula geçen ve kalıcı olan hiyerarşik bölünme.

KATARSİS (Katharsis) : İnsanda aşırı korku ve kaygı uyandırdığı için bastırılmaya çalışılan duygu ve düşünceleri başka birine anlatma yoluyla rahatlama.

KATI AİLE ROLLERİ (Rigid Family Roles) : Bireye değişik davranış biçim ve örüntülerini seçme ihtimali vermeyen, kalıplaşmış aile rolleri katıdır.

KATI SINIF (Estate) : Çoğunlukla önemli toplumsal
işlevlere bağlı olan ve katı sınırları olan sınıf.

KATILIMCI - GÖZLEMCİ (Participant - Observer) : Grup üyesinin hem grubun hoşnut faaliyetlerine katılabilen hem de gelişen grup işlevinin farkında olabilen grup üyesinin rolüdür.

KATILIMCI GÖZLEM (Participant Observation) : Araştırıcının, üzerinde araştırma yapılanların arasına katıldığı çalışma yöntemi. Başka bir deyişle, gözlemcinin kişisel olarak gözlem altındaki sosyal durumlarla ilgilenmesini içeren bir araştırma metodudur. Kısaca, gözlemcinin incelemek istediği gruba bir üye gibi katılarak yaptığı gözlem.

KATILIMCI YÖNETİM (Participant Adminstration) : Katılmacı yönetim, çalışanların ya doğrudan doğruya ya da temsilcileri aracılığıyla bazen gönüllü bazen zorunlu olarak çeşitli düzeyde oluşturulan ortak çalışma gruplarına katılmasıdır.

KATILMADAN GÖZLEM (Nonparticipant Observation) : Gözlemcinin sosyal durumlarda ve aktivitelerde görev almamasıyla açıklanabilen bir araştırma metodu.

KAVRAM (Concept) : Sözcüklere gerçek anlamlarını vermek ve bunlar aracılığıyla düşünmek, olayların ve süreçlerin özünü kavrayıp temel yanlarına ve özelliklerine ilişkin genellemeler elde etmek imkanını sağlayan, nesnel çevrenin insan düşüncesindeki yansıma biçimi. Başka bir deyişle kavram, yaşantılar sonunda zihinde meydana gelen tasarımlar üzerinde birtakım soyutlamalar ve genellemeler yapılarak elde edilen genel ve daha kapsamlı fikirler (yani, bir nesnenin zihin gücü ile kavranılan soyut ve genel tasarımı). Kısaca kavram, birleşik yönleri olan bir grup varlığı ya da olayları bildiren sembol ya da kelimedir.

KAVRAMA (Comprehension) : Bilgi basamağındaki bilgilerin bireyce özümsenmesi, kendine mal edilmesi.

KAVRAMLAŞTIRMA (Conceptualization) : Nesne ve olayların algılanan temel unsurlarını örgütleyerek kavram haline getirme.

KAVRAMSAL ÖĞRENME (Conceprual Learning) : Bireyin bir konuyu ilişkili kavramlara dayanarak öğrenmesi ve öğrendiği kavramların anlamlarını ve kapsamlarını değiştirerek geliştirmesi.

KAYGI (Anxiety) : Nedeni açık olmayan korku veya bir temel ihtiyacın karşılanmaması durumunda meydana gelen (endişe, gerginlik hali) rahatsız edici ve gerginlik yaratan duygu. Kaygılı bireylerde kötü bir şey olacağına dair bir his sürekli baskın bir haldedir. Kısaca kaygı, bireylerin yaklaşmakta olduğu sanılan bir tehlikeden tedirginlik duyma durumudur.

KAYGI BOZUKLUKLARI (Anxiety Disordes) : Yoğun kaygı veya kaygı durumunu ortaya çıkaran uyumsuz davranışla tanımlanan bir akıl bozukluğudur. Kaygı, panik fobi ve obsesif-kompulsif bozuklukları kapsar.

KAYGI BOŞALIMI (Discharge of Anxiety) : Bilinçaltı gerginlikleri, günlük yaşantılar yoluyla dışarı atma.

KAYGI REAKSİYONU (Anxiety Reaction) : Başlıca belirtisi kaygı olan psikonevroztürü.

KAYINLA EVLENME (Levirate): Bir erkeğin ölen erkek kardeşinin ya da başka bir yakın akrabasının dul kalan karısı (karıları) ile evlenebilmesini ya da evlenmesi gerektiğini benimseyen evlilik düzeni. Kısaca, dul kadının, ölen kocasının kardeşiyle evlenmesi.

KAYIRMACILIK (Favoritism) : Belli bir birey, grup düşünce ya da uygulamayı, bir başkasıyla karşılaştırıp aralarında bir seçim yapmak gerektiğinde nesnellikten uzaklaşıp yan tutma.

KAYNAK (Source) : Başkalarıyla paylaşacak bir fikre sahip olan kişi veya kişilerdir.

KAZA YATKINLIĞI (Accident Proneness) : Bilinçdışı suçluluk ve günah işleme karmaşalarının etkisiyle kişinin sık sık kazaya uğrayarak kendini cezalandırma eğilimi.

KAZANILMIŞ STATÜ (Achieved Status) : Kişinin şahsi başarı veya aktivitelerinden doğan sosyal pozisyon veya statü. Kısaca, bireyin verimliliğine göre verilen statü.

KAZANMA (Acquisition) : Organizmanın iki uyaran arasındaki ilişkiyi öğrendiği devre. Başka bir tanımla kazanma, klasik, edimsel ve sözel koşullamada davranımın tekrar sonucunda kuvvetlenmesidir.

KAZANMA - KAYBETME OLGUSU (VVin - Lose Fact) : İnsanlarda kendilerine karşı sevgileri artan insanları en çok, sevgileri azalan insanları da en az sevme
eğilimi. Aronson ve Linder bu olguyu, başkalarının değerlendirmelerindeki değişikliklerden kaynaklanan kendine saygıdaki değişiklikler bakımından açıklamaktadırlar.

KEKEMELİK (Stuttering) : Sesli konuşmada kelimelerin akışının yineleme, takılma, solunum tutuklukları, kas gerilimi gibi sebeplerle engellenip kesintiye uğraması.

KELİME ÇAĞRIŞIM TESTLERİ (Word Association Tests) : Bireyin, kendisine verilen kelimelere, aklına ilk gelen kelime ile cevap verdiği bir yansıtmalı değerleme yöntemi.

KEMALİZM (Kemalisin) : Ulusal şefin Türk ulusuna karşı dile getirdiği birinci beyannamesi ile duyurduğu gibi, Cumhuriyetin milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve devrimci nitelikleri olup, Atatürk'ün Türk ulusuna en değerli emanetidir. Kemalizm, ulusun yaşamından doğan realitelere dayanan iradesidir.

KENDİ - YAKININDAN TÜRETME (Inbred Strain) : Deneysel hayvanları aralarındaki farkları kaldırmak amacıyla kendilerine en yakın benzerleriyle çiftleştirme.

KENDİ ÇIKARINA YÖNELİK OLMA (Şelf - Interested Orietation) : Bireyin kendisine kazanç sağlayacak karar vermesini gerektiren kural veya rol davranışı.

KENDİ KENDİNE DAVRANIŞ BİÇİMLENDİRME (Autoshaping) : Bir deneycinin varlığına gerek kalmadan operant ve klasik şartlanmanın her ikisini de kapsayan bir davranış şekillendirme tarzı.

KENDİ KENDİNE SUNMA (Şelf - Presentation) : Kişilere başkaları tarafından bazı kişisel özellikler yüklenmesine yol açan davranışlar.

KENDİ KENDİNİ ALGILAMA TEORİSİ (Şelf - Perception Theory) : Bern'e göre, kendi davranışlarımız hakkında yaptığımız gözlemlerden ruhsal durumumuz hakkında sonuç çıkarma.

KENDİ KENDİNİ DEĞERLENDİRME (Self-Appraisal) : Kendi kendini değerlendirme, personelin başarısını belirleme ve değerlendirmede bağımsız davranmadır.

KENDİ KENDİNİ ETKİLEME (Şelf - Efficacy) : Bir kişinin, oto kontrol yönteminde olduğu gibi, çevresiyle etkili bir şekilde başa çıkmaktaki yeterliliği hakkındaki kişisel görüşü.

