Psikoloji Sözlük - G-

PSİKOLOJİ-SÖZLÜK- TÜRKÇE

G ETMENİ (G Factor): Genel zihin gücü.

GABA (Gaba): Beyinde en yaygın biçimde görülen ket vurucu bir nöral aktarıcı.

GALTON YASASI (Galton's Law) : İnsanın kalıtımsal özelliklerinin 1/4'nün anne veya babasından, 1/6'sının ise büyükbabasından geçtiğini belirleyen bir genelleme.

GALVANİK DERİ TEPKİSİ (Galvanic Skin Response) : İnsan derisinden elektrik akımının hangi dirençte geçtiğini belirten bir gösterge. Elektrik deriden ne kadar kolay geçerse bireyin o kadar heyecanlı olduğu kabul edilir. Başka bir deyişle galvanik deri tepkisi, heyecan halleri ve çeşitli diğer koşulların derinin elektriksel direncinde oluşturduğu değişimlerdir.

GAMMA ÖĞRENME HİPOTEZİ (Gamma Learning Hypothesis) : Dunlap'm öğrenme ilkelerinden biridir. Bir uyarıcıya karşı yapılan tepki aynı uyarıcıya karşı o tepkinin yeniden meydana gelmesinin ihtimalini etkilemez.

GANGLİYON (Ganglion) : Merkezi sinir sistemi dışındaki sinir hücresi gövdelerinin oluşturduğu topluluk.

GAYRİ MENKUL (Real Property) : Ev ve toprak gibi başka yere taşınma imkanı bulunmayan mallar.

GAYRİ RESMİ VETO (Informal Veto) : Hükümet güçlerini kullanarak, hükümet yararına muhalefetin etkisiz hale getirilmesi veya bu amaçla politik dokunulmazlıklarının kaldırılmasıdır.

GECE FOBİSİ (Nightphobia) : Daha çok çocukların karabasandan uyandıktan sonra gördükleri düşle ilgili olarak duydukları sürekli korku.

GECEKONDU (Slum House) : Türkiye'de özellikle büyük kentlere göç eden kırsal nüfusun buralarda kamunun ya da özel kişilerin iyeliğindeki toprak parçalan üzerinde kaçak olarak yaptığı, sağlık ve bayındırlık kurallarına uymayan konutlar.

GECEKONDU AİLESİ (Slum House Family) : Şehirlerdeki gecekondularda yaşayan, kırsal kökenli, maddi ve manevi değerlerinin bir bölümü kırsal, bir bölüm" kentsel özellikte olan, geçiş durumundaki aile.

GECİKMELİ ŞARTLAMA (Delayed Conditioning) : Bir klasik şartlama şekli Şartlı uyaran, şartsız uyaran verilmeden başlanır ve tepki çıkıncaya kadar deva eder.

GECİKTİRİLMİŞ DAVRANIM (Delayed Reaction) : Doğru uyarıcının yanı sıra çoğunlukla yanlış uyarıcıların da sunulduğu, ancak deneğin, seçim yapma imkanı eHlmeden önce bir süre bekletildiği bir deney türü.

GEÇERLİLİK (Validity) : Bir ölçüm aracının yalnızca açıklamak veya ölçmek istediği özelliği ölçmesi, başka özellikleri işe karıştırmamasıdır. Başka bir tanımla gççerlilik, bir çalışmadan elde edilen sonuçların gerçeğe uygunluğu veya yapılan anketin istenen tip verileri ortaya çıkarması. Geçerlilik, genellikle, bir dizi ölçmenin bir ölçüt ile ilişkisini temsil eden bir korelasyon katsayısı ile gösterilir.

GEÇİCİ ROL (Passing) : Azınlık grubuna dahil olan bir kişinin, çoğunluk orubunun üyesi imiş gibi davranması.

GEÇİŞ (Transfer) : Bir alanda kazanılan bilgi ve becerilerden başka benzer alanlarda yararlanma olayı.

GEÇİŞ  ALANI  (Transition  Area)   :   Bir  nüfusun  
ve   buna  bağlı   hareketlerin
değişmesi.

GEÇİŞ HALİNDE TOPLUM (Transitional Society) : Geleneksel toplumdan modern topluma doğru gelişen toplum.

GEÇİŞLİ ÇEVRE (Transacting Environment) : Şirketin direkt etkileştiği tedarikçileri, müşteri, rakip ve ayarlayıcılarını da kapsayan çevresel sektör.

GELENEK (Tradition) : Eski kuşaklardan bize kadar gelen ve aramızda ortak bir anlayış ve güçlü bir birliğin doğmasına yardım eden sosyal adet ve değerler. Sözlü ve yazılı olmak üzere iki bölüme ayrılan ve bir toplumda kuşaktan kuşağa geçen kültürel değerler, alışkanlıklar, bilgiler, töreler ve davranışlar. Kısaca, kuşaktan kuşağa geçen adetler.

GELENEK ÖNCESİ DÜZEY (Preconventional Morality) : Kohlberg'e göre ahlak gelişim düzeylerinden ilki. Bireyin kendi çıkarlarını ön plana aldığı düzey.

GELENEK SONRASI DÜZEY (Post Conventional Morality) : Kohlberg'e göre en 3|i ulaşılabilecek ahlak gelişim düzeyi. Bireyin özerk olarak, insan haklarını gözeten r biçimde davranma eğiliminde olduğu düzey.

LENEKÇİLİK (Traditionalism) : Toplumsal kurumları ve inançları yalnızca nişten süregeldikleri  için benimseyen, saygın tutan, destekleyen, yeni kültür slerını ise değersiz sayan tutum ya da öğreti.

ENEKLE YÖNETİLEN (Traditionally Ruled) : Genellikle küçük kabileler-kışılerde görülen ve hareketlerini genel ilkelerden çok grubun geleneklerine kayarlayan bireysel özellik.

