Psikoloji Sözlük - E -

PSİKOLOJİ-SÖZLÜK- TÜRKÇE

-E-
EDİM (Perfonnance) : Dış uyarıcılar karşılığı meydana gelen tepkilerden farklı olarak, kendiliğinden olan, hızını organizmanın içinden alan davranışlar.

EDİMCİ (Actor): Bir hareket veya olası bir eyleme başvurduğu varsayılan herhangi bir kişi (bazen bir topluluk veya grup da olabilir) veya toplumsal etkileşimde bulunan kişiler.

EDİMSEL KOŞULLAMA (Operant Conditioning) : Bir olumlu pekiştirecin elde edilmesini ya da itici olaylardan kaçma ve kaçınmayı sağlayan davranımı öğrenme. Başka bir deyişle, istenen ve ortama uygun sonucu sağlamak için insanın veya hayvanın çevreyi kendine uydurduğu bir öğrenme biçimidir.

EDİNİLEN (Acquired): Bireyin doğduktan sonra öğrendiği, kalıtsal olmayan.

EDİNİLEN STATÜ (Acquired Status) : Kişinin bebeklik devresinden sonra elde ettiği, bazen yetenek, güzellik ve yaş gibi özelliklerine dayanan statü.

EDİNİLMİŞ DONANIM (Nurture) : Davranışa, yaşantılara dayanan öğrenilmiş etkenlerin katkıda bulunması.

EDİNİLMİŞ TEPKİ (Acequired Response) : Doğal olmayan ve canlının öğrenmeyle kazandığı herhangi bir tepki.

EDWARDS KİŞİSEL TERCİH TESTİ (Edvvards Personal Preference Schedule); Bireylerin belli başlı kişisel ve sosyal güdülerini ölçme maksadıyla geliştirilmiş bir test.

EFFEKTÖRLER (Effectors) : Tepki veya davranım organları. Kapsamında kaslar ve salgı bezleri bulunur.

EFFERENT LİFLER (Efferent Fibers) : Sinir akımını merkezi sinir sisteminden davranım (tepki) organlarına götüren sinir lifleri.

EFSANE (Legend) : Bir toplum veya kültür kahramanının başarılarını anlatan halk masalı.

EGEMENLİK ETKİSİ (Domination Effect) : Ekonomik yaşamda egemen olanın kendisine bağlı bulunanlar üstündeki etkisi.

EGO (Ego): Bk. Benlik.

EGZOGAMİ (Exogamy) : Eşini kendi bulundukları sosyal grup veya komite" dışından seçmeye izin veren kural.
 
EĞİLİM (Inclination) : Bir nesneye, bir varlığa karşı duyulan duyguların belirlediği tutum-

EĞİTİM (Education) : Öğretmenlerin bilgi, yetenek ve çeşitli değerlen öğrencilere aktardıkları sistematik oluşum veya bireyin davranışlarında, kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak, istendik davranış değişikliği oluşturma sürecidir. Daha geniş bir tanımla eğitim, toplumun genç üyelerinin var olan kültüre, yetişkin üyelerce bilinçli, amaçlı ve düzenli biçimde hazırlanması süreci. Kısaca, öğrenme deneyimlerinin yönlendirilmesi.

EĞİTİM BÖLÜMÜ (Educational Quotient) : Başarı yaşının doğum yaşına bölünmesiyle çıkan sonuç.

EĞİTİM ÇARPANI ETKİSİ (Education Multiplier Effect): Yetişen insanların diğerlerini yetiştirmeleridir.

EĞİTİM DURUMU (Teaching - Learııing Exper ience Situation) : Belli bir zaman süresi içinde bireyi etkileme gücünde olan dış şartlar. Başka bir deyişle, istendik davranışı, her bir öğrenciye kazandırmak için işe koşulan her türlü tutarlı etkinlikler süreci.

EĞİTİM FELSEFESİ (Philosophy of Education): Eğitimi bir bütün olarak ele alan ve kültürün vazgeçilmez öğesi biçiminde düşünen özenli, eleştirici ve yöntemli çalışmaların tümü.