KENDİLİĞİNDEN AYIRMA (De Facto Segregation) : Çökmeye elverişli numunelerden kaynaklanan ayırım.

KENDİM (Me) : Başkalarının, düşüncelerimizi ve kişiliğimizi etkileyen bakış açılarıdır. Bu geleneksel" kendi" kavramını tanımlar.

KENDİNDEN GEÇME (Trance) : Uyaranlara karşı duyarlığın yok olduğu, çevrede olup bitenlerin algılanamadığı bir çeşit uyku durumu.

KENDİNDEN HABERDAR OLMA (Şelf - Avvarenees) : Kişinin kendi davranış ve güdülerine karşı sezgi ve anlayış kazanması. Kendimizi bir aynada, televizyonda veya buna benzer bir şekilde incelememiz gibi. Yani sosyal uyanlar sonucunda dikkatimizin kendi üzerimizde odaklaşması durumunun iç standartlar olmaksızın tutarlı davranışlar ortaya koyma durumu.

KENDİNE GÜVENLİ DAVRANIM (Assertiveness) : Saldırganlığa ya da ezikliğe başvurmadan düşünce ve isteklerini olduğu gibi ifade edebilme.

KENDİNE GÜVENLİ DAVRANIM EĞİTİMİ (Assertiveness Training) : Bireyin yaşamındaki kaygı ve stresi ortadan kaldırmak amacıyla bireye kendine güvenli davranımı öğreten yöntemin uygulanması.

KENDİNE HİZMET EDEN ÖNYARGI (Self- Serving Bias) : Kişinin kendine olan saygınlığını korumak veya geliştirmek ihtiyacından kaynaklanan önyargı. Kişiler başarıları kendilerine mal ederler, bu onların kendilerine olan saygılarını artırır, bu saygıyı kaybetmemek için başarısızlıkları ise inkar ederler.

KENDİNE SAYGI (self- Respect) : İdeal benlikle gerçek benlik arasındaki fark; fark büyüdükçe kendine saygı azalır, yetersizlik duyguları ve kaygı görülmeye başlar: Kendisine saygısı düşük insanlar kendisine saygısı yüksek olanlardan daha kolay ikna olmak eğilimindedirler.

KENDİNE YAKIN HİSSETTİĞİ BİRİSİYLE EVLENME (Pımimity) : Yakınında yaşayan birisiyle evlenme eğilimi.

KENDİNİ ADAMA BOYUTU (Latitude of Noncommitment) Bir ferdin ne kabul ettiği, ne de reddettiği bir davranış nesnesiyle olan ilişkiler dizisi. (Sosyal bir karar teorisinin kapsamını ifade etmektedir).

KENDİNİ ALGILAMA (Self - Perceive) : İnsanların kendi iç durumlarını algılamaları sırasında işlerlik kazanan süreç.

KENDİNİ ENGELLEME (Self - Handicapping) : Başarılı işlerden sonra başarısızlığa düşmemek için bireyin kendine bazı engeller ve kısıtlamalar koyması ve başarının arttırılmasını sağlaması.

KENDİNİ GERÇEKLEŞTİREN TAHMİN (Self- Fulfılling Prophecy) : Aslında var olmamasına rağmen kişilerin  sanki  böyle birşey varmışçasına davranmaları sonucu ortaya çıkan sosyal durum. Değişik bir deyişle, yanlış bir tahminin dosrtı çıkması gibi davranışları etkileyen yanlış bir inançtır.

KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRME (Şelf - Actualization) : Bireyin kendi gizil güç ve yeteneklerini sonuna kadar kullanarak istediği yere gelebilme ve hedeflerine ulaşabilme isteği ve çabası. MaslovAın güdüler hiyerarşisinde en üst basamak. Bu basamakta olan kimse yaşamının anlamını ve enginliğini sürekli yaşar.

KENDİNİ SEVDİRME (Ingratiation) : Bir insanın diğer insanlar tarafından sevilmesi ve bazı avantajlar elde etmesi için belirli bir yolda yaptığı hareketlerdir.

KENDİNİ   SEVDİRMEYE   ÇALIŞANIN   İÇİNDE   BULUNDUĞU   İKİLEM (İngratiator's Dilemma) : Kendini sevdirme ihtiyacı arttıkça, hedef kişinin, böyle bir iş içinde olduğunu anlama olasılığı da artacaktır.

KENDİNİ YENİLEME (Self- Constructıon) : Birçok sosyal durumla ilgili daimi bir kişisel özelliğin kişinin unvanı doğrultusunda tekrar yenilenmesi.

KENDİNİ YÜKSELTME (Self- Promotion) : Ferdin, kendisini kabiliyetli ve zeki bir kişi olarak göstermek için zihninde kurduğu düşünceler ve daha sonra yaptığı hareketler. Kendisine karşı yöneltilen büyük bir ricayı kabul etmesi fakat daha öncede hedefe yönelik küçük bir ricada bulunması ve sonunda anlaşmaya varılması.

KENT (City) : Kent, tarımsal olmayan üretimin yapıldığı ve tüm üretimin denetlendiği, dağıtımın koordine edildiği, belirli teknolojinin beraberinde getirdiği büyüklük, yoğunluk, çok cinstenlik ve bütünleşme düzeylerine varmış yerleşme türüdür. 10.000 den daha kalabalık nüfuslu yerleşim yeri.

KENT - KÖY KARŞITLIĞI (Antithesis of Town and Country) : Kırsal alanların kentlere göre ekonomi ve kültür bakımından aşırı ölçüde geri kalması, kırsal yerlerde çalışanların çıkarları ile toplumun ayrıcalıklı kesimlerinin çıkarları arasındaki çelişme durumu.

KENT EGY TEST (Kent Egy Test) : Deneklerin güç ve yetenekleri üzerinde hızla bilgi edinmek gerektiği zamanlarda kullanılan kısaltılmış bir zihin testi.

KENT SOSYOLOJİSİ (Urban Sociology) : Kentlerin toplum bütünlüğü içindeki yerleri ile oluşum, işleyiş ve değişimini inceleyen sosyolojinin bir dalı.

KENTLİLEŞME (Urbanism) : Kentlerin, bireylerin tutum, kişilik ve yaşam tarzlarına yansıyan ve geniş ayrışmayı, resmi örgütleri, toplumsal çok cinstenliği kapsayan toplumsal, kültürel yapılarıyla ilgili olan süreçlerin tümü.

KENTSEL YIĞILMA (Urban Centralization) : Nüfusun kentsel bölgelerde yoğunlaşması,   özellikle   ticaret,   sanayi,   kültür,   yönetim   ve   dinlenme-eğienme
etkinliklerinin, bunların gerekli kıldığı yapıların, donanımların ve kolaylıkların kentlerde toplanması sürecidir.

KESİKLİ İKİ SERİLİ BAĞINTI (Point Biserial Correlation) : İkilemli değişken ile kullanılan daha dengeli ancak gücü daha az olan parametrik bağıntı.

KESKİNLEŞTİRME (Sharpening): Anlatılmış bir olayda anlatanın değer yargıları ve ilgilendiği konulara bağlı olarak değişen detaylar üzerine yapılan vurgudur.

KESTİRİLEBİLİR GÜRÜLTÜ (Estimabfe Noise) : Değişmez ya da kestirilebilir aralarla gelen ses patlamaları: Glass ve Singer kestirilebilir gürültüye maruz kalan deneklerin, deneyin gürültü bölümünde, kestirilemez aralarla gelen gürültüye maruz kalanlardan daha iyi bir edim göstermediklerini fakat gürültü sonrası daha başarılı olduklarını göstermişlerdir.

KESTİRİLEMEZ GÜRÜLTÜ (İnestimable Noise) : Düzensiz, belirlenemeyen aralarla gelen sesler. Glass ve Singer kestirilemez gürültüye maruz bırakılan deneklerin, deneyin gürültü aşamasında, kestirilebilir gürültüye maruz bırakılanlar kadar başarılı olduklarını fakat gürültü kesildikten sonra edimlerinin daha kötü olduğunu ortaya koymuşlardır.

KEŞFEDİCİ ARAŞTIRMA (Exploratory Research): Sorunları saptamak ve ileride yapılacak araştırmalar için varsayım geliştirmek üzere araştırma.

KET - VURMA (Inhibition) : Bir prosesin devam etmesine veya başlamasına engel olan organizma durumu.

KET VURUCU SİNAPS (Inhibitiry Synapse) : Sinir hücresini ateşlemeden uzak tutan sinaps.

KILAVUZ DENETİMİNDE YAPMA (Supervised Execution) : Becerinin önce öğretmenin, uzmanın, ustanın yardımıyla, daha sonra da onların gözetiminde öğrenci tarafından yapılması.

KIMIZ (Kumiss) : Orta Asya da özellikle Kazak ve Kırgızlarda kısrak sütünün ekşitilmesiyle yapılan; günlük beslenmede, bayramlarda, şölenlerde ve veremin iyileştirilmesinde kullanılan içki.

KING YASASI (King's Law) : Sürümün aritmetik olarak azalması durumunda fiyatların geometrik olarak yükseleceğini ileri süren kuram.

KIRMA (Half - Blood) : Ailesi birbirinden ayrı ırklardan gelen ve her iki ırkın özelliklerini taşıyan kimse.

KIRMIZI - YEŞİL KÖRLÜĞÜ (Red - Green Blindness) : Kırmızı ve yeşil renklerin sarı, mavi veya boz olarak algılandığı bir renk körlüğü çeşidi.

KISA SURELİ HAFIZA (Short Term Memory) : Belirli miktardaki bilgiyi kısa bir süre için depolayan ve sonra bu bilgiyi uzun süreli hafızaya aktaran bir hafıza sistemi.

KISA SÜRELİ KALABALIK (Short Lasting Crowd): Deneklerin kısa süreler için nüfus yoğunlukları değişik odalara konulmasını gerektiren bir deney çeşidi. Bu tür çalışmalar kısa süreli kalabalık yaşantısının davranış ya da mizaç üzerinde genelde olumsuz etkiye yol açmadığını göstermiştir.

KISKANÇLIK (Jealousy): Başka bir kişinin bize göre bir üstünlük gösterdiği veya sevilen birisinin başkasıyla ilgilendiği düşüncesine varılınca takınılan tutum ve duyulan duygu.

KISMI BAĞINTI (Partial Correlation) : Diğer tahmin değişkenlerinin etkisi çıkarıldıktan sonra, bir tahmin değişkeninin kriter üzerindeki etkisini saptama yolu.

Kİ - KARE (Chi-Sauare): Frekans verileri kullanılan, parametrik olmayan istatistik.

KİLİSE (Church) : Geniş bir cemiyetin uyum içinde bulunduğu ve sadakati ispatlayan dini grup (organizasyon). Başka bir ifade ile, yasalarına sahip çıkan ve toplumla olumlu ilişkilere sahip dinsel organizasyon.

KİMLİĞİ BELİRSİZLİK (Anonymity) : Genelikle bir kent veya ayrı bir kültürde bilinmemek durumu veya bireyin kendi toplumsal grubunun denetiminden bağımsız olması.

KİMLİK (Personel Identity): Çocuğun ana babadan ve aileden farklılaşıp toplumda bir yer edinirken gelişen benlik duygusu.

KİMLİK BELİRSİZLİĞİ (Deindividuation) : İnasanları, yalnızken normal olarak yapamayacakları şeylere yöneltebilen kişilik ve sorumluluk duygularının grup içinde kaybolmasıdır.

KİNESTETİK ALICILARI (Kinesthetic Receptors) : Kaslarda, eklemlerde, tendonlarda bulunan ve bedenin hareketleri ve durumu hakkında bilgi veren duyusal alıcı organları.

KİRLENME FOBİSİ (Mysophobia) : Çoğu zaman aşırı el yıkama ile kendini belli eden kirlenme ya da bulaşıcı hastalıklara karşı duyulan korku hastalığı.

KİŞİ (Person) : Kendilerine hukukça haklar ve yükümlülükler tanınan varlıklar. Kişiler gerçek ve tüzel olmak üzere ikiye ayrılırlar. Gerçek kişiler insanlardır. Tüzel kişiler ise, bir amacı gerçekleştirmek için kurulan ve başlı başına mevcudiyetleri olan varlıklardır.

KİŞİLERARASI GÜVEN (Interpersonal Trust) : Yabancılara güvenmek veya güvenmemek gibi olaylara karşı olan insan eğilimi.

KiŞiLERARASI UZAKLIK (Interpersonal Space) : Etkileşirken insanların birbirleri arasında korudukları uzaklık; kişisel alan.

KİŞİLİK (Personality) : Bir bireyin bedensel ve zihinsel özelliklerinde görülen farklılıkların onun düşünce ve davranışlarına yansıyış biçimidir. Başka bir deyişle kişilik, bir bireyi diğer bütün bireylerden ayıran ruhsal ve bilinçsel özelliklerin hepsi.

KİŞİLİK BAŞKALAŞIMI (Personality - Metamorphosis) : Özellikle kişiliğin oturmuş özelliklerinin birden bire dikkati çekecek şekilde değişmeler göstermesi.

KİŞİLİK BOZUKLUKLARI (Personality Disorders) : Topluma zarar verip rahatsız ettiği halde, o davranışı yapan kişiyi rahatsız etmeyen kişilik özelliği.

KİŞİLİK ÇÖZÜLMESİ (Personality Disintegration) : Kişilik veya karakter gibi örgütlü herhangi bir bütünde birliğin bozulması durumu.

KİŞİLİK ENVANTERİ (Personality Invetory) : Kişiliği çeşitli yönlerden değerlendirmek amacıyla hazırlanmış soru listesi.

KİŞİLİK TESTLERİ (Personality Tests) : Bireyin belirli bir ortam içindeki genel davranış şeklini ölçen testler. Başka bir deyişle, kişiliği çeşitli açılardan ve değişik yöntemlerle değerlendirmeye yarayan testler.

KİŞİSEL ALAN (Personal Space) : Özellikle toplumsal etkileşim sırasında bir kişiyi birinci derecede çevreleyen alan. Başkaları izinsiz girdiği zaman rahatsız olacağımız gözle görülmeyen ama zihnimizde fiziksel olarak sınırlarını çizdiğimiz mekan. Bu durum etkileşim için dört ana bölgeyi aklımıza getirmektedir; samimi, kişisel, sosyal ve umumi mekan. İstediğimiz kişisel alan büyüklüğü, kişinin özelliklerinden (cinsiyet, etnik grup) ve içinde bulunan durumdan (ortam, başkaları ile ilişki) etkilenir.

KİŞİSEL ALGI (Personal Perception) : Başkalarına ilişkin olarak izlenim oluşturma, başkalarının kişilikleri hakkında yargılarda bulunma ve başkalarının kişiliklerine ilişkin denenceler geliştirme süreci.

KİŞİSEL BASMA KALIPLAR (Personal Stereotypes): Bir şahsın belli bir grubun özellikleri hakkındaki kendine ait kanaatleridir. Kişisel basmakalıplar, kültürel basmakalıplara benzer veya farklı olabilirler.

KİŞİSEL DEĞER SİSTEMİ (Personal Value System) :
Kişinin daha iyi yönetim modelleriyle ilgili modelleri ve inançlarının örgütlenmiş modelidir.

KİŞİSEL NORMLAR (Personal Norms) : Başkalarına yardım etmeye karşı hissedilen duyarlılık, prensipler ve karakter açısından insanlar arasındaki farklılıkları temsil eden kavram.

KİŞİSEL ROLLER (Personal Roles) : Grubun amaçları veya devamıyla ilgisiz, kişisel ihtiyaçları tatmine hizmet eden bencil rol.

KİŞİSEL YAPI (Personal Construct) : Nesneleri, olayları daha iyi betimlememize ve onlarla ilgili değerlendirmeler yapmamıza imkan veren; iki şeyin nasıl benzer ama bir üçüncü şeyden nasıl farklı olduğuna karar vermemize yardımcı olan zihinsel ölçütler.

KİŞİYE YÖNELTİLEN SORU (Direct Question) : Eğitim durumunda belli bir öğrenciye yöneltilen soru.

KİTLE DAVRANIŞI (Mass Behaviour) : Toplumsal kurallarla tam olarak denetlenemeyen kişisel etkileşimlerin ve duyguların geniş yer tuttuğu, görece yapılaşmış toplum davranışı. Burada insanların davranışları koordine edilmemiştir, birbirleri arasında herhangi bir iletişim yoktur. Birbirlerinden haberdar olmamalarına rağmen bazı toplu ve muntazam davranışlarda bulunurlar, buna kitle davranışı denir.

KİTLE HİSTERİSİ (Mass Hysteria) : Büyük bir insan topluluğu tarafından korku ve endişe yaratan bir olay için duygulu ve kuvvetli bir şekilde yapılan tepki davranışı.

KİTLE İLETİŞİMİ (Mass Communication) : Günümüz gelişmiş yaşam düzeninde bireyler, gruplar veya ülkeler arasında gerçekleşen iletişim. Bu iletişim biçimi daha çok basın, radyo, televizyon, video-teyp, sinema, tiyatro ve duvar panoları gibi kitle iletişim araçları ile sağlanmaktadır.

KİTLE PSİKOLOJİSİ (Mass Psychology) : Toplumsal açıdan fazla örgütlü olmayan insan yığınlarının davranışlarını ve nedenlerini düzenli olarak inceleyen bilim dalı.

KİTLE TOPLUM (Mass Society) : Önemli toplumsal etkileşimin halk veya seyirci tarafından oluşturulduğu toplum veya birbirlerini tanımayan bireylerin oluşturduğu topluluk.

KİTLESEL BULAŞICI HASTALIK (Mass Contagion) : Gruplara, kasabalara veya tüm ülkeye mantıksız bir düşüncenin veya davranışın kontrolsüz bir biçimde yayılmasından oluşan, bir çeşit ortak davranıştır.

KLAN (Clan) : Ortak bir atadan geldiklerine inanan, kendi aralarında evlenmeyen, hem ana, hem de baba çizgisine göre düzenlenmiş, birbirleriyle akraba olan, birden Çok büyük ailenin bir araya gelmesi sonucu oluşan toplumsal birlik. Kısaca, cemiyetin başka bir cemiyete ayrılmayan ilk basit şekli.

KLASİK KOŞULLAMA (Classical Conditioning) : Koşullu bir uyarıcının koşulsuz bir uyarıcıyla eşleştirilmesi sonucu oluşan öğrenme.
 
KLASİSİZM (Classicism) : Güzelliğin evrensel ve değişmez olduğunu, oran, uyum ve hoşa gitmeye dayandığını savunan sanat akımı.

KLEPTOMANİ (Kleptomanla): Bir nesneyi çalmaya yönelik önüne geçilmez istek.

KLİK (Clique) : Gelişmiş bir toplumda çıkar ve fayda düşüncesiyle başkalarına karşı birleşen ve bir çeşit meşru çete haline gelen saldırıcı kuruluşlara verilen addır.

KLİNİK PSİKOLOJİ (Clinical Psychology) : Davranış bozukluklarını tanıma, tedavi etme ve nedenlerini bilimsel olarak araştırmayı konu edinen psikoloji dalı.

KOALİSYON HÜKMETİ (Coalition Government) : Siyasal partiler arasında, hiç olmazsa belli bir süre için birlikte ülkeyi yönetmek üzere gerçekleştirilen birleşim.

KODLAMA (Coding) : İletişim açısından kodlama, bir mesajın, iletişim kanalının özelliklerine uygun olacak şekilde, bir simgeleştirme sistemi aracılığıyla fiziksel olarak iletilebilecek bir biçime çevrilmesidir. Düzenleme açısından kodlama, belirli bir kategoriye düşen durumlar hakkındaki soruları yanıtlamak için eldeki verileri sınıflandırmak. Ya da öğrenilen bilgileri belleğe kaydederken kullandığımız süreç.

KOH BLOK TESTİ (Kohs's Block Designs) : Çeşitli renklerde bloklar kullanarak geometrik biçimleri kopya etmekten oluşan bir zihin testi.

KOKTEYL PARTİ OLGUSU (Cocktail Party Phenomenon) : İnsanlarla, dolu bir odada, kişinin kendileriyle ilgili oluşan bilginin ayırıcı algısı.

KOKTEYL PARTİ PROBLEMİ (Cocktail Party Problem) : Aynı anda birbirleri ile iletişimde bulunan bir çok insanın bulunmasına rağmen tek bir kaynaktan yayılan mesajları dinleyebilirle yetisi.

KOLONİZİM (Colonialism) : Emperyalizmin ilk safhalarından biridir. Bu zamanda merkez ülkeler koloniler üzerinde doğrudan askeri ve politik kontroller uygulamış, onlardan ekonomik bakımdan en iyi şekilde faydalanmışlardır.

KOMİTE GÖRÜŞMESİ (Commitee lnterview) : Uzmanların belli bir konuyu inceleyip daha üst gruba rapor hazırlamak amacıyla işe koştukları konuşma türü.

KOMPLEKSLER (Complexs) : Nefret, yanlılık, önyargı, kıskançlık gibi aşın duygusal fikirler.

KOMPULSİYON (Compulsion) : Bireyin yapmak zorunluluğunu duyduğu istenmeyen bazı hareketlerdir.

KOMÜN (Commune) : Birbirleriyle birincil dereceden ilişki içinde olan, gelir ve giderlerin paylaşıldığı beraber çalışan ve yaşayan insan grubu. Başka bir tanımla komün, kentsel ve kırsal etkinliklerin yapıldığı, az çok yönetsel özerkliği olan yerel topluluk.

KOMUNITE (Community) : Belirli bir coğrafi alanda toplanmış, beraber yasama isteğine ortak olarak bağlı ve sosyal ilişkiler içinde bulunan insan topluluğu Başka bir deyişle, sınırları belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan ve bir uygarlığı paylaşan insanların oluşturduğu, değişik boyutlarda insan grupları.

KONFERANS (Lecture) : Bir konuda uzmanlarca açıklama yapmak, bilgi vermek amacıyla yapılan sözel iletişim türü.

KONİLER (Cones) : Gözün ağsı tabakasında özellikle en iyi görme noktası olan sarı lekede yoğun olarak bulunan ve renk etkilerine karşı duyarlı olan cisimcikler.

KONJONKTÜR (Conjuncture) : Bir ülkenin ekonomik durumunu belirleyen bütün etmen ve öğeler.

KONSORSİYUM (Consoıtium) : Tek yönetimde toplanan çeşitli kuruluşların birliği.

KONTROL GRUBU (Control Group) : Bir deneyde, deneyin bağımsız değişkeninin kendilerine gösterilmediği ve daha sonra mukayese amacıyla deney grubuyla karşılaştırılan grup. Yani, bağımsız veriler için geçerli olmayan, bütün deneysel yöntemlerin üzerinde uygulandığı deneklerin grubu. Başka bir deyişle, seçilen örnekte her bakımdan deney grubuna benzeyen, yalnız bağımsız değişkenin uygulanmadığı grup.

KONTROLÜ GEVŞETME ETKİSİ (Control Loosing Effect) : Toplumsal olarak onaylanan koşullar altında bir kez açığa vurulup ifade edildikten sonra genel olarak saldırganlık üzerindeki sıkı kontrolün gevşemesi; yani bir kez bir kişi toplumsal olarak onaylanan bir saldırgan davranışta bulunduktan sonra, başka koşullar altında saldırganlığına daha az ket vurmaktadır.

KONTROLÜN ODAK NOKTASI (Locus Of Control) : Atfetme ve algılama aşamasında dış faktörlerle veya insanın daha çok konsantre olması ile olayın sonuçlarını belirlemek için araştırma yapmasıdır.

KONUŞMA (Conversation) : İnsanın, dili kullanma yoluyla çevresindekilerle iletişimde bulunması, onlara kendi düşünce ve duygularım bildirmesi.

KONUŞMA AZALIMI (Hypologia): Konuşma gücünün aşırı zihin gerilikleri veya beyin özürlerinden dolayı düzgülü olmayan biçimde yetersizlik göstermesi.

KONUŞMA FOBİSİ (Lalophobia) : Sözcüklerin duygusal bir ketleıneye uğradığı kekemelik durumlarında görülen konuşmadan korkma durumu. Kısaca, çeşitli sebeplerle konuşmaya karşı duyulan korku.

KONUŞMA İNMESİ (Laloplogia) : Dil dışındaki konuşma ile ilgili kaslarda inme sebebiyle meydana gelen konuşma güçsüzlüğü.

KONUŞMA KAYBI (Aphemia) : Beyin özürü sebebiyle bireyin ne söyleyeceğini bildiği halde konuşamaması durumu.

KONUŞMA TEDAVİSİ (Speech Therapy) : Konuşma bozukluklarının çeşitli yol ve yöntemlerle düzeltilmesi işi.

KONUŞMA TIKANMASI (Speech Block) : Bunalım, gerilim gibi coşkusal sebeplerle konuşma gücünün geçici bir süre tutukluk göstermesi.

KONVERSİYON HİSTERİSİ (Conversion Hysteria) : Bedensel hastalık belirtisinin altında hiç bir organik aksaklığın bulunmadığı nevroz türü.

KOPROLALİ (Coprolalia): Açık-saçık, kaba ve kirli sözler söylemeye yatkınlık.

KORELASYON (Correlation) : İki değişkenin, birinde değişiklik olduğu zaman diğerinde de paralel bir değişiklik olacak şekilde ilişki halinde olması. Başka bir deyişle korelasyon, özellikler, nitelikler veya ölçme sonuçları arasındaki bağıntı.

KORELASYON KATSAYISI (Coefficient Correlation) : Korelasyon katsayısı iki olay veya değişken arasındaki ilişkinin tespit edilmesine ilişkindir. İstatistikte korelasyon katsayısı (+1),(0),(-1) sayıları arasında herhangi bir değer olabilmektedir. Eğer iki olay arasında ilişki yoksa korelasyon katsayısının değeri sıfır (0) olacaktır. Eğer iki olay arasındaki ilişki biri artarken, diğeri de artacak şekilde ise korelasyon katsayısı +l'e yakın çıkacaktır. Biri artarken diğeri de bu artmaya uygun olarak azalıyorsa korelasyon katsayısı - l'e yakın olacaktır. Artma ve azalma oranları her iki olayda da birbirlerine eşit ise korelasyon katsayısı (+1) veya (-1) kıymetleri olacaktır. Kısaca korelasyon katsayısı, - 1,00 den, + 1,00 e kadar çıkabilen ve hem bağıntının mahiyetini hem de miktarını gösteren bir sayıdır.

KORELASYONLA İLGİLİ ARAŞTIRMA DİZAYNI (Correlational Research Design) : Pozitif olarak değişkenleri birbirleriyle ilişkili mi? değil mi? diye ölçmek. Ciğer kanserine sigaranın etkisi korelasyoneldir mesela.

KORKU (Fear) : Gerçek veya beklenen bir tehlike ile yoğun bir acı karşısında uyanan ve coşku, beniz sararması, ağız kuruması, yürek ve solunum hızlanması gibi belirtileri olan ya da daha karmaşık fizyolojik değişmelerle kendini gösteren duygu.

KORPUS KALLOSUM (Corpus Callosum) : İki yarım küreyi birbirine bağlayan kalın sinirsel bağ.

KORSAKOF CİNNETİ (Korşakovv Syndrome): Aşırı içki kullanmaktan ileri gelen sarsaklık, unutkanlık, bulunduğu yeri ve zamanı hatırlama güçlüğü gibi belirtileri olan psikoz.

KORTİ ORGANI (Organ of Corti) : İç kulaktaki baziler zar üzerinde bulunan ve titreşimleri sinirsel akım haline çeviren sinir hücreleri topluluğu.

KORTiZOL (Cortisol) : Karaciğerdeki depolanmış şekerin serbest bırakılmasını sağlayan hormon.

KORUNUM (Conservation) : Bir nesnenin görüşündeki herhangi bir değişikliğe karşın aynı kalabileceği ilkesi.

KOŞULLANDIRMA (Conditioning) : Temel bir öğrenme süreci; canlıya koşullu uyaranlarla birlikte uygulanan ilişkisiz bir uyaranın yeterince tekrarlandığında koşulsuz uyaranınkine benzeyen etkiler yapabilmesi, örgenliğin çağrışım yapmasına, başka bir deyişle, öğrenmesine etken olma işlemi. Toplumsal çevrenin bireylerde koşullanmış tepkiler oluşturarak onları belli biçimde düşünme, duyma, davranmaya yöneltmesi süreci

KOŞULLU HEYECAN TEPKİSİ (Conditioned Emotional Reaction) : Koşullanma yoluyla belirli bir uyaran karşısında gösterilen belirli coşkusal tepki.

KOŞULLU SEVGİ (Conditional Love) : "Şöyle
davranırsan seni severim, böyle Kavranırsan sana küserim", mesajını sürekli veren ve bireyin özünü değil, sadece davranış türünü algılayan yaklaşım. Böyle bir ortamda birey kendi istediği gibi davranmaktan sürekli korkar, sürekli başkasını memnun etmeye yönelir ve eksik insan olarak yetişir.

KOŞULLU TEPKİ (Conditioned Response) : Belirli bir refleksin doğal yolla uyarılmasını sağlayamayan bir uyaran karşısında da canlanması.

KOŞULSUZ REFLEKS (Unconditioned Reflex) : Herhangi bir şartlandırma sürecinin başında belirli bir uyaranla sağlanan doğal refleks.

KOŞULSUZ SEVGİ (Unconditional Love) : "Sen, sen olduğun için sevgiye layiksin; kendin olarak istediğini düşün, duy, yap; benim sevgim devam edecektir", diyen, bireyin özünü, bireyin davranışı ne olursa olsun seven yaklaşım. Böyle bir ortamda kişi kendi olmaktan korkmaz ve gelişim aşamasını doğal süreci içinde tamamlayarak bütünleşir.

KOŞULSUZ TEPKİ (Unconditioned Response) : Klasik koşullamada organizmanın uyarıcıya doğal olarak yaptığı tepki.

KOŞULSUZ UYARICI (Unconditioned Stimulus) : Klasik koşullamada organizmanın uyarıcıya doğal olarak tepki yaptığı uyarıcı.

KOTA ÖRNEKLEMESİ (Quota Sampling) : Belli bir özelliğe sahip olan insanların oranının bütün toplumlarda kendilerinin oranına eşit olan örnekleme.

KÖKTENCİLİK (Radicalism) : Kurulu toplum düzeninin temellerine yönelik toplumsal-ekonomik değiştirmelerden yana tutum ya da öğreti.

KÖLECİ TOPLUM (Slave - Owning System) : Köle emeğinin sömürüsüne dayanan toplum.

KÖLELİK SİSTEMİ (Slave System) : Belirli insanların (kölelerin) güçlü gruba ba5h oldukları, alınma ve satılmasının yapıldığı bir sınıflandırma sistemidir.

KÖR NOKTA (Blind Spot) : Görme sinirlerinin göz yuvarlağından çıktığı ve ışık uyarıcısına duyarlı olmayan nokta.

KÖREBE YANSITMA YÖNTEMİ (Graphomotor Projectiv Techniques) : Deneğin gözleri bağlı olarak kalemini bir kağıt üzerinde dilediği yönde ve biçimde gezdirmesi sonucunda ortaya çıkan biçim ve çizgilerin yorumlanması yöntemi.

KÖRELME (Extinction) : Koşullu refleksin iyice öğrenildikten sonra koşulsuz refleks ya da ödülle pekiştirilmesi yüzünden ortadan kayboluşu.

KÖY AĞALIĞI SİSTEMİ (Hacienda System) : Belirli bir aile, soy, aşiretin sahipliğini muhteva eden bir çeşit aitlik sistemidir. İşçilerin ücretlerinin yiyecek ve eşya olarak ödendiği büyük çapta bir tarım organizasyonu görünümündedir. Bu tip sistemler, bölüştürülerek kiralanmış toprakta çalışan bütün köy halkını kapsayabilir.

KÖY KENT (Shanty Tovvn) : Kimi ülkelerde, bir kırsal gelişme yöntemi olarak benimsenen ve kırsal yerleşme birimlerini, yalnız köyün görevlerini daha iyi görebilecek duruma getirmeyi değil, kentsel ve hafif sanayi işlevlerle de donatmayı böylelikle kırsal alanda bir canlanma ve kalkınma yaratarak kentlere olan akımları azaltmayı amaçlayan bir yerleşim örneği.

KÖY SOSYOLOJİSİ (Rural Sociology) : Köy topluluklarının toplumsal bütünlük içindeki yeri ile oluşum, işleyiş ve değişimini inceleyen sosyolojinin bir dalı.

KÖY TOPLULUĞU (Rural Community Village) : Genellikle, geniş anlamda tarımla uğraşan, toplum bütünü ile ilişkileri az ve eşgüdülmemiş olan, toplumsal çevreden çok doğal çevreyle ilişki içinde bulunan, az sayıda ailelerden kurulu anamalcı düzen öncesi özellikleri gösteren, az çok özerk topluluk.

KÖYLÜ TOPLUMU (Peasant Society) : Tabakalaşmış geniş bir toplum içinde bulunan ve henüz sanayileşmemiş bir alt toplum. Bir toplum tipi olarak kabile ile kent toplumu arasındadır ve her ikisinden de birtakım özellikler almıştır.

KRİMİNOLOJİ (Crimonology) : Suç ve suçluluğu dış görüntüleri ve iç nedenleri yönünden inceleyen bilim. Başka bir deyişle, bir toplumda ya da bir toplumsal grupta suç sayılan davranışların nedenlerini inceleyen bilimsel çalışma alanı.

KRİTER DEĞİŞKENİ (Criterion Variable) : Tahmin değişkeni ile tahmin edilen davranış.

KRİTİK DAVRANIŞ (Critical Behavior) : Hedefin, öğrenci tarafından kazanıldığının kanıtı sayılabilecek davranış.

KRİTİK DEVRE (Critical Period) : Organizmanın
gelişmesinde belirli türden etkiye ve davranış gelişmesine en açık olduğu devre. Kısaca, gelişme süresinde önemli rol oynayan zaman dilimleri.

KRİTİK ORAN (Critical Ratio): İki nicelik arasındaki farkın istatistik bakımından önemli manidar bir fark mı, yoksa rast gele etmenlerden doğmuş bir fark mı olduğunu anlamak üzere hesaplanan bir istatistik oranı.

KROMOZOMLAR (Chromosomes) : Hücre çekirdeğinde bulunan mikroskobik yapılar. Bu yapılar çiftler halinde bulunur ve bir dizi oluştururlar. İnsan hücresinde 46 kromozom, yani 23 çift vardır. Kromozomlar kalıtımla ilgili bilgileri depolayan genleri taşırlar.

KRUKSAL - WALLIS TESTİ (Kruksal Wallis Test) : Varyansın tek taraflı analizine benzer bağımsız örneklerde kullanılan, parametrik olmayan test.

KUBAŞIK (Cooperative) : Birden fazla kişinin, bir hedefi gerçekleştirmek için hiçbir çıkar düşünmeden maddi ve manevi güçlerini birleştirmeleri.

KUDER YEĞLEME ÖLÇEĞİ (Kuder Preferance Record) : Deneklerin geniş kapsamlı ilgi alanlarından hangisine daha yatkın olduğunu belirlemekte kullanılan bir ölçek.

KUHLMANN - ANDERSON TESTİ (Kuhlmann - Anderson Test) : Okul öncesi yıllarından, olgunluk dönemine kadar anlağı değerlendirmeye yarayan bir test.

KUHLMANN - BrNET TESTİ (Kuhlmann - Binet Test): Binet testinin Amerikan kültürüne göre düzenlenmiş farklı bir türü.

KULAK ZARI (Eardrum) : İşitme kanalının dış kısmı ile orta kulak arasında yer alan zar.

KULLANMAMA İLKESİ (Principle of Disuse) : Bu ilkeye göre, kullanılmayan, uygulanmayan ve tazelenmeyen bilgi ve maharetler unutulur. Kullanılan bilgi ve maharetler pekiştirilmiş olur ve muhafaza edilir.

KUMANDA (Superordination) : En yüksek mevkide bulunup, aşağıdakilerin hepsine emir verebilme yetkisinde olmak.

KURAL (Norm) : Sosyolojik anlamda kural, bir toplumsal grubun üyelerince Paylaşılan ve bütün üyelerin uyması beklenen, aksi takdirde olumlu veya olumsuz yaptırımlarla desteklenen standart. Genel anlamda kural, bir işlemin doğru bir sonuç annesi için tutulacak yol veya bir oluşta tutulmuş olan belli bir yol, kaide.

KURALCI GÜÇ (Normative Povver) : Sembollerin
kullanılması yoluyla varlığını duyuran ve göreli olarak bireylerin merkezi otoriteden az yabancılaşmasına yol açan toplumsal güç.

KURALSIZLIK (Anomie) : Bireylerin ve toplumsal grupların davranışlarını uyduracakları etkili toplumsal kuralların bulunmadığı, bu nedenle kişisel ve toplumsal çözülmeye yol açan durum. Başka bir ifade ile kuralsızlık, bir birey, grup veya toplumun normatif davranış ölçünlerinin şiddetli bir şekilde zayıfladığı veya yitirildiğinde ortaya çıkan durum.

KURAM (Theory) : Bilgi edinme sürecinin herhangi bir aşamasında ortaya atılan, geçerlilik ve güvenirliliği bilimsel yöntemle saptanmış bir genel bilgi ve açıklama düzeni. Başka bir tanımla kuram, birden fazla kanun, ilke, genellemeye dayanarak daha geniş bir alanı açıklayan tutarlı önermeler bütünüdür. Genel anlamda kuranı, dünya hakkındaki bazı görüşleri anlatan, nispeten genel ve soyut ifadelerin bütününe denir.

KURAMSAL ARAŞTIRMA (Püre Research): Uygulaması olsa da olmasa da bilgi edinmek için yapılan araştırma.

KURAMSAL SORU (Theoretical Question) : Bir kuramı açıklamak üzere cevaplandırılması gereken araştırma sorulan.

KURMA VE DEVAM ETTİREME ROLLERİ (Building and Maintenance Roles) : Grup üyeleri arasında iyi ilişkiler kurma ve devam ettirmeye yardımcı rollerdir.

KURMAY (Staff) : Bir şirket için çalışan fakat onun yönetim kademesinde (hiyerarşisinde) yer almayan profesyonel uzmanlar.

KURTARICI SOSYAL HAREKET (Redemptive Social Movement) : Hatalı veya hayatın kötü yolunda olmayı düşünen grup üyelerinden kişileri bağışlamayı (kurtarmayı) araştıran bir sosyal hareket. (Örneğin kurtarıcı ordu)

KURULAN AİLE (Family of Procreation) : Kişilerin evlenip çocuklara sahip olmayla oluşturdukları aile.
KURUM (Institution): Evlilik, hükümet veya eğitim gibi temel toplumsal işlevlerde merkezleşen genel düşünce veya hareket tarzı. Belirli düşüncelerin, davranış kalıplarının, bireyler arasındaki ilişkilerin ve karşılıklı görevlerin oluşturduğu, kökü birtakım törelere dayalı toplumsal örgütlenme (din, aile vb.). Toplumsal kurumlar her toplumda vardır ve toplumun adetleri haline gelmiştir. Kurumlar toplumsal kuralları oluşturup, insan davranışlarına yön verirler. Bir kurumun sürekliliği, o kurumun değişen toplumsal koşullara uyum yapması ile sağlanabilir. Kısaca kurum, zamanla gelişmiş sosyal organizasyonların sabit biçimidir.

KURUMLAR SOSYOLOJİSİ (Sociology of Associations) : Bir toplumda oluşan kurumların toplum içindeki yeri ile kuruluş, işleyiş ve değişimini incelemeyi amaçlayan toplum bilim dalı.

KURUMLAŞMA (Institutionalization) : Toplumsal yaptırım tarafından desteklenen örüntii veya fikrin, kabul edilen bir kültürel kural haline gelmesi. Değişik bir tanımla kurumlaşma, istikrarsız davranışlardan daha düzenli, kendi kendinin devamını sağlayan, toplumca değer verilen davranış kalıplarına geçiş.


KURUMSAL / DÖNÜŞÜMSEL LİDERLİK (Institutional / Transformative Leadership) : Liderin doğrudan iletişime girmeden değerleri ve görüşleri kişilere ilettiği ve onlara ilham verdiği liderlik biçimi.

KURUMSAL DAVRANIŞ (Institutional Behavior) : Bireysel özelliklerin veya durumun gereklerince yönetilmeyip kurumla ilgili düzen ve kurallara bağlı kalan davranış.

KURUMSAL DÜZEN (Institutional System) : Karşılıklı olarak birbirine uyarlanmış ve bağımlı kılınmış kurumların oluşturduğu toplumsal bütün.

KURUMSAL GELİŞME (Organizational Development) : Faaliyet planı ve değişim teşhisinde yer alanları içeren davranış bilimlerinden doğan planlı değişmelere yaklaşımları kapsayan bir terim.

KURUMSAL IRKÇILIK (Institutional Racism) : Dolaylı olarak azınlıklara karşı ayırım eğiliminde olan politik kurumlar.

KUŞAK (Generation) : 30 yıllık bir zaman parçası olarak tanımlanır.

KUŞAKLARARASI BOŞLUK (Generation Gap) : Yaş farkının ve genellikle algılamadaki değişikliğin neden olduğu ve kişiler arası iletişimi zorlaştıran, kişiler arası çatışmayı kolaylaştıran bölünme ve farklılık.

KUTSAL (Sacred) : Bir toplumda ya da bir toplumsal grupta dince yüceltilen ve "dünya işleri" nden ayrı nitelikte olduğuna, ayrı bir düzen içinde yer aldığına inanılan şeyler.

KUTUPLAŞMA (Polarization) : Bir gruptaki üyelerin çoğu birbirleriyle hemfikir ise, belirli bir konu üzerindeki grup içi tartışma, gruptaki kişilerin konuyla ilgili bireysel tutumlarını daha uç noktalara iter.

KUTUPLAŞMAYI KAYBETME (Depolarization) : Takip eden bir grup tartışmasında daha çok aşırı bir uçtan nötral pozisyona gelen bir harekettir.

KUTUPLAŞMIŞ (Polarized) : Bir sinir hücresinin dinlenme halinde ki durumu; bu durumda hücrenin içindeki sıvı hücrenin dışına göre daha çok negatif elektrik yüklü iyonlar taşır.

KUVVETLERİN AYRILIĞI (Separation of Powers) : Toplum içindeki güçlerin yasama, yürütme ve yargılama güçleri olarak ayrılması ve her birinin ayrı organlarca kullanılması.

KÜÇÜK GRUP (Small Group) : 2-30 kişi arasında bulunan, yüz yüze ilişkiye izin veren ve sosyolojik önerilerini, deneme veya yeniliklerini ortaya çıkarmak için kullanılan grup.

KÜÇÜK GRUP TOPLUMBİLİMİ (Microsociology, Small Group Sociology) : Toplumun en yalınç öğesi olarak insanı değil, ruhsal nitelikteki soyut bir takım toplumsal bağdaşma biçimlerini (örneğin, önderlik ya da izleyicilik, yarışma, çatışma, dayanışma.) görmen insanın bu bağlaşma biçimlerini doğuştan özünde taşıdığını öne süren bir toplumbilim anlayışı.

KÜLTÜR (Culture) : Kültür, bir toplumun yaşam biçimidir. Başka bir deyişle, kültür, sosyal kültürel evrendeki açık seçik eylemlerin ve araçların ortaya koyduğu ve nesnelleştirdiği anlamlar, değerler ve kurallar, bunların etkileşim ve ilişkileri, bütünleşmiş ve bütünleşmemiş gruplardır. Kültür, büyütülerek ekrana yansıtılmış bireysel psikolojidir. Kültür, doğanın yarattıklarına karşılık insanoğlunun ihtiyaçlarını gidermek için yarattığı her şeydir. Kültür ya da uygarlık, bir toplumun üyesi olarak, insanoğlunun öğrendiği bilgi, sanat, gelenek, görenek ve benzeri yetenek, beceri ve alışkanlıkları içine alan karmaşık bir bütündür. Kısaca kültür, bir toplumun yaşama biçimidir.

KÜLTÜR AKTARIMI (Cultural Transmission) : Yapısal yaklaşıma göre iletişimin işlevlerinden biri olup, bir toplumsal gruba ait olan toplumsal bilginin, simgesel düzenin ve kurumlaşmış söylemlerin sonradan gelen kuşaklara geçirilme sürecini dile getirmektedir.

KÜLTÜR ALANI (Culture Area): İçinde, az ya da çok birbirine benzer kültürlerin bulunduğu coğrafya bölgesi. Genellikle tek tip kültür örüntülerinin geçerli olduğu bölge.

KÜLTÜR AYRINTILARI (Culture Details) : Bir toplumun kültürel özelliklerini oluşturan ikincil önemdeki öğeler. Örneğin bir yemek kabının biçimi, genişliği, yapımında kullanılan gereç, yapım yöntemi, kullanılış biçimi vb.

KÜLTÜR BASAMAĞI (Cultural Stage) : Bir toplumun kültürünün bulunduğu evre.

KÜLTÜR BÜTÜNÜ (Culture Complex) : Birleşik kültürel özelliklerin bazı temel etkinliklerin çevresinde kurumlaşması. Genellikle temel bir özellik yöresinde birbirleriyle örülmüş kültürel özellikler demeti, veya temel bir kültürel özellikle bağlantılı etkinlikler dizisi.
 
KÜLTÜR ÇATIŞMASI (Culture Conflict) : Kültürel öğeler arasındaki düzensizlik ve çelişki, ayrı kültürel kurallara sahip iki grup arasındaki çatışma.

KÜLTÜR DEĞİŞMESİ (Culture Change) : Kültür öğelerinin bir süreç içindeki değişimi.

KÜLTÜR DIŞI TEST (Culture - Free Test) : Genel yeteneği ölçmek için geliştirilmiş ve daha çok belirli bir kültüre özgü olan konu ve sorulardan arınmış olan test.

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ (Culture Industrial) : Manevi kültürel ürünlerin sınai ölçekte üretimi ve dağıtımına dayanan gelişmiş kültür işletmeciliğini tanımlayan kavram.

KÜLTÜR EVRİMİ (Culture Evolution) : Kültür olaylarının değişmesi ya da bir biçimden başka bir biçime geçmesi. Kültürel evrimcilik, genel evrim kuramının biyolojik ve fiziksel olaylardan ayrı olarak kültürel olaylara uygulanmasıdır.

KÜLTÜR FELSEFESİ (Culture Philosophy) : Kültür olaylarını, kültür alanlarını, kültürün özünü, yapısını, gelişmesini bu gelişmenin anlamım, sıralanma düzenini, değer yasalarını açıklayan felsefe çabalarının tümü.

KÜLTÜR KAHRAMANI (Culture Hero) : Bir grubun kültürel arzularını canlandıran tarihsel veya düşsel birey.

KÜLTÜR KALIBI (Culture Pattern) : Belli bir kültürü oluşturan karmaşaların ve öğelerin bütünleşmesi.

KÜLTÜR MANİPULASYONU (Cultural Manipulation) : Modern toplumlarda kitle araçlarının, insanları ürünleri satın alıp kullanmaya ikna etmek amacıyla güçlü şirketler tarafından kullanımıdır.

KÜLTÜR MORFOLOJİSİ (Cultural Morphology) : Kültürün insanlara bağlı olmaksızın kendi başına ve kendi kanunlarına göre gelişen bir varlık gibi ele alınması gerektiğini ileri süren okul.

KÜLTÜR ÖĞESİ (Culture Trait) : Bir kültür bütününün temel öğelerinden biri. Yani, kültürün en küçük parçası.

KÜLTÜR SOSYOLOJİSİ (Cultural Sociology) : Belli bir toplumsal oluşumda, kendi içindeki yasallığa bağlı olarak yer alan kültürel süreçleri, bu süreçlerin iç yapılarını, özellikle de bileşenlerinin kapsamını olduğu kadar, bunlar arasındaki karşılıklı ilişkileri de inceleyen maddeci bir toplum bilim disiplini.

KÜLTÜR SÜRECİ (Culture Process) : Kültür yapısının
ya da kapsamının birbirini izleyen değişikliği.
 
KÜLTÜR ŞOKU (Culture Shock): Bir kültürden başka bir kültüre giden bireylerin, yeni kültüre uyum sağlamada karşılaştıkları güçlükler, sıkıntı ve bunalımlar sonucu, yaşadıkları duygusal veya fiziksel şoktur.

KÜLTÜR TEMASI (Culture Contact) : Kültürleri birbirinkinden ayrı olan toplumlar ya da toplumsal gruplar arasında ortaya çıkan ve genellikle çatışmalar, tedirginlikler toplumsal değişmeler doğuran ilişkilerin tümü. Kısaca, iki veya daha fazla değişik kültürün bireylerinin toplumsal ilişkileri.

KÜLTÜR TÜRÜ (Culture Type) : Belli bir toplumda ya da toplumsal grupta belli bir zamanda geçerli olan maddi ve manevi kültür öğelerinin özelliklerinin hepsi.

KÜLTÜR ÜSTSİSTEM (Cultural Supersystem) : Temel özellikleri bütün insanlığı kapsayan kültür sistemi.

KÜLTÜR YOZLAŞMASI (Cultural Degeneration) : Bir merkezden çıkan ve yayılan kültürün etkisinin her zaman çıkış ve geliş yerindeki yükseklik ve derecesini korumayıp bozulması, yozlaşması.

KÜLTÜREL ANTROPOLOJİ (Cultural Anthropology) : Kültürü inceleyen insanbilimsel dal.

KÜLTÜREL BENZERLİKLER (Cultural Parallels) : Bölgesel olarak birbirlerinden çok uzakta bulunan kültürler ya da kültür öğeleri arasındaki benzerlikler.

KÜLTÜREL BÜTÜNLEŞME (Cultural Integration): Değerler, roller ve normların birbirleriyle bütünleştiği, temel değerlerin bütün sosyal davranışlarda kendini gösterdiği bir kültürdeki ideal durumudur. Kısaca, kültürel niteliklerin akla uygun tutarlılığı.

KÜLTÜREL ÇOĞULCULUK (Cultural Pluralism) : Egemen bir toplumun bünyesinde barındırdığı azınlıklara kendi içinde tam bir katılım hakkına ve aynı zamanda onların kültürel ve sosyal ayrıcalıklarını devam ettirebilmelerine müsaade eden taraflı bir asimile politikası.

KÜLTÜREL ÇÖKÜŞ (Cultural Collape) : Varılan kültürel gelişme düzeyinden geriye düşme.

KÜLTÜREL DEĞER (Cultural Value) : Uçlara kayma olgusunu açıklamada kullanılan bir kavramdır ki, grup üyeleri risk (ya da tutucu davranma) normunu buna göre değerlendirirler, bu da onların en az diğer üyeler kadar riskli ya da tutucu davranmalarına neden olur.
 
KÜLTÜREL DETERMİNİZİM (Cultural Deterministti) : Kişiliğin gelişim ve uyumunda söz konusu olan önemli bazı özelliklerin öncelikle içinde yetişilen kültürün etkisiyle belirlendiğini ileri süren görüş.

KÜLTÜREL DURGUNLUK (Cultural Inertia) : Kimi kültür öğelerinin, özellikle manevi nitelikte olanların, değişmeye karşı direnmeleri sonucu uyamadıkları bir toplumsal ortam içinde bir süre varlıklarını sürdürmeleri durumu.

KÜLTÜREL EMPERYALİZM (Cultural Imperialism) : Bir kültürün daha güçlü bir toplum standardına bağlı olarak, az veya çok zorunlu değişimi.

KÜLTÜREL EVRENSELLER (Cultural Universals) : Bir topluluğun tüm üyelerinin uyması beklenen kültür örüntüleri. Değişik biçimler almakla birlikte bütün kültürlerde ortaklaşa bulunan kültürel özellikler: evlenme ve aile, saymanlık düzeni, ataya, anaya saygı vb. Kısaca, bütün dünya kültürlerinde ortak olan benzer temel adetler ve inançlar.

KÜLTÜREL GECİKME (Cultural Lag) : Manevi kültür öğelerinin maddi kültür pelerindeki değişiklikleri gecikmeyle izledikleri, çağını doldurmuş manevi kültür öğelerinin yeni maddi koşullara karşın bir süre daha etkinliklerini sürdürdükleri görüşü. Değişik bir tanımla kültürel gecikme, kültür değişmeleri sürecinde kültürün bir parçasının değişmeye uymasındaki gecikmeden kaynaklanan uyuşmazlık veya boşluk.

KÜLTÜREL GELİŞME (Cultural Development): Kültür öğelerinde, insanın doğal ve toplumsal çevresini durmadan daha geniş ölçülerde denetimi altına almasına imkan veren değişmeler.

KÜLTÜREL GERÇEKLER (Cultural Truths) : Hiçbir zaman tartışmaya ve uzlaşmaya bağlı olmayan ve her zaman üstesinden gelebilme gücüne sahip doğru inançlar.

KÜLTÜREL GÖRECELİK (Cultural Relativity) : Bir kültürün başka bir kültürün standartlarına göre değil de ancak ve ancak kendi kanunlarına göre yargılanması ilkesi. Yani, başka bir kültürü kendi standartları ve öz yapısı doğrultusunda anlamamızı ve incelememizi gerektiren idealdir. Başka bir tanımla, bir kültürün kendi anlamları, tavırları ve değerleri türünden anlaşılmasını şart koşan görüş.

KÜLTÜREL İKİLİLİK (Cultural Dualism) : Çok zor doğa şartlarına uyarlanma ihtiyacı dolayısıyla aynı toplumda iki farklı kültürün oluşması.

KÜLTÜREL İLERLEME (Cultural Progress) : Kültürün nesnel ölçütlere göre belirlenebilen ileriye doğru tarihsel gelişimi.

KÜLTÜREL KAYNAŞIM (Fusion of Culture) : İki ya da daha çok kültürün birleşerek yeni bir kültürel birleşim oluşturmaları süreci.
 
KÜLTÜREL PSİKOLOJİ (Cultural Pychology) : Kültür ve kişilik arasındaki karşılıklı etkileşimin, antropolojik açıdan incelenmesi.

KÜLTÜREL SEÇENEK (Cultural Alternative) : Bir kültürün içindeki veya daha çok kültür örüntüsünden birinin serbestçe seçilebilmesi.

KÜLTÜREL SİSTEM (Cultural System): İnanışlar, değerler ve sembolik açıklama
KÜLTÜREL STEROTİPLER (Cultural Stereotypes) : Güzel sanatlar, edebiyat, din ve kitle iletişimi içinde bulunan bir sosyal grubun üyelerinin sosyal seviyelerinin görüntüleridir.

KÜLTÜREL YAYILMA (Cultural Diffusion) : Teknoloji, örf ve adetler ile diğer konuların bir kültürden diğer kültüre aktarımıdır. Yani, kültürel özelliklerin bir grup veya toplumdan bir diğerine yayılması olayı.

KÜLTÜREL YOKSUNLUK (Cultural Deprivation) : Eğitim sisteminde başarıyı sağlayacak uygun dil ve bilgi biçimlerinden yoksun olma durumu.

KÜLTÜRLENME (Culturation) : Belli bir toplumun alt-kültürlerinden veya farklı toplumlardan kopup gelen birey veya grupların buluşması ve bir etkileşim süresi sonunda, asıl kültür ve alt kültürlerde bulunmayan yepyeni bir senteze varılması, ulaşılmasıdır.

KÜLTÜRLEŞME (Acculturation) : Kültürel yayılma süreciyle gelen maddi ve manevi öğelerle, başka kültürden birey ve grupların, belli bir kültüre girmesi ve karşılıklı etkileşim sonucu her ikisinin de değişmesi.

KÜLTÜRLEŞTİRME (Enculturation) : Bir kültürdeki bütün dikkatlerin o kültürün yaşam modelinin "sadece doğal" olduğu noktasına çekilmesi.

KÜLTÜRÜN GERİ KALMASI KURAMI (Culture Lag Theory) : Toplumun maddi ve manevi kültürel özelliklerinin birbirinden değişik hızla gelişip uyumsuzluk yarattığını iddia eden kuram.

KÜMELEME (Clustering) : Verilerin belli gruplar içinde organize olması. Bu tür organizasyon uzun süreli belleğe yardımcı olarak kullanılır.

KÜP KURAMI (Cubic Theory) : İnsanların yüklemelerini birbirinden bağımsız üç çeşit bilgi - belirginlik, tutarlılık ve fikir birliği - üzerine temellendirdiklerini ileri süren Kelley modeli.

KÜTLE (Mass) : Yığın, grup, toplu şey; toplumsal bakımdan ayrı, geniş alanlara dağılmış, birbirini tanımayan çok sayıda kişiler.
 
KWINT'IN RUH DEVİM TESTİ (Kvvint Psychomotor Test) :  Beyin özürlü çocuklarda devimsel gelişimin ne denli geri kaldığını belirlemeğe yarayan test.
DERLEYEN...EDİTÖR
İletişim:bilgi@gencogrenci.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :Psikoterapi - psikoloji - kişisel gelişim - bireysel gelişim - psikolojik rahatsızlıklar -

Yorumlar