Psikoloji Sözlük - I -

PSİKOLOJİ-SÖZLÜK- TÜRKÇE


-I-

ILIMLI ENFLASYON (Moderate Inflation) : Para değerinin ağır bir tempoyla düşmesi.

ILIMLI TUTUM (Attitude Moderation) : İnsaniar eğer konu onlara uygun değilse daha tarafsız bir pozisyon almak için tutumlarını değiştirirler.

IRK (Race) : Kalıtsal karakterleri bir birlik gösteren insanların oluşturduğu doğal oruplar. Yani, insan gruplarının ortak biyolojik özelliklere göre bölünmeleri.

IRK SOSYOLOJİSİ (Anthroposociology) : Bireylerin, insan gruplarının toplumsal yeri ve insanın gövde ve doku yapısı (kafatasının büyüklük ve biçimi, boy, saç rengi vb.) arasında doğrudan bir bağlantı bulunduğunu ileri süren, toplumsal olayları bu açıdan inceleyen ırkçı görüş.

IRKBİLİM (Raciology) : Irkların birbirlerinden ayrı yanlarını, doğuşunu, tarihsel oluşumlarını, birbirleri arasındaki ilişkileri inceleyen iıısanbilimsel dal.

IRKÇILIK (Racism) : Etnik ve ırki grupların, sosyal temelden çok doğal, doğuştan ve kaçınılmaz genetik kuvvet temeli üzerinde olduğu teorisi. Daha geniş bir açıklama ile ırkçılık, kesin olarak bazı etnik ve ırk gruplarının biyolojik olarak üstün ve bu görüşten sonuçlanan baskın ve sömürücü faaliyetlerinin bir hayat biçimidir.

IRKSAL GRUP (Racial Group) : Belli biyolojik özelliklerini üyelerinden alan, paylaşan, bu temel üzerinde oluşan etnik grup.

IŞIĞA DUYARLI MADDELER (Photosensitive Substances) : Ağtabakadaki çubukcuk ve konilerde bulunan ve ışıkla çözülerek görsel süreci başlatan kimyasal maddeler.

IŞIĞA UYUM (Light Adaptation) : Aydınlık ortamlarda ışık düzeyine duyarsızlık kazanma sürecine denir.

IŞIK (Light) : Elektromanyetik radyasyonun görünür spektrumu. Dalga boyu ve şiddet ile betimlenebilir.
 
İÇ BÜKEY ÖĞRENME EĞRİSİ (Concave Leaming Curve) : Öğrenme hızının artmakta olduğunu gösterdiği için iç bükeyleşen bir eğri veya eğrinin bir parçası.

İÇ ÇEVRE (Internal Environment) : Vücût ısısı, oksijen, besin kaynakları, maddeler, hormonlar ve ilişkili diğer maddelerin vücuttaki organlar için oluşturduğu çevre.

İÇ ÇOCUK (Inner Child) : Kimseyi etkilemeyi düşünmeden, içimizden geldiği gibi davrandığımızda kendini gösteren heyecan yaşamımızın kaynağını oluşturan, özgür, duygusal, coşkulu, saf ve hayal dolu bir yanımızı belirten öz benlik.

İÇ DİYALOG (Inner Dialog): İç Çocukla İç Ana-Baba arasında yer alan konuşma. İç konuşma çocuğun çevresinde yer alan dış konuşmanın zamanla içleşmiş halidir ve İç Çocuğun ve İç Ana Babanın kendilerine özgü bir üslup ve iletişim tarzları vardır. İç diyalog derindir ve süreklidir, her yerde ve her durumda devam eder.

İÇ DÖKME (Self- Disclosure) : Bireyin kendisi hakkındaki bazı bilgileri (normal olarak gizli tutulan bilgileri) başka birine haberleşme yoluyla aktarması.

İÇ EVLİLİK (Endogamy) : Eşlerin aynı kast ya da gruptan olmasını gerektiren ve grup dışı evliliğin yasak olduğu kurallar sistemidir. Başka bir ifade ile, kişinin kendi grubu içerisinden biriyle evlenmesini öngören kural. Kısaca, belli bir grup içinde evlenmeyi uygun gören kural.

İÇ GRUP (In-Group) : Birbirine ilgi ve çıkar açısından sıkı sıkıya bağlı ve başkalarını dışta bırakan kişilerin oluşturduğu grup. Değişik bir tanımla iç grup, belli bir grupta bulunan, aynı bölge içinde kalan kişilerin arasındaki dayanışma duygusu.

İÇ İŞLEV (Intrapsychic) : Bireyin davranışlarını etkileyen ve görülmeyen vücut içi prosesler.

İÇ KONTROL YÖNLENDİRMESİ (Internal Control Orientation) : Olayların neticelerinin ferdin kontrolü altında olduğuna inanmak.

İÇ SALGI (Internal Secretion) : Kanalsız bezlerin, diğer adıyla iç salgı bezlerinin çıkardıkları salgılar; hormon.

İÇ SALGI BEZLERİ (Gland) : Kanalsız bezler (tiroid, böbrek-üstü bezleri, hipofız gibi). Bu bezlerin salgıları doğrudan doğruya kana karışır.

İÇE BAKIŞ (Introspection) : Yapısal psikolojide deneğin bilincinde olanları izleyerek ruhsal süreçlerin nitelikleri hakkında bilgi verme durumu. Başka bir deyişle, İnsanın kendi içinden gelen psişik olayları yine kendinin incelemesi. İnsandaki içsel yaşantıların, onun kendi anlatımına dayanılarak incelenmesi. Kısaca içebakış, kişinin kendi öz bilinç alanını gözlemesi durumu.

İÇE YANSITMA (Introjection) : Sevilen ya da nefret edilen bir kimsenin ya da nesnenin kişinin ben'ine ya da iç ben'ine yansıtılması olayı.

İÇEBAKlŞÇILK (Introspectionism) : Psikolojide temel ve güvenirliliği olan tek yöntemin içebakış olduğunu savunan psikolojik akımlar. Bu bakış açısı duyumu bilincin önemli bir psikolojik öğesi olarak ele almış ve zihinsel içerisini çözümlemeye çalışmıştır.
İÇEDÖNÜK (Introvert) : Gerginlik ve çatışma durumlarında kendi içine kapanarak başkalarından kaçma durumu. Kısaca içedönük, düşünce ve duyguları kendisine doğru yönelmiş olan kişilik biçimi.

İÇEDÖNÜKLÜK (Introversion) : Kişinin dikkat ve ilgisinin dış çevreden çok öncelikle kendi duygu ve yaşantıları üzerinde toplama durumu. İçedönük kişi düşünceli ve toplumda beceriksiz, sakar bir görünüme sahiptir.

İÇEGÖÇ (Immigration) : Bir ülkeye başka ülkelerden
insanların veya grupların gelip yerleşmesi.

İÇEKAPANIK (Schizoid) : Dış dünyaya karşı ilgisi ve ilişkisi güçsüz, içine kapanık kişi.

İÇEKAPANIK KİŞİLİK (Schizoid Personality) : Başkalarıyla yakın ilişki kurmaktan kaçınan, düşmanca ve saldırgan duygularını açığa vurmakta güçsüz, düşüncelerini gerçekler yerine dilek ve özlemlerin yönettiği uyumsuz bir kişilik tipi.

İÇERİK (Content) : Toplumsal olguların kurucu unsurlarının bütünü veya bu olgulardaki gelişmelerle biçim değişikliklerinin belirleyici unsuru.

İÇERİK ÇÖZÜMLEMESİ (Content Analysis) : Başta kitle iletişim araçları olmak üzere genel olarak yazılı ve sözlü belgelerin içeriğinin sayısal olarak incelenmesi. Daha geniş bir açıklamayla içerik çözümlemesi, yazılı, sözlü ve görüntülü belgeleri sayısal olarak çözümlemek amacıyla (birim) konularının belirlenmesi, sayılması, oranlama, ortalama alma...gibi matematik işlemlerinden geçirilmesi yöntemidir. Herhangi bir iletişim yapısını incelemeyi gerektiren ve sistematik bir kodlama projesinin veya planının tatbik edilmesi suretiyle araştırmacıya uyanan ilginin yayımlanmasını belirleyen bir araştırma kolu. İletişim açısından içerik çözümlemesi, iletişimin belirtik içeriğinin nesnel, sistematik ve nicel tasvirini amaçlayan bir araştırma tekniği.

İÇERİK GEÇERLİLİĞİ (Content Validity) : Bir ölçüm aracının ölçmesi gereken konu ile ilgili örnekleri içerip içermediğinin saptanması ile bulunan geçerlilik.

İÇEYÖNELİK KİŞİLİK (Autistic Personality) : Toplumsal etkileşimlerden kaçınarak yaşamın gerçekleri ile ilgisi bulunmayan bir düşünce dünyası içinde yaşama özelliği gösteren kişilik.

İÇGÖÇ (Internal Migration) : Bir ülke sınırları içinde bireylerin ya da toplumsal grupların bir yerden başka bir yere gidip yerleşmeleri.

İÇGÖRÜ (Insight) : Psikoterapide, bir kimsenin kendi güdülerini ve bunların köklerini anlaması.

İÇGÖRÜ TEDAVİSİ (Insight Therapy) : Kişilik bozukluğunu, hastanın sorunlarının derinde yatan nedenlerini açığa çıkararak ve uyumsuz savunma mekanizmalarından kurtulmasını sağlayarak tedavi eden yöntem.

İÇGÜDÜ (Instinct) : Her hangi bir canlı türünün öğrenme gerekmeden örgütlü, uyuma yararlı ve sürekli olarak davranma eğilimi. Doğuştan ya da çevrenin etkisiyle biçimlenen karışık davranış motifleri. Kısaca, genetik olarak programlanmış davranış yapılarıdır.

İÇGÜDÜSEL DAVRANIŞ (Instinctive Behavior) : Belirli uyarıcı şartlan altında kendiliğinden yapılan ve öğrenmeye dayanmayan doğuştan getirilen davranış örüntüleri. Davranışı başlatan uyarcı, ortadan kalktıktan sonra da devam eden karmaşık ve öğrenilmemiş davranış örüntüsü.

İÇKAYNAKLI ÖDÜL (Intrinsic Reward) : Yapılan davranışın içeriğinde saklı bulunan zevk ve doyum duygusuna verilen addır. Yapılan faaliyet hangi nedenle olursa olsun kişi için doyum sağlar. Başarıları işin deneğe sağladığı doygunluk.

İÇLEM (Comprehension) : Kavramın veya o kavramı dile getiren terimin içinde topladığı niteliklerin tümü. Kısaca, bir kavramın kapsadığı nitelikler.

İÇSEL GÜÇ (Internal Power) : Yetenek, çaba, kişilik ve tutumlar gibi bireyin içindeki etmenlere yüklenebilecek davranış nedeni.

İÇSEL İHTİYAÇ (Internal Need) : Dış uyaranlardan bağımsız olarak canlının içinde oluşan değişmelerden doğan ihtiyaç.

İÇSEL MOTİVASYON (Intrinsic Motivation) : Bireyin, herhangi bir dış sebep olmadan bir harekete yönelmesidir. Yani o hareketle kendisi arasında bazı ortak değerlerin ve ilginin var olmasıdır.

İÇSEL SÖMÜRGE (Internal Colonialism) : Bu, küçük grubun, egemen grup için ucuz mallar üretmesi, onun yararına çalışmasıdır. Ve bu egemen grubun tekrar bu malları, küçük gruba pahalı olarak satmasıdır.

İÇSEL UYUM ORUNTUSU (Internal Patterns of Accommodation) : Kendi değerlerimize uygun yaşamak için davranışlarımızda yaptığımız değişiklikler.

İÇSEL YÜKLEYİCİ (Attributor, Internal): Kişi, dışa affedicinin zıddına, başarının büyük ölçüde kabiliyet, çaba veya kişilik gibi bireyden kaynaklanan etkenlerin sonucu olduğuna inanır.

İÇSELLEŞTİRME (Internalization) : Bir insanın kendi değer sistemiyle tutarlı olduğu gerekçesiyle ikna edici bir görüşü kabul ettiğinde ortaya çıkan kanı değişimi süreçlerinden biri. Başka bir deyişle içselleştirme, bireyin kültürü ile ilgili değer ve normları kendi özüyle birleştirerek benimsemesi. Yani, bireyin bir kural veya kurallar dizisini sadece öğrenmekle kalmayıp, aynı zamanda kabullenmesi.

İÇTEN DENETİMLİ KİŞİ (Person with Internal Locus of Control) : Diğerlerinin istek, gereksinim, algılama ve yorumlarına göre değil, kendi istek, gereksinim, algılama ve yorumlarına uyarak davranışlarını düzenleyen birey.

İÇTEN EVLENME (Endogamy) : Yalnız aynı boy, köy, oymak ya da başka tür bir toplumsal grubun üyeleri arasında evlenmelere izin veren aile düzeni.

İÇTEN KABULLENİŞ (Private Acceptance) : Grubun normlarını ve değerlerini benimsediğimizde ortaya çıkan bir uygu biçimi.

İÇTEN YÖNETİLEN (Inner Directed) : Grubun geleneklerini ve grup bireylerinin kendisine verdikleri karışılıkları tam olarak önemsemeyip, bazı genel ilkelere uyan bireysel özellik.

İÇTEN YÖNETİLEN TIP (Inner - Directed Person) : Gelenekler yerine, benimsemiş olduğu değerlere ve otoriteye göre davranışlarını şekillendirmiş olan kişi.

İDDİACI KİŞİLİK (Assertive Şelf - Presentation) : İstenilen ve arzu edilen bir kimliği kurmak için kastedilen davranışlar.

İDEAL BEN (ideal Self): Cari Rogers'ın teorisine göre kişinin olmak istediği türde şahıs kavramı. İdeal ben ile gerçek ben arasındaki büyük zıtlıklar mutsuzluk ve tatminsizlik yaratır.

İDEAL KÜLTÜR (ideal Culture) : İnsanları açıkça ve resmi bir şekilde birleştiren normlar ve değerlerdir. Yani, insanların kabul etikleri ya da mevcut olmasını istedikleri kültür.

İDEAL TİP (ideal Type) : Max Weber tarafından, toplumsal olayların çözümlenmesinde kullanılmak üzere yöntembilimsel bir teknik olarak geliştirilmiş olan kavramsal model. İdeal tip, çeşitli konuların özellikleri incelenerek ortaya konur ve tek tek her durumu karşılaması beklenemez. Daha çok varsayımları denemek ve tanımlamak için kullanılır. Daha geniş bir açılama ile ideal tip, belirli bir toplumsal oKınun tüm tipik özelliklerini kapsayan, gerçek yaşamda hiçbir zaman kavramsal safli''i ile rastlanmayan söz konusu olgunun belirlenmesi, anlaşılması ve açıklanması için bir araç niteliğinde soyut zihinsel bir kurgudur.

