Psikoloji Sözlük - D -

PSİKOLOJİ-SÖZLÜK- TÜRKÇE

-D-
DADAİZM (Dadaism): Hiçbir kural tanımayan sanat görüşü.

DAĞILARAK KAYNAŞMA (Diffüseness) : Etkileşimde bulunanların, rol ilişkilerindeki birey veya bireylerin tüm kişiliklerine göre hareket etmelerini gerektiren rol beklentisinin özelliği.

DAĞILIM (Distribution) : Bir grupta incelenen özelliklerin zamana yere veya seçilen herhangi bir değişkene (yaşa, cinselliğe, mesleğe vb.) göre hesaplanan sayısal ve oransal dağılımı.

DAĞINIK TEPKİ (Diffused Response) : Canlının dışarıdan gelen bir uyarıma karşı bütün organlarında gösterdiği yaygın tepki.

DAĞITIM (Distribution) : Üretilen malların tüketicinin eline geçinceye kadar geçirdiği tecimsel işlemlerin tümü.

DAHİLİ GEÇERLİLİK (Internal Validity) : Yeniliği tanımlamada, bir organizasyon değişiminin aslında gözlenmiş çıktıların sonucu olduğu gerçeği.

DAHİLİ KARİYER (Internal Career) : Mesleki ilerleme kişinin özlem ve standartlarına uygun değer yargıları.

DAİMCİLİK (Perennallism) : Öğrencinin aklını kullanmasını temele alan eğitim akımı.

DAİRE İLETİŞİM (Circular Communication) : Üyeleri eşit konumlarda olan yani her üyenin iki komşusu ile iletişim kurabildiği iletişim örüntüsü.

DALGA BOYU (Wavelength) : Sinüs dalgası üzerinde birbirine tekabül eden iki nokta arasındaki uzaklık. Frekans azaldıkça dalga boyu büyür.

DALGINLIK (Distraction): Dikkatin bölünüp parçalanmasıdır.

DALTONİZM (Daltonism) : Kırmızı ve yeşil renkleri ayırt edememe gücünden yoksun olma durumu.

DANIŞANDAN HIZ ALAN TEDAVİ (Client - Centered Therapy) : Cari Rogers'ı geliştirdiği, yönlendirici olmayan tedavi türü; psikanaliz gibi yoğun ve uzun sürece değildir.

DANIŞMA FONKSİYONLARI (Staff Functions) : Direkt olarak üretime veya mal ve muhasebe, personel şubeleri gibi hizmete katkıda bulunmadan, dizi fonksiyonla" destekleyen şubelerdir.
 

DANIŞMA (Coımseling) : Herhangi bir sorunun çözümü için düşünce, bilgi ve yol sorma. Uyum konusunda problemleri olanlara yol gösterme.

DANIŞMAN (Gatekeeper) : Doğrudan tecrübe sahibi olamadığımız olaylar ya da hedef kişi hakkındaki sosyal bilgi kaynağı.

DANIŞMANLIK PSİKOLOJİSİ (Coımseling Psychology) : Bireyin daha etkin davranışlarla çevresine uyum yapmasını sağlamak amacıyla kullanılan bilgi ve teknikleri içeren psikoloji dalı. Başka bir ifade ile, mesleki veya kişisel sorunları olan bireylere yardımcı olmayı vurgulayan psikoloji dalı. Klinik psikolojisi davranış bozukluğunu hedef alır, danışmanlık psikolojisi daha geniş bir anlayış içinde davranışı daha etkin kılmayı amaçlar.

DAR AİLE (Narrovv Family) : Çekirdek aile yapısı içinde ataerkil aile ilişkilerinin varlığını sürdüren aile.

DARDANİZM (Dardanism): Fiyatları yükseltmek için stok fazlalarını yok etmek.

DARÜLACEZE : Yoksul ya da çalışıp kazanma yeteneğinden yoksun kişilerin barındıkları yer.

DARÜLFÜNUN : Osmanlı imparatorluğu döneminde Üniversite karşılığı eğitim ve öğretim kuruluşu.

DAVRANIM (Response) : Genel olarak organizmanın herhangi bir davranışı. Bazı durumlarda terimin karşılığı olarak "tepki" sözcüğü kullanılır.

DAVRANIŞ (Behavior) : Psikolojik anlamda, insan, hayvan ve bitkilerin gözlenebilir herhangi bir tepkisi. Organizmanın uyarıcıya karşı gösterdiği gözlenebilir tepkisi. Kısaca, organizmanın gözlenebilen ya da ölçülebilen etkinlikleri. Sosyolojik anlamda, bir gruptaki genellikle alışılmış ve geleneksel olan, göreli olarak birbirine benzeyen toplumsal hareket biçimleri.

DAVRANIŞ BİLİMLERİ (Behavior Sciences) : İnsan davranışlarını bir bütünlük içinde inceleyen bir bilimdir. Davranış bilimleri sosyoloji, psikoloji, sosyal psikoloji, antropoloji gibi anabilim dallarından oluşmaktadır. Ayrıca tarih, ekonomi, siyaset bilimi ve zoolojinin bazı dallarını da içerir.

DAVRANIŞ BOZUKLUĞU (Behavior Disorder) : Psikonevrotik reaksiyonlar, psikotik reaksiyonlar, kişilik bozuklukları ve kronik beyin sendromlarını kapsayan genel terim. "Ruhsal bozukluk" veya "ruh hastalığı" ile eşanlamlıdır.

DAVRANIŞ DEĞERLEMESİ (Rating Behavior) : Gözlenen bir davranış ya da davranış grubuna sayısal bir değer veya sıra sayısı verme.

DAVRANIŞ GENETİĞİ (Behaviour Genetics) : Davranışsal özelliklerin kalıtımla aktarılmasını inceleyen bilim dalına verilen isim.
 

DAVRANIŞ KALIBI (Behavior Pattern) : Örf, adet, gelenek, görenek gibi toplumda genellikle alışkanlık durumuna gelmiş tek biçim toplumsal eylem kalıbı.

DAVRANIŞ SAPMASI (Behavior Deviation) : Bir toplumun veya sosyal grubun kurallarına aykırı biçimde davranma.

DAVRANIŞ TEDAVİSİ (Behavior Theraphy) : Öğrenilmiş olumsuz davranışları yeni bir öğrenme yaşantısıyla değiştiren tedavi türüne verilen ad.

DAVRANIŞ YÖNLENDİRME (Behavior Channeling) : Güçlü olarak görülen bir değerin kılavuzluğunda, davranışın seçilmesi ya da belirlenmesi.

DAVRANIŞÇI YAKLAŞIM (Behavioural Perspective) : Ancak, gözlenebilir olan davranışın incelenebileceğini öne süren ve bu davranışı onun çevresel olaylarla ilişkisi çerçevesinde açıklamaya çalışan bir psikoloji yaklaşımına verilen addır.

DAVRANIŞÇILAR (Behaviorists) : Psikolojinin yalnız gözlenebilir ve ölçülebilir davranışların incelenmesine yönelmesi gerektiği görüşünde olanlar.

DAVRANIŞÇILIK (Behaviorism) : Yirminci yüzyılın başlarında içe bakış tekniğine karşı çıkan ve psikolojinin, gözlenen davranışın incelenmesiyle sınırlanmasını öneren ve bu nedenle, psikologların yalnız ölçülüp kaydedilebildi davranışları incelemesi gerektiğini, "zihin" ve "bilinç" gibi gözlenemeyen yönlerle ilgilenmemelerini savunan ve toplumsal olayları bireylerin davranışlarına bakarak açıklamak isteyen toplum-bilim okulu. Başka bir deyişle, Watson, Pavlov ve Skinner'le ortak amaç güden ve uzun yıllardan beri kabul gören bir araştırma teorisidir. Bu teori duygular, tutumlar gibi yalnızca kafada oluşan şeylerle ilgili olmaktan ziyade sadece yapılan davranışları inceler.

DAVRANIŞI BİÇİMLENDİRME (Shaping Behavior) : İstenilen bir davranışa hel tekrarda daha çok benzeyen davranışları pekiştirerek sonuçta istenilen davranışa ulaşılmasını amaçlayan teknik.

DAVRANIŞIN DEĞİŞTİRLMESİ (Behavior Modifıcation) : Klasik koşullama, edimsel koşullama ve algısal öğrenme tekniklerinin sorun olan davranışı değiştirmede kullanılan bir psikoterapi türü. Başka bir deyişle, istenmeyen davranışları ceza ve mükafat yoluyla değiştirme tekniğine davranışın değiştirilmesi denir.

DAVRANIŞLA İLGİLİ NİYETLER (Behavioral lntention) : "Mantiki Hareket Teorisi'"ne göre kişinin güncel davranışında ve kesin kararında fikir oluşturan amaçlardır. Bir sınav için ne kadar çalışmayı düşündüğün, gerçekten ona ne kadar çalışacağının en büyük kararıdır.
 
DAVRANIŞSAL AHLAK (Behavioral Ethic) : Toplumun beklentilerini oluşturan insani amaçların ve sosyal değişmeye itici güç teşkil eden temel kültürel değerler topluluğu.

DAVRANIŞSAL BULAŞICILIK (Behavioral Contagion) : Bireyin bir başka kişiden sonra, normal olarak bastırılmış davranışları yapması.

DAVRANIŞSAL DEĞERLENDİRME ÖLÇEĞİ (Behaviorialy Rating Scale) : Davranışsal değerlendirme ölçeği, başarı değerlendirmesi sonuçlarının astlar tarafından kendilerini geliştirmede kullanmalarına imkan veren bir yöntemdir.

DAVRANIŞSAL KÜLTÜR (Behavioral Culturel) : Saf anlam, değer ve normların birey ve gruplar tarafından ortaya konduğu ve gerçekleştirildiği anlamlı davranışların bütünü.