EĞİTİM PSİKOLOJİSİ (Educational Psychology) : İnsanların gelişim özelliklerini ve öğrenme ilkelerini inceleyerek, eğitim ortamlarını etkili bir biçimde düzenlemeyi ve öğretme yoluyla öğrenmeyi verimli bir biçimde gerçekleştirmeyi amaç edinen uygulamalı bir bilim dalı. Kısaca, öğrenme ve öğretme süreçlerini psiko-sosyal yönleri ile inceleyen psikoloji dalı.

EĞİTİMİ SOSYOLOJİSİ (Sociology of Education) : Eğitim düzenin yapısını, kurumlarını ve işleyişini düzenlilikleriyle inceleyen toplumbilim dalı.

EĞİTİM YAŞI (Educational Age) : Belli bir yaşın ortalama puanlarına göre standartlaştırılmış bilgi (müfredat) testleriyle tayin edilen başarma seviyesi. Belli bir yaşta bulunan öğrencilerin her bir konuda (derste) standartlaştırılmış bir testten elde ettikleri ortalamaya göre tarih, coğrafya, okuma, aritmetik ve başka öğrenim konularında eğitim yaşları tayin edilir. Kullanılan başka bir terim de konu yaşıdır.
 
EMİR KOMUTA - KURMAY ÇATIŞMASI (Line-Staff Conflict) : Bu çatışma türü daha çok emir-komuta personeli ile kurmay personel arasında görülür.

EMPATİ (Empathy) : Psikolojik bir terim olarak, insanın, diğer insanların gerçekliği (herhangi bir iletişimsel gerçekliği de) nasıl algıladıkları Ve yorumladıklarını, bu gerçekliğe ilişkin kendi görüşünden vazgeçmeksizin anlama yetisi. Başka bir ifade ile, başkalarının içinde bulunduğu duygusal durumu sezinleyerek ona karşı anlayışlı bir tutum takınma. Yani bir kişinin başka bir kişinin düşüncelerini, duygularım kendi duygularıymış gibi hissetmesi.

EMPATİK İLGİ (Empathic Concern) : Sempati hissi ile başkalarıyla ilgilenmedir Dolaylı olarak başkalarının acılarını paylaşmaktır. Etkili ilginin güçlü hisleri, bil kişiyi yardıma ihtiyacı olanlara yardım için motive eder.

EMPERYALİZM (lmperialism) : Bir devletin başka bir devlet veya toplumları kendi siyasi ve ekonomik buyruğu altına almak için izlediği siyasete verilen ad. Başka bir deyişle, bir devletin sınırlarını genişletme politikası.

EMPROSYONİSM (İmpressionism) : Sanatçı varlığın realist ve objektif yönünü değil kendinde bıraktığı izlenimleri anlatmalıdır görüşünü savunan sanat akımı.

EMTİA (Merchandise) : Ticarette kullanılan bir terim olup, ticaret konusunu oluşturan her çeşit taşınır mal.

EN AZ DEĞİŞİM YÖNTEMİ (Minimal Changes Procedure) : Araştırmacının, uyaranı çok az azaltıp, çoğaltması ve bunları ölçünlü uyranla karşılaştırması işlemi.

EN AZ ETKİNLİK YASASİ (Law of Least Action) : Karşılaşılan şartlar içinde seçilecek davranış biçiminin, en az güç harcamayı gerektiren davranış olacağı ilkesi.

EN AZ SEVİLEN ÇALİŞMA ARKADAŞI ÖLÇEĞİ (Least Preffered Coworka Scale) : Bir liderin en az istediği çalışma arkadaşını ne kadar sevdiği üzerine kurduğu ya da grubun üyelerine karşı ne kadar eleştirici olduğu açısından Fiedler'it geliştirdiği bir liderlik kişilik ölçeğidir. Yüksek EASÇA puanlı liderler arkadaşça, rahat ve başkalarını da düşünmek eğilimindedirler; düşük EASÇA puanlı liderlere, resmi, kontrolcü ve yönlendirici olmak eğilimindedirler.

EN AZ TERCİH EDİLEN KİMSE (Least Preferred Covvorker) : Bir kişinin liderlik tipinin görevle mi yoksa ilişkilerle mi ilgili olduğunu ifade etmek kullanılan anlamsal farklılıkların derecesi (iki ayrı kutup, sıfat çiftlerini kullanarak)'

EN AZA İNDİRME PRENSİBİ (Minimax Principle) : Kişilerin daima ödülleri* yükseğe çıkarmaya ve maliyetleri en aza indirmeye çalıştığını açıklayan önemi kural.
 
EN ÇOK UYARMA İLKESİ (Optimal Stimulation Principle) : Canlının, en çok varma sağlayan tepkileri en iyi öğrendiğini belirleyen ilke.

ENDOKRİN BEZLERİ (Endocrine Glands): Salgılarını doğrudan kana boşaltarak
davranışı etkileyen salgı bezleri.

ENDOKRİN SİSTEMİ (Endocrine System) : Salgıları doğrudan doğruya kana oeçen kanalsız bezlerin meydana getirdiği sistem.

ENDOMORF (Endomorph) : Kısa ve tombulca beden yapısı içinde, neşeli, yaşamından memnun, arkadaş canlısı kişilik tipi.

ENDÜSTRİ PSİKOLOJİSİ (Industrial Psychology) : Endüstri ve iş yerlerinin sorunlarını psikolojinin bulgu ve yöntemleriyle inceleyen, elde edilen bulguları da verimliliğin artırılmasında kullanan veya iş ve endüstri ortamlarında personel seçme, yerleştirme, danışmanlık, denetleme ve iş verimi konularını inceleyen bir psikoloji dalı. Bazen, iş verimini arttırma ve işçi yeteneklerine daha uygun düşecek şekilde makinelerin yeniden tasarımı gibi sorunlarla da ilgilenir.

ENDÜSTRİ SONRASI TOPLUM (Postindustrial Society) : Yüksek teknoloji ürünlerinin ağır bastığı ve kaynakların büyük bölümünün endüstri ürünlerinden çok ihtiyaç karşılayıcı servislere bağlı bulunduğu toplum. Üretim ve hizmetin temel bileşimlerinin teknoloji, fen ve bilimin ağır katkılarıyla yapısallaşan topluluk.

ENDÜSTRİLEŞTİRMEME (Deindustrialization) : Özel yatırımın üretimde düzenli, sistematik bir şekilde çekilimi.

ENDÜSTRİYEL  DAVRANIŞLAR (Industrial  Behaviors)  :   İşletmede  çalışan
göreni, onların oluşturduğu grup ve örgütü bir bütün olarak ele alıp incelenmesi enstriyel davranışlar kavramı ile ifade edilir. Endüstriyel davranışlar ekonomik akların yaratılması ve eleştirilmesinden ziyade,  insan kaynağını örgütün en  varlığı olarak görür ve onun davranışlarını olumlu yönde geliştirmenin yollarını araştırır.
 
ENGEL KUVVETLERİ (Restraining Forces) : Olası bir yenilik eforu için yeniijj karşıt (tepki) durumunu koruyan kuvvet veya baskılar.

ENGEL YÖNTEMİ (Obstruction Method): Güdünün gücünü, bu güdünün doyUrıl ulaştırılmasında organizmanın itici bir uyarılmaya ne kadar dayanabildiğine bakarak ölçen bir yöntem.

ENGELLENME (Frustration) : Herhangi bir davranışın içsel ya da çevresel bjı nedenle bloke edilmesi. Başarılı olmak için yapılan girişimlerin başarısız olması durumu.

ENGELLENME - SALDIRGANLIK TEORİSİ (Frustration - Aggression Theory) : Sonucu engelleme veya hüsran olan olaylar beraberinde her zaman saldırganlığı getirirler. Buna rağmen organizma zamanla bu sert tepkiyi bastırmasını öğrenebilir Boşalım ve yer değiştirme bu teori tarafından öne sürülen önemli işlemlerdir. Kısaca saldırgan davranışlara ve sapıklığa, hayal kırıklığının sebep olduğunu iddia eden teori.

ENKONTİNANS (Incontinence) İdrarını veya dışkısını tutamama durumu.

ENSEST (Incest): Bk. Yasak Hısımla Sevişme.

ENSÜLİN (İnsulin) : Pankreastaki Langerhans adacıklarının çıkardıkları kimyasal bir bileşik. Bu madde kanda şekerin yakılmasını ve kullanılmasını sağlar. Koyun ve sığırların pankreaslarından çıkarılarak şeker hastalan (diyabetliler) için kullanılır.

ENTROPİ (Entropy): Sistemin öğeleri arasındaki farklılaşmanın azalması, sistemin düzensizliğe, rast geleliğe doğru gitmesi, örgütlenmenin bozulması. Yüksek enerji biçimlerinin bir daha geri dönmeyecek biçimde sıcaklığa dönüşmesi. Kısaca entropı enerji kaybı anlamına gelmektedir.

ENUROSİS : Sidiğin boşalmasını yeteri kadar kontrol edememe hali, altına işeme.

ENVANTER (Inventory) : Kişinin hoşlandığı veya hoşlanmadığı nesne veyı durumlar, kişinin alışkanlıkları tercihleri vb. hakkında özgül bilgi sağlayan ayrıntı' anket. Envanter çoğu kez bir kişilik veya ilgi testi niteliğindedir.

EPİFİS (Pineal Body) : Beyinde bulunan küçük bir iç salgı bezi. Çıkardığı hormon büyümeyi etkiler.
 
PİSODİK HAFIZA (Episodic Memory) : Malumat ve olaylara has hafıza olup ortaya çıktığı bağlamla tarif edilir.

ERG İHTİYAÇLARI (Erg Needs) : İhtiyaçların var olmadan ilişki içinde olmaya, oradan da büyümeye devam ettiği öne sürülen ALDERFER'in hiyerarşik bir motivasyon teorisidir.

ERGEN (Pubescent) : Belirli bir yaşa gelindiğinde ikincil cinsiyet özelliklerinin ortaya çıkması; erkeklerde sakal çıkması, kızlarda göğüslerin gelişmesi vb.

ERGENLİK (Adolescence) : Buluğ ile olgunluk çağları arasında yer alan 13 ile 20 yaşları arasındaki devre. Kısaca, cinsel olgunluğa erişilen yaş evresi.


ERGENLİK PSİKOLOJİSİ (Adolescent Psychology) :
14 - 18 yaşları arasındaki gençlerin bedensel, zihinsel, duygusal ve toplumsal gelişimlerini inceleyen ruhbilim dalı.

ERGENLİK TÖRENLERİ (Puperty Rites) : Toplumun, ergenlik çağma gelenlerin bir statü sahibi olduklarını anladığı dönemde yaptığı törenler. Veya ilkel topluluklarda erinliğe girenleri birtakım sınav ve törenlerden geçirerek yetişkinler topluluğuna kabul etme işi.

ERGENSEL TUTKUNLUK (Crush) : Çocuk veya gencin eş cinsten ya da karşı cinsten yaşlıca kişilere karşı geliştirdiği geçici ve güçlü duygu bağlılığı.

ERGOLOJİ (Ergology) : Maddi kültür ürünlerini, yapımındaki teknik değişmeleri içine alan bilgi, beceri.

ERİNLİK (Puberty) : Erkeğin ve kadının çocuk yapabilecek duruma geldikleri ilk yaş, ergenlik çağının başlangıcı.

ERİŞİM DÜZEYİ (Level of Aspiration): Belirli bir zamanda insanın uzun dönemli isteklerine bireyin erişim düzeyi denir.

ERK GÜDÜSÜ (Power Motive): Kontrolü elde bulundurma dürtüşüdür. Bu güdüye sahip insanlar diğerlerine göre daha çok risk yüklenirler. Ancak bu örgüt ve insanlar için yıkıcı bir biçimde kullanılabilir.

ERKEK HAKİMİYETİ (Male Dominance): Erkeklere kadınlardan daha fazla güç ve prestijin verildiği sosyal konum.

ERKEK HORMONU (Testosterone) : Kandaki miktarı artınca erkek çocuğunda buluğ çağına yol açan erkek hormonu.

ERKEN BUNAMA (Praecox Dementia) : Birbirinden ayrı görüntüleri bulunan şizofrenik grup hastalıkları için eskiden ve halk arasında kullanılan isim.

EROİN (Heroin) : Aşırı bağımlılığa yol açan ve morfinden elde edilen bir; uyuşturucu madde.

EROS (Eros): Cinsel içgüdüyü de içeren, bütün varlığı koruyucu içgüdü.

ERÖTOFOBİ : Başkaları önünde yüzünün kızarmasından duyulan takınaklı korku.

ESASİCİLİK (Essentialism): Öğretmeni ve konulan temele alan eğitim akımı.

ESKİ KUŞAK (Ascendant Generation) : Aile içindeki yaşlı bireylerin oluşturduğu kuşak.

ESNEK AİLE ROLLERİ (Flexible Family Roles) : Bireye değişik davranış biçim ve örüntülerini seçme ihtimali veren aile rolleri esnektir.

ESTETİK (Esthetic) : Güzel ve çirkinin ne olduğu ile uğraşan felsefenin disiplin alanlarından biri.

ESTETİZM (Esthetism) : Güzel olanın biçimsel doğasını mutlaklaştırarak içerikse! bileşkenlerini küçümseyen ya da yadsıyan anlayış ya da tavır.

ESTROJEN (Estrogen): Her iki cinsin adrenal bezleri tarafından üretilen bir cinsel hormon. Dişilerde daha çok miktarda üretilir. Dişilerde görülen ikincil derecedeki cinsel karakteristiklerin gelişmesine yol açar.

EŞCİNSELLİK (Homosesxuality) : Aynı cins insanlar arasında kurulan cinsel özellikteki duygusal veya bedensel bağlılık.

EŞDEĞER SORU FORMLARI (Equivalent Forms) : Ölçtüğü şey ve ölçme şekli aynı, ancak kullandığı ifadeler farklı olan iki soru formu kullanılarak ölçüm aracının güvenilirliğinin ölçülmesi.

EŞGÜÇLÜLÜK (Equipotentiality): Öğrenme yeteneğinin beynin dar bir bölgesiy sınırlı olmadığı görüşü.

EŞİK (Threshold) :  Bir duyumu meydana getirebilecek en küçük değerde bir varılma, belli belirsiz görülebilecek bir ışık, ancak duyulabilecek bir ses gibi. Başka bir tanımla eşik, duyu organlarının tepkide bulunduğu en küçük uyaran şiddeti.
 
EŞİTLİK (Equality) : Bedensel, ruhsal özellikleri ne olursa olsun, insanlar arasında toplumsal ve siyasal haklar yönünden ayırım bulunmaması durumu. Başka bir ifade ile Diğerlerine benzer alınan ödüller ve çalışmak için kişisel katılımlar arasındaki farklılık ve benzerlik derecesini odaklayan bir yönlendirme görüşüdür.

EŞİTLİK NORMU (Norm of Equity) : Grup fertlerinin gruba katkıları oranında oördükleri fayda. Yani, grubun her ferdinin eşit faydaları görmeleridir. Kısaca adalet dağıtımı kuralıdır.

EŞİTLİK TEORİSİ (Equity Theory) : İlişkilerde adaletsizlik üzerinde odaklanan sosyal değişim teorisinin bir yan çalışmasıdır. Bir ilişkinin adaletli olduğu, kişinin kazançlarının katkılarına oranı herkes için aynı olduğunda söylenebilir. Teori şunu ileri sürüyor; kişiler bir ilişkide adaletsizlik sezdikleri zaman üzülürler ve adaleti sağlamak için çalışmaya başlarlar.

EŞİTSİZ ETKİLEŞİM TEORİSİ (Differential Association Theory) : Sapma davranışının, aile ve arkadaş gibi birbirleriyle sıkı ilişki içinde olan gruplardaki insanlarla karşılıklı etki içinde öğrenildiği görüşü. Başka bir deyişle, bireyin suçlu sayılan kişilerle ilişkilerinin, sağlıklı kişilerle kurduklarına göre daha sık ve daha yoğun olması durumu.

ETHİK (Ethics) : İyi, kötü, ahlaklı, ahlaksız, erdem ve erdemsizlik gibi değerlerin neliğiyle uğraşan felsefenin disiplin alanlarından biri.

ETİKETLEME (Labeling) : Bir kişi ya da eyleme sözel bir ad verme. İnsanlarda kendi benlik imgelerini betimleyen bir etikete göre davranma eğilimi vardır. Örneğin, yardımsever olarak etiketlenmiş insanlar böyle etiketlenmemiş olanlardan daha cömert olmak eğilimindedirler.

ETİKETLENDİRME TEORİSİ (Labeling Theory) : İnsanları cezaevine atarak bir suçlu kimliği verilmesi gibi, cezalandırma ölçülerini ele alan teori. Başka bir deyişle, Diğerlerini sınıflandırma veya toplum suçlusu diye kişileri adlandırma, toplum suçlularının belirlenmesidir" ilkesini savunan teori.
 
ETKİLİ   İLETİŞİM   (Effective  Communication)   :   Temelinde  farkında  olma ayrıntılı olarak iç ve dış dünyanın bilincinde olmanın yattığı iletişim. Kişinin kendi bilmesi, onun kendi algılama, yorumlama, yansıtma, duygu ve arzularının farkında olması demektir. Karşıdakinin farkında olan kişi ise, onun davranışlarının nasıl bir ic dünyaya işaret ettiğini, onun deneyim ve yaşantılarının ne olduğunu anlar.

ETKİN İÇEDÖNÜKLÜK (Active Introversion) : Dış gerçeklerden kendi isteği ile kaçınarak içe kapanma.
ETKİN TERAPİ (Active Therapy): Terapi anında terapiyi yapanın sorular sorarak, öğütleyerek, hastanın davranışlarını etkileyip yönetmeye çalışarak terapi yapması.

ETKİNLİK (Activity) : Duygusal anlam farklılığı ölçeği üzerinde temel değerlendirme boyutlarından biri; bir başka kişi, nesne ya da kavramın etkinliği ya da edilgenliği.

ETKİNLİK İLKESİ (Activity Principle) : Öğrenmenin ancak öğrencinin etkin duruma geçirildiğinde gerçekleşebildiği görüşü.

ETKİNLİK KAYGISI (Performance Anxiety) : Kişinin
cinsel ilişkide etkin olabileceğinden şüphe etmesi sonucu oluşan kaygı hali.

ETKİNLİK TEORİSİ (Activation Theory) : Heyecanların kaynağını, organizmanın çeşitli bölümlerinin birbiriyle güçlü etkileşiminin sonucuna bağlayan görüş.

ETKİSİZ HALE GETİRME (Neutralization) : Politik güç kullanarak karşıt görüş sahibi kişilerin kandırılması veya görüşlerinin değiştirilmesi girişimidir.

ETMEN (Factor): Bir sonucu meydana getiren durum ya da şartlardan biri.

ETNİK ÇOĞULCULUK (Ethnic Pluralism) : Aynı bölge içinde bulunan etnik irapların aralarında yaptıkları küçük çatışmalarla birbirlerine baskın olma çabası.
 
ETNOLOG (Ethnologist) : İlkel olarak nitelenen toplulukların kültürlerini araştıran ve inceleyen uzman kişi.

ETNOLOJİ (Ethnology) : İnsanı konu edinen özellikle ilkel diye nitelenen insan topluluklarını ve onların kültürlerini inceleyen bir disiplin. Başka bir tanımla etnoloji, ırkların kaynağını, yer yüzündeki dağılışlarını ve özelliklerini inceleyen bilim.

ETNOMETODOLOJİ (Ethnomethodology) : İnsanların günlük hayatlarında iletişimi kurmak ve fikir birliğine varmak için kullandıkları prosedür ve kuralları inceleyen bilim dalı.

ETNOSENTRİZM (Ethnocentrism) : Kendi ırkını, kültürünü, toplumunu veya toplumsal grubunu en iyi ve en uygun olduğunu belirterek, diğerleriyle karşılaştırma eğilimi. Bazen kısaca, kendi ırkının üstünlüğüne inanış biçiminde de tanımlanır.

ETOLOJİ (Ethology) : Davranışı ve özellikle hayvanların içgüdüsel davranışlarını doğal çevresinde inceleyen bilim dalı.

ETOS (Ethos) : Bir grubun başlıca kural, değer ve sayıltıları veya bir grubun üyelerinin ortalama kişilik örüntüleri.

EVLENME (Marriage) : Evlenme yeteneği bulunan ve birbiriyle evleneceklerin evlilik birliği kurmak amacıyla ve karı koca olarak birleşmek üzere yasanın, dinin ve kamu düzeninin doğru bulduğu ve ortak bir yaşam kurmalarıdır. Başka bir deyişle, bir erkek ve bir kadın arasında genellikle ekonomik iş birliği ve cinsel ilişkiyi içeren ve toplum tarafından onaylanan örüntü.

EVLENME PRENSİBİ (Matching Principle) : İnsanlar evlilikte, kendileriyle aynı fikirleri ve değerleri paylaşan, aynı soyda, dinde, sosyal sınıfta ve eşit eğitim düzeyinde olanları eş seçmek isterler.

EVLİLİK DIŞI OLAN ÇOCUK (Ulegitimacy) : Evli olmayan kadının doğurduğu çocuk.

EVLİLİKTE UYUM (Adjustment in Marriage) : Eşlerden her birinin diğeri ile birlikte uyumlu bir aile yaşamı oluşturup sürdürme yeterliliği. Başka bir deyişi kadın ve erkeğin rol beklentilerinin birbirine uyması veya evlilikte tatmin olma.

EVRENBİLİM (Cosmology) : Evrenin oluşumunu inceleyen ve evreni yöneten genel yasalarla uğraşan bilim.

EVRENSEL AHLAK İLKELERİ (Universally Ethical Principles) : Gelişimi aşamasında bireyin düşünüşünü temel ahlak ilkelerinin belirlemesidir.
 

EVRENSEL DİNLER (Universalizing Religions) : Bütün insanlar için geçerli olan ve üyeleri tarafından inanılan fakat herhangi bir bölgeye veya etnik gruba bağlı olmayan dinler.

EVRENSELCİLİK (Universalism) : Kişinin, bulunduğu statüsüne göre verilmiş olan rol davranışı.

EVRİM (Evolution) : Bir olgunun gelişmesindeki niceliksel değişmeler. Hem niceliksel hem de niteliksel değişmeleri içine alan devinim olgusu.

EVRİM KURAMI (Evolution Theory) : Canlı varlıkların evrimindeki temel etkenlerin değişiminin, kalıtım ve ayıklanma olduğunu öne süren kuram.

EVRİMCİLİK (Evolutionisnı) : Kültür tarihi araştırmalarına doğa bilimlerine özünü görüş ve yöntemleri uygulayarak kültürlerin ve kültür öğelerinin gelişme basamaklarını ortaya koymaya çalışan akım. Genel anlamıyla, her toplumun, tamamiyle kusursuz olana kadar bir gelişme sürecinden geçmesidir.

EXOGENOUS HAREKETLER (Exogenous Movements): Toplumun beraberinde getirmediği, toplum dışı etkilerin getirdiği ve kuralların kaynağında bulunan karmaşık hareketler.

EYLEMCİ KALABALIK (Acting Crowd): Belirli bir amaçla bir araya gelen ve o amacı gerçekleştirmek üzere harekete geçen kalabalık. Öfkeyi ve genellikle şiddeti harekete geçiren bir durum içinde yer alan bir kalabalık için Blumer'in kullandığı terimdir. Başka bir ifade ile, herhangi bir yerde yıkıcı davranışlar gösteren grup.

DERLEYEN...EDİTÖR
İletişim:bilgi@gencogrenci.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :Psikoterapi - psikoloji - kişisel gelişim - bireysel gelişim - psikolojik rahatsızlıklar -

Yorumlar