GELENEKLER TARAFİNDAN YÖNETİLEN KİŞİ (Tradition-Directed Person) : Toplumdaki geleneklere göre davranışlarını şekillendiren kişi.

GELENEKSEL BİLGİ (Traditional Knowledge): Gerçekle, ataların deneyimlerine göre bağ kurmanın sonunda elde edilen bilgi

GELENEKSEL DÜZEY (Conventional Morality) : Kohlberg'e göre ikinci ahla gelişim düzeyi. Genelde kabul gören davranış biçimlerini gösterme eğiliminin yaygın olduğu düzey.

GELENEKSEL KALABALIK (Conventional Crowd) : Bu planlanmış olması gereken ve sosyal bir anlayışa sahip olması lazım olan nispeten şekilli bir toplum çeşididir.

GELENEKSEL ÖRGÜT (Folk Organization) : Genellikle geçmişlerinin homojen özellik taşıdığı, ayrık, eğitimsiz ve güçlü bir grup dayanışması duygusu olan üyelere sahip küçük gruplardır.

GELENEKSEL OTORİTE (Traditional Authority) : Her zaman yapılan şeylerin üzerine kurulmuş olmasından dolayı yasaya uygun olan otorite. Farklı bir deyişle, geleneklerle sınırlandırılmış otorite.

GELENEKSEL TOPLUM (Traditional Society) : Geniş anlamıyla insan ilişkilerinde geleneklerin egemen olduğu, çoğunluğunun okuma yazma bilmediği ve nüfusun büyük bölümünün köylerde yaşadığı toplum. Başka bir ifade ile geleneksel toplum, kırsal, tarıma dayanan, küçük topluluklardan oluşan ve bir cinstenlil gösteren toplum biçimi.

GELİP GEÇİCİ MODA (Fad) : Bir kültür için pek önemli olmayan bir kültür öğesinin geçici ve çoğunlukla çok şiddetli olarak değişmesi veya aniden popüler olan ve hemen sonra tekrar özelliğini kaybeden bir kültür özelliği. Başka bir tanımla, geniş sayıdaki insan topluluğunun geçici taşkınlık yapma faaliyeti.

GELİR (Income) : Genel anlamda, insani ve maddi kaynakların kullanılmasında elde edilen kazanç. Bireysel bazda ise, yapılan işin karşılığı olarak insanlara verilen ücret veya maaş. Kısaca, bir ekonomik birime çeşitli yolardan sağlanan para.

GELİR DAĞILIMI (Income Distribution) : Bir ülkenin toplam gelirinin o ülkenin bireyleri arasında dağılma oranı. Başka bir deyişle, toplumsal ürünün insani arasında parasal olarak bölüştürülmesi.

GELİR DOLAŞIMI (Circulas Flovv Of Income) : Toplumsal gelirin elden ek geçerek dolaşması.

GELİŞİGÜZEL KALABALIK (Casual Crowd) : Küçük bir yapıdaki, göre üyelerin birbirleriyle açıkça bağlı olmadığı grup. Koordineli grup aktiviteleri.
 
GELİŞİM  PSİKOLOJİSİ  (Deveiopmental  Psychology)  :   Büyüme  ve gelişme
sonucu davranış ve bilişsel sistemde ortaya çıkan değişiklikleri inceleyen psikoloji
dalı.

GELİŞİMDE   ASKIYA   ALMAK   (Diffusion    in    Deveiopmental)   :   Kişinin
özdeşleşme krizinin tam ortasında daha önce inandığı bütün değerleri yeniden
"özden  geçirmesi   dönemi.   Birey   bu   devrede   henüz  hiçbir  görüş   ve   de&ere
bağlanmadığı için kendini havada hisseder.

GELİŞİMDE DAĞINIKLIK (Moratorium in Deveiopmental) : Kişinin özdeşleşmesini oluşturmak için var olan seçenekleri henüz gözden geçirmemiş olması ve bir seçim yaparak kendini bir özdeşleşmeye adayamamış veya bağlamamış olmasıdır.

GELİŞİMDE KÖRÜ-KÖRÜNE BAĞLILIK (Foreclosure in Deveiopmental) : Birey daha önce kendisine öğretilen ana-babanm görüş ve değerlerine körü-körüne bağlanmasıdır. Kişi herhangi bir inceleme yapmadan ve bu konuda önemli bir bireysel deneyim geçirmeden sanki kendi değerleriymiş gibi ana-babanm görüş ve değerlerini sürdürür.

GELİŞİMDE ÖZDEŞLEŞMENİN BAŞARILMASI (Identity Achievement) : Bu devrede birey değer ve görüşleri gözden geçirmiş ve kendi için en uygun olanı bulduğu bir özdeşleşmeye kendini adamış ve bağlamıştır.

GELİŞME (Development) : Canlıların bedensel, ruhsal, duygusal ve zihinsel yapılarında meydana gelen değişmeler. Toplumsal açıdan gelişme, yalından karmaşığa, aşağı olandan üstün olana doğru ilerleyen, olayların iç eğilimlerinin ve özünün aydınlanmasını sağlayan, yeninin ortaya çıkmasına götüren kendi kendine devinim süreci.

GELİŞMEMİŞ ÜLKE (Underdeveloped Country) : Türlü tarihsel etkenler ledeniyle sanayileşmemiş olan, üretimi ilkel uygulamalı tarıma dayalı, eğitim düzeyi düşük kalmış, toplumsal ve kültürel bütünleşmesi tam anlamıyla gerçekleşmemiş, yenelükle Batılı anamalcı toplumlarca sömürülmüş ya da sömürülmekte olan ülke.

GELİŞTİRME BÖLÜMÜ (Lesson Development) : Hedef davranışları her bir öğrenciye kazandırmak için işe koşulan etkili ve verimli zihinsel ve işlemsel süreçlerin tümü.

   
GEN (Gene) : Her hücrenin kromozomunda bulunan ve kalıtımla ilgili özelliklerin aktarılmasını sağlayan biyokimyasal birimler.

GENÇLİK (Yoııth) : İnsan hayatının ortalama olarak on altı ile yirmi beş yaşlan arasına rastlayan dönemi.

GENEL DOĞURGANLIK ORANI (General Fertility Rate): 15 ve 44 yaşlan arası her bin kadına düşen doğum oranı.

GENEL FELÇ (Paralysis) : Frenginin beyne yayılması sonucu olarak bilişsel süreçler ve devimsel becerilerde ortaya çıkan çöküntü.

GENEL HEDEF (General Target) : Milli eğitim ya da okulun öğrencide gözleme istediği hedefler.

GENEL ONAY (Consensus) : Değer yargılarının paylaşılması veya gruptaki bazı bireylerin tam olarak razı olmamalarına karşın ortak bir davranış örüntüsünün kabul edilmesi.

GENEL PSİKOLOJİ (General Psychology) : Psikolojinin, bireyler ve sınıfların özelliklerini değil, insan için gerçek ve geçer olan genel sorunları yöntemleriyle birlikte inceleyen dalı.

GENEL ROLLER (General Roles) : Genel roller toplumca benimsenmiş olan ve sonuçları genellikle toplumu veya grubu etkileyen rollerdir. Mesleki roller genel rollerin kapsamındadır.

GENEL TASARIM (General Representation) : Kavram, ortak nitelikleri olan nesne, olay ve yaşantıların zihinde bir kategori halinde toplanması.

GENEL UYARILMIŞLIK HALİ (Arousal) : Tetikte oluş, uyanıklık düzeyi ve kas geriliminde artışla belirlenen hal.

GENEL YETENEK (General Ability) : Çeşitli işlerin başarılmasında etkili olan ve bireylere göre farklılık gösteren genel zihinsel güç.

GENELLEME (Generalization) : Gözlem yoluyla belirlenen değişmez ilişkilerin kanunlar halinde formüle edilmesi. Belli bir durumda insanı başarıya ulaştıran davranışın başka benzer durumlarda da tekrarlanması. Başka bir deyişle genelleme, mantıksal bir işlemle özelden genele, daha az genel olan bilgiden daha genel olan bilgiye geçiş sürecidir. Kısaca, herhangi bir nesne veya olayın belli bir parçasından edinilen bilgiyi onun tümüne yayma.

GENELLEŞTİRİLMİŞ AMAÇ GERİLİMİ (Generalized - Goal Tension) : Denek hayvanın belirli ve genel nitelikteki bir amaca yönelmiş olması durumu.

GENELLEŞTİRİLMİŞ BAŞKASI (Generalized Other) : İstek ve beklentileri "Ben" kavramına dayandırma. Başka bir deyişle, genel olarak toplum ve digef insanların beklentileri hakkında sahip olduğumuz iç düşünce. Kısaca, kişinin, kentenliğinin karşıtı olarak gördüğü başkaları konusunda kurduğu kavram. Toplumun iç yapısının görüntüsünü ve normlarını bir bütün olarak ele alan Freud'un terimi

GENETİK (Genetic) : Genlerle ilgili, kalıtsal.

GENETİK BİLİMİ (Genetics) : Genlerin yapısını, işleyişini ve etkilerini nasıl gösterdiğini araştıran biyoloji bilim dalı.

GENETİK MÜHENDİSLİĞİ (Genetic Engineering) : İstenmeyen bir geni çıkarıp yerine istenilen bir geni koymayı amaçlayan biyoloji uygulama alanı.

GENETİK PSİKOLOJİSİ (Genetic Psychology) : İnsan veya türünü, başlangıç ve aelişimi açısından incelemeyi konu edinen psikoloji dalı.

GENİŞ AİLE (Extended Family): Birbirleriyle kan bağı veya evlilikle ilişkili üç ya da daha fazla neslin birleşik bir ev halkı oluşturan üyeleri, organları. Daha açık bir ifade ile, erkek ve kız kardeşler; onların karı ve kocaları, ana-babaları ve evli çocuklardan oluşan ailedir. Kısaca, kan birliğine dayalı, birkaç derece akrabalığı içeren, akrabalık ağını kabul eden aile sistemi.

GENLER (Genes): Kromozomlar içinde bulunan ve kalıtsal nitelikleri bir kuşaktan diğerine taşıyan mikroskopik parçacıklar.

GENLİK (Amplitude) : Çeşitli enerjilerin, örneğin, ses veya ışık gibi herhangi bir andaki şiddeti.

GENOTİP (Genotype) : Kişiye kalıtımla aktarılan ama gözlenebilirliği şart olamayan özellikler. Başka bir açıklama ile genotip, bir organizmanın toplam genetik yapısını ifade eder.

GENSEL DENGE KURAMI (Genetic Balance Theory) : Kalıtımsal olan herhangi bir özelliğin, tek bir genin sonucu olarak değil, genler arası etkileşim ile geliştiğini savunan teori.

GEORGIZM (Georgism) : En büyük gelirin toprak değerindeki artıştan geldiğini savunan görüş.

GERÇEK AKRABALIK (Consanguineal Kin) : Abi, abla, anne ve baba gibi birbirlerine biyolojik olarak benzeyen kişiler ve bunların çocuklarıdır.

GERÇEK   KÜLTÜR   (Real   Culture)   :   İnsanların   açıkça   ve   resmi   olarak :abullenmedikleri, bununla birlikte, takip ettikleri normlar ve değerlerdir. Başka bir eyişle,   kültürel   normlara,   değerlere   ve   inançlara   karşı   insanların   gerçek davranışlarıyla ilişkide bulunmalarıdır.

GERÇEKÇİ ÇATIŞMA MODELİ  (Realistic  - Conflict Model)  :  Kardeşler ,asındaki kavganın sebebi mal - mülk ve emek paylaşımı gibi gerçekçi konulardır.

GERÇEKÇİ GRUP ÇATIŞMASI (Realistic Group Conflict) : Gruplar arasındaki düşmanlığın, beğenilerin çatışmalarından ortaya çıktığını ve bu çatışmaların ortaya çıkardığı hüsranları ifade eden durum.

GERÇEKLEME (Verifıcation) : Bir araştırmada elde edilen sonuçların doğruluğunu denetlemek için yapılan işlem.

GERÇEKLEŞİM (Realization): Yaşama, gelişme ve iyileşme ihtiyacı ve güdüsü.

GERÇEKLEŞTİRME (Actualization) : Doğuştan getirdiğimiz ve hem biyolojik hem de psikolojik gereksinmelerimizi yapıcı bir biçimde ortaya koymamıza yol açan temel eğilim.

GERÇEKLİK (Reality) : Testler ve ölçülerde aranan bir nitelik; bir test ölçmek istenen şeyi ölçüyorsa o testin geçerliliği vardır. Mesela bir zeka testi eğitim yoluyla kazanılmış olanları ve başka avantajları değil de gerçek zekayı ölçüyorsa, böyle bir testin geçerliği vardır.

GEREKİRCİLİK (Determinisim) : Nedenselliğin genel olarak geçerli ve nesnel nitelikte olduğunu, bütün olayların belli nedenleri bulunduğunu, bu zorunlu bağlantıyla öngörünün ve işlemsellik imkanının sağlandığını savunan görüş.

GEREKMEZCİLİK (İndeterminisim) : İnsanın istenç özgürlüğünü saltıklaştırarak, gerçekte bilimin temeli olan gerekirciliği ve nedenselliği genel geçerlilik niteliğini yadsıyan öğretilerin genel adı.

GEREKSİNİM TAMAMLAMA (Need Complementarity) : Farklı gereksinimleri olan insanların birbirlerinin karşıt gereksinimlerinin doyumunu sağlamaları nedeniyle birbirlerinden hoşlandıkları fikri.

GERİ İLETİM (Feedback) : Etkileşim içinde bulunan iki bireyin birbirlerinin mesajlarını nasıl algıladıklarına dair verdikleri karşıt mesaj. Başka bir deyişle, bir göndericinin iletişimine alıcı tarafından gösterilen bir tepki. Kısaca geri iletim, yapılan bir davranışın sonucu hakkında bilgi vermek. Eğitim açısından geri iletim, öğrenme sürecinde, öğrenciye öğrenme eksikliklerinin ve yanlışlıklarının bildirilmesi.

GERİ ZEKALI (Mentally Retarded) : Dar anlamda zeka bölümü 70'in altında olan kişi, geniş anlamda zeka seviyeleri, normal durumlar karşısında gereken şekil davranmasına yetmeyecek kadar geri olan kişi.

GERİLEME (Regression) : Engelleme durumunda bireyin eriştiği gelişim düzeyi"6 göre   daha   ilkel   olan   davranış   basamaklarına  doğru  gitmesidir.   Çocuklar v ı yetişkinlerde engellenme karşısında sıklıkla görülür ve daha önceki dönemlerin ili* davranış biçimlerine geri dönmeyi içerir.
ve içinde yer aldığı toplumsal yapının, doğal ve toplumsal çevresi üzerindeki , ıetjın imkanlarının azalması.

GERİLİM (Tension) : İhtiyaçların doyurulmadığı veya amaca yönelmiş davranışların engellendiği zaman ortaya çıkan coşkusal durum.

GERİYE DOĞRU KET VURMA (Retroactive Inhibition) : Yapılan bir öğrenme veya faaliyetin, daha önce yapılmış olan bir öğrenmenin hatırda tutulması üzerindeki olumsuz etkisi. Kısaca, yeni öğrenilenlerin eski öğrenilenleri unutturması.

GERİYE ETKİLİ BELLEK KAYBI (Retrograde Amnesia) : Herhangi bir ruhsal sarsıntının arkasından ondan öncesi ile ilgili bazı anıların unutulması. Geriye etkili bellek kaybı şu durumda da ortaya çıkabilir. Örneğin, başlarına büyük bir darbe yiyen kişilerden bazılarının, darbe olayından hemen önce olan biten olayları hatırlamamaları gibi.

GERİYE ETKİLİ ÇAĞRIŞIM (Retroactive Association) : Öğrenme dizisi içinde sonradan öğrenilenle daha önce öğrenilen arasında kurulan çağrışımın bağı.

GERİYE YÖNELİK BOZUCU ETKİ (Retroactive Interference) : Yeni öğrenilen
materyalin eskinin hatırlanmasını engellemesi.

GEŞTALT (Geştalt) : İnsanların algısal alanın bütünü üzerinde tutarlı ve anlamlı izlenimler oluşturduklarını ileri süren görüş. Böylece, bütün, parçalarının toplamından farklıdır. Bunun sonucu olarak, sosyal algıda bir kişilik özelliğinin anlamı, o özelliğin içinde bulunduğu bağlamda etkilenir.

GEŞTALT PSİKOLOJİSİ (Geştalt Psyhology) : Başlangıçta Alman psikologlarının geliştirdiği içebakışı ve davranışçılığı parçacı olarak nitelendiren ve algıda örgütlenme ile öğrenmede kavrayışın önemini vurgulayan bakış açısı. Başka bir deyişle, psikolojide tek tek öğelerden çok şekle, bütüne ve örgütlenmeye önem veren bir psikoloji görüşü.

GETİRİCİ NÖRON (Afferent Neuron) : Uyarıcıları duyu organlarından merkezi sinir sistemine götüren sinir hücresi.

GETTO (Ghetto) : Büyük kentlerde genellikle azınlık gruplarının yaşadığı fakir bölge veya mahalleler.

GEVŞEME (Reiaxation) : Gerilen kasların veya öfke, kaygı, korku gibi coşkularla artan ruhsal gerilimin normal duruma gelmesi.

GEVŞEME TEPKİSİ (ReIaxation Response) : Kas gerilimini kademeli olarak azaltan teknik.

GİRDİ (Input) : Sistemin amacını gerçekleştirilmesi için dışarıdan alınan ve gerekli olan her türlü malzeme, bilgi, yiyecek, içecek, insan vb.

GİREN ÖLÇÜMLER (Unobtrusive Measures) : Davranış gerçekleştirildikten sonra ve denek gözlendiğinin farkına varmadan sosyal psikolog tarafından elde edilen davranışın dolaylı şekilde değerlendirilişi.

GİRÜS (Gyrııs) : Beyin kabuğundaki oluk ve yarıkların oluşturduğu girintilerin arasında kalan kısımlar.

GİZİL (Latent): Gelişip ortaya çıkmamış olan kişisel özellikler.

GİZİL GÜÇ (Potential)': Genel anlamda yetenek ya da gerçekleşmesi için eğitim gerektiren bir psikolojik yetenek. Kısaca, bireyin doğuştan sahip olduğu ve geliştirilebilen yetisi.

GİZİL ÖĞRENME (Latent Learning) : Gizli öğrenme, öğrenme sürecinin deney yapılırken kendini göstermediği, fakat daha sonraki bir anda öğrenilen davranışın ortaya çıktığı durumlara verilen bir addır. Bu tür öğrenme araştırmalarında hayvana bir süre hiçbir pekiştireç verilmez. Daha sonra uygun pekiştireç verilmeye başlanınca, birdenbire istenilen doğru davranışı yapan hayvan, bir süre önce kendisinde bir gizli öğrenme sürecinin yer almış olduğunu gösterir. Kısaca gizli öğrenme, ancak kullanılması gerektiğinde ortaya çıkan öğrenmedir.

GİZLENMİŞ OBSESİYON (Masked Obsession) : Varlığını özellikle ruhsal kaynaklı ağrı ve acılarla belli eden şekil değiştirmiş bir takınak.

GİZLİ ENFLASYON (Hidden Inflation) : Açıkça belirmeyen nedenlerden dolayı para değerinin yavaş yavaş düşmesi ve fiyatların hafif bir hızla yükselmesi.

GİZLİ İŞLEV (Latent Function) : Kasıtsız ve çoğunlukla farkına varılmadan yapılan bir davranış modelinin ya da sosyal düzenin işlevidir.

GİZLİ İŞSİZLİK (Disguised Unemployment) : Özellikle az gelişmiş toplum ve topluluklarda, daha çok da bunların kırsal kesimlerinde çalışma çağındaki bir bölüm nüfusun üretimde herhangi bir artış sağlamadığı halde çalışmada yer alması; bir kişinin verimli olarak yapabileceği üretim etkinliğini birden çok kişinin yapnusı durumu. Değişik bir tanımla gizli işsizlik, belli bir süre ya da yoğunlukta verimi düşürmeden daha az çalışmaktan doğan işsizlik.

GİZLİ KURALLAR (Hidden Rules) : Açık seçik ifade edilmeyen, gizli, kimsenin taıtışamadığı, ailenin sağlıksız durumunu hem yaratan, hem de devam ettiren kurallar.

GİZLİ MÜFREDAT PROGRAMI (Hidden Curriculum) : Sınıf içinde ima edile" ve okul yönetmeliğine de iyice yerleşmiş gayri resmi - bazen kabul edilmez-dersler'

GİZLİLİK SAFHASI (Latency Stage) : Cinsel arayışların uyuşuk olduğu ve çoğunun çevreyle ilişkisinde becerileri üzerine dikkatini yoğunlaştırdığı gelişme safhası için Freud'un kullandığı terim.

GLOBAL (Global): Bütün dünyayı kapsayan, küresel.

GOLGİ KİRİŞ ORGANLARI (Golgi Tendon Organs) : Kasın kasılması sonucu kasa bağlı kirişte ortaya çıkan gerilimle faaliyete geçen ve kirişte bulunan alıcılar.

GONADLAR (Gonads) : Erkekte testis ve dişide yumurtalık olmak üzere cinsiyet bezleri. Göğüslerin büyümesi, adet görmenin başlaması, sakalın çıkması ve sesin değişmesi gibi ikincil cinsiyet özelliklerini tayin ederler ve ayrıca cinsel güdülenmeyi etkilerler.

GOODENOUGH TEST (Goodenough Test) : Çocukların çizdiği insan resmine oöre onların zihinsel gelişim düzeylerini değerlendirmeye yarayan test.

GÖÇ (Migration) : Bireylerin ya da toplumsal grupların yerleşmek üzere bir yerden başka bir yere gitmeleri. Kısaca, nüfusun ikamet bakımından yer değiştirmesidir.

GÖÇ KURAMI (Migration Theory) : Herhangi bir yerde yaratılan kültür öğesinin yada öğelerinin göç aracılığıyla başka bir yere gitmiş olduğunu ileri süren kuram.

GÖÇ ORANI (Migration Rate) : Ülke içine ve ülke dışına göç edenlerin sayısı arasındaki yıllık farkın toplam nüfustan bin üyeye olan oranıdır.

GÖÇEBE (Nomad) : Belirli bir konutu olmadan yurt içinde çadır, hayvan ve öteki araçlarıyla mevsim ve iklimlere göre yer değiştiren insan toplulukları.

GÖÇEBELİK (Nomadism) : Çobanlığa, avcılığa ve toplayıcılığa dayanan ekonomik yaşamın gerektirdiği gezgincilik.

GÖÇMEN (Migrant) : Yaşadığı ülkeyi terk edip başka bir ülkeye yerleşen kimse, muhacir.

GÖLGELEME (Shadowing) : İki kulağa aynı anda verilen iki mesajdan birinin yüksek sesle tekrar edilmesi.

GÖNDERME GRUBU (Senders Group) : Bireyin ait olduğu, kendisi ile karşılaştırdığı, davranış ve tutumlarını ona göre ayarladığı grup.

GÖNÜLLÜ KURUM (Voluntary Association) : Birlikte çalışmak veya başkalarına yardım   etmek    için    gönüllü    olarak   biraraya    gelen    insanların    oluşturduğu organizasyon.

GÖRECELİ BÜYÜKLÜK (Relative Size) :  Bir dizi nesne arasından göreceli arak büyuk olanların daha yakın, küçük olanların da daha uzak algılanması.

GÖRECELİ YÜKSEKLİK (Relative Height) : Benzer nesneler arasmdan yüksek olanları diğerlerinden daha uzakta algılanması.

GÖRECELİK (Relativism) : insan bilgisinin nesnel çevreyi yansıtmadığı nesne,
gerçekliği tanımanın imkansız olduğunu, bu bakımdan insan bilgisinin ancak goıel,
olduğunu savunan öğreti .

GÖRELİ DEĞERLENDİRME (Relative Evaluation) : Bir grubu, kendi içinde
birbirlerine göre değerlendirme.

GÖRELİ REFRAKTER DEVRE (Relative Refractory Period) : Mutlak dinlenme
devresinden sonra gelen devre. Bir sinir ak.mı sırasında, sınır hücresinin ancak
normaldekinden çok daha kuvvetli bir uyarıcıyla ateşlenebildiği kısa sure.

GÖRENEK (Usage Gustom) : Uyulması için herhangi bir yaptırımı bulunmayan da yaptırım,   çok  yumuşak  olan  davranış  örneği.   Başka  bir  deyişle  görenek,
yaşadığımız  çevreden  edindiğimiz  ve  daha  kolay  veya  daha  yararlı   b.çımın,
düşünmeden benimsediğimiz bilgi, duygu ve davranışlardır.

GÖREV (Mission) : Organizasyonun temel amacı veya mevcudiyetinin nedeni,
anahtar faaliyetler ve stratejiler için yön belirleyen güç.

GÖREV     BAŞINDAKİ    KOMİTE    (Standing    Committee) :    Tekrarlanan
problemlerle ilgilenmek üzere kurulan (tahsis edilen) sürekli örgütsel kuralla.

GÖREV KİMLİĞİ (Task ldentity) : Bir işin başlangıcından bitimine kadar bir
personel tamamlama derecesidir.

GÖREV ROLLERİ (Task Roles) : Liderlerin, grubu hedefe ulaştırmaya sevk eden
davranışlar. Başka bir ifade ile, grup amaçlarına ulaşmak için yardımcı olan .oller.

GÖREV  UZMANLAŞMASI  (Task Specialization) :  işleri ve organizasyonları
çalışanlar için dar bir görev ve sorumluluk alanında düzenlemedir.

 GÖRGÜ (Eticıuette) : Bir sistem içindeki statüler araş, etkileşimi içeren, işbirlfl
kolaylaştıran, rekabete izin veren fakat çatışmayı önleyici kurallar dizisi.

GÖRGÜL ARAŞTIRMA (Empirical Research) : Belirli bir kuram ya da denen dayanmaksızın bir olgu hakkında bilgi toplama amaç, ile planlanan araştırma.

 GÖRME KİAZMI (Oplic Chiasm) : Oksipital lopta her iki gözden gelen görme sinirlerinin birleştiği ve daha sonra her iki gözü her iki yarım küreye bağlamak üzere ayrıldığı yer.

GÖRME SİNİRİ (Optic Nerve) : Ağ tabakadaki gangliyon hücrelerinin aksonlarının meydana getirdiği sinir, optik sinir. Kör noktada gözü terk eder ve talamusun aktarma merkezlerinde sonlamı'.

GÖRSEL KESKİNLİK (Visual Acuity) : Görsel ayrıntılardaki küçük farkları ayırt edebilme yeteneği. Göz doktorunun kullandığı göz levhaları ile veya daha dakik testlerle ölçülebilir.

GÖRSEL UÇURUM (Visual Cliff) : Bebeklerde ve hayvanlarda derinlik algısını ölçen bir araç veya düzenek. Camla kaplanmış biri "derin", diğeri "derin olmayan" iki kısımdan oluşur. Derinlik algısı olan denekler "derin" alanın üzerini kaplayan camda yürümekten kaçınırlar.

GÖRÜLME SIKLIĞI (Appears Frequency) : Görülme ya da işitilme sıklığı arttıkça uyaranların daha fazla sevilmesi ya da daha olumlu olarak algılanması eğilimi. Aşinalık sevgiye yol açar.

GÖRÜNTÜ ZAYIFLAMASI (Aerial Perspective) : Uzaklık algılamasında kullanılan bir ipucu. Bizden uzakta olan nesnelerin ayrıntılarını ve parlaklıklarını kaybettiklerinden daha sönük göründüklerine işaret eder.

GÖRÜNÜM GEÇERLİĞİ (Face Validity) : Bir ölçü aracının görünüşünün, ölçülmek istenen özellik ya da davranış alanına benzeme derecesi. Görünüm geçerliği asıl geçerlik olarak kabul edilmemelidir. Ölçü araçlarının gerçekten geçerli olup olmadıkları, görünümlerini incelemeden öte, çeşitli geçerleme işlemleri ile tespit edilmelidir.

GÖRÜNÜR SPEKTRUM (Visible Spectruın) : Elektromanyetik radyasyonun 380-780 nanometre arasında değişen görülebilir alanı.

GÖRÜNÜRLÜK EĞRİSİ (Luminosity Curve) : Değişik dalga boylarındaki görsel e?iği gösteren eğri. Gündüz görme için aydınlanma eğrisindeki en yüksek duyarlık noktası 555 nanoınetredir; buna karşılık eğrinin gece görme için en fazla duyarlık noktası yaklaşık 505 nanoınetredir.

GÖRÜNÜŞTE HAREKET (Apparent Motion) : Uyarıcı örüntüsünün, alıcı "zerinde gerçekten hareket etmediği halde hareket ediyormuş gibi algılanması.

GÖRÜNÜŞTE HAREKET ALGILAMASI (Apparent Movement Perception) :
teklin değil, zeminin hareketinden doğan bir hareket algılamasıdır.

GÖRÜŞ ETKİSİ (Opinion Effect) : Tasımların öncüllerindeki duygusal atılan*
yükleri nedeniyle muhakemenin çarpıklaşması.

GÖRÜŞ ÖLÇEĞİ (Opinionaire) : Çeşitli konular üzerinde kişilerin görüşlerini
anlamak için düzenlenmiş bir soruşturma birimi.

GÖRÜŞME (Intervievv) : Bireylere özgürce ya da belli bir soru kağıdına bal
kalınarak sorular sorulmasına dayalı bir toplumbilimsel araştırma yolu   Başka bir
tanımla görüşme, sözlü olarak bir dizi soru sorma yolu ile tutum ya da düşünce
belirleme yöntemidir.

GÖSTERGE (Indicator): Nazari bir değişkenin temsili anıtı.

GÖSTERİP   YAPTIRMA   (Demonstration   -   Performance)   :   Bilişsel   alanır
ululama ve daha yukarı, duyuşsal alanın değer verme ve daha yukarı, devinişsel
ve alanın tüm basamaklar.ndaki davranışları, öğrenciye kazandırmak için işe koşulan ve
uzman, usta, öğretmence davranışın en olgun şekliyle gösterilip, sonra öğrenciye
yaptırıldığı öğretme-öğrenme yöntemi.

GÖSTERİŞ TÜKETİMİ (Conspicious Consumption) :  Bir bireyin toplumdaki
mevkiini ve parasal gücünü gösteren tüketimi. Farklı bir tanımla, kişilerin kendi
sosyo-ekonomik statülerini, statülerinin gerektirdiği ölçüler içerisinde utanmazcaJ
veya yakışık almaz biçimde göstermeleri.

GÖZBEBEĞİ (Pupil) :  İris ortasında bulunan ve gelen  ışığın miktarına göre küçülüp büyüyen delik. Kısaca, göze ışığın girdiği açıklıktır

GÖZDEN GEÇİRME (Overview) : Dersin giriş bölümünde, öğrencinin hedeften haberdar edildiği basamak.

GÖZLEM  (Observation)  :   Belirli bir konu veya gerçeği   anlamak  için  kendiliğinden  ortaya çıkan çeşitli belirtilerini izleme ve görgül olarak veri toplaj
işi. Yani, olayları ve nesneleri doğal şartlar altında inceleme.

GÖZLEM METODU (Observational Method): Olayların meydana geldiği ortam değişkenleri deneysel olarak kontrol etmeksizin inceleme metodu.

GÖZLEMCİ ETKİSİ (Observer Effect) : Sordukları sorularla yeni elemanı konuya dahil eden, elde ettikleri gözlemler ve yaptıkları deneylerle sosyal bulgu - araştırmacı etkisini oluştururlar.

GÖZLEYEREK ÖĞRENME (Observational Learning) : Bireyin, bir başkası davranışını gözleyerek yaptığı algısal öğrenme biçimidir.
 
GRUP DAYANİŞMASİ (Group Solıdarity) : insanların bir gruba doğru çekilmelerine ve o grubun üyeleri olarak kalmalarına neden olan güçlerin toplamı, Bir grubun üyelerinin birbirlerine karşı sevgileri, grup üyeliğinden bekledikleri kazançlar arttıkça ve kendilerini gruba bağlı hissettikçe grup dayanışması ve üyelerin gruba uyma eğilimleri de artar.

GRUP DİNAMİĞİ (Group Dynamics) : Grubun yapı ve işleyişinin, özellikle grup içi uyum, gerilim, çatışma ve birliğinin araştırılması. Değişik bir tanımla grup dinamiği, grubun herhangi bir bölümünde ortaya çıkan değişmelerin grup üyeleri üzerinde ve grubun yapısında meydana getirdiği etki ve tepkilerdir.

GRUP DUYGUSU (Group Feeling) : İşbirliği ya da dayanışma içinde bulunan kişilerin genellikle tutum ve davranışlanyle gruptaki diğer üyelerin duygularının taın ya da bir ölçüde bilincinde olmaları.

GRUP DÜŞÜNCESİ (Group Think) : Konu için oldukça uygun gruplardaki güçlü ve dinamik bir lidere sahip olan, karar vermedeki ve sağlıklı karardaki bozulmayı tanımlamak için uydurulan bir terimdir. Grup içinde kararların ortak alınması, oybirliğinin desteklenmesi, azınlığın fikrinin kabul edilmesi grup düşüncesidir. Kısaca, yüksek anlaşma isteği ile bir araya gelebilen gruplarda oluşan durum. Bu problem çözümlerinde daha etkili olur. Grup üyeleri kendilerini dış bilgilerden soyutlarlar, grup liderini memnun etmeye çalışırlar ve verilen karar yanlış bile olsa onu onaylarlar.

GRUP EVLİLİĞİ (Group Marriage) : İki veya daha fazla erkeğin iki veya daha fazla kadınla evlenmesidir.

GRUP GEÇERLİLİĞİ (Group Validity) : Grup tahminleri ile kriter arasındaki bağıntı.

GRUP İÇİ İKLİM (Intergroup Climate) : Bir organizasyondaki grubun diğer bir gruba olan davranışlarının tümüdür.

GRUP İÇİ İLETİŞİM (Group Communication) : Genellikle karşılıklı iletişim imkan verecek sayıda kişinin mekansal olarak birbirlerine yakın oldukları bu ortamda gerçekleşen iletişim.

GRUP KUTUPLAŞMASI (Group Polarization) : Bir grupta bir konu tartışıldığını genellikle   insanların   çoğu   başlangıçta   kendi   yaptıklarından   son   derece aşı durumları   savunurlar.   Bu   durum   bazen   grup   üyelerinin   önceki  gözlemlet" dayanarak riskli bir değişikliğe, bazen de tedbirli bir değişikliğe yol açar. Kısa kararlan grubun üzerine yayma eğilimi, bunu kişilerin üzerinde yayma eğilimin daha güzel sonuç doğurur.

GRUP NORMU (Group Norm) : Bir grubun, sınıfın ya da kültürün çoğu üyesi tarafından yaygın olarak paylaşılan davranış beklentisi ya da standardı.

GRUP ÖZDEŞİMİ (Group Identification): Bir toplumsal gruba üye olan bireylerin bu üyeliğin bilincinde olmaları ve grubun değer ve inançlarını kendi değer ve inançları saymaları durumu.

GRUP SINIRLARI (Group Boundaries) : Grup üyelerini bir arada tutan ve aynı zamanda grupların birbirinden olan farklarını belirleyen çizgilerdir. Başka bir deyişle, grupların üye olanlarla olmayanlar arasında yaptıkları ayırımı açıkça tanımlayan kriter.

GRUP SÜRECİ (Group Process) : Bir toplumsal grupta bir araya gelen kişilerin karşılıklı etkileşmelerinden oluşup gelişen sürekli eylemler dizisi.

GRUP TEDAVİSİ (Group Therapy) : Bir terapistin rehberliğinde kişisel sorunlarını
tartışan bir grubu öngören özel bir psikolojik tedavi tekniği.

GRUP TESTİ (Group Test) : Bir defada birçok kişiye veya gruba uygulanabilen
test.

GRUP ÜST BENLİĞİ (Group Süper Ego) : Üst benliğin ilişkili bulunduğu yaş grubunun kural ve amaçlarından oluşan yanı.

GRUP YAPISI (Group Structure) : Grup içindeki bireylerin başatlık, uysallık, dostluk gibi ilişkilerini ve diğer gruplarla bağlantılarını etkileyen grup genişliği, amaçlan, bağlılık, bizdenlik gibi niteliklerin tümü.

GRUPÇA BENİMSEME (Group Acceptance) : Bir toplumsal grupta üyelerden herhangi birinin diğer üyelerin benimseyip benimsemediklerini gösteren ve böylece o üyenin grup içindeki yerini belirleyen grup tepkisi.

GRUPLAMA (Grouping) : Nesneleri tek öğelerden ziyade gruplaşmış olarak algılama eğilimi. Gruplamayı yakınlık, benzerlik, bakışım ve devamlılık gibi etkenler tayin eder.

GRUPLAŞMA (Pluralization) : Bir grupta olsa da, olmasa da en az iki kişinin oluşturduğu kategori.

GRUPTA SÖZ BİRLİĞİ (Anonimity in Group) : Bir grubun üyeleri arasında flaşına ya da uyum. Sözbirliği belirli bir üyenin gruba uyması yönünde büyük bir lskıya yol açar; tam bir söz birliğinden sapmalar daha az baskıya yol açar.

GULHEMP SİSTEMİ (Gulhemp System) : Yaşlı işçileri işe yerleştirmek için .örenin bedeni ve düşünsel yeteneklerinin bu alanlarda iş gerekleriyle uygunluğunu ııleyen profil yöntemine Gulhemp Sistemi denir.
 
GÜVEN SINIRI (Level of Confıdence) : Bir olayın şans eseri oluşabileceğini gösteren olasılık düzeyi.

GÜVENİLİR DENEKLER (Faithful Sııbjects) : Labaratuvardaki bir deneyde beklenen davranışları inanarak gösteren denekler.

GÜVENİLİRLİK KATSAYISI (Reliability Coefficient) : Bir araştırmada kullanılan ölçüm aracının tutarlılığını saptamada kullanılan bağıntı ölçüsü.

GÜVENİRLİK (Reliability): Bir ölçme aracının tutarlılığı; aynı grup üzerinde aynı araçlarla ya da onun eşdeğeri bir araçla yapılan bağımsız iki ayrı ölçme sonuçlarının birbiriyle uyuşma derecesi. Güvenilir bir ölçü aynı şartlar altında her ölçmede aynı sonuçları verir. Güvenirlik çoğu kez aynı özellik üzerinde yapılan iki ölçme arasındaki ilişkiyi belirten korelasyon katsayısı ile gösterilir.

GÜVENLİ OLMA DÜŞÜNCESİ (Trustvvorthiness) : Bir insanın kendisine ait amaçlarını veya sömürü için iletişimi kullanmaması ve namuslu olma anlayışı.

GÜVENSİZLİK DUYGUSU (Distrust) : Kişilerin art düşüncesiz davranmadıkları, zor durumlarda kimsenin kendisine yardım etmeyeceği duygusu. Sağlıksız ailede yetişen kişi, kimseden saygı ve gerçek sevgi görmediği için, kimsenin kendisine yardım edeceğine inanmaz. Yardım etmek isteyenlerin mutlaka bir "art düşüncesi, çıkarı vardır" diye düşünür.

DERLEYEN...EDİTÖR
İletişim:bilgi@gencogrenci.com
 

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :Psikoterapi - psikoloji - kişisel gelişim - bireysel gelişim - psikolojik rahatsızlıklar -

Yorumlar