DEDİKODU (Gossip) : Bir kişinin başkasına ya da başkalarına üçüncü bir kişi ya da grup hakkında kişilerarası, kamusal ya da kitlesel araçlarla iletişime girişmesi. Başka bir deyişle, bir kişinin yüzüne karşı olmadan yapılan sözlü hücum ve bu yolla yapılan toplumsal denetim veya kişisel düşmanlığın sözlü hücumlarla belirtilmesi. Yani başkalarının kişisel ve özel ilişkileri hakkında yararsız konuşma. Dedikodu genellikle çeşitli kişilerin saçma durum ve ayrıntılar hakkındaki bilgileridir.

DEFLASYON (Deflation): Para değerini azaltma yolu ile tüketimin kısıtlanması.

DEĞER İFADESİ (Value Statement) : Tutumların temel işlevi; kişinin merkezi değerlerinin bir yönünü ifade eden tutum ifadelerine bağlı doyum.

DEĞER (Value) : Nesne ve olayların bir toplum, bir sınıf ya da bir insan bakımından taşıdığı önemi belirleyen niteliği. Ya da toplumca kabul edilen doğaüstü, simgesel veya maddi olabilen amaç. Kısaca, neyin doğru, saygıdeğer ve istenen olduğuna dair, geniş, soyut, ve ortak ölçülerdir.

DEĞER DÜRÜMÜ (Valence) : Yaşam alanında bulunan bölge veya nesnenin istenip aranılmasına neden olan özellikler.

DEĞER VERME (Esteem): Kişinin yeteneği veya ailesi yolu ile gelmiş bulunduğu konumun gereği olan işpayını başarıyla yerine getirmesinin grupça onaylanması ve beğeniimesidir.

DEĞER YARGISI (Value Judgement) : Bir yapıtın, kişinin ya da düşüncenin lesnel ölçütlerden çok algılanan değerlerine dayalı olarak yargılanması. Kısaca, ahlaki veya estetik yargı.

DEGER YASASI (Law of Value) :  Bir malın değerini, o malın üretimi  için Toplumsal olarak zorunlu olan emek süresinin belirlendiğini tespit eden yasa.
 
DEĞERLEME ÖLÇEĞİ (Rating Scale) : Herhangi bir özellik veya niteliğin değerlendirilmesinde kullanılan ölçek.

DEĞERLEME YÖNTEMİ (Assessment Method) : Belirli bir zaman süresinde var olan bilginin ölçülmesi yolu ile veri toplama yöntemi.

DEĞERLENDİRME (Evaluation) : Bireyin başarı veya niteliksel statüsündeki verimin onaylanması veya ölçme sonuçlarını, ölçüte vurup yargıya varma süreci. Başka bir deyişle, bir şeyin nitelik ya da niceliği üstüne yapılan çalışma sonucu varılan yargı.

DEĞERLENDİRME BOYUTU (Evaluation Dimension) : İzlenim oluşturma altında yatan en önemli temel boyut; diğer bir kişi, nesne ya da kavramın iyilik ya da kötülüğü.

DEĞERSEL YETERSİZLİK (Evaluative Exigency) : Meşru bir durum ile geçek durum arasındaki tutarsızlık.

DEĞİŞEN ORANLI TARİFELER (Variable - Ratio Schedules) : Her bir denemede belirli bir sayı davranımdan sonra davranışın pekiştirilınesidir. Fakat pekiştirilmeyen davranım sayısı bir denemeden diğerine değişir.

DEĞİŞİKLİK ÖLÇÜLERİ (Measures of Variabitcy) : Standarttan, normdan veya ortalamadan ayrılmaları gösteren ölçüler.

DEĞİŞİM AJANLARI (Change Agents) : Grupları daha etkili grup süreçlerine doğru yöneltmektir. Değişim ajanları, grupların kendi sorunlarını kendi içsel süreçleri aracılığıyla çözmelerine yardımcı olurlar. Ancak uzman rolü oynayacak olanlara ne yapmaları gerektiğini söyleyemezler.

DEĞİŞİM ARALIĞI (Range) : En yüksek ve en düşük puanlar arasındaki fark.

DEĞİŞİM DİRENCİ (Resistance to Change): Yönetimin teşkilatta gerçekleştirmek istediği değişmelere karşı doğal olarak gösterilen direnci önceden kestirme.

DEĞİŞİM İLİŞKİLERİ (Exchange Relationship) : Kişi veya grubun bir diğerine bir ödül veya karşılık almak için belli bir tavırla davrandığı ilişki biçimi.

DEĞİŞİM TEORİSİ (Exchange Theory) : İnsan davranışını bireylerin birbirlerini' karşılıklı olarak mal ve hizmetlerle desteklemeleri süreci olarak gören kuram. Bal değişimin sürebilmesi için her iki tarafın da birbirlerinin hizmetlerini değerlendirmeleri gerekir.

DEĞİŞKEN (Variable) : Değişik değerler alabilen her koşul ya da olay. Örneği"' bir araştırmada ölçülen ya da kontrol edilen yaş, cinsiyet, test başarısı, öğrenil* süresi gibi koşullar. "Renk" bir değişkendir, çünkü kırmızı, yeşil, mavi gibi değiş" değerler alabilir ayrıca bu değerlerin şiddeti ve saflık derecesi de değişebilir.
 
DEĞİŞKEN FASILALI TARİFELER (Variable - Interval Schedules) : Edimsel koşullama deneylerinde kullanılan ve farklı sürelerden sonra yapılan davranımlann pekiştirilmesini öngören tarifeler. Söz konusu sürelerin ortalaması önceden belirlenmiştir.

DEĞİŞKEN İŞLEMSELLİĞİ (Variable Operationalizing) : Genel kavramları, belirli ve ölçülebilir değişkenler gibi açıklamak.

DEĞİŞKENLİK (Variability): Değerlerin puanların ve özelliklerin seri genişliği ve bu seri içinde dağılışları. Değişkenlik birtakım istatistiknicelikleriyle gösterilir.

DEĞİŞME (Change) : Bütün nesne ve olayların her türlü devimi ve etkileşmeyi, bir durumdan bir başka duruma her türlü geçişi dile getiren en genel varoluş biçimi.

DEĞİŞMEZ FASILALI TARİFELER (Fixed - Interval Schedules) : Belli bir fasıladan sonra yapılan davramının pekiştirildiği aralıklı pekiştirme tarifleri.
 
DEĞİŞMEZLİK (Constancy) : Bir dizi farklı koşulda belirli bir etki ile belirli bir neden arasında birlikte değişmenin bulunup bulunmadığına bakma eğilimi. Belirli bir nedenle belirli bir etki bir çok koşulda bir arada görülür de, nedenin yokluğunda etki ortaya çıkmazsa, etki o nedene yüklenir.

DEĞİŞMİŞ GENİŞ AİLE (Modified - Extended Family) : Birbirlerinden bağımsız evlerde yaşayan fakat aralarında önemli mal ve hizmet alışverişi olan küçük aileler.

DELFİ TEKNİĞİ (Delphi Technique) : Katılımcıların bir grup yazılı yargı ve önerileriyle birbirlerini etkilediği "grup karar verme tekniği" dir.

DELIRİUM TREMENS (Delirium Tremens) : Alkolik biri alkol içmeyi birdenbire kesince ortaya çıkan panik hali; bu halde kişide ajitasyon, tremör, zihin bulanıklığı, korkulu rüyalar ve varsanılar gözlenir.

DELTA RİTMİ (Delta Rhythm) : EEG'nin adlandırılmış ritimlerinden biri; frekansı yaklaşık 1-3 Hz, kafatası yüzeyinde ölçülen voltajı ise 150 V gibi büyük bir değerdir. Derin uykunun özellikleri arasındadır.

DEMEÇ (Statement) : Yetkili bir kişinin yayın organlarına yaptığı açıklama.

DEMOGRAFİ (Demography) : Ölüm ve doğumları, yaş ve cinsleri, nüfus hareketlerini ve dağılımlarını konu edinen bilim. Başka bir tanımla, nüfus yoğunluğunu, yapısını, dağılımını ve değişimini inceleyen bilim.

DEMOGRAFİK BOŞLUK (Demographic Gap) : Bu boşluk yüksek doğumdan ve az ölümden dolayı oluşmaktadır.
 
DEMOGRAFİK GEÇİŞ (Demographic Transition) : Uzun araştırmalardan sonra daha az doğum ve ölüm oranlarına sebep olmaya yönelen endüstrileşmeden kaynaklanan nüfus numunesinin büyüme ve değişmesi. Başka bir deyişle demografik geçiş, doğurganlık ve ölüm oranı yüksek olan sanayi öncesi toplumların, ölüm ve doğurganlık oranı düşük olan modern toplumlara dönüştürme vasıtası olan metodu açıklamak için kullanılan modeldir.

DEMOKRASİ (Democracy) : Siyasal denetimin doğrudan doğruya halkın ya da düzenli aralıklarla halkın özgürce seçtiği temsilcilerin elinde bulunduğu, toplumsal-ekonomik özellikleri ne olursa olsun bütün yurttaşların eşit sayıldığı toplumsal örgütleniş biçimi. Başka bir deyişle, sosyal özgürlüğün ve hukuksal eşitliğin gerçekleştirilmesi ülküsüne bağlı olarak, siyasal hakları kullanma yeteneği bulunan yurttaşların seçtikleri temsilciler aracılığı ile devlet yönetimine katılmaları esasına dayanan hükümet rejimi. Kısaca, vatandaşların karar verme işleminde katılma haklarının olduğu ve otoritenin devletin resmi müsaadesi ile kullandığı yönetim şekli.

DEMOKRATİK AİLE (Egalitarian Family) : Eşlerin güç ve otoriteyi eşit olarak paylaştıkları aile.

DEMOKRATİK LİDER (Democratic Leadership) : izlenecek yollan grupla tartışan ve grup üyelerine istedikleri kişi ile çalışma izni veren lider. Bu liderlik çeşidi genelde pek verimli olmayan fakat çalışma güdüsü güçlü, daha mutlu ve kendine güvenen üyeleri olan gruplar yaratır.

DENDRİT (Dendrite) : Normal olarak, dış çevredeki bir fiziksel uyarcıyla veya bir akson üzerinden gelen sinir akımı ile uyarılan sinir lifi.

DENEK (Subject) : Sosyal bilim araştırmalarında üzerinde çalışılan kişi. Yani, bir araştırma için deneye tabi tutulan birey.

DENEKLERİ BİLGİLENDİRME PRENSİBİ (Principle of İnformed Consent): Deneklerin riskler hakkında tamamen bildirilmesini kapsayan ve böylece katılanların gönüllü olmasını ve istediği anda deneyi bırakabilmesini öngören ahlaki standart.

DENEME VE YANILMA (Trial and Error) : Problem çözmede kullanılan bir yöntem. Bu yöntemi uygulayan kişi birbiri ardından davranımlar yaparak, doğru davranımı buluncaya kadar denemeye devam eder.

DENEME YANILMA ÖĞRENMESİ (Trial and Error Learning) : Deneğin nasıl çözümlenebileceği konusunda bilgi ve becerisi bulunmadığı bir problem veya durum karşısında çeşitli davranışları deneyerek çözüme yaramayanları bir yana bırakıp yararlı ve etkili olanları seçmeyi öğrenmesi.
 
DENETİCİ   VE   KORUYUCU    MEKANİZMA     : Girdileri her basamakta denetleyen, düzenleyen, istenmediklerin ayıklanıp dışarı atılmasını ya da sisteme girmesini engelleyen mekanizmalar.

DENETİMLİ DENEY (Controlled Experiment): Bir gruba bir uyarıcı vererek onu denetleme grubundan ayrı tutup uyarıcının etkisini ölçerek bir varsayımı denemek.

DENETLEME (Control) : Her türlü etkileşimde duygu, düşünce ve davranışların aözden geçirildikten sonra ifade edilmesi. Bu tutum içinde kendiliğinden ortaya çıkan davranış kötüdür ve mutlaka cezalandırılmalıdır. Denetleme kendiliğinden, dosal olarak gelişen ve ifade edilen duyguları öldürür.

DENETLEME SORUSU (Cross - Check Question): Bir soruşturmada daha önemli bir soruya verilen karşılığın doğru olup olmadığını kontrol için sorulan sorularla ilişkili bir soru.

DENEY (Experiment) : Araştırmacının sosyal bir durum yaratıp, kontrol altına aldığı, bağımsız ve bağımlı bir değişken arasında tesadüfi bir bağlantı kurmaya çalıştığı durumdur. Başka bir ifade ile, bağımlı değişkenlerin bağımsız değişkenler üzerindeki etkilerini incelemek için yapılan kontrollü gözlemleme metodu. Kısaca, sebep - sonuç ilişkilerinin kontrollü ve sistematik bir şekilde incelendiği araştırma metodudur.

DENEY DİZAYNI (Experimental Design) : Değişkenlerin işlemsel tanımlarını, örneği ve varsayım testinde kullanılan analiz yöntemlerini içeren deney planı.

DENEY GRUBU (Experimental Group) : Belli bir alanda deneyim yapılmak üzere belli şartlara tabi tutulan ve karşılaştırılmak üzere bir kontrol grubu ile eşleştirilmiş denek grubu. Bir araştırmada, bağımsız değişkenin uygulandığı ve bunun sonucu davranış değişimi beklenen grup. Yani bir deney içinde, deneye tabi tutulmuş denekler.

DENEYCİNİN TAHMİN ETME YETENEĞİ (Experimenter Expectancy Effect) : Bir araştırmacının tesadüfen gerçekleştirdiği tahmin edilen sonuca ulaşmaya etkisi olan yöntem veya hareket.

DENEYİ UYGULAYAN (Experimenter) : Planlı ve kontrollü gözlemler yapan-araştırmacı.

DENEYİM (Experimentation) : Belli amaçlara ulaştıracak yeni koşullar yaratarak ya da toplum yaşamının türlü süreçlerini istenen yönde değişikliğe uğratarak olayları etkileme yoluyla incelemeyi amaçlayan yöntemli deney.

DENEYİN DIŞSAL GEÇERLİLİĞİ (External Validity Of An Experiment) : Araştırmacıların elde ettikleri bulguların değişik durumlar ve denekler için genelleme yetenekleri.
 
DENEYİN İÇSEL GEÇERLİLİĞİ (Internal Validity Of An Experiment)  Bağımsız değişkenlerdeki gelişmelerin bağımlı değişkenlere etki derecesi.

DENEYSEL (Etnpirical) : Kuramsal tartışma, mantık veya düşünce yerine gözlemlere, deneylere, kanıtlanmış olgulara dayalı olan.

DENEYSEL ARAŞTIRMA (Experimental Research) : Belirli koşullar altında bağımsız değişkenin uygulandığı ve bunun sonucu oluşan davranışa bu değişkenin etkisinin ölçüldüğü araştırma.

DENEYSEL ARAŞTIRMA DİZAYNI (Experimental Research Design) Araştırmacının rast gele olarak insanları iki veya daha fazla duruma ayırdığı, verilen her durumda kontrollü bir şekilde davranışını değiştirdiği ve daha sonra da hedeflerin tepkiler üzerindeki etkilerini ölçtüğü bir çeşit araştırmadır. Deneylerin düzenlenmesi zor olmasına rağmen sebep ve etki hakkında açık bilgiler elde edilmesi avantajına sahiptir. Çünkü deney sonucunda gruplar arasındaki farklar deneysel olarak hesaplanan değişkenlere bağlıdır.

DENEYSEL GEÇERLİLİK (Empirical Validity) : Bîr dış kriter ya da başarı ölçüsü ile ölçüm aracı arasındaki ilişkiyi inceleyen geçerlilik ölçüsü.

DENEYSEL GENELLEME (Empirical Generalization) : İki veya daha fazla değişken arasındaki ilişki hakkında gözlemsel kanıt tarafından desteklenen genel bir ifade. Kanıt, deney ve araştırmalara dayanır.

DENEYSEL METOD (Empirical Method) : Gözlemler yapmak için insan duygularını kullanmayı amaçlayan bilgi yaklaşım metodu.

DENEYSEL PSİKOLOJİ (Experimental Psychology) : Duyum, algı, öğrenme, bellek, güdü ve davranışın fizyolojik temelleri gibi alanlarda incelemeler yaparak davranışın temel nedenlerine ilişkin bilgi edinmeyi amaçlayan psikolojinin bir alt dalı. Kısaca, ruhsal olayları deneysel yöntemlerle inceleyen ruhbilim dalı.

DENEYSEL YARGI (Empirical Judgement) : Gerçeklik değeri, bilimsel gözlemle denenebilen önerme.

DENEYSEL YÖNTEM (Experiınental Method) : Belirli bir değişkenle ilgili olan sonucu etkileyebilecek koşulların, deneyci tarafından kontrol edildiği bilimsel bîr yöntem. Burada bağımlı ve bağımsız değişkenler söz konusudur.

DENEYSELCİLİK (Experimentalism) : Yaşantıların, ülküler, değerler ve yöntemlerinin yeterli bir kaynağı olduğuna inan, gerçeğin  insan yaşantılarından oluştuğunu kabul eden görüş.

DENGE (Equilibrium) : İki ya da daha çok gücün eşitleşmesinin, başka deyişi* aralarındaki etkileşmenin ürünü olan göreli bir durgunluk durumu.
 
DENGE KURAMI (Balance Theory) : Heider'ın iki kişi ve bir nesne arsındaki dengesiz ilişkilerin, dengeli ilişkilere dönüşmek eğiliminde olduğunu ileri süren kuramsal modeli.

DENGELEME (Equilibration) : Bireyin yeni karşılaştığı bir durumda, kendisinde önceden var olan bilgi ve deneyimleri arasında denge kurmak için yaptı»! zihinsel işlemler.

DENGELENİM (Adjustment) : Grup kurallarına uyma, grubun ideolojisinin ve değerlerinin kabul edilmesi veya birçok kişinin davranışlarının birbirine uyması.

DENGELEŞİM (Homeostatis) : Sosyolojik açıdan dengeleşim, bir sistemi, içinde işlediği dış çevrenin değişmesine karşın istikrarlı bir durumda tutan süreç. Psikolojik açıdan dengeleşim, organizmanın gerek dış, gerekse iç çevreye karşı oluşturduğu uyumlu durumun sürekliliğini farklı şartlar altında koruması durumu.

DENKTEŞ EVLİLİĞİ (Homogamy) : Bazı toplumlarda veya toplumsal gruplarda aynı ırk, ulus, sınıf, din ya da meslek üyelerinin birbirleriyle evlenmesini yeğleyen aile düzeni.

DENOMİNASYON (Denominalions) : Üyelerinin cemiyetle uyum içinde yaşadığı ama yazılı veya sözlü olarak resmi bir ilişki olmayan organize edilmiş kiliseler. Denominasyonlar çoğunlukla oldukça büyük organizasyon ve üyeliklerdir.

DEPOLAMA (Storage) : Öğrenilmiş bilginin hafızada saklanması.

DEPRESİF BOZUKLUK (Depressive Disorder) : Kaygı, suçluluk duygulan, kendini aşağılama veya intihar eğilimleriyle belirlenen bir ruhsal bozukluk türü.

DEPRESİF REAKSİYON (Depressive Reaction) : Genellikle önemli bir kayba ilişkin ciddi depresyonla (çöküntü) belirlenen psikonevrotik reaksiyon türü.

DEPRESYON (Depression) : Hayattan zevk almada azalma, motivasyonun düşmesi, çaresizlik yetersizlik hisleri, uykusuzluk iştahsızlık gibi semptomlarla kendini gösteren duygulanım bozukluğu.

DEREBEYLİK SİSTEMİ (Estate System) : Alt sınıfların üzerinde bulundukları toprakla birlikte sahip değiştirdiği bir sosyal ayrıcalık sistemidir. Bu sistem genellikle mirasa dayanan hükmedenler sınıfında görülür.

DERECE (Rank): Bir aile, meslek ya da statüye verilen itibar veya saygı derecesi.

DERECELEME (Rating) : Bireylerin belirli bir değişkene sahip oluş derecelerini sayılarla ya da sıfatlarla belirleme işlemi.
 
DERECELEME YÖNTEMİ (Method of Rating) : Kişinin tercihlerini, yargılarını veya düşüncelerini belirtecek şekilde karşılaştırmalı sıfatları veya sayıları bir ölçek üzerinde yerleştirmesini gerektiren bir yöntem.

DERECELİ GEVŞEME TEKNİĞİ (Progressive Relaxation Training) : Adım adım bütün vücudu dinlendiren bir gevşeme dinlenme tekniği.

DERİ DUYULARI (Skin Senses) : Deride yer alan ağrı, sıcak, soğuk ve basınç duyulan.

DERİ EROTİZMİ (Skin Erotism) : Beden yüzeyini kaşımak, okşamak, ovalamak yolu ile cinsel doygunluk.

DERİNLİK ALGISI (Depth Perception) : Nesnelerin üç boyutlu olarak algılanabilmesi için gözleyen ile nesne arasındaki veya nesnenin ön yüzü ile arka yüzü arasındaki uzaklığın bilinçte canlandırılması. Kısaca, bir nesnenin onu gözleyen kişiden olan uzaklığının algılanması.

DERİNLİK ÇÖZÜMÜ (Deep Analysis) : Baskıya alının bilinç altına itilmiş olan anı, özlem ve yaşantıların incelenmesi.

DERİNLİK PSİKOLOJİSİ (Depth Psychology) : Davranış ve uyumu yönelten ruhsal güçlerin bilinçaltında bulunduğunu savunan psikoloji türü.

DERNEK   (Association)   :   İki   ya  da  daha  fazla   insanın   ortaklaşa  bir  çıkanı gerçekleştirmek ve korumak üzere oluşturdukları, yönetimsel yapısı ve görevlileri bulunan örgütlü toplumsal küme.

DESİBEL (Decibel) : Bir sesin şiddetini belirtmede kullanılan ölçü birimi. Temelde, basınç ya da enerjilerin birbirlerine olan oranlarının logaritmasıdır.

DESTEKLEYİCİ SAVUNMALAR (Supportive Defenses) : Özel bir tartışma lehinde tartışmalar açarak insanları kandırmak için dayanıklılığı artırma durumu.

DETERMİNİZİM (Determinism) : Evrendeki her olgunun başka bir ya da birkaç olguya bağlı olduğunu savunan görüş.

DEVALÜASYON (Devaluation) : Paranın satın alma değerinin azaltılması.

DEVAMLI PEKİŞTİRME (Continuous Reinforcement) : Doğru davranımın h9 yapılışında pekiştirilmesi.

DEVAMLILIK (Continııation) : Nesneleri bir çizgi, kavis veya her hangi bl devamlı örüntü oluşturuyor şekilde algılama eğilimi.

DEVİMSEL SİNİRLER (Efferent Nerves) : Beyin ve omurilik gibi sin" merkezlerinden verilen emirleri devim organlarına ileten sinirler.
 
DEVİNİM (Motion) : Toplumlardaki nesne ve olayların temel özelliğini varlık biçimini belirleyen toplumsal süreçlerin bütünü.

DEVİNİŞSEL ALAN (Psychomotor Domain) : Öğrenilmiş becerilerin baskın olduğu alan.

DEVLET (State) : Belirli bir ülkede yasalara uygun olarak güç kullanma yetkisine sahip politik müessesedir. Kısaca, toplumun siyasal açıdan örgütlenmesi.

DEVLETÇİLİK (Etatism) : Bir milletin yönetim ve ekonomik işlevlerinin devletçe bir yönetim altında toplanması düşüncesi.

DEVLETLEŞTİRME (Etatisation) : Özel ellerde bulunan herhangi bir ekonomik işlev ya da kuruluşun kamulaştırılarak devletçe yürütülmesi.

DEVRİM (Revolution) : Toplumsal ve siyasal koşulların kısmen veya tüm olarak ani değişmesi. Başka bir deyişle, herhangi bir olaydaki hızlı ve geniş kapsamlı niteliksel değişme. Bu değişme sürecinde bir kuvvet grubu diğer bir kuvvet grubunun yerini, zor kullanarak veya kullanmayarak alır.

DEVRİM ORTAMI (Revolutionary Situation) : Yürürlükteki toplumsal düzenin toplıımsal-ekonomik bunalımlar içine düştüğünü ve yeni bir toplumsal düzenin ortaya çıkma imkanlarının oluştuğunu gösteren nesnel koşulların tümü.

DEVRİMSEL YAKLAŞIM (Evolutionary Approach) : Değişimi sıraya tabii olarak, yavaş yavaş, kanunsal ve doğal algılayan yaklaşımdır.

DIŞ DEĞİŞKEN (Extraneous Variable) : Bir deneyde kontrol altında buluııdurulmazsa bağımsız değişkenlerle değişmesi yüzünden sonuçların anlamını netleştirmeyen birincil olmayan faktör.

DIŞ GÖÇ (Emigration) : Bireylerin veya grupların başka bir ülkede sürekli ikamet etmek için kendi ülkelerinden ayrılmaları.

DIŞ GRUP (Out - Group) : Bireyin bağlı ve ilişkili olduğu grubun dışında kalan kişiler veya gruplar. Kendilerini kabul etmeyen müptela grubun sınırları dışında olan insanlar. Başka bir deyişle, bir iç gruptan ayrılan insanların oluşturduğu bir gruptur. Dış grupları, biri diğerinden daha farklı ve az çekici diye göz önünde bulundurabiliriz.

DIŞ KAYNAKLI ÖDÜL (Extrinsic Reward) : Bir övgü, bir pay, bir ücret artışı veya tanınma gibi yönetim tarafından  sağlanan ödül.  Değişik bir ifade  ile dış aynaklı ödül, davranışın kendi içinde bulunmayan fakat davranışın yapılması için dl?ardan verilen ödüldür.

DIŞ KULAK (Outer Ear) : Kulağın kulak kepçesi, kulak kanalı ve zarından oluşan görülebilen kısmı.
 
DİŞA ATFEDİCİ (External Attributor): Müsbet sonuçların ve başarının şans, kader gibi dış etkenlerin sonucu olduğuna inanan kişidir.

DİŞA BAĞLİ DÖNEM (Heterenomous Morality) : Piaget'e göre ahlak gelişiminin ilk aşaması. Çocukların ahlaki yargılan açısından, çevrelerindeki otorite figürlerine bağımlı oldukları dönem.

DIŞA DÖNÜK (Extrovert) : Düşünceleri, enerjisi, faaliyet ve davranışı kendi dışındaki kişilere ve nesnelere yönelmiş olan kişi.

DİŞA YANSİTMA (Extrajection) : Kişinin kendine özgü zihinsel özellikleri veya ruhsal süreçlerini başka bir kişiyle ilişkiliymiş gibi görmesi.

DIŞADÖNÜK KİŞİLİK (Extrovert Personality) : Kişilik oluşumunda, cana yakın, uyum sağlayan, dürüst, açık ve diğer kişilerle bağlar kurmayı kapsayan davranışlar bütünü.

DIŞADÖNÜKLÜK (Extroversion) : Dış dünya ile kolay ilişki kurma ve duygularını yansıtma niteliklerine sahip olma durumu. Yani, kişinin ilgisini kendi düşünce ve duyguları yerine dıştaki nesnel ve toplumsal çevreye yöneltmesi durumu.

DIŞALIM ENFLASYONU (İmport İnflation) : Yabancı mallar isteminin artmasından doğan enflasyon.

DIŞAVURUM (Expression) : Ruhsal olayların belli betimlemelerle dışlaştınlması.

DIŞBÜKEY ÖĞRENME EĞRİSİ (Curve of Convex Learning) : Öğrenme hızının azaldığını gösteren bir eğri veya eğri parçası.

DIŞKIL SAFHASI (Anal Stage) : Bebeklerin barsaklarını kontrol etmekten zevk aldığı psiko - sexüel gelişme safhası için Freud'un kullandığı terim.

DIŞSAL GÜÇLER (External Povvers) : Yapılan işin zorluğu şans, toplumsal baskı gibi bireyin dışındaki etmenler ya da davranışı etkileyen, ona neden olan her türlü çevresel baskı.

DIŞSAL İHTİYAÇ (External Need) : Canlının, biyolojik veya ruhbilimsel doygunluk ve yeterliğini artıracak, dış çevreye ilişkin bir nesne.

DIŞTAN DENETİMLİ KİŞİ (Person vvith Externel Locus of Control) : Kendi istek, gereksinim, algılama ve yorumlarından daha çok diğerlerinin istek, gereksinim, algılama ve yorumlarına göre davranışlarını düzenleyen birey.

DIŞTAN EVLENME (Exogamy) : Bir topluluğun üyelerinin o topluluk içinde» kimselerle evlenmelerini yasaklayan evlilik düzeni. Başka bir deyişle, kişilerin farklı grup veya çevrelerden evlenmesini gerektiren kural.
 
DİN (Religion) : Doğaüstü ile ilgili olan ve bir kilise, tarikat veya kültür içinde örgütlenmiş olan inanç ve uygulamalar. Büyü ile karşılaştırıldığında amaçlan daha geniştir ve daha az maddecidir, davranışları daha duygusal ve heyecanlıdır, hareketleri ise daha geniş bir halk kitlesini kapsar. Kısaca din, kutsal bir varlığa göre, doğal ve toplumsal olayları açıklayan ve düzenleyen inanç formudur.

DİN PSİKOLOJİSİ (Pscychology of Religion) : Doğaüstüne inanmaya ilişkin coşkusal yaşantıları, dinsel öğretinin oluşturduğu duygu ve coşkulan, dinsel uyarma, korku yerleştirme vb. araçları inceleyen bir toplumsal ruhbilim dalı.

DİN SOSYOLOJİSİ (Sociology of Religion) : Toplumlarda, toplumsal gruplarda, dinsel kural ve kurumların özellikleri ve toplum bütünü içindeki yeri ile oluşum, işleyiş ve değişimini düzenlilikleri içinde inceleyip açıklamaya çalışan toplumbilim kesimi.

DİN TİCARETİ (Commercial Religion) : Özel kazanç ya da siyasal güç elde etme amacıyla, özellikle kitle iletişim araçlarından yararlanarak, insanların dinsel inançlarını kötüye kullanma işi.

DİNAMİK (Dynamic) : Hareketli, canlı sürekli hareket halinde bulunan, kuvvet vej kudret özelliği olan.

DİNAMİK DENGE (Homeostatik) : Bir sistemin tutarlı ve istikrarlı durumu.

DİNAMİK PSİKOLOJİ (Dynamic Psychology) : Davranışın özellikle iç belirleyicilerini ele alan veya genel olarak davranıştaki nedenselliği göz önünde bulunduran psikoloji dalı.

DİNSEL BİLGİ (Religious Knowledge) : Gerçekle kutsal bir varlığa göre bağ kurma süreci sonunda elde edilen bilgi.

DİNSEL TÖREN (Ritual) : Dinsel anlamı olan veya kültürel yönden önemli fikirleri açıklayan herhangi bir tören.

DİRENÇ (Resistance) : Psikoterapide kişinin geçmişindeki önemli olayları anımsayamama veya kaygı yüklü konuları konuşmamasıyla belirlenen olgu. Serbest çağrışım sırasında çağrışımların durması ya da kişinin belirli konulardan uzaklaşması direnç örnekleri olabilir.

DİSGRAFİ (Disgraphy): Yazı yazmayı öğrenmede zorluk çekme.

DISLEKSİ (Dyslexia): Okuma yetisinin akıcılık kazanmaması durumu.

DİSSOSİYATİF REAKSİYON (Dissociative Reaction) : Bastırmayı içeren bir nevrotik davranım. Bu davranım türünde kişilik ve belleğin bazı yönleri bölümlenerek ve hemen hemen bağımsız olarak işlevde bulunur.
 
DİYALEKTİK (Dialectic) : Doğanın, toplumun ve düşüncenin durmayan bir devinim ve değişim içinde bulunmaları, bunlardaki evrimin her şeyde var olan iç çelişmelerin çatışması sonucu ortaya çıkması olgusu. Başka bir ifade ile, aklın, çelişkiye> değişmeye ve olguların birbirine bağlı olduğuna dayandığını ve tez,'antitez sentez biçiminde işlediğini savunan mantık.

DİYALOG (Dialgue) : Bir konuda, en az iki birey arasında karşıt görüşleri sunmak için işe koşulan sözel iletişim türü.

DİZİ FONKSİYON (Line Function): Üretim, dağıtım ve satış gibi fonksiyonları da içeren, ürünün veya hizmetin değerini artırmaktan direkt sorumlu herhangi bir şube veya organizasyonel alt sistemdir.

DOGMA (Dogma): Doğruluğu tartışmasız kabul edilen ve teklifine inanılan ilke.

DOGMATİK (Dogmatic) : Deney bilgisini, deneye dayanan kanıtlarını inkar ederek, kanılarını inanç öğretilerinden çıkaran düşünce biçimi.

DOGMATİK OTORİTE (Dogmatic Authority) : Söylediklerinin geçerli olduğu ve beyanlarının kontrol edilemediği kişi.

DOĞA ÖTESİ (Metaphysics) : Toplumsal olayları sonul, değişmez ve birbirinden
bağımsız sayan öğreti.

DOĞAL ALANI (Natural Area) : Plan yapmadan olagelen ekolojik olaylar yüzünden nüfus ve ekonomik gereksinmeleri yönleriyle diğer bölgelerden ayrılan alan.

DOĞAL AYIKLANMACILIK (Natural Selection) : Doğada ve toplumda canlı türleri arasındaki varolma savaşını en güçlülerin, çevreye en iyi uyabilenlerin kazandıklarını, güçsüzlerin, çevreye uyamayanların ise ortadan kalktıklarını savunan
öğreti.

DOĞAL BİLİMLER (Natural Sciences) : Organizmaların yapıları, gelişimi ve diğer fiziksel fenomenlerle ilgilenen fizik, biyoloji ve astronomi gibi bilim dalları.

DOĞAL DAVRANIŞ (Native Behaviour) : Canlının doğduğu andan itibaren var ve e(kili olan etmenlerin yarattığı davranış.

DOĞAL GÖZLEM (Natural Observation) : Doğada yer alan olayların veya deneysel kontrol uygulanmadan ve sistematik örneklem teknikleri kullanılmadan, lnsan ilişkilerinde yer alan olayların gözlenmesi. Kısaca, hiçbir doğrudan önlem uygulamadan, olayın olduğu gibi gözlemi.

DOĞAL İŞBÖLÜMÜ (Natural Division of Labour) : İlkel toplumda üretici suçTerin gelişmesiyle kendiliğinden meydana gelen işbölümü.
 
DIŞA ATFEDİCİ (External Attributor): Müsbet sonuçların ve başarının şans, kader gibi dış etkenlerin sonucu olduğuna inanan kişidir.

DIŞA BAĞLI DÖNEM (Heterenomous Moralily) : Piaget'e göre ahlak gelişiminin ilk aşaması. Çocukların ahlaki yargıları açısından, çevrelerindeki otorite figürlerine bağımlı oldukları dönem.

DIŞA DÖNÜK (Extrovert) : Düşünceleri, enerjisi, faaliyet ve davranışı kendi dışındaki kişilere ve nesnelere yönelmiş olan kişi.

DIŞA YANSITMA (Extrajection) : Kişinin kendine özgü zihinsel özellikleri veya ruhsal süreçlerini başka bir kişiyle ilişkiliymiş gibi görmesi.

DIŞADÖNÜK KİŞİLİK (Extrovert Personality) : Kişilik oluşumunda, cana yakın, uyum sağlayan, dürüst, açık ve diğer kişilerle bağlar kurmayı kapsayan davranışlar bütünü.

DIŞADÖNÜKLÜK (Extroversion) : Dış dünya ile kolay ilişki kurma ve duygularını yansıtma niteliklerine sahip olma durumu. Yani, kişinin ilgisini kendi düşünce ve duyguları yerine dıştaki nesnel ve toplumsal çevreye yöneltmesi durumu.

DIŞALIM ENFLASYONU (Import Inflation) : Yabancı mallar isteminin, artmasından doğan enflasyon.

DIŞAVURUM (Expression) : Ruhsal olayların belli betimlemelerle dışlaştırılması.

DIŞBÜKEY ÖĞRENME EĞRİSİ (Curve of Convex Learning) : Öğrenme hızının azaldığını gösteren bir eğri veya eğri parçası.

DIŞKIL SAFHASI (Anal Stage) : Bebeklerin barsaklarını kontrol etmekten zevk aldığı psiko - sexüel gelişme safhası için Freud'un kullandığı terim.

DIŞSAL GÜÇLER (External Povvers) : Yapılan işin zorluğu şans, toplumsal baskı gibi bireyin dışındaki etmenler ya da davranışı etkileyen, ona neden olan her türlü çevresel baskı.

DIŞSAL İHTİYAÇ (External Need) : Canlının, biyolojik veya ruhbilimsl doygunluk ve yeterliğini artıracak, dış çevreye ilişkin bir nesne.

DIŞTAN DENETİMLİ KİŞİ (Person vvith Externel Locus of Control) : Kendi
istek, gereksinim, algılama ve yorumlarından daha çok diğerlerinin istek, gereksinim algılama ve yorumlarına göre davranışlarını düzenleyen birey.

DIŞTAN EVLENME (Exogamy) : Bir topluluğun üyelerinin o topluluk içinden kimselerle evlenmelerini yasaklayan evlilik düzeni. Başka bir deyişle, kişilerin farklı grup veya çevrelerden evlenmesini gerektiren kural.
 
DIŞTAN YÖNELTİLEN (Other Directed) : Hareketlerini temel olarak başkalarına uöre ayarlayan bireysel özellik.

DİFERANSİYEL RANT (Differential Rent) : Toprakların verim farkından doğan rant.

DİKEY ÇATIŞMA (Veıtical Conflict) : Dikey çatışma, örgüt içindeki ast-üst çatışmasını ifade etmektedir.

DİKEY HAREKETLİLİK (Veıtical Mobility) : Toplumsal sınıf veya mevkinin değişmesiyle statü ve rolün değişmesi. Başka bir deyişle, sosyal tabakalar arasında yukarıya veya aşağıya doğru yapılan yer değiştirmeler.

DİKEY İŞ YÜKLEMESİ (Veıtical Job Loading) : İş faaliyet alanını arttıran ve sorumluluk miktarını hiyerarşik bir biçimde işin içinde şekillendiren bilimsel metoda verilen addır.

DİKKAT (Attention) : Belirli anda yer alan yaşantının bazı yönlerine odaklaşmak, diğerlerini ise ihmal etmek. Başka bir ifade ile, herhangi bir şey üstünde zihinsel ve duygusal yoğunlaşma. Dikkatin; olayların belirgin olarak algılandıkları bir odağı, daha az algılandıkları bir de sınır alanı vardır.

DİKKAT GENİŞLİĞİ (Span of Attention) : Kişinin bir nesne veya konu üzerine dikkatini yöneltebildiği süre.

DİKKATİN BAŞKA YÖNE ÇEKİLMESİ (Attention Deviation) : Dikkatin, etkileyici iletişimden başka noktalara çeken uyaran. Bazen insanların kendi tutumlarını iletişimde sunulan görüşlere karşı savunmalarını güçleştirerek tutum değişikliğini kolaylaştırır ya da arttırır.

DİKROMATİK (Dichromatic) : Organizmanın iki boyuttaki renkleri görebilmesi durumudur.

DİL PSİKOLOJİSİ (Psycholinguistics) : Dil davranışının ve dilin öğrenilmesinin psikolojik kavramlarla incelenmesi.

DİLBİLİM (Linguistics) : İnsan dilinin bütün görünüşlerini incelemeye yönelik bir araştırma alanı. Başka bir deyişle, insanın konuşma yetisi ile yeryüzündeki dilleri ses, biçim, anlam ve söz dizimi açısından genel veya karşılaştırmalı olarak inceleyen bilim.

DİLBİLİME İLİŞKİN VARSAYIM (Linguistic Relativity Hypothesis) : Dil tecrübeyi yorumlamak için sınıflandırmalar sağlar. Gerçeğin yapısı kişinin daha önce öğrendiği dile dayanır.

DİESEL GEREKİRCİLİK (Linguistic Determinisim) : Dilin dünyayı yorumlamamızı belirlediğini ileri süren bir hipotez.
 
DİN (Religion) : Doğaüstü ile ilgili olan ve bir kilise, tarikat veya kültür içinde örgütlenmiş olan inanç ve uygulamalar. Büyü ile karşılaştırıldığında amaçları daha geniştir ve daha az maddecidir, davranışları daha duygusal ve heyecanlıdır, hareketleri ise daha geniş bir halk kitlesini kapsar. Kısaca din, kutsal bir varlığa göre, doğal ve toplumsal olayları açıklayan ve düzenleyen inanç formudur.

DİN PSİKOLOJİSİ (Pscychology of Religion) : Doğaüstüne inanmaya ilişkin coşkusal yaşantıları, dinsel öğretinin oluşturduğu duygu ve coşkuları, dinsel uyarma, korku yerleştirme vb. araçları inceleyen bir toplumsal ruhbilim dalı.

DİN SOSYOLOJİSİ (Sociology of Religion) : Toplumlarda, toplumsal gruplarda, dinsel kural ve kurumların özellikleri ve toplum bütünü içindeki yeri ile oluşum, işleyiş ve değişimini düzenlilikleri içinde inceleyip açıklamaya çalışan toplumbilim kesimi.

DİN TİCARETİ (Commercial Religion) : Özel kazanç ya da siyasal güç elde etme amacıyla, özellikle kitle iletişim araçlarından yararlanarak, insanların dinsel inançlarını kötüye kullanma işi.

DİNAMİK (Dynamic) : Hareketli, canlı sürekli hareket halinde bulunan, kuvvet vei kudret özelliği olan.

DİNAMİK DENGE (Homeostatik) : Bir sistemin tutarlı ve istikrarlı durumu.

DİNAMİK PSİKOLOJİ (Dynamic Psychology) : Davranışın özellikle iç belirleyicilerini ele alan veya genel olarak davranıştaki nedenselliği göz önünde bulunduran psikoloji dalı.

DİNSEL BİLGİ (Religious Knowledge) : Gerçekle kutsal bir varlığa göre bağ kurma süreci sonunda elde edilen bilgi.

DİNSEL TÖREN (Ritual) : Dinsel anlamı olan veya kültürel yönden önemli fikirleri açıklayan herhangi bir tören.

DİRENÇ (Resistance) : Psikoterapide kişinin geçmişindeki önemli olayları anımsayamama veya kaygı yüklü konuları konuşmamasıyla belirlenen olgu. Serbest çağrışım sırasında çağrışımların durması ya da kişinin belirli konulardan uzaklaşması direnç örnekleri olabilir.

DİSGRAFİ (Disgraphy): Yazı yazmayı öğrenmede zorluk çekme.

DİSLEKSİ (Dyslexia): Okuma yetisinin akıcılık kazanmaması durumu.

DİSSOSİYATİF REAKSİYON (Dissociative Reaction) : Bastırmayı içeren bir nevrotik davranım. Bu davranım türünde kişilik ve belleğin bazı yönlen bölümlenerek ve hemen hemen bağımsız olarak işlevde bulunur.
 
DİYALEKTİK (Dialectic) : Doğanın, toplumun ve düşüncenin durmayan bir devinim ve değişim içinde bulunmaları, bunlardaki evrimin her şeyde var olan iç çelişmelerin çatışması sonucu ortaya çıkması olgusu. Başka bir ifade ile, aklın, çelişkiye, değişmeye ve olguların birbirine bağlı olduğuna dayandığını ve tez,'antitez sentez biçiminde işlediğini savunan mantık.

DİYALOG (Dialgue) : Bir konuda, en az iki birey arasında karşıt görüşleri sunmak için işe koşulan sözel iletişim türü.

DİZİ FONKSİYON (Line Function): Üretim, dağıtım ve satış gibi fonksiyonları da içeren, ürünün veya hizmetin değerini artırmaktan direkt sorumlu herhangi bir şube veya organizasyonel alt sistemdir.

DOGMA (Dogma): Doğruluğu tartışmasız kabul edilen ve teklifine inanılan ilke.

DOGMATİK (Dogmatic) : Deney bilgisini, deneye dayanan kanıtlarını inkar ederek, kanılarını inanç öğretilerinden çıkaran düşünce biçimi.

DOGMATİK OTORİTE (Dogmatic Authority) : Söylediklerinin geçerli olduğu ve beyanlarının kontrol edilemediği kişi.

DOĞA ÖTESİ (Metaphysics) : Toplumsal olayları sonul, değişmez ve birbirinden
bağımsız sayan öğreti.

DOĞAL ALANI (Natural Area) : Plan yapmadan olagelen ekolojik olaylar yüzünden nüfus ve ekonomik gereksinmeleri yönleriyle diğer bölgelerden ayrılan alan.

DOĞAL AYIKLANMACILIK (Natural Selection) : Doğada ve toplumda canlı türleri arasındaki varolma savaşını en güçlülerin, çevreye en iyi uyabilenlerin kazandıklarını, güçsüzlerin, çevreye uyamayanların iseortadan kalktıklarını savunan
öğreti.

DOĞAL BİLİMLER (Natural Sciences) : Organizmaların yapıları, gelişimi ve diğer fiziksel fenomenlerle ilgilenen fizik, biyoloji ve astronomi gibi bilim dalları.

DOĞAL DAVRANIŞ (Native Behaviour) : Canlının doğduğu andan itibaren var ve etkili olan etmenlerin yarattığı davranış.

DOĞAL GÖZLEM (Natural Observation) : Doğada yer alan olayların veya deneysel kontrol uygulanmadan ve sistematik örneklem teknikleri kullanılmadan, insan ilişkilerinde yer alan olayların gözlenmesi. Kısaca, hiçbir doğrudan önlem uygulamadan, olayın olduğu gibi gözlemi.

DOĞAL İŞBÖLÜMÜ (Natural Division of Labour) : İlkel toplumda üretici güçlerin gelişmesiyle kendiliğinden meydana gelen işbölümü.
 
DOĞAL ZEKA (lnnate Intelligence) : Kalıtımla kuşaktan kuşağa geçtiği kabul edilen zeka türü.
 
DOĞRU (Right) : İleri sürülen önermenin gerçekle çakışma derecesi. Başka bir deyişle, gerçekliğin, düşüncede gerçeğe uygun biçimde yansıması.

DOĞRU DİNLER (Religions of The Way) : Tanrıların varoluşundan daha çok başarı sağlamanın özel yollarını gösteren somut gerçekler üzerine kurulmuş dinlerdir.

DOĞRULAMALAR (Justifıcations) : Haklı nedenler göstererek insanın bazı olayların ve davranışların sorumluluğunu üstlenmesi.

DOĞRULUK DEĞERİ (Truth Value) : İleri sürülen önermenin gerçeğin niceliği ve niteliğiyle çakışma derecesinin düzeyi.

DOĞRUNUN SOMUTLUĞU (Concreteness of the Truth) : Doğrunun belli zaman ve yer koşullarına, hesaplama düzenlerine, ölçüm birimlerine vb. bağımlı oluşu.

DOĞRUSAL PERSPEKTİF (Linear Perspective): Uzak nesneleri birbirine yakın, yakındakileri ise birbirinden uzak olarak algılama. Derinlik algısında önemli bir etkendir.

DOĞRUSAL REGRESYON (Linear Regression): Bağıntı tespit etmede kullanılan en küçük kareler doğrusu.

DOĞRUYA YÖNELME (Birging) : Kişiler, hayranlık duyulan insanlar ve olaylarla ilişki kurulduğunda olumlu bazı özellikler kazanmak için "aksedilen şöhrette ısınırlar".

DOĞUM KONTROLÜ (Birth Control) : Cinsel ilişkide kadının gebe kalmasını önlemeye yönelik davranış. Kısaca, doğumu önlemek için yapılan uygulamalar.

DOĞUM ORANI (Birth Rate) : Herhangi bir toplum veya toplumsal grup nüfusunda, belli bir yıl içinde gerçekleşen canlı doğum sayısının o sıradaki toplum nüfusuna oranı.

DOĞUM SIRASI (Birth Rank) : Toplumsallık eğilimi ile ilişkili bir etmen. W doğan çocukların aile büyüklüğü ne olursa olsun, daha sonra doğanlardan daha fazla toplumsallık eğilimi göstermektedirler.

DOĞUM YAŞI (Chronological Age) : Bireyin doğum gününden belli bir gül* kadar geçen zaman. Başka bir deyişle, insanın yaşamış olduğu yılların, aylarınv: günlerin sayısı. Buna takvim ayı da denmiştir.
 
DOĞURABİLİRLİK (Fecundity) : Bir grup içinde doğan çocukların biyolojik olarak maksimum sayısı. Değişik bir tanımla, kadın nüfusunun biyolojik üretme kapasiteleri. Yani, kavramak ve çocuk doğurmakla ilgili biyolojik kapasite.

DOĞURGANLIK (Fertility) : Bir grupta doğan çocukların asıl sayısı. Başka bir deyişi- bir toplumdaki çocuk doğurma oranı.

DOĞURMA ORANI (Fertility Rate) : Verilen bir yılda çocuk doğurabilecek (15 -44 yaşlan) 1000 kadın başına düşen doğurma sayısı.

DOĞUŞTAN (Congenıtal) : Gebelik süresi içinde, yani ana rahminde edinilmiş veya o sırada meydana gelen bir etkiden ileri gelmiş.

DOĞUŞTAN DONANIM (Natural) : Davranışa genetik etkenlerin katkıda bulunması.

DOĞUŞTAN GELEN STATÜ (Ascribed Status) : Toplumda sahip olduğumuz, doğuştan gelen ve değişmeyen statüdür. Bir kişiye atfedilen statü; insanlar bu statülerini kontrol edemezler. Derisi, rengi veya yaş gibi elinde olmayan niteliklerden dolayı verilen statü.
DOĞUŞTAN ÖZELLİKLER (Congenital Trait) : Genetik olarak belirlenmiş özellik ya da nitelikler; organizma böyle bir özelliğe doğuştan sahiptir ya da onu çevreye bağımlı olmaksızın geliştirir. Bir örnek, bebeklerin yaşayabilmesi için insanları  kaçınılmaz olarak  toplumsal  yapan  yiyecek ve  korunma  bakımından başkalarına bağımlılıklardır.

DOGUŞTANCI (Nativist) : Davranışsal eğilimlerin, özellikle algısal örgütleme eğilimlerinin, doğuştan olduğunu savunan kişi.

DOKU GRADYANI (Gradient of Texture): Derinlik algısındaki önemli monoküler ipuçlarından biri. Nesnenin kişiye olan uzaklığı arttıkça, görülebilen ayrıntıların derece derece azalmasına ilişkindir.

DOKUNUM (Feeling) : Bir nesnenin deriye ya da derinin bir nesneye değmesinin beyinde duyulması.

DOLAMBAÇ (Maze) : İçinde birçok kanallar veya yollar bulunan bir şekil, araç veya gereç; labirent. Bunların karmaşıklık dereceleri çeşitlidir. Hedef dolambacın başlangıçtan sonuna giden en kestirme yolun bulunması olan deneyimlerde kullanılır, uerek insanların, gerekse hayvanların yeteneklerini ölçmekte kullanılır.

DOLAŞIM (Circulation): Mal ya da paranın elden ele geçmesi.

DOLAYLl SALDIRGANLIK (İndirect Aggression) : Saldırganlığa yol açan nesnelere doğrudan doğruya yönelik olmayan saldırganlık biçimi.
 
DOLAYLI VERGİLER (İndirect Taxes) : Tüketim malları aracılığıyla alınan vergiler.

DOLAYLI YÖNTEMLER (indirect Method) : Bireysel özelliklerin, denek tarafından anlaşılmadan ölçülmesi yöntemi.

DOLAYSIZ VERGİLER (Direct Taxes): Doğrudan doğruya vergi yükümlüsünden alınan vergiler.

DONUKLUK (Catatonia) : Davranış yoksunluğu veya düzensiz heyecansal tepkilerle kendini belli eden erken bunama hali.

DOPAMİN (Dopamine) : Merkezi sinir sisteminde bulunan bir nöro aktarıcı. Parkinson hastalığına yakalanan kişilerde bu maddenin bulunmadığı dikkati çekmiştir.

DORUK YAŞANTILAR (Peak Experiences) : Kişinin bir an için kendini gerçekleştirme duygusu. Maslow bu duyguya herkesin ulaşabileceğini kabul eder.

DOWN SENDROMU (Down's Syndrome) : Birey, 21.gen dizisinde fazladan bir kromozomla doğunca ortaya çıkan zeka geriliği. Daha önce bu kişilerin görünümünden dolayı bu hastalığa mongolizm adı verilirdi.

DOYGUNLUK (Saturation) : Parlaklık ve tondan farklı bir renk boyutu olup tonların zenginlik miktarını ima eder. Örneğin, griden güçlükle ayırt edilebilen bir kırmızının doygunluğu azdır.

DOYURUCU DAVRANIM (Consummatory Response) : Bir birincil dürtünün doyumunu sağlama eğilimi gösteren davranım. Örneğin, yemek, içmek, çiftleşmek.

DÖNENİ İZLEME AYGITI (Rotary Pursuitmeter) : İnsanlarda öğrenme ile ilgili ? deneylerde kullanılan bir araç. Bu araç deneğin elinde tuttuğu çubuğu, dönmekte olan yuvarlak bir zemin üzerindeki belirli bir nokta ile temas halinde tutmasını gerektirir

DÖNER KİŞİLİK (Cyclothmic Personality) : Duygu ve davranışları düzgülü olmayan, uç ve karşıt görünümlerde olan, bununla birlikte ruh hastası kabul edilmeyen kişilik.

DÖNGÜSEL RİTİM (Circadian Rythm) : 24 saatlik bir döngü veya ritim uyku-uyanıklık, beden ısısı böyle bir döngü takip eder.

DÖNÜM NOKTASI (Breakpoints) : Davranış - hareket ikilisinin başlangıç ve bitiş noktalarının gözlenmesi.
 
DÖNÜŞME (Mutation) : Doğada ve toplumda niteliksel değişmelerin yavaş yavaş değil birdenbire olması, bir şeyin ortam ve koşullarını bulduğunda birdenbire nitelik değiştirmesi.

DÖNÜŞTÜRME (Transformation) : Olumsuz duygu, düşünce ve eğilimleri olumlu duygu, düşünce ve eğilimler haline getirmek. En önemli dönüşüm sağlıksız, bağlaşık, kendine değer vermeyen, utanca boğulmuş iç ana-babadan, gerçek benliğimizi temsil eden iç çocuğumuza ulaşmakla başanlır.

DÖNÜŞTÜRÜM (Transduction) : Bir enerji türünün başka bir enerji türüne dönüştürülmesi süreci. Duyumda fiziksel enerjinin sinir akımı haline dönüştürülmesi.

DÖNÜŞÜMCÜLÜK (Transformism) : Canlıların, organizmaların çevreye uyma süreci içinde değiştiklerini, türlerin de birbirine dönüşme yolu ile oluştuklarını savunan ve evrim kuramıiçinde yer alan görüş.

DÖRT DİLEK (Four Wishes) : Bütün insanlarda evrensel olarak bulunduğu öne sürülen ve somut toplumsal davranışların çözümlenmesinde kullanılan tanınma, karşılık verme, yeni yaşantılardan geçme ve güvenlik içinde bulunma istekleri.

DÖRTLÜ BAĞLANTILAR (Fourfold Correlations) : İki ikilemli değişken söz konusu olduğunda kullanılan parametrik bağıntı.

DRAMACI YAKLAŞIM (Dramaturgical Approach) : Erving Goffman'ın sosyal etkileşim konusuna yaklaşımı. Bu yaklaşım insanları sanki bir tiyatrodaki aktörler ve aktrisler olarak tanımlar.

DRAMATİK GÖRÜNÜŞ (Dramaturgical Perspective) : Yapmacık hareketlerle günlük doğal hareketleri karşılaştıran sosyolojik teoriler.

DUA (Prayer) : Varlığına inanılan doğaüstü bir güce
yöneltilen, genellikle sözlü, belli bir biçim almış dilek.

DURAKSAMALI KİŞİ (Marginal Person) : Toplumsal ve kültürel değişmeler sonucu herhangi bir toplumsal gruba tam olarak üye olmayan kişi.

DURGUN ÇEVRE (Environment, Stable) : Dört örgütlenmiş çevre biriminden biri; direkt olarak ya da merkezileştirilmiş teşkilatların hoşgörüsünden oluşan yavaş değişim oranı ve daha az karmaşıklık durumlarıyla karakterize edilen çevre.

DURGUN TOPLUM (Stationary Society): Kültürel yapısı çok değişmeyen toplum.

DURUM KOORDİNATLARI (Situation Coordinates) : Bir fonksiyonel sistem ?Cinde, o sistemin temel özelliğini belirleyen değişkenler.
 
DURUM MUHASEBESİNE DÖNÜK DEĞERLENDİRME (SumrnatiJ Evaluation) : Öğrencinin yetişme düzeyini ve yetişek'in tutarlılığını belirlemede j§e koşulan değerlendirme.

DURUM TANIMI (Defınition of The Situation) : Eğer bir birey bir durumu öyle tanımlıyorsa ona göre gerçek odur. Durum tanımı daha önceki toplumsal tecrübelerini oluşur.

DURUMA BAĞLI BELLEK (State Dependent Memory) : Belirli bir fızyonörolojik durumda öğrenilen bilgiyi ancak aynı fızyonörolojik durumrja hatırlama. Örneğin, sarhoşken tanıştığı bir kimseyi ayıkken hatırlamayan kimSe sarhoşken tanıyabilmektedir.

DURUMA UYDURMA (Situation Adaptation) : Kazandığı beceriyle, ilk kez karşılaştığı devinişsel bir davranışlar zincirini kolayca yapma durumu.

DURUMSAL KAHRAMANLAR (Situational Heroes) : Organizasyonun başarı normlarına örnek olan ve emsalleri tarafından tanınan kişilerdir; bu tanıma bazen özel serenomilerle olabiliyor.

DURUMSAL TEST (Situational Test) : Örneğin küçük
bir köprünün yapımında bir grup insanın yönetilmesi gibi, gerçek yaşam ortamında bir kimsenin gözlenmesini içeren test.

DURUMSALLIK TEORİLERİ (Contingency Theories) : Grup etkisinin, liderin bir veya daha çok durumsal değişkenle ilgili tutumuna bağlı olduğu varsayımını dayalı bir dizi liderlik teorileri.

DUYARLIK (Sensibility) : Belirli bir yönde veya genel olarak duyumları vt duygulan algılayabilirle yeteneği.

DUYARLIK EĞİTİMİ (Sensitivity Training) : Duyarlık eğitimi kişi ve ortam arasındaki uyumun sağlanmasına ve kişinin belirli sosyal ortamdaki, değişmeleri uyabilme bakımından çok duyarlı ve çabuk hareket etmesine yardımcı eden biı tekniktir.

DUYARSIZLAŞTIRMA (Desensitization) : Genellikle, duygusal bir davranın» ortaya çıkaran durumla kişiyi tekrar tekrar karşı karşıya getirerek bu davranım1' zayıflatılması. Kişinin şiddetli kaygı duyduğu durumlarda kendini '* hissedebilmesi için kullanılan bir psikoterapi yöntemidir.
DUYGU - SEZİSEL DİNLEME (Empathic Listening): Dinleyicinin konuşmacı* hissettiklerini hissetmesiyle karakterize olan dinleme; konuşmacının ne dedı=> değerlendirmekten çok, meramının ne olduğunu ve ne hissettiğini anlama üzeni1 odaklanan dinleme.

DUYGU   DONUŞUMU   (Conversion)   :   Ruhsal   çatışmaların   simgesel   olarak ,ansel belirtilerle dışa vurması.

DUYGU TRANSFERİ  TEORİSİ  (Excitation - Transfer Theory)  :  Saldırgan davranışlarla direkt ilgisi olmayan uyarı kaynakları, konuyla ilgili diğer duygularla Yerleşip saldırgan davranışları şiddetlendirebilirler.

DUYGULANlMSAL REAKSİYONLAR (Affective Reactions) : Depresyon veya ,anik taşkınlık gibi aşırı duygu durumlarının görüldüğü psikotik reaksiyonlar.

DUYGUSAL - SOSYAL LİDER (Emotional-Social Leader) : Grubun uyumlu ve mutlu bir biçimde işlev görmesi üzerinde yoğunlaşan kişi; genellikle bu kişi, grup dayanışmasını geliştirmek eğilimindedir.

DUYGUSAL ANLAM FARKLILIĞI (Semantic Differential) : Bir dizi iki uçlu (zıt uçlu) değerlendirme boyutu üzerinde bir nesneye verilen tepkileri çözümleyerek (ulumları ölçme yöntemi. Osgood tutumlardaki (özellikle insanlara ilişkin olanlar) değişkenliğin büyük bölümünün yalın bir değerlendirme etmeni ile açıklanabileceğini göstermiştir. Diğer iki temel boyut güç ve etkinlik boyutlarıdır. Başka bir deyişle, bireyin zıt sıfat ya da maddeler arasındaki sürekli çizgi üzerinde tercihlerini işaretlemesi yolu ile tutum ölçülmesi.

DUYGUSAL ANLAM SKALASI (Semantic Differantial Scale) : Kapalı anlamın her üç boyutunu da ölçen, olumlu ya da olumsuz yöne çekilebilir sıfatlarla sabitleştirilmiş ölçüler setini içeren test.

DUYGUSAL ÇÖKÜNTÜ PSİKOZU (Depressive Psychosis) : Şiddetli ve uzun süre devam eden bir hüzün, keder ve yas hali. Bu hal genellikle apati haliyla birlikte olur ve stresli bir duruma tepki olarak gelişir. Beyindeki kimyasal maddelerin dengesizliğinden kaynaklandığı zannedilmektedir.

DUYGUSAL DEĞİŞİM (Emotional Change): Altman ve Taylor'un toplumsal giriş sürecinin üçüncü aşaması; engellerden çoğunun ortadan kalktığı, eleştiri ve övgüye izin verildiği aşama. Örneğin, yakın arkadaşlıklarda olduğu gibi.

DUYGUSAL İLİŞKİLER (Sentiment Relations): Bir tutum nesnesini sevme ya da sevmeme gibi duygusal tepkiler.

DUYGUSAL TARAFSIZLIK (Emotional Neutrality) : Duyguların sınırlandırılmasını gerektiren rol davranışı.

DUYGUSAL TIKANMA (Emotional Blocking) : İç çatışmalar yüzünden sinir ve ya tepkilerinin durması veya düşünce zincirinin kopması durumu.
 

DUYGUSAL YALINLIK (Flattening of Affect) : Genellikle şizofrenilerde gözlenen duygusal kütleşme. Yüz ifadesi donuk, heyecansız ve konuşma monotondur.

DUYGUSAL YALNIZLIK (Emotional Loneliness) : Çocuklara ebeveynlerin veJ obun insanlara da yakın arkadaşlarının yakın ilişki göstermemelerinden kaynaklanan eksikliğinin yarattığı bir çeşit yalnızlıktır.

DUYGUSAL YÜKLÜLÜK (Emotional Burden) : Çok yüksek düzeylerde uyarılmaya maruz kalan çok fazla bilgi akımı ile karşılaşan bireylerin bu bilgilerin hepsini işleyemeyeceklerini ileri süren görüş. Yüklülük durumu insanların daha az önemli duygusal girdileri süzerek yüklülüğü azaltmalarına yol açan tatsız bir durumdur. Milgram, süzme ya da elemenin kalabalık durumlarında ya da kent ortamlarında görüleceğini ileri sürmüştür. Fakat henüz bu görüşü destekleyici nitelikte kanıt yoktur.

DUYGUSALLIK (Emotionality): His veya duygu gerektiren rol davranışı.

DUYSAL - HAREKİ (Afferent) : Duyuları, sinirleri ve parmak, kol, bacak gibi beden kısımlarını içeren bir tepki veya davranışla ilgili; böyle bir davranış veya tepkiyi gerektiren durum.

DUYU (Sense) : İç ya da dış çevreden gelen etkilerin belli sinir yollarından geçerek beyinde duyulması olayı.

DUYUM (Sensation) : Çeşitli duyularla algılanan ses, tat, koku vb. duyguların varlığından bilgi alma işi. Kısaca, duyu organlarından gelen iletilerden elde edilen izlenim.

DUYUM - ÖTESİ ALGI (Extrasensory Perception) : Çeşitli bilgilerin, duyusal ipuçları kullanmaksızın algılanması.

DUYUM ALANI (Sensory Areas) : Beyin kabuğunda, duyu organlarının iletici sinirlerinin sona erdiği bölge. Kısaca, duyusal işlevlerle ilgili olan beyin alanı. Genellikle beyin kabuğunun bir alanıdır.

DUYUM GECİKMESİ (Lag of Sensation): Uyaranın, başladığı ve bittiği kısa süre içinde algılanamaması durumu.

DUYUM YİTİMİ (Anesthesia) : İlaçlar, sinir bozuklukları veya örgensel düzensizlikler sebebiyle uyaranlara karşı duyarlığın tamamen ya da bölgesel olarak yitirilmesi durumu.

DUYUMSAL AYIRIM (Sensory Discrimination) : Duyum verileri veya uyaranla' arasındaki ayrılıklara tepki verebilme.
 
DUYUSAL - MOTOR DÖNEM (Sensor - Motor Stage): Piagefe göre yasamın ilk iki  yılın,  kapsayan   bilişsel  gelişim  dönemi.  Yani  çocukum  iSlrS" davranışları arasındaki ilişkiyi keşfettikleri şuursal gelişme safhası

DUYUSAL KORTEKS (Sensory Cortex) : Beyin kabuğunun duyusal işlevlerle ilgili bölgeleri; oksıpıtal lop, temporal lop ve parietal lop gibi.
 
DUYUSAL SİNİRLER (Afferent Nerves) : Duyu organları aradığı ile dışarıdan toplanan etkilen beyine götüren sinirler.

DUYUSAL ŞİFRE (Sensory Code) : Farkl. duyumlar, algılama vasıtası olup hangi alıcıların ve bağlayıcı liflerin en faal olduğu ile tayin edilir.

DUYUSAL UYUM (Sensory Adaptation) : Duyu organlarının sürekli ve değişmeyen uyaranlara alışması. Başka bir deyişle, heyecanlara hakim oluş- yaşama durumlarına karşı uygun ve iyi duygusal tepkiler göstermekte bulunur.

DUYUSAL YOKSUNLUK (Sensory Deprivation) : Normal uyarımdan uzun zaman suresi mahrum kalmak; duyusal yoksunluk sanrı, varsam ve tedirginliğe yol açar.
 
DUYUŞSAL ALAN (Affective Domain) : Duyuşsal öğrenmelerin baskın olduğu

DERLEYEN...EDİTÖR
İletişim:bilgi@gencogrenci.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :Psikoterapi - psikoloji - kişisel gelişim - bireysel gelişim - psikolojik rahatsızlıklar -

Yorumlar