İDEALİZM (idealisin) : Genel anlamda, bir ülküyle belirlenmiş olan ve bu ülküye çıkar gütmeden bağlı kalan yaşama biçimi ve dünya görüşü. Ahlaki açıdan, bir insanı dış görünüşü, başarısı ve eylemlerinin sonuçlarıyla değil yalnızca düşünüşü ve ahlak karşısındaki iç tutumu ile değerlendiren görüş. Kısaca, var olanın idea, maddenin ise geçici olduğunu savunan felsefi görüş.

İDEOLOJİ (Ideology) : Sosyal sınıf açısından, bir grubun kendi ilgilendiği konuların ve amaçların doğrultusunda kendilerini haklı çıkarmakta kullandıkları doktrin. Genel anlamda ideoloji, çeşitli politik, sosyal ve sınıf çıkarlarını korumaya yardım eden ve bağlı bir kültürel inançlar dizisidir. Felsefi anlamda, bir felsefi görüşün, bir eylemin temeli olarak kullanılması ve kullanılmasının önerilmesi. Başka bir deyişle ideoloji, herhangi bir toplumsal grubun (ulusun, sınıfın, ırkın, meslek ya da din grubunun vb.) yaşamına yön veren ve kendi içinde uyumlu bir düzen oluşturan düşünce, inanç ve düşünüş biçimlerinin hepsi. Kısaca, bir dizi kuralın akıl yoluyla haklı gösterilmesi.

İDEOLOJİK KÜLTÜR (İdeological Culture) : Kişilerin ve grupların sahip olduğu anlamlar, değerler ve kurallar.

İDİYOGRAFİK (Idiographic) : Tek bir problemin bireyselleştirilmiş anlatımına dair.

İHRAÇ EDİLME (Expulsion) : İnsanların bir alandan veya bir toplumdan çıkmaları için baskıya maruz kalmaları.

İHTİYAÇ (Need) : İnsanın gelişimi ve çevreye uyumu için gereken şartlarda bir eksikliğin duyulması. Başka bir deyişle ihtiyaç, fizyolojik ve psikolojik dengenin bozulması sonucu ortaya çıkan eksikliktir.

İHTİYAÇ GERİLİMİ (Need Tension) : Bir ihtiyacın doyurulup giderilmediği zaman canlının duyduğu gerilim.

İKAZ (Warning) : İletişimin kontrolü altında olmayan negatif olguları tahmin edebilen iletişim çeşidi.

İKİ ANLAMLİ MESAJLAR (Double - Edged Messages) : Aynı anda hem olumlu hem de olumsuz anlam taşıyan sözel ve sözel olmayan mesajlar.

İKİ AŞAMALI BİLGİ AKIMI (Two Level Information Flovv) : Bilgilerin yayın araçlarından onları başkalarına aktaracak olan fikir liderlerine geçmesi.
 
İKİ   CİNSİN   KARAKTER  ÖZELLİKLERİNİ  BÜNYESİNDE   TOPLAMA
(Androgynous) : Erkeksi ve kadınsı karakter özelliklerini taşıdıklarına inanan insanlarla ilgili psikolojik bir terimdir. Tarif edilen tiplerin kişisel zevkleri ve ihtiyaçları hem erkeksi, hem de kadınsı özellikler ihtiva eder.

İKİ ETKENLİ DUYGU TEORİSİ (Two - Factor Theory of Emotion) : Schachter tarafından geliştirilen, duygunun öz gerçekleştirimi psikolojik canlandırma ve en son duruma göre uygun bilgiler ya da önceki öğrendiklerimizden çıkarılan dikkatlice hazırlanmış düşünsel seviye tecrübelerinin her ikisine de gereksinme duyar yolundaki teori.

İKİ FAKTÖR TEORİSİ (Two - Factor Theory) : Herzberg'in çalışma hayatında tatminkarlığm ve tatminsizliğin ayrı sebeplerden meydana geldiğini ve yalnızca tatminsizlik yaratan sebepleri (sağlık problemleri) kaldırmakla insanların motive edilemeyeceğini öngörmüş motivasyonla ilgili kabul gören teorisi.

İKİ SERİL BAĞINTI (Biserial Correlation) : Değişkenlerden birinin ikilemli olduğu durumlarda kullanılan parametrik bağıntı.

İKİ TARAFLI SOY (Bilateral Descent) : Anne ve baba, her iki tarafın soyu gibi düşünülen akrabalık sistemi. Başka bir deyişle, çocuğun anne ve baba tarafından akrabalığı bulunduğu kuşaklar.

İKİ TARAFLI TEHDİT (Double Threat) : Her iki oyuncunun da rakibinin yolunu kapatma seçeneğine sahip oldukları kamyonla yük taşıma oyunu koşulu.

İKİ UÇLU DUYGULANIM BOZUKLUĞU (Bipolar Affective Disorder) : Kişinin depresif ve manik veya sadece manik devreler yaşadığı bir duygulanım bozukluğu. Hasta bu iki aşırı duygulanım kutbuna girip çıkarken arada normal bir döneme girer.

İKİ UÇLU HÜCRELER (Bipolar Cells) : Elektriksel impulsları ışığa hassas alıcılardan gangliyon hücrelerine geçiren retinadaki hücreler (sinir hücresi).

İKİLEMLİ VERİ (Dichotomous Data) : Belirli istatistik yöntemlerini, kullanma amacı ile verinin iki gruba ayrılması (örneğin medyanın üstündekiler ile altındakiler gibi-).

İKİLİ GÖRME (Diplopia) : İki gözün görülen nesne üzerindeki bir yerde birleşmesi veya iki gözün sağladığı imgelerde ayrılıkların gerektirdiği gibi kaynaştınlmaması yüzünden, kimi şaşılarda olduğu gibi tek nesneyi iki nesne olarak görme.

İKİLİ GÖSTERİM TABLOSU (Scatter Diagram) : Üzerinde gözlem yapılan bir grup deneğin iki ayrı değişkene ilişkin ölçümlerinin birlikte ve geometrik olarak gösterimi.  Genellikle değişkenlerden  biri  X,  biri  de Y  boyutunu oluşturan  bir koordinatlar sistemi olarak düşünülür ve bir deneğin bu iki değişkene ilişkin ölçümleri bir nokta ya da benzeri bir yolla belirlenir.

İKİLİ KİŞİLİK (Dual Personality) : Birbirine benzemeyen iki kişiliğin sırayla bireyin davranışlarını yönetmesi.

İKİNCİ DERECEDEN CİNSEL ÖZELLİKLER (Secondary Gender Traits) : Ses, saç ve beden biçimi bakımlarından kadın ve erkekte görülen farklı gelişme.

İKİNCİL GRUP (Secondary Group) : Üyeleri arasındaki ilişkiler ortak çıkardan ileri gelen, yüz yüze değil, dolaylı olan, ben duygusunun hakim olduğu, sosyal ilişkilerin kanun, tüzük, yönetmelik, moda, ticari anlaşma ve sözleşmelerle belirlendiği, heterojen bir yapıya sahip olan ve nispeten büyük boyutlu olan toplumsal grup.

İKİNCİL HEDEF (Secondary Goal) : Birincil bir hedefle birlikte bulunma sonucu öğrenilmiş olan hedef.

İKİNCİL İÇME (Secondary Drinking) : Bedenin suya ihtiyacı olmadığı halde su içmeye ikincil içme denir.

İKİNCİL İŞÇİ PAZARI (Secondary Labor Market) : Çalışanlarına düşük ücret, kötü çalışma şartları sağlayan ve yükselme fırsatları sağlamayan meslekler.

İKİNCİL KAZANÇ (Secondary Gain) : Terapistlerin, bazı hastaların patolojik belirtilerinden kazandıkları ikincil faydaları işaret etmek için kullandıkları terim.

İKİNCİL PEKİŞTİREÇ (Secondary Reinforcer) : Birincil bir pekiştireçle birlikte bulunma sonucu pekiştirici güç kazanan uyarıcı.

İKİNCİL PEKİŞTİRME (Secondary Reinforcement) : Bir davranımın ikincil bir pekiştireç kullanılarak kuvvetlendirilmesi.

İKİNCİL SEKTÖR (Secondary Sector) : Üretilen malın içine işlenmemiş (ya da az işlenmiş) madde katmayı öngören ekonomi bölümü.

İKİNCİL TİP HATA (Type II Error): Bir varsayımın yanlış kabulü.

İKİZLERLE ÇALIŞMA TEKNİĞİ (Twin Study Tecnique) : Tek ve çift yumurta ikizleri karşılaştırılarak yapılan çalışmalar.

İLAHİ DİN (Theistic Religion) : Kainatın yaratılması, düzenlenmesinde ve insan davranışlarıyla ilgilenmede rol oynadığına inanılan insandan kaynaklanmayan bir veya daha çok tanrının varlığını kabul eden dindir.

İLERİ DERECEDE ZEKA GERİLİĞİ (Severe Retaıdation) : 20 - 35 ZB ile betimlenen bir zeka geriliği derecesi.
 

İLERİYE DOĞRU BOZUCU ETKİ (Proactive Interference) : Şimdi ögrenileri bilgilerin daha önce öğrenilen bilgilerle karışması ve hatırlamayı güçleştirmesi

İLERİYE DOĞRU KET VURMA (Proactive Inhibition) : Daha önce yapılan bir faaliyetin, daha sonra öğrenilen malzemenin hatırda tutulması üzerindeki olumsuz etkisi.

İLERİYE YÖNELİK HAFIZA KAYBI (Anterograde Amnesia) : Hafıza kaybına sebep olan travma anında olanların ve sonrasında yeni bilgilerin elde edilmemesi hasta yeni hiç bir bilgiyi aklında tutup hatırlayamaz.

İLERLEMECİLİK (Progressivism): Öğrenciyi temele alan eğitim akımı.

İLETİM TİPİ SAĞIRLIK (Conduction Deafness) : Enerjinin salyangoza iletilmesindeki bozukluğa bağlı sağırlık.

İLETİŞİM (Communication) : Sözlü ya da sözsüz duygu, düşünce, fikir, kanı ve bilgilerin bireyden bireye amaçlı olarak aktarılması veya simgeler yoluyla anlamların geçişi. Kısaca, iletişim, kişiler arasında herhangi bir konuda bilgi alışverişidir. Eğer insanlar simgeler aracılığıyla ilişkide bulunuyorlarsa buna iletişim denir.

İLETİŞİM AĞI (Communication Network) : Belli bir düzeni olan iletişim akışlarıyla birbirlerine bağlanmış bir bireyler veya örgütler kümesi.

İLETİŞİM BAĞLAMI (Context of Communication) : İletişimin gerçekleştiği fiziksel, toplumsal - psikolojik ve zamansal çevre.

İLETİŞİM BİLİMİ (Communication Science) : Simge ve gösterge sistemlerinin üretimini, işlenmesini ve etkilerini, bunlarla bağlantılı ilişkileri açıklayan geçerli genellemeleri kapsayan sınanabilir kuramlar geliştirmek suretiyle anlamaya çalışan bilim dalı.
İLETİŞİM GÖSTERGELERİ (Indicators) : Bireyler arası iletişimde, bir iletişimcinin bir başkasına tutumlarını ve tepkilerini aktarma araçları.

İLETİŞİM GRUBU (Encounter Group) : Grup üyelerinin sorunlarını konuştuğu bir grup tedavisi türü.

İLETİŞİM KORKUSU (Communication Apprehension) : Bireyin, başka kişi veya kişilerle ya gerçek veya olası iletişiminden kaynaklanan korku veya kuruntu seviyesi.

İLETİŞİM KURAMI (Communication Theory) : İletişimin çözümlenmesi ve açıklanmasıyla ilgili kuramlar.

İLETİŞİM ÖRÜNTÜSÜ (Communication Patterns) : Gruplarda etkileşimi etkileyen etmenler dizisi.

İLETİŞİM PLANLANMASI (Communication Planning) : Bilgi, tutumlar, duydular ve düşüncelerin, özgül kanallardan özgül mesajlar vasıtasıyla değiş tokuş edilmesi ve iletilmesinin yönlendirildiği sistematik ve yaratıcı bir etkinlik.

İLETİŞİM UÇURUMU (Communication Gap) : Farklı yaş grupları, ekonomik sınıflar, siyasal hizipler ya da kültürel grupların, aralarındaki bir bilişim eksikliğinin veya bazı farkların sonucu olarak birbirlerini anlayamamaları, birbirleriyle anlamlı bir seviyede iletişim kuramamaları.

İLETİŞİM YAPISI (Communication Structure) : Bir bireyler grubundaki iletişimin açık ve kapalı kanallarının örüntüsü.

İLETİŞİM YETENEĞİ (Communication Competence) : Bireysel açıdan etkili, toplumsal bakımından da uygun bir biçimde iletişim gerçekleştirme yetisi.

İLETİŞİMDE KISA DEVRE (Short-Cut in communication) : İletişim hiyerarşisinde birkaç kademenin atlanarak bilginin aktarılmasıdır.

İLETİŞİME HEDEF OLMADA SEÇİCİLİK (Selectivity of Being Target Communication): İnsanlarda halihazırdaki tutumlarına uyan görüşlere, uymayanlara olduğundan daha fazla hedef olma eğilimi.

İLETİŞİMİN BİRİKİMSEL DOĞASI (Cumulative Nature of Communication) : İletişimin bütün deneyimlerimizin, özellikle daha önceki iletişimlerimizin etkilerinin bir karması olma özelliği.

İLETİŞİMSEL BÜTÜNLEŞME (Communication Integration) : Bir toplumsal sistemin üyelerinin ya da birimlerinin bireylerarası iletişim kanallarıyla birbirlerine bağlanmaları.

İLETİŞİMSEL UYUM YETENEĞİ (Communication Adaptability) : İnsanın bireyler arası iletişim hedeflerini ve davranışlarını iletişime katılanlar arasındaki ilişkilere uyumlandırma yetisi.

İLGİ (Interest) : Belirli bir olay veya etkinliğe yakınlık duyma, ondan hoşlanma ve ona öncelik tanıma.

İLGİ ÇEKME ÇABASI (Attention Getting Mechanism) : Beğenilmediği veya savsaklandığı duygusuna kapılan kişinin, çevresindekilerin ilgisini kendi üzerine çekmek için gösterdiği davranış.

İLGİ GRUBU (Interest Group) : Öğrenim veya etkinliklerde amaçları ya da ilgi duydukları konu ortak olan kişilerin bunun çevresinde örgütlenmesiyle meydana gelen grup. Üyelerini yarar sağlayacağına inandırarak, kamu sektörüne baskı yapmak amacıyla kurulmuş bir organizasyon. Değişik bir açıklama ile ilgi grubu, ilgilendikleri bütün toplulukları etkilemenin yollarını arayan birleşmiş gruplar.

İLGİ GÜCÜ (Referent Power) : Etkili bir insan tarafından kendileri için sevilen ve istenilen yolda yapılması karşısında insanların uysal olma eğilimi.

İLGİ ÖLÇEĞİ (Interest inventory) : Bireyin öncelik verdiği veya ilgi duyduğu nesne ve etkinlikleri belirlemek için geliştirilmiş bir tür sorular dizisi.

İLGİ TESTLERİ (Interest Test): Bireyin belli bir meslek alanındaki ilgi derecesini ölçmek üzere geliştirilmiş psikolojik testler.

İLGİLİ KABİLİYET VARSAYIMI (Related Abilitiy Hypothesis) : Bir kişinin karşılaştırma yapmak için seçtiği kimseler değerlendirilen özel bir kabiliyetin etkisi altındadır. Bu kişi böylelikle karşılaştırma yapmak için seçtiği insanların diğer kabiliyetleri hakkında da bir sonuç çıkarabilir.

İLİŞİK ÖĞRENME (Attached Learning) : Başlangıç öğrenme ile ilgili olarak yahut da onun sonucu olarak fikirler, ilkeler ve bilgi edinilmesi.

İLİŞKİ ARAŞTIRMASI (Correlational Research) : Mevcut veriler arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırma.

İLİŞKİ KURUP YAKINLAŞMA GEREKSİNMESİ (Need of Affiliate) : Diğer insanlarla beraber olma ve ilişki kurma isteği.

İLİŞKİLER BAĞLAMI (Context) : Algılamanın, düşüncenin ya da davranışın içinde oluştuğu fiziksel, sosyal / kültürel ya da psikolojik çevre.

İLİŞKİSEL ARAŞTIRMA (Relational Resrarch) : Deneysel kontrol olmaksızın iki ya da daha fazla değişken arasındaki ilişkinin gözlenmesi. Bu, çok miktarda veri toplamak için etkili bir yaklaşımdır, fakat değişkenler arasındaki ilişkinin yönünü belirlemeye elverişli değildir, yani neden sonuç ilişkilerini ortaya çıkarmada kullanılmaz.

İLİŞKİSEL KAVRAM (Relational Concept) : Öğelerin mutlak özellikleri yerine, öğeler arasındaki ilişkiler yoluyla tanımlanan kavram.

İLİŞKİSEL YANLILIK (Relational Bias) : Başkalarının davranışlarını algılamada yanlılığa yol açmak eğilimindeki değişik kişilik özellik ve ayırtkanlıkları arasındaki karşılıklı ilişkiler hakkındaki varsayım.

İLKE (Principle) : Bir ilişkiyi açıklayan, doğruluk değeri kanundan daha düşük olan önerme. Başka bir deyişle ilke, iki ya da daha fazla kavram arasındaki ilişkiyi belirten cümleler.

İLKEL BEN (id) : Ruhun en derin gerçekler dünyası ile değil, bedenle haz ilkesine dayalı ilişkisi bulunan parçası. Başka bir deyişle id, Freud'un kişilik kuramında, bireyin tüm içgüdülerinin depolandığı, bireye enerji veren kaynağıdır.

İLKEL TOPLUM (Primitive Society): Yazılı uygarlığa geçmemiş olan toplum.

İLKELLİK (Primitive) : Teknolojik yönden az gelişmiş ve kendine özgü bir yazı dili olmayan toplum.

İLKESEL GÜÇ (Normative Povver) : Aşk, prestij veya gurur gibi sembolleri temel alan güç.

İMGE (İmage) : Duyusal bir yaşantının beyinde temsil edilmesi. İmgeler, bazı düşünme türlerinde söz konusu olabilir.

İMGESİZ DÜŞÜNCE (İmageless Thought) : İmgeler olmaksızın meydana gelen düşünce. Bu terim özellikle, düşünmenin mahiyeti hakkında 1900'ierde bir grup Alman psikologunun benimsediği kuramı belirtmek üzere kullanılır.

İMMANENT (Internal Consistent Knovvledge) : İçinde çelişkisi bulunmayan, yani iç tutarlılığı olan bilgi türü.

İNANÇ DEVRİMİ (Religious Revolution) : Bir dini inanış sisteminin insanın doğasını ve dünya üzerindeki pozisyonunu göz önüne alan yeni bir inanış sistemi ile değiştirilmesini içerir.

İNANÇLAR (Beliefs) : İnsanların dünyada neyin doğru olduğu konusundaki düşünceleri. (Nesnelerin nasıl çalıştığı ve birbirleriyle ne gibi bağlantılar oluşturduğunu içerir). Daha genel bir ifade ile, dünyanın işleyişi hakkındaki ortak düşüncelerdir. Başka bir ifade ile, kişinin gerçeği izah etmesinin temeli olarak sahip olduğu algılar, insanlar arası ilişkilerde beklenen sıra, fikirler, nesneler ya da olaylar.

İNANDIRMA (Persuasion) : Hedef olan bir kişinin davranışlarını, değerlerini veya sosyal durumunu değiştirmek için yapılan gerçekler, tartışmalar gibi şeylerin kullanılması işlemi.

İNANILABİLİRLİK (Credibility) : İlgilenilen bir konuda bir kaynağın uzman olarak algılanma ve iletişimi alan kişi tarafından güvenilme derecesi. Başka bir deyişle, iletişimde alıcıların kaynağın iletişim konusundaki uzmanlığına olan inancı. Kısaca, kaynağın inanılır olma niteliğidir.

İNATÇI YÖNTEM (Method of Tenacity) : Elde tutarlı delillerin olmamasına rağmen aynı düşünceyi devam ettirme.

İNKARCI SAVUNMA (Refutational Defenses) : İnsanları tartışmalara maruz bırakarak kandırmak için dayanıklılığı arttırmak için kullanılan bir çeşit metot.

İNKARCILAR (Disclaimers) : Fertlerin, bir davranışı yapmadan önce içinde bulundukları kötü durumu yok etmek için yaptıkları açıklamalar.

İNSAN (Man) : Düşünme ve konuşma yetileri olan, yaşaması için zorunlu olan araçları toplumsal olarak üreten bilinçli, toplumsal canlı.

İNSAN ÇEŞİTLERİ TEORİSİ (Kinds - of - People Theories) : Saldırgan davranışların, kişilerin yapısında bulunan biyolojik veya fizyolojik özelliklerden dolayı ortaya çıktığını iddia eden teori.

İNSAN COĞRAFYACILIĞI (Anthropogeography) : İnsanı ve toplumu doğal çevrenin belirlediğini öne süren toplumbilimsel görüş.

İNSAN DAVRANIŞLARININ KAYDI (Records of Human Behavior) : Sosyologların araştırmalarında kullandıkları bilgiler, araştımıacılardan bağımsızca oluşan kişilerin davranış şekillerini onlar açıklar ve organize eder.

İNSAN EKOLOJİSİ (Human Ecology) : Yaşayan varlıkların birbirleriyle olan ve dolayısıyla doğal çevreleriyle olan ilişkilerini incelediği gibi insanların fiziksel alanda yayılmaları ve etkileşimleriyle de uğraşan bilim dalı. Kısaca, insan ile çevresi arasındaki karşılıklı ilişkileri inceleyen bilim dalı.

İNSAN İLİŞKİLERİ (Human Relations) : Bir toplumsal grup içindeki üyeler arası ilişkilerin, insan kişiliğinin tam gelişimini sağlayacak, yönetimde elerkçi ülküleri gerçekleştirecek ve verimliliği artıracak biçimde düzenlenmesi amacına yönelik yönetimsel önlemler.

İNSAN İLİŞKİLERİ FELSEFESİ (Human - Relations Philosophy) : Çalışanın mutluluğunu, moralini ve tatminini vurgulayan bir yönetim yaklaşımı.

İNSAN KAYNAĞI FELSEFESİ (Human - Resource Philosophy) : Çalışanın iş tatminin yanında yeni yetenekler ve rekabetler geliştirmesini uman yönetim yaklaşımı.

İNSAN MÜHENDİSLİĞİ (Human Engineering) : Araç ve gereçlerin yapımıyla çalışma yerlerinin fiziksel şartlarının düzenlenmesinde insanın duyu organlarının özellik ve güçlerini, devimsel yeteneklerini, öğrenme güçlerini, beden boyutlarını, rahatını, güvenliğini ve doygunluğunu göz önünde bulunduran psikoloji ve teknolojiden oluşan bilgi dalı. Kısaca, sosyal ve teknik sistemleri uyumlu hale getirerek en yüksek verimi elde etmeyi, ayrıca yüksek iş tatmini sağlamayı amaçlayan bir bilim (Ergonomi).

İNSAN RESMİ ÇİZDİRME (Draw -a- Man Behavior) : Çocuklara insan resmi çizdirerek zihinsel gelişme durumlarını belirlemeye çalışma.

İNSAN TÜREYİMİ KURAMI (Anthropogenesis) : İnsanın taşıl dönemi maymunundan gelişerek oluştuğunu, bu oluşumun itici gücünün ilkel insanın toplumsal çalışması olduğunu öne süren kuram.

İNSANA İLGİ YÖNELİM BİÇİMİ (Consideration) : İşten ziyade insana önem veren yönetim biçimi.

İNSANA YÖNELİK LİDERLER (Employee Centered Leadership) : Bu liderler işten ziyade çalışanlara, onların mutluluğuna ve tatmin olmalarına önem verirler.

İNSANCIL YAKLAŞIM (Humanistic Approach) : İnsan doğasının iyiye yönelik olduğunu -insanın değerliliğini- savunan felsefi/psikolojik yaklaşım.

İNTİBAK MEKANİZMASI (Adaptation Mechanism) : Gerilimden kurtulmak için geliştirilen aldatıcı davranışlar düzeni.

İNTOKSİKASYON (ALKOL) PSİKOZU (Intoxication Psychosis, Alcohol) : Uzun süre alkol kullanma sonucu gelişen psikoz. Özellikleri arasında bellek bozuklukları, yönelim bozukluğu, sanrılar ve yaşlılık psikozundakine benzeyen bazı diğer belirtiler sayılabilir.

İNVOLUSYONEL REAKSİYONLAR (Involutional Reactions) : Kadınlarda menapoz döneminde, erkeklerde biraz daha ileri yaşlarda görülen ajitasyonlu depresyon ya da paranoid reaksiyonlar. Bunun nedeni olarak beyinde fiziksel bir hasar düşünülmüşse de ağırlık kazanan görüş, yaklaşan yaşlılık döneminin yarattığı psikolojik baskıyı vurgulayandır.

İPUCU (Cue) : Öğrenme sürecinde öğrenciye, neyi öğreneceğini, bunları öğrenirken ne yapacağını anlatmak için kullanılan iletilerin tümü.

İPUCU - OLUŞTURAN DAVRANIM (Cue - Producing Response) : Başka bir davranım için kinestetik bir uyarıcı işlevini gören davranım. Bu, gözlenebilir ya da örtük bir davranım olabilir.

İRADE (Will) : Eylemi düşünceye uygun olarak gerçekleştirebilme yetisi. Kısaca irade, isteği gerçekleştirme yeteneği.

İRADE DIŞI KONTROL (External Control Orientation) : Olayların sonuçlarına, i şans veya kader tarafından meydana geldiğine inanma düzeni.

İRADE KAYBI (Aboulia) : Duraksama, çatışma özellikleri gösteren zihinsel bir durum.

İRADE ÖZGÜRLÜĞÜ (Will Freedom): İradenin insan eylemlerini belli bir ölçüde belirleme özelliği.

İRADİ HAREKET (Voluntary Movement) : Bilinçli ve iradeli olarak yapılan herhangi bir hareket.

İRİS (iris): Gözbebeğini genişletip daraltarak göze giren ışık miktarını değiştiren ve otonom sinir sistemince denetlenen bir kas grubu (renkli tabaka). İris aynı zamanda göze rengini de verir.

İRKİLME TEPKİSİ (Startle Reflex Pattern) : Beklenmeyen bir işitme uyaranına karşı yapılan kassal ve çoğu kez dışkılama görevlerini de kapsayan bir tepki.

İSKOÇYA PROTESTAN KİLİSESİ ORGANİZASYONU (Presbyterian Organization) : Papaz tayin etmek için otoriteye sahip bir kural oluşturan farklı cemaatlerden papazların içinde olduğu bir çeşit kilise örgütü.

İSRAİL'DEKİ KOMÜN SİSTEMİ (Kibbutz) : Küçük şahsi eşyalar haricinde herşeyin toplumun malı olduğu, genellikle tarımla geçinen insanlardan oluşan müşterek yerleşimdir. Kısaca Kibutz, İsrail'deki kollektif çiftliklerdir.

İSTATİSTİK (Statistics) : Çok sayıda bilginin toplanması, sınıflandırılması, incelenmesi ve yorumlanmasıyla ilgili bilim dalı. Başka bir ifade ile istatistik, olay ve olguları yöntemli bir saymayla gruplara ayırarak bunlardan sonuçlar çıkaran bilim.

İSTATİSTİKSEL YASA (Statistical Law) : Herhangi bir düzene geçmişte getirilmiş olan değişme eğilimlerinin gerçekleşme olasılığının nesnel ölçüsünü sağlayan bir nedensellik bağlantısı biçimi.

İSTEMLİ DAVRANIMLAR (Voluntary Actions) : Çizgili kasların merkezi sinir sisteminin denetimi altında yaptığı hareketler.

İSTENİLEN ÖZELLİKLER (Demand Characteristics) : Bir deneyde, test edilen hipotez hakkında denekleri bilgilendiren ama kasten verilmeyen ipuçları.

İSTENMEYEN DAVRANIŞ (Misbehavior - Problem Behavior) : Okulda, eğitsel çabaları engelleyen her türlü davranış.

İSTERİ (Hysteria) : Temelde herhangi bir örgensel neden bulunmaksızın çırpınma, kasınma, acıya duyarsızlık, kusma, bayılma, felç gibi bedensel görünümlerle dışa vuran bir nevroz türüdür.

İSTİDAT (Aptitude) : Organizmanın doğuştan getirdiği ve uygun çevre şartlarında geliştirilebilen özellikleri.

İSTİLA (Invasion): Yeni bir nüfus veya iş türünün bir alanı kuvvet kullanmadan ele geçirmesi. Başka bir deyişle istila, bir bölge veya yerleşim alanına yeni bir toplumsal - ekonomik gruptan bireylerin gelip yerleşmesi, eskilerin ise buradan ayrılması süreci.

İSTİSNALARLA YÖNETİM (Management By Exception) : Standartlara ulaşmayan alışılagelmiş mevzu ve icralara önem veren yöneticileri tarif eden işlemdir. Şu slogan ile ifade edilir: Eğer bozulmamışsa tamir etme.

İŞ AHLAKI (Business Ethic) : İdare, çok çalışma, sermaye birikimi, teşvik edici ve aileye sadakat gibi, toplumca kabul edilmiş endüstri toplumunda kabul görmüş sayısal değerler bütünü.

İŞ ANALİZİ (Job Analysis) : Herhangi bir iş veya görevin gerektireceği yeteneklerin, kişisel özellik ve eğitim açısından çözümlenmesi. Başka bir deyişle iş analizi, bir iş hakkındaki güvenilir bilgileri toplama işlemidir. İşin türü, harcanan zaman, kullanılan iş araçları, işin gerektirdiği yetenekler, tecrübeler, yetki ve sorumluluklar ve işin hangi koşullar altında yapıldığı konusundaki bilgiler iş analizini kapsar.

İŞ BETİMLEME (Job Description) : İş betimleme, işin çözümüyle elde edilen bilgilerin düzenli bir metine dönüştürülmesidir.

İŞ DANIŞMANLIĞI (Job Consultation) : Çalışanların karşılaştığı sorunları ve kişisel bunalımları çözerek işinde rahat çalışmasını sağlamadır

İŞ DEĞERLEMESİ (Job Evaluation) : Parasal ücretlerin çalışanlar arasındaki dağılım biçiminin mantıklı kılınması ve kabul görmesini sağlamaktır. Bu değerleme, örgüt içinde iş değerleri konusunda ortak bir anlayış yaratarak eşitlik sağlar. Kısaca, görülen işe göre tespit edilen ücret.

İŞ DERİNLİĞİ (Job Depth) : Bir canlı duruma verilen otonomi (iş programı veya performans control) ve sorumluluk derecesidir.

İŞ DİZAYNİ (Job Design) : Aktiviteleri, sorumlulukları ve bireyler arasındaki ilişkileri şekillendiren ve böylece ürünü ve işçilerin kabiliyetlerini artıran faaliyetlerdir.

İŞ DÖNGÜSÜ (Work Cycle) : Bir işe başlamadan veya döngüyü tekrar etmeye hazır olmadan önce işi tamamlamak için gereken zamandır.

İŞ EVLİLİĞİ (Marriage by Service) : Başlık parası
veremeyecek durumda olan erkeğin, kayınbabasmın yanında belirli bir süre iş görme karşılığı kurduğu evlilik.

İŞ FAALİYET ALANI (Job Scope) : İşçilere izin verildiği ve onlardan başarılması beklendiği çeşitlilik derecesi ve değişik görevlerdir.

İŞ GENİŞLETME (Jop Enlargement) : Çalışma sürecinin daha büyük bir bölümündeki işçiyi içeren ve çalışma tecrübesini daha çeşitli yapmak için bir ya da daha fazla diğer işlerle birleştirilmiş görevleri bir işe ekleme.

İŞ GÜCÜ DEVRİ (Turnover) : Geniş anlamıyla iş gücü devri işçi devridir. Bu bir işletmeye giren ve çıkan iş gücü hareketlerini ifade eder.

İŞ GÜVENLİĞİ (Jop Security) : İşgörenlerin gördükleri işlerden dolayı korunmaları ve karşılaşabilecekleri iş tehlikelerinin önlenmesi yolunda alınması yasalarla zorunlu kılınan önlemler.

İŞ İÇERİĞİ (Job Context) : Bir işi etkileyen çalışma şartlarıdır. Örneğin, fiziksel çevre ve faaliyetler, ödemeler ve karlar, yani bir anlamda işçilerle yöneticiler arasındaki ilişkilerdir.

İŞ İKLİMİ (Work Climate) : İnsanların iş çevrelerini, motivasyonlarını ve başarılarını kuvvetlendirecek bir duruma getiren betimsel (tasviri) kavrayıştır.

İŞ KAZASI (Occupational Accident) : İşgörenin işyerinde çalıştığı sırada ya da yaptığı işten ötürü meydana gelen kaza.

İŞ LİDERİ (Job Leader) : Belirli işleri yaparken grubu denetleyen, biçimlendiren, yönlendiren ve örgütleyen kişi. Bu kişinin etkisi yapılan belirli işlerle sınırlıdır.

İŞ ÖZERKLİĞİ (Job Autonomy) : İşin serbestlik ve bağımsızlık sağlaması yanında işi planlama, kararlaştırma ve başarmak için kullanılan araçları belirlemede takdirde bulunma derecesidir.

İŞ REKABETİ (Job Competence) : Fazla yönlendirme olmadan bir işi nasıl gerçekleştirebileceğini bilme yetisi.

İŞ ROTASYONU (Job Rotation) : İş rotasyonunda birden fazla iş söz konusudur. Bazı işlerin yarattığı sorunları azaltmak için işgören başkaları ile iş değiştirir. Çok tekrar ve çok dikkat gerektiren işler bunlara örnektir.

İŞ UYUMU (Vocational Adjustment): Bireyin geçimini sağladığı işin yeteneklerine ve eğilimlerine uygun olması.

İŞ YAŞAMININ KALİTESİ (Ouality of Work Life) : İş yaşamının kalitesi, personelin örgütsel deneyimleri aracılığıyla önemli kişisel ihtiyaçlarını tatmin edebilme derecesidir.

İŞ YÜKÜ (Work Load) : Bir işgörenin belli bir çalışma süresi içinde bir performansı elde etmek için gerçekleştireceği ödevlerdir.

İŞ ZENGİNLEŞTİRME (Jop Enrichment) : Bir işe ek görevleri olduğu kadar daha büyük otoriteyi ve sorumluluğu taşıma. Başka bir deyişle, iş zenginleştirme, işleri insancıllaştırmayı amaçlayan herhangi bir çabayı, özellikle işlere yeni güdüleyicilerin eklenmesini anlatır. Sıradan işlerin (rutin işler) içeriğini artırma programı. Bu yolla iş hem sorumluluk hem de çeşitlilik kazanır.

İŞARET : İkinci dürtünün oluşmasında harekete geçirici olay ya da söz olarak hizmet eden dürtü.

İŞARET TESTİ (Sing Test) : Değişim yönünün anlamlığını saptamada kullanılan, parametrik olmayan test.

İŞBİRLİĞİ (Cooperation) : Bireylerin ortak bir amaca ulaşmak için az çok örgütlü biçimde ortaklaşa eylemde bulunmaları. Daha geniş bir tanımla, iki veya daha fazla şahsın ya da grubun ortak bir amaç için birbirleriyle birleşerek hareket etmelerini ifade eden sosyal sürece işbirliği denir.

İŞBİRLİĞİ İÇİNDE KARŞILIKLI BAĞIMLILIK (Independed in Cooperation) : Eşit statü ilişkileri içinde etkileşen zenci ve beyazlarda önyargılı tutumları zayıflatmak eğiliminde olduğunu savunan görüş.

İŞBİRLİKÇİ DANIŞMANLIK (Cooperative Couseling) : Bu danışmanlık, bir işgörenin duygusal sorununun karşılıklı görüşülmesi ve buna çare olacak şartları yaratmak için işbirliği içinde çaba gösterilmesidir.

İŞBÖLÜMÜ (Division of Labor) : Karmaşık bir işin başarılmasında, görevlerin değişik tabakalardaki bireylere göre ayrılması. Bu ayırma işlemi, hem toplumda geçerli olan geleneklere, hem de bireylerin verimliliklerine göre yapılır. Bir toplumu oluşturan üyelerin, ailelerin ve toplulukların işleri aralarında bölüşmeleri; toplumsal yerlerine ve biyolojik yapılarına göre belirli işleri yapmaları. Değişik bir açıklama ile işbölümü, bir toplumsal üretim düzeni içindeki değişik görev ve hizmetlerin, toplumun üyeleri, grupları, arasındaki bağımlılık ilişkileri içinde bölünmesi süreci.

İŞÇİLERİN ORTASINIFLAŞMASI (Embourgeoisement - Disproletarisation) : Kimi toplumbilimcilere göre, anamalcı işleyim toplumlarında işçi sınıfı üyelerinin ekonomik durumlarındaki düzelme sonucu sınıf bilinci ve dayanışmasından uzaklaşıp orta sınıf yaşama biçimine ve değerlerine özenmeleri.

İŞE DEVAMSIZLIK (Absenteism) : İşgörenin çalışma programı ve planına göre, çalışması gereken zamanlarda işine gelmemesidir.

İŞE YABANCILAŞMA (Working Alienation) : Birisinin yaptığı veya düşündüğü şey hakkında kontrolün olmaması sonucu ortaya çıkan güçsüzlük duygusu halidir.

İŞE YÖNELİK LİDERLİK (Production Centered Leadership) : İnsandan ziyade işe ve üretime önem veren liderlerdir.

İŞGÖREN BİRLİĞİ (Labor Union) : İşgörenlerin çeşitli ortak çıkarlarını gerçekleştirmek ve korumak amacıyla oluşturdukları dernek.

İŞGÖREN SINIFI (Proletariat) : Yaşamı kazanmak
için el emeklerini satmak zorunda kalan işgören sınıfı.

İŞGÜCÜ (Labour Force) : Bir toplumda 15-64 yaşlar arasındaki nüfus bölümü.

İŞİN YENİDEN YAPILANDIRILMASI (Job Restructure) : İşin, çalışma grubu dikkate alınarak yatay ve dikey genişletilmesi işin yeniden yapılandırılması olarak değerlendirilir. İşin yeniden yapılandırılması, işin yönetici, üretim mühendisleri ve davranış bilimciler tarafından incelenmesini gerektirir.

İŞİTME ALANI (Auditory Span) : Bir kez dinlendikten sonra tekrarlanabildi sözcük, sayı veya başka şeylerin toplamı.

İŞİTME BELLEĞİ (Auditory Memory) : Konuşma veya diğer ses özelliklerinin güç, perde ve uyum gibi yanlarını yanlışsız tanıma, iradeli anımsama ve tekrarlama gücü.

İŞİTME SINIRI (Aııdibility Limit) : İnsan kulağının işitebileceği 20 - 20000 kilosaykıl arasındaki en yüksek ve en düşük ses sınırı.

İŞLEM (Operation) : Bir sistemde, girdilerin hedefler doğrultusunda, uygun ve etkili kimyasal, fiziksel, zihinsel ve işlemsel süreçlerin kullanılarak biçimlendirildiği bölüm.

İŞLEM ÖNCESİ DÖNEM (Preoperational Stage) : Çocukların konuşmayı, sembolik görüntüleri ve nesneleri temsil eden kelimeleri kullanmayı öğrendikleri şuursal gelişme safhası için Piaget'nin kullandığı terim. Bu dönem, Piaget'nin 2-7 yaş arasını kapsayan ikinci bilişsel gelişim dönemidir.

İŞLEMSEL ÖĞRENME (Operant Learning) : Canlının daha önceki denemelerde doyurucu neticeler sağladığını denediği tepkinin benzer durumlarda da tekrarlandığını öğrenmesi.

İŞLEMSEL TANIM (Operational Definition) : Görgül gözlemlerin, ölçümlerin nesnel sonuçlarına dayalı, güvenirlilik ölçüsü yüksek olan ve tanımlanan şeyin tanınması ya da ortaya çıkarılması için baş vurulan yolları, kullanılan araçları belirten tanımlama.

İŞLETME (Business Unit) : Bir anamal yatırılarak kar
etme amacıyla kurulan kurum.

İŞLEV (Function): Bir kültür öğesinin belli bir toplumsal düzenin uyumlu işleyişine yaptığı katkı. Bir yapının gerçekleştirebileceği ve onu başka yapılardan ayırt etme imkanı veren eylem türü ya da türleri. Başka bir deyişle işlev, bir toplumsal sistem içindeki öğeler arasındaki ilişkiler ve bunların etkileşiminin sonuçları veya bir toplumsal örüntünün, süregelmekte olan toplumsal sisteme katkısıdır.

İŞLEV BOZUKLUĞU (Apraxia) : Beyinde baş gösteren bir sakatlanma sebebiyle kişinin araç kullanma ve tasarladığı hareketleri yapabilme gücünü kaybetmesi.

İŞLEVE TAKILMA (Functional Fixedeness) : Nesnelerin önceden öğrenilen işlevlerinin etkisinde kalınarak onları yaratıcı bir biçimde yeni durumlarda kullanılmasının düşünülmemesi durumudur.

İŞLEVSEL BİLGİ (Functional Knovvledge) : Uygulanma veya kullanılma özelliği olan bilgi.

İŞLEVSEL PSİKOLOJİ (Functional Psychology) :
Zihinsel görüntüleri, süreçler ve etkinlikler olarak tanımlayan, bu etkinliklerle görevlerin faydasına önem veren psikoloji dalı.


İŞLEVSEL SINIRLILIK (Functional Specifıcity) : Rol ilişkisinde "ben" ve "başkası"nın, tüm kişilik veya statünün sadece belirli bir parçası yani o anda elde bulunan görevle ilgili olan bölümünü göz önünde bulundurmaları gerektiğini belirten rol beklentisi.
İTAAT (Obedience): Bir emir veya ricanın gereğini yerine getirme.

İTİBAR (Prestige) : Bir statüye veya o statüde bulunan kişiye grup veya toplum tarafından verilen derece.

İYİ GELECEĞİN PARLAKLIĞI (Glow of Good Will): İnsan neslinin devamı iyi karakterli insanlara bağlıdır. Çünkü onlar iyi düşüncelerine, mizaçlarına zarar verilmediği sürece diğer insanlara yardım ederler.

İYİ HİSSETME ETKİSİ (Good Feeling Effect) : Kendilerini iyi hisseden insanlar, kendilerini pek iyi hissedemeyenlerden daha fazla özgeci davranış göstermek eğilimindedirler.

İYON (Ion) : Sinir hücresinin dışındaki ve içindeki
sıvıda bulunan elektrik yüklü birimler. Bu birimlerin hücre zarından içe ve dışa akışları ateşleme potansiyelini belirler.

İZİN VERİLMİŞ SALDIRGANLIK (Allowed Aggresion) : Ana babanın itaat etmeyen çocuğu dövmesi gibi genel kabul edilen toplumsal normları destekleyen saldırgan davranışlar.

İZLENİM YÖNETİMİ (Impression Management): Başkalarının bizi arzuladığımız gibi görmeleri için yapılan tanıtma girişimi.

DERLEYEN...EDİTÖR
İletişim:bilgi@gencogrenci.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :Psikoterapi - psikoloji - kişisel gelişim - bireysel gelişim - psikolojik rahatsızlıklar -

Yorumlar