Psikoloji Sözlük - B-

PSİKOLOJİ- SÖZLÜK- TÜRKÇE
- B -
BABA FİGÜRÜ (Father Figüre) : Bir aktarım durumu olup bir kişinin sanki babaymış gibi algılanmasıdır.

BABA HATTI (Patrilineal) : Miras ilişkilerinde, akrabalık kuruluşlarında, çiftlerin evlendikten sonra nerede oturacakları konusunda, soyun hesaplanmasında babadan yanalığın ön planda tutulması ve toplumsal yapının buna göre düzenlenmesi.

BABA LOHUSALIĞI (Father's Maternitiny Leave) : Bazı ilkel kavimlerde ana çocuk doğurduktan sonra onun yerine baba lohusa yatağına yatar.

BABA MAHALLİNDE İKAMET (Patrilocal Residence) : Evli çiftlerin erkeğin ailesinin ev halkıyla yaşaması geleneğidir. Başka bir deyişle, yeni evli çiftlerin erkeğin aile efradının bir parçası olması gerektiğini salık veren kural.

BABA NESLİ (Patrilineal Descent): Akrabalığın ve soyun babanın ailesi tarafından sürdürülmesi. Burada erkeğin mirası erkeğin ailesine kalır ve kadının ailesi miras talep edemez.

BABA SAPLANTISI (Father Fixation): Bireyin ilgi ve duygularını babası üzerinde toplayarak başka kişilere yaymakta yetersizlik göstermesi.

BABA SOYLULUK (Patrilinearity) : Soyun, kalıtım ya da öncelikle erkek üye yoluyla belirlendiği aile düzeni.

BABAERKİL AİLE (Patriarchal Family) : Otoritenin en yaşlı erkeğin elinde olduğu aile yapısı.

BACI KARDEŞ EVLİLİĞİ (Brother Sister Marriage) : Soylu olduğuna inanılan prens ya da kral kanının arılığını korumak amacıyla bacı kardeşin birbiriyle evliliği.

BAĞ (Association) : Öğrenme yoluyla oluşmuş her tür ilişkiyi belirtmek için kullanılan genel terim.

BAĞ KURUCU KORTEKS (Association Cortex) : Birincil duyusal ve motor alanlar dışındaki korteks, beyin kabuğu, alanlarını ifade etmede kullanılan bir genel terim.

BAĞDAŞIM : Kişiler arası ilişkilerde olduğu gibi görünme, içi dışı bir olma.

BAĞIMLI ÇEVRE (Dependent Environment) : Karmaşıklığı azaltmak için yetersiz, dağıtılmış karar çevrelerini yataylaştırmak için yararlı olan bir hızlı değişim kombinasyonu.

 BAĞIMLI DEĞİŞKEN (Dependent Variable) : Bir deneyde ölçülen, bağımsız değişkenin etkisiyle değişip değişmediği kontrol edilen davranış ya da tutumlar. Ayarlanıp değiştirilen bağımsız değişkenin değişik düzeylerine verilen tepkiler.

BAĞIMLILIK (Dependency) : Bir kişi, toplumsal grup ya da toplumun siyasal, ekonomik, kültürel vb. bakımlardan başka kişi, grup ya da toplumların güdüm ve yönetimi altına girmesi durumu.

BAĞIMLILIK GEREKSİNİMİ (Dependency Need) : Öğüt alma, danışma ve duygusal destek için diğer kişilere dayanma gereksinimi.

BAĞIMLILIK KATSAYISI (Correlation of Contingency) : Parametrik olmayan yapıda, ki-kareye dayalı bir bağlantı.

BAĞIMLILIK TEORİSİ (Dependency Tlıeory) : Kapitalist ulusların ekonomik ve mali bakımdan önceki özgür kolonileri kendi çıkarları için elde tutmaya çalışmalarını savunan bir çatışma kuramı.

BAĞIMSIZ ÇAĞRIŞIM (İndependent Associalion) : Belli bir kelimeye karşı akla gelen ilk kelime ile cevap verme prosesi.

BAĞIMSIZ DEĞİŞKEN (İndependent Variable) : Bir çalışmada bağımlı değişkendeki değişikliklerin sebebi olarak yorumlanan değişkendir. Bağımsız değişken bir deneyde deneyi yapan kişi tarafından sistematik olarak kontrol edilebilir veya bir karşılıklı ilişki çalışmasında ölçülebilir. Başka bir ifade ile bağımsız değişken, bağımlı bir değişkeni değiştiren veya etkileyen bir değişkendir. Kısaca, deneyde, araştırmacının kontrolünde olan ve elle değiştirebilen faktördür.

BAĞIMSIZ ROLLER (independent Roles) : Bu rollerin etkileri bireyseldir ve yerine getirilmesi zorunlu olmayan rollerdir. Herhangi bir sporu yapmak veya herhangi bir üniversitede okumak bağımsız rollerin içinde değerlendirilir.

BAĞIMSIZLIK (Independence) : Bir toplum veya bir toplumsal grubun ekonomik, siyasal ve kültürel bakımlardan başka toplum ve grupların yönetimi altında olmaması durumu. Kısaca, hür olma, kimseye bağlanmama, emir almadan emredebilnıe.

BAĞIMSIZLIK ORANI (Independency Ratio) : Başkalarının yardımına muhtaç olan insanların, ekonomik olarak üretken gruplara olan oranıdır.

BAĞINTI KATSAYISI (Coeffıcient of Correlation) : İki değişken ya da ölçü arasındaki ilişkiyi saptamada kullanılan ölçü.

BAĞIŞIKLIK KAZANDIRMA (Immunization) : Bir bireyi belirli bir konuya ilişkin tutumuna az miktarda ters düşen bilgi ve tutumlara maruz bırakmak suretiyle, bu tutumunun değişmeye karşı direncinin arttırılması. Bu yolla tutum başlangıçta  olduğundan daha güçlü hale getirilir ve kendisine ters düşen daha kuvvetli olgu ve tartışmalar karşısında bile değişmeye direnç gösterir.

BAĞLANMA (Attachment) : Bir kişinin bir tutum, yargı ya da başka türlü bir konuma bağlanma, kendisini işin içinde görme ya da herhangi bir nedenle ondan vazgeçmeyi güç bulma derecesi. Yüksek düzeyde bağlanma toplumsal etkiye uymayı ve tutum değişikliğini azaltır. Başka bir tanıma göre bağlanma, bebek ve yavruların özellikle anası gibi kişilere karşı yakın olma ve onların yanında kendilerini güvende hissetme eğilimleri.

BAĞLANMAMIŞLIK DUYGUSU (Non-Attacment Feeling) : Bir kişinin eğer kötü sonuç verirse kararını değiştirebileceğine ya da belirli bir gidiş yolunun izlenmeyebileceğine ilişkin duygusu. Bu koşullar altında, bilişsel çelişki ortaya çıkmayacak ve tutum değişikliği görülmeyecektir.

BAĞLANTISIZ KAYGI (Free - Floating Anxiety) : Kişinin hayatının her yönüyle ilişkili olan sürekli kaygısı.

BAĞLAYICI SİNİR HÜCRESİ (Association Neuron) : Genellikle merkezi sinir sistemi içinde bulunan ve duyusal ve motor sinir hücreleri arasında yer alan hücre.
BAĞLAŞIK KİŞİLİK (Co-Dependent Personality) : Kendi başına var olamayan, psikolojik yönden başkalarına sürekli bağlanmış kişilik. Bağlaşık kişiliği olanlar mutluluklarını, değerlerini ilişki içinde oldukları başkalarının gözünde, sözünde, davranışında ararlar; başkalarının algılamalarına bağlanmışlardır. Katılaşmış aile rolleriyle yetişen bu kişilerin kişisel özelliği yoktur, belirli kategoriler içinde dünyayı görür, "kalıplaşmış benlik yapılan" vardır. Bu kişiler, kendilerine özgü bir yaşam geliştirme girişimi için gerekli enerjiyi, isteği ve cesareti içlerinde bulamazlar.

BAĞLAŞIKLIK (Co-Dependency) : Kendini sürekli başkalarının değerlendirmelerine göre yargılama ve yönlendirme.

BAĞLI AİLE (Joint Family) : Anne ve babaları öldükten sonra bile bütün kardeşlerin yine aynı özellikleri paylaşmaya devam etmesi.

BAĞLILIĞA DUYULAN GEREKSİNİM (The Need for Affıliation) : Bir motiv olarak bağlılığa duyulan gereksinim.

BAĞLILIK (Contingency) : Genel olarak, bir olayın meydana gelmesinin başka bir olaya bağlı olması durumu. Özel olarak, edimsel koşullamada pekiştirmenin belirli davranımlara bağlı olması durumu.

BANKNOT (Bank Note): Devlet tarafından çıkarılan kağıt para.

BANLİYÖLEŞME (Suburbanization) : Şehirlerin merkezindeki insanların yavaş yavaş daha küçük toplumların çevresine göç ederek orada yaşamasıdır.

 BARBİTURATLAR (Barbiturates) : Bağımlılık yapan sentetik bir ilaç grubu; yüksek dozda alınması ölüme kadar giden sonuçlar doğurabilir.

BASIMLAMA (İmprinting) : Gelişimin belli kritik
döneminde, bir uyarıcıya gösterilen davranımm oldukça hızlı gelişimi. Özellikle bazı kuş türlerinde gözlenir. Kuluçkadan sonra yumurtadan yeni çıkan bir kuşun örneğin, ördeğin çevresinde ilk yürüyen nesneyi takip etmeye başlaması ve bu nesneye bağlanması.

BASİLER ZAR (Basilar Membrane) : İç kulakta, salyangozun iç duvarında yer alan bir kısım. Baziler zarın titreşimleri korti organı denilen kısımda bulunan alıcı kirpiksi hücreleri uyarır. Bu zarın hareketi işitmede önemli rol oynar.

BASİT FOBİ (Simple Phobia) : Basit fobi, oldukça iyi belirlenmiş tek bir nesne ya da durumdan gelen korkuyu tanımlar. Örneğin, yılandan korkma, yüksek yerlerden korkma gibi.

BASİT KALABALIK (Elemental Crovvd) : Küçük bir yapısı olan ve üyelerinin birbirleriyle kesin olarak bağlanmadıkları, koordineli toplum aktivitelerinin olduğu geçici gruplar.

BASİT TİP (Simple Type) : Apati, ilgisizlik ve zihinsel yıkımla belirlenen şizofreni türü.

BASKI GRUBU (Pressure Group) : Yöneticileri ya da liderleri aracılığıyla hükümeti ya da başka toplumsal grupları etkileyerek üyelerinin ortak çıkarlarını gerçekleştirmeyi ve korumayı amaçlayan örgütlü toplumsal grup. Başka bir deyişle, ortak bir ideoloji veya amaca sahip olup, bunu gerçekleştirmeye yönelik örgütlenmiş grup.

BASKI YÖNETİMİ (Despotism) : Herhangi bir denetimle sınırlanmış olmayan bir devlet başkanının başına buyruk kişisel idaresi.

BASKICI OTORİTE (Authoritarian) : Gelişimin bu döneminde çocuktan yalnız itaat etmesi beklenir, onun düşünmeye, konuşmaya ve kendisine özgü bir dünya geliştirmeye hakkı yoktur. Ana-baba çocuk sevgisini ona gösterilen haşin ve sert disiplinle ifade eder.

BASKIN GEN (Dominant Gene) : Gen çiftinde bulunduğu zaman bireyin bedensel görünümünde etkisini ortaya çıkaran gen.

BASMA KALIP DAVRANIŞ (Stereotyped Behavior) : Belirli bir sorun durumu içinde özel koşulların veya varılan sonucun değiştiremediği davranış.

BASMAKALIP YARGI (Stereotype) : İletişimde, insanın bir gruba ilişkin değişmez izlenimini dile getiren bir terim. Birey tek tek kişilere ilişkin algılamalarını bu izlenim aracılığıyla yapar. Başka bir ifade ile, azınlık bir grup hakkındaki, abartılmış, basit ve olumsuz düşünceler.

BASTIRICI HUKUK (Repressive Law) : İnsanları yaptıkları şeyler için cezalandıran, toplumun bütünlüğünü ve üyeler arasındaki bağlılığı, birey ile grup arasındaki ilişkileri düzenleyen toplumsal bilinç arasındaki ilişkiyi belirleyen ceza hukuku.

BASTIRILMIŞ FAZLALIK (Surplus Repression) : Sömürgen bir toplumda üstünlüğün sonucu olarak kişide oluşan zevklerin dışa yansıması.

BASTIRMA (Repression) : Bireylerin kaygı uyandıran duyguları bilinçlerinde kilitlemeleri şeklinde drtaya çıkan bir korunma mekanizması. Veya anılar ve güdülerin bilince çıkmasına izin verilmediği ancak bilinçaltı düzeyde faal oldukları bir psikolojik süreç. Kaygı ve engellenmeye tepkilerden bir tanesi de bastırmadır. Kısaca, hoş olmayan düşünce ve duygulan bastırıp düşünmeme ve bilinç altına itme eğilimi.

BAŞA ÇIKMA DAVRANIŞI (Coping Behavior) : Güdüsel çatışmaların çözümlenmemesinden doğan kaygıyı azaltmaya yönelik davranış.

BAŞARI (Achievement): Çıktı ve girdiler arasında hedefle tutarlı fark.

BAŞARI BÖLÜMÜ (Success Section) : Coğrafya yaşı, okuma yaşı, aritmetik yaşı gibi bir başarı yaşının zeka yaşına bölünmesiyle elde edilen bölüm. Herhangi bir dersteki başarı yaşı, o ders için standartlaşmış başarı testleri uygulayarak tayin edilir. Zeka yaşı ise, bir zeka testiyle bulunur.

BAŞARI GEREKSİNİMİ (Achievement Need) : Başarma ve mükemmel nitelikli standartlara ulaşmaya çabalamayla ilgili bir gereksinim; bireyi en iyiyi yapmaya güdüler.

BAŞARI KORKUSU (Fear of Success) : Horner tarafından önerilen, kadınlığın kaybolması veya kıskançlık gibi olumsuz neticelerle birlikte başarıdan dolayı başarılı durumlarda bayanların az bir performans gösterdikleri iddia edilen bir yapı. Başarı korkusu performans ile müdahale edildiği gibi ileri sürülür.

BAŞARI TESTİ (Achievement Test) : Var olan bilgi ve becerileri ve özellikle özgül eğitim yoluyla geliştirilmiş olanları ölçmede kullanılan herhangi bir test.

BAŞARI YÖNELİMİ (Achievement Orientation) : Rol davranışıyla ilgili görüntü veya kuralların başarıya göre değerlendirilmesi.

BAŞARİYA DUYULAN GEREKSİNİM (The Need for Achievement) : Bazı insanlar için kişilik gelişmesine katkıda bulunan ve nispeten sürekli olan bir motiv.

 BAŞARMA GEREKSİNMESİ (Need to Achieve) : Mükemmeliyet standartlarına ulaşmak ve aşmak gereksinmesi.

BAŞKALAŞIM (Metamorphosis) : Kişiliğin oturmuş niteliklerinin birdenbire dikkati çekecek değişimler göstermesi. Kısaca bireyin uyumsuzluklarını giderdiği sosyalleşmenin son safhası.

BAŞKASI (Alter) : Bireyin davranışlarına tepki gösteren, onun "ben"i ile etkileşimde bulunan bireylerin her biri.

BAŞLANGIÇ ÖĞRENME (İnitiating Learning) : İşlenen konu ile doğrudan doğruya ilgili olan veya ilk hedefleri teşkil eden materyalin öğrenilmesi.

BAŞLIK (Brid Price) : Hem kızın ailesinden ayrılmasıyla yitirilen işgücünü karşılamak, hem de kadının durumunu ve evliliğin sürüp gitmesini güven altına almak gibi ikili bir işlevi amaçlayan, erkeğin evlenmek için kızın ailesine verdiği para, hayvan veya maddesel değeri olan nesneler. Değişik bir tanımla başlık parası, geleneksel bağların kuvvetli olduğu toplumlarda ve topluluklarda evlenecek erkeğin ya da ailesinin gelin adayının babasına ya da başka yakınlarına aile üyelerinden birini yitirmelerinin karşılığı olarak yaptıkları ödeme.

BATIL İNANÇ (Superstition) : Korku, çaresizlik, çağrışım gibi psikolojik nedenlerle beliren; geleceği bilmek isteğiyle bazı rastlantı benzerlikleri iyilik ya da kötülüğün ön belirtileri olarak değerlendiren; bilimin ve geçerli bir dinin reddettiği bir takım doğa üstü kuvvetlerin varlığını kabul eden, kuşaktan kuşağa geçen ve boş inanmalar. Kısaca, bazı sözlerin, işlerin, sayıların davranışların ve nesnelerin istenen veya istenmeyen sonuçlar doğuracağına ilişkin yanlış ve anlamsız inanış.

BATILILAŞMA (Westernization) : Kimi az gelişmiş ülkelerde, Batı Avrupa toplumlarında oluşan tüze, siyasa, eğitim, uygulayım... kurumlarının alınarak o toplumlardakine benzer bir toplum yaşamı oluşturulması, o toplumlara bu yolla yetişilebileceğine inanılması akımı.

BAYAĞILIK (Profane) : Rastgele veya gelişigüzel davramlabilen, günlük, bayağı, hayatımızdaki şeyler.

BEBEK ÖLÜMÜ ORANI (İnfant Mortality Rate) : Bir yıl içinde görülen bir yaşından küçük çocuk ölümü sayısının o yılkı canlı doğan çocuk sayısına oranı.

BECERİ (Skill) : Psiko-motor davranışların doğru, birbiriyle koordineli, hızlı ve otomatik olarak yapılmış şekli. Yani, bazı işleri ustalıkla yapma.

BECERİ DEĞİŞKENLİĞİ (Skill Variety) : Farklı beceri, yetenek ve bilgi kullanarak değişik görevler yapabilme derecesini gösterir.

 BECERİ ENVANTERİ (Skill Inventory) : Personelin niteliklerini ayrıntılı olarak gösteren listelerdir.

BECERİ HALİNE GETİRME (Skillfulness) : Devinişsel bir öğrenmeyi istenilen nitelikte, sürede ve yeterlikte yapma.

BEDEN DİLİ (Body Language) : Mesajların jest, duruş biçimi, uzamsal ilişkiler, vb. ile iletildiği sözel olmayan bir iletişim biçimi.

BEDEN DUYUMLARI (Body Senses) : Çeper lopunda, merkez oluk boyunca uzanan duygusal korteks, bedenin farklı yerlerinden gelen duyumlarla ilgilidir.

BEDEN İMGESİ (Body Scheme) : Kişinin kendisini çevreleyen dış dünya ile olan ilişkileri sonunda elde ettiği deneyimlere bağlı olarak oluşturduğu öz vücut imgesi.

BEDENCİL KİŞİLİK (Somatotonia) : Kassal etkinliklere öncelik veren hareketli bir kişilik yapısı.

BEĞENİ KÜLTÜRÜ (Taste Culture) : Büyük grupların iletişim araçlarının belli bir türünü, ürününü ve kişilikleri diğerlerinden üstün tutması ve bunları tüketme davranışı dışında başka yollarla da göstermesi.

BEDENSEL SİNİR SİSTEMİ (Somatic Nervous System) : Çevresel sinir sisteminin dış dünya ile ilgili kısmına denir.

BEHEMOT SENDROMU (Behemot Syndrome) : Faaliyetlerin artan hacmi behemot sendromu olarak adlandırılır. Bu sendroma göre, daha büyük hacim işgören doyumunu azaltır ve devamsızlığın artmasına yol açar. Devamsızlık ise uyumlaştırma işini zorlaştırır. Uyumlaşmanın zorlaşmasıda verimliliği azaltır.

BEHN - RORSCHACH TESTİ (Behn - Rorschach Test) : Rorschach ölçeğine benzeyen bir dizi mürekkep lekesi testi.

BEKLENEN İNANÇ DEĞİŞİKLİĞİ (Anticipatory Belief Change) : İnsanlardan! ikna edici bir haber söylemeleri beklendiğinde meydana gelen tutum değişikliği, haberi gerçekten almadan önce meydana gelen değişiklik.

BEKLENEN ROL (Anticipatory Role) : Belli statülere sahip olan fertlerden beklenen davranışı belirleyen kurallar.

BEKLENEN SOSYALLEŞME (Anticipatory Socialization) : Birinin bir rolü oynama pozisyonuna gelmeden önce onu öğrenip uygulaması. Başka bir deyişle. Gelecekte görev yüklenmeyi ümit eden kişinin, görevleri elinde bulunduran şahıslardan sonraki davranışları modelleme.

 BEKLENEN YAŞAM SURESİ (Life Expectancy) : Bir toplumda ya da toplumsal grupta belli bir yaştaki insanların belli bir zaman noktasında ortalama daha kaç yıl yaşayacağını gösteren ve sayılama yoluyla saptanan sayı.

BEKLENİLEN DEĞERLER (Values, Intended) : Aileyi, yaşıtları ve eğitimsel deneyimi içeren kültürel çevreden öğrenilmiş değerlerdir.

BEKLENTİ (Expectancy) : İçinde bireyin gayret ve görev performansı (ve netice olarak kişisel sonuçlar) arasındaki ilişkiler hakkında oluşturduğu inançların yer aldığı bir motivasyon teorisi.

BEKLENTİ MOTİVASYONU (Expectancy Motivation) : Kişisel davranışların performansı etkilediği ve kişisel sonuçların da performansa bağlı olduğu inancı ile oluşan, amaca yönelik davranış.

BEKLEYİŞ KURAMI (Expectancy Theory) : Bu güdüleme kuramı Victor H. Vrooın tarafından gerçekleştirilmiştir. Vroom'a göre güdülenme, kişinin aradığı değerlerle, belirli bir hareketin bu değerlere yol açma ihtimaline ilişkin tahmininin çarpımıdır. Bunu şu şekilde formüle edebiliriz. Arzulama Derecesi X Bekleyiş = Güdülenme

BELİRGİNLEŞMEMİŞ TOPLUMSAL ÖRÜNTÜLER (Anonynous) : Bir grup tarafından yeterince bilinmeyen ve bu nedenle de az denetlenebildi toplumsal örtlntüler.

BELİRGİNLİK (Salience) : Belli bir uyarıcının göze çarpmasına veya dikkat çekmesine sebep olan niteliktir. Parlaklık, gürültü, renk tuhaflık ve acayip uyarılar en çok belirgin unsurlardır.

BELİRGİNLİK DAVRANIŞI (Distinctive Behavior) : Bir kişinin tepkisinin belirli bir uyarana özgü olması ve başka uyaranlara karşı gösterilmemesi. Belirli yaşlarda gelişmiş olması beklenen toplumsal davranışların varlık veya yokluğuna göre bireyi değerlendiren bir ölçek.

BELİRSİZ UYARAN (Ambiguous Stimulus) : Birden çok anlamı verecek nitelikteki uyaran.

BELİRTKE TABLOSU (Tablo of Specification) : Hedefler, davranışlar ve içeriğin birbirleriyle ilişkilerini gösteren tablo.

BELLEĞE YARDIMCI TEKNİKLER (Mnemonic Techniques) : Bildiğimiz materyalle yeni öğrenmekte olduğumuz materyali ilişki içine sokarak bellekte daha iyi tutmaya yardımcı olan teknikler.

BELLEK (Memory) : Öğrenilen bilgileri depolamaya ve istenildiği zaman kullanmaya imkan sağlayan yetenek. Başka bir deyişle, geçmişi saklama ve yeniden üretme yetisi.

BELLEK DESTEKLEMEDE ANAHTAR KELİME METODU (Key-Woıd Method in Mnemonic) : Öğrenilmek istenilen dildeki bir kelimenin anlamıyla, Türkçe bir kelime arasında hayali bir ilişki kurulmasıyla ilgili bir yöntemdir. Türkçe kelime her düşünüldüğünde bu hayal akla geleceğinden, yeni dildeki kelime hatırlanır. Bu yöntem daha çok yeni bir yabancı dil öğrenilirken kullanılır.

BELLEK DESTEKLEMEDE YER ÇAĞRIŞIMLI METOD (Method of Löci in Mnemonic) : İyi bilinen bir yerle öğrenilecek bilgi arasında bir çağrışım kurulması yöntemidir.

BELLEK DESTEKLEYİCİ (Mnemonic) : Genellikle yeni, bilinmeyen bilgiler ile çok iyi bilinen sözcük, fikir ya da imajların birleştirilmesi esasına dayalı, bilginin daha kolay hatırlanmasını sağlayan teknikler.

BELLEK GENİŞLİĞİ (Memory Span) : Bir tek takdimden sonra bireyin tekrar edebildiği maddelerin (harf sayı, kelime) sayısı.

BELLEK KAYBI (Amnesia) : Bk. Amnezi.
BELLEK TAMBURU (Memory Drum) : Sözel öğrenme araştırmalarında, malzemeyi sunmak için kullanılan bir aygıt.

BELLİ İŞLEV (Manifest Function) : Bir davranış modeli ya da sosyal düzenin gereklerini, kasıtlı ve farkında olunarak yerine getirilmesidir.

BEN KAVRAMI (Self- Concept) : Bir insanın kendisine ilişkin değerlendirmesi. Yani bireyin kendi kendini değerlendirmesi. Kendi mizacımız ve insanoğlu olmamızın değeri hakkındaki gibi, bize ait karakterimizi ve davranışlarımızı, kim olduğumuzu içeren kavram.

BEN MERKEZLİ (Self - Centered) : Kendi düşünce, duygu ve gereksinmelerinin ötesinde diğer bireylerin görüş ve gereksinmeleriyle ilgilenmeyen, kendi dünyası içine kapanık birey.

BENCİL İNTİHAR (Egoistic Suicide) : Birey ve topluluk arasındaki zayıf ilişkiler nedeniyle ortaya çıkan intihar türüdür. Bu sonuç bireyin sadece ve sadece kendisine güvendiği ve toplumla bütün bağlarını kopardığı durumlarda ortaya çıkar. Durkheim'e göre, bir grup veya topluluğa bağlılığın eksikliğinden doğan intihar şeklidir.

BENCİLLİK (Egoism) : Bireysel açıdan, kişinin faaliyetlerini sadece kendi bireysel çıkarları    doğrultusunda   gerçekleştirmesi.    Genel    anlamda,    bütün    tutum    ve davranışların, insanın kendi kendisine yönelik beslediği sevgi ve ilgi ile açıklanabileceğini ileri süren görüş.

BENİMSENEN ROL (Adopted Role) : Birey tarafından kabu! edilen ve artık kendi kişiliğinin bir parçası haline gelen roller.

BENİMSENMİŞ DEĞERLER (Adopted Values) : Bir
organizasyondaki kişisel başarıların önemli katkıları olarak değerlendirilen ve organizasyonel deneyimden kazanılmış değerlerdir.

BENLİK (Ego) : Bireye çevresindeki olguları bilinçli olarak ayırt etme imkanı veren ve özü yalnızca insanın toplumsal ilişkilerinden oluşan kişilik kesimi. Toplumsal benlik, bir bireyin tüm davranış örüntülerini ve tecrübelerinin sonuçlarını içerir. Başka bir deyişle benlik, kendini koruyabilmek, yaşamını sürdürebilmek ve gerçekliğin çeşitli yönleriyle etkileşimde bulunabilmek için gerekli olan davranışların yapılaşmasını sağlayan kuramsal süreçler dizisidir. Toplumsallaşmanın bir sonucu olduğundan, bebekte benlik görülmez.

BENLİK BAŞARISIZLIĞI (Ego Failure) : İlkel benliğin içtepilerini üst benliğin yasak ve sınırlandırmaları ve gerçeklerin gerekleriyle sistemli bir denge durumunda tutabilmede başarısızlığa uğrama.

BENLİK BİLİNCİ (Self- Consciousness) : Çocuğun kendindeki yeteneklerin başka hiç kimsede bulunmadığını düşünmesi ve kendisini fiziksel, toplumsal çevresinden ayrı tutması. Kısaca, kişinin kendi varlığı üzerine olan bilinci.

BENLİK ÇÖZÜMLEMESİ (Ego - Analysis) : Benliğin savunmalarını yıkarak içgüdülerini serbest bırakma yerine, tedavi amacıyla benliğin birleştirire! ve savunucu nitelikte olan güçlü ya da güçsüz yönlerinden yararlanma.

BENLİK DİRENMESİ (Ego - Resistance) : Ruhsal çözüm sırasında bireyin baskıya alınmış içtepilerinin ortaya çıkarılmasına, tanıtılmasına ve böylece sinirsel ve sağlıksız savunmaların bir yana bırakılmasına karşı direnmesi.

BENLİK DÜRTÜSÜ (Ego Drive) : Öz saygısının korunması için gerekli etkinlikleri sağlayan güdülerin bütünü.

BENLİK GELİŞİMİ (Ego Development) : Çocuğun başkalarından ayrı bir kişi olarak kişisel özellikleri ve erişmek istediği nitelikler üzerinde bilinçliliğinin gelişmesi.

BENLİK GERİLEMESİ (Ego Regression) : Benlik gelişiminin ilkel benliğin etkisi altında eski aşamalarına doğru gerilemesi.

BENLİK GÜCÜ (Ego Strength) : Benliğin kişilik örgütünün bozulmasına yol açmadan zor durumlara karşı dayanma yeterliliği.

BENLİK İÇGÜDÜSÜ (Ego İnstinct) : ilkel benliğin içgüdüsü olan yaşam ve ölüm içgüdüleri gibi bireyin varlığını korumaya yarayan bütün içtepiler.

BENLİK KAYGISI (Ego Anxiety) : Benliğe zarar verdiği sanılan bir duruma karşı yapılan ve bütün benlik savunmalarının kaynağı olan tepki.

BENLİK SAVUNMASI (Ego Defense) : Benliğin bütünlüğünü korumak için ilkel benlik tepkilerinin yüceltilmesi, ilkel benlikle üst benlik arasında uyum sağlayıp benliğin korunması.

BENLİK ÜLKÜSÜ (Ego İdeal) : Başka birinin kişiliğini benimseyip ona benzemeye çalışma özlemi.

BENMERKEZCİLİK (Egocentrism) : Kişinin her şeyi kendi özüne indirgetmesiyle belirlenen zihinsel durum. Başka bir ifade ile, kendi görüşünün olabilecek tek görüş olduğuna inanma. Dörtle altı yaş arasındaki çocukta bu durum doğal bir görünümdedir.

BENZER UNSURLARA GÖRE TRANSFER (Transfer Due to Similar Factors) : Bu teoriye göre transfer iki ayrı durumun unsurları arasındaki benzerlik ölçüsü oranında meydana gelir.

BENZETİYİ E TESTİ (Analogies Test) : Biçimler ve düşünceler arasındaki ayrılıkları ve bağıntıları anlama yeteneğini ölçmeye yarayan test.

BENZEŞİR İLETİŞİM (Analogic Communication) : Birbirlerinden kesin olarak ayrılmış, farklı sinyallerden çok, kesintisiz sinyallerden oluşan iletişim.

BENZEŞİM (Similarity) : Psikolojide nitelik veya özellik çiftleri arasındaki bağıntı. Zeka testlerinde bir soru çeşidi olarak kullanılır.

BERABER DEĞİŞİM (Covariation) : Olay ve sebep ikilisinin her zaman ortaya çıktığı zamanlarda belli bir olayı belli bir sebebe bağlamadır. Bu model sosyal olaylar için sebepsel ithaflara varmada kullandığımız belirli cinsteki bilgileri tanımlar.

BERABER YAŞAMAK (Cohabitation) : İki insanın aynı evde, aynı duyguyla ve evin ekonomik problemlerini ortak çözümleyerek hayatı beraber yaşamalarıdır.

BEŞERİ COĞRAFYA (Human Geography) : Toplumlar ya da bireyler ile doğal çevre arasındaki karşılıklı etkileşimleri incelelemeyi amaçlayan, "Doğa insanın elleri arasında bir kil parçasıdır" görüşünü savunan toplumbilim akımı.

BEŞİK KERTMESİ (Child Marriage) : Çok küçük yaştaki kızı ya da oğlanı başka bir ailenin, grubun yaşıt ya da yetişkin erkeği, kızı ile nişanlamak.

BETA ÖĞRENME HİPOTEZİ (Beta Learning Hypothesis) : Dunlap'ın öğrenme ilkelerinden biridir. Bir uyarıcıya karşı yapılan bir tepki aynı uyarıcıya karşı o tepkinin yeniden yapılmasının ihtimalini azaltır.

BETİMLEME (Description) : Bir deneyin ya da gözlemin verilerinin, bilimce onaylanmış belli bir gösterme düzeni (söz, resim, bilim dilinin özel araçları) yardımıyla belirlendiği bilimsel açıklama aşaması.

BETİMLEYİCİ ARAŞTIRMA (Descriptive Research) : Mevcut değişken ve verileri olduğu gibi betimlemeye yönelik araştırma.

BETİMLEYİCİ İSTATİSTİK (Descriptive Statistics) : Sayısal verilerin oluşturduğu dağılımın temel istatistiksel ölçülerle (ortanca, ortalama vb. gibi) betimlenmesinde veya iki ya da daha çok dağılımın benzeri ölçülerle ilişkilerin özetlenmesinde yararlanılan istatistik yöntem ve teknikler topluluğu. Kısaca, değer dağılımlarını ya da bir veri setini betimlemek için kullanılan istatistik.

BEYAZ CEVHER (White Matter) : Miyelin kılıfı ile kaplanmış sinir lifleri. Omuriliğin çevresindeki kısımlar ve beynin bazı alanları beyaz cevherden oluşmuştur. Beyaz cevherin varlığı, söz konusu alanda hücre gövdelerine karşın sinir lifleri veya lif topluluklarının bulunduğunu gösterir.

BEYAZ YAKA SUÇLARI (White Collar Crime) : Kimi orta ve büyük kentsoylu tabaka üyelerinin işlerini alışılmış biçimde yürütmeleri sırasında işledikleri suçlar. Örneğin, haksız kazanç sağlamak üzere görevi kötüye kullanma, vergi kaçırma, üzerine para geçirme vb. gibi. Başka bir ifade ile, özellikle idareciler sınıfından olan uzman personelin, mevkilerini kötüye kullanarak kişisel kazanç elde etmelerinden doğan suç.

BEYAZ YAKALILAR (White Collar) : Kol gücünden çok kafa gücü ile yürütülen işlerde çalışanlar.

BEYİN (Brain) : Sinir sisteminin kafatası içinde yer alan kısmı. Duyusal yaşantılar, güdü, öğrenme ve düşünme merkezlerinin yer aldığı sinir sistemi bölümüdür.

BEYİN DALGALARI (Brain Waves) : Kafatası yüzeyinden kaydedilen beyin faaliyetindeki elektriksel dalgalanmalar.

BEYİN FIRTINASI (Brainstorıning): Sorunlara yeni ve yaratıcı çözümler getirmek amacıyla uygulanan bir teknik. Bir grubun üyeleri arasında problem tartışılır ve bireyler üretebildikleri kadar farklı çözümleri ortaya koyarlar ve bütün ihtimaller ortaya dökülene kadar eleştiriler yapılmaz. Başka bir deyişle, üyelerin bireysel olarak, herhangi bir tek üyenin tek başına üretebileceğinden daha iyi fikirler-üretme yönünde grubu uyarmaya yardımcı olabileceğini düşündükleri her şeyi söyleyebildikleri yapılaşmamış grup problem çözme tekniği.

BEYİN GÖÇÜ (Brain Drain) : Geri kalmış toplumların çok kıt olan yetişkin işgücünün, özellikle yüksek öğrenim görmüş olanların sanayi toplumlarına göç etmeleri olgusu ve süreci.

BEYİN GÜCÜ (Brain Povver) : Bir ülkede ileri
düzeyde yetişmiş olan meslek ve bilim adamları ile uzmanların toplam kafa gücü.

BEYİN KABUĞU (Cerebral Cortex) : Serebrumun üst kısmını kaplayan girintili çıkıntılı kırışıklıklarla kaplı olan beyin yüzeyi. Milyarlarca sinir hücresinin ilişkisinden oluşan bu kısımda insanın yüksek zihinsel faaliyetleri yer alır.

BEYİN LOPLARI (Lobes) : Beynin esas kısımları. Her bir yarım kürede dört lop vardır.

BEYİN SAPI (Brain Stem): Omurilikten gelip beynin içine girerek ön beyine doğru giden kısım.

BEYİN YARIM KÜRESİ (Cerebral Hemisphere) : Beynin sağ ve sol yarım kısımları. Bu yarım küreler simetriktir ve her biri dört beyin lobundan oluşur.

BEYİN YIKAMA (Braimvashing) : Bir bireyin tutumsal olarak tümüyle değişmesini sağlamayı amaçlayan psikolojik bir manipülasyon tekniği. Yani, tutumları ve özellikle politik olanları değiştirmede kullanılan sistematik girişimlerin tümü. Farklı bir deyişle, masum bir bireyi toplum içinde açıkça insanlara karşı işlenen suçların taraftarı olduğunu söylemeye zorlayan; veya zorla bireyin politik görüşlerini yeniden şekillendirerek daha önceki inançlarını terk etmesini sağlamak için geliştirilmiş yöntemlerdir.

BEYİNCİK (Cerebellum) : Bedenin dengesini ve kas hareketlerinin koordinasyonunu sağlayan beyin kısmı. Arka beyin de yer alır ve beyin kabuğunun altında kırışık iki lob olarak bulunur.

BINET - SIMON ÖLÇEĞİ (Binet - Siınon Scale) : Binet ve Simon'ın hazııiadığj ve yaşlara göre düzenlenmiş ilk zihin ölçeği.

BIRAKINIZ   YAPSINLAR,   BIRAKINIZ  GEÇSİNLER   (Laissez   -   Faire) Ekonomik gelişmenin her türlü sınırlamadan arınmış serbest alışverişe    imkan tanıyan ekonomik görüş. Değişik bir ifade ile, hükümetin iş hayatına veya ticari teşebbüslere karışmaması gerektiğini iddia eden ekonomik politika.

BİÇİM DEĞİŞMEZLİĞİ (Shape Constancy) : Bk. Şekil Değişmezliği.

BİÇİMLENDİRME (Shaping) : Skinner tarafından ileri sürülen bir öğretme şekil Birey arzulanan davranışa yaklaştıkça birbiri ardına verilen pekiştirmelerle biçimleme oluşur. Doğru davranış gerçekleşmese de arzulanan yöndeki davranış pekiştirilerek desteklenir. Biçimleme genellikle karmaşık işlerin öğretilmesinde yararlıdır.

BİÇİMLENDİRME    -     YETİŞTİRMEYE     DÖNÜK     DEĞERLENDİRME (Formative Evaluation) : Öğrencinin hedef davranışları ne derece kazandığım, kazanamadıysa nedenlerini belirlemek, eksikleri tamamlamak, yanlışları düzeltmek ve öğrenciye yardım etmek amacıyla yapılan değerlendirme.

BİÇİMSEL GRUP (Formel Group) : Grubun yapısının, kurallarının, işleyişinin ve grup içi ilişkilerinin önceden planlandığı ve programlandığı grup.

BİÇİMSEL OLMAYAN GRUP (Informal Group) : Biçimsel grupların içinden çıkan ve biçimsel grupların yapısını, kurallarını, işleyişini ve yöneticilerini benimsemeyen grup.

BİÇİMSEL OPERASYONLAR SAFHASI (Formal Operations Stage) : Gencin soyut terimlerle düşünmeye başladığı şuursal gelişme safhası için Piaget'in kullandığı terim.

BİLEŞİK GRUP (Compound Group) : İki veya daha fazla alt gruptan oluşan ve içindeki ilişkiler sadece bireyler ile gruplar arasında sınırlı olmayan, alt gruplar arasındaki ve bunlarla genel grup arasındaki ilişkileri de içeren bir sosyal yapı biçimi.

BİLEŞİK TEPKİ İLKESİ (Principle of Multiple Response) : Canlının yeni karşılaştığı durumlara uygun düşen bir çok tepkileri deneme ilkesi.

BİLGİ (Knowledge) : İnsanların toplumsal iş ve düşünme etkinliklerinin bir ürünü olan; değişen nesnel çevredeki nesnel yasal ilişkilerin dil biçimi altında düşüncel düzeyde yeniden üretilmesine dayanan olgu. Kısaca, öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile edinilen gerçekler.

BİLGİ KURAMI (Information Theory) : Çeşitli bilgi dallarından faydalanarak haber ve bilginin iletimini sağlayan metodlarla ilgili kuram.

BİLGİ SOSYOLOJİSİ (Sociology of Knovvledge) : Bilginin toplumsal gelişme ve değişmedeki rolünü ortaya koymaya çalışan bir bilim dalıdır.

BİLGİ YAŞI (Knovvledge Age) : Belli bir yaşın ortalama puanlarına göre standartlaştırılmış bilgi testleriyle tayin edilen başarı seviyesi. Eğitim yaşı, aritmetik, tarih, okuma, coğrafya vb. derslerle ilgili yaşlar, herhangi bir yaştaki öğrencilerin bu konularla ilgili bir standart bilgi testinde elde ettikleri ortalamalarla tespit edilir.

BİLGİSAYAR YARDIMIYLA ÖĞRENİM (Computer - Assisted Learning) : Öğrenme durumunda bilgisayar kullanarak bilginin takdimi, depolanması ve tekrarında daha kişisel ve daha esnek bir düzenin geliştirilmesi.

BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ (Computerized Axial Tomography) : Baş veya beden etrafında çeşitli pozisyonlar halinde röntgen filimleri çekilerek, ilgili sinyaller bilgisayar vasıtasıyla beyin veya beden dilimlerine çevrilir ve hasarlı bölgeler tespit edilir.

BİLGİYİ ARAYIP GERİ GETİRME (Reırieval) : Hafızada depolanmış olan bilgiye ulaşıp onu hatırlamak. Arama veya geri getirme sürecini kapsar.

BİLİM (Science) : Tabiatta meydana gelen olayların sebeplerini, birbirleriyle olan. bağıntılarını bulmak, onları genelleştirmek, kuramsallaştırmak böylece olayların ne] zaman, nasıl meydana gelebileceklerini tespit etmek. Yani, organize bilgiler elde etmek üzere tabiat olaylarının sistemli metodlarla araştırılması.

BİLİM FELSEFESİ (Philosophy of Science) : Bilimin yapısını, özellikle! yöntemini, kavramlarını, ön dayanaklarını ve düşünce dallan içindeki yerini sistemli olarak inceleyen felsefe dalı.

BİLİM KURAMI (Epistemology) : İnsanın gerçeği tanıma yeteneğine; bilmenin kaynakları, biçimleri ve yöntemlerine ilişkin kuram.

BİLİM MANTIĞI (Scientifıc Logic) : Bilimsel araştırmaların ve incelemelerin temelindeki mantık.

BİLİMSEL BİLGİ (Scientifıc Knowledge) : Gerçeğin bir parçasıyla kanıtlamaya dayalı bağ kurma süreci sonunda elde edilen bilgi.

BİLİMSEL ÖNGÖRÜ (Scientifıc Prevision) : Daha gözlemlenmemiş ya da denenmemiş olan doğal ve toplumsal olayların, kuramsal ve deneysel verilere, gelişmenin nesnel yasalarına dayanılarak önceden kestirilmesi.

BİLİMSEL ÖZGÜRLÜK (Academic Freedom) : Bilim adamlarının herhangi biij karışma olmaksızın araştırma yapma, düşüncelerini üniversite içinde ve dışında yayma hakkı; böylece bilimin donmasının önlenmesi ve toplumun alışılmış, kalıplaşmış görüşler dışında yeni görüşler ve olguları duyup öğrenme imkanı bulması.

BİLİMSEL PSİKOLOJİ (Scientifıc Psychology) : Gerçeklerin araştırılmasında bilimsel yöntemleri kullanmaya öncelik veren psikoloji dalı.

BİLİMSEL YÖNETİM (Scientifıc Management) : Daha etkili ürün için işlerin uzmanlaşmış aktivitelere bölündüğü ve organizasyonun resmi yapısı yönünden incelendiği yerlerde organizasyonel teoriye temel olan klasik yaklaşım.

BİLİMSEL YÖNTEM (Method of Science) : Gözlemi, hipotez formasyonunu! hipotez testini ve hipotez değerlendirmesini kapsayan ve doğruya ulaşmaya yarayan kendini ispatlayabildi toplumsal yöntem.

BİLİNÇ (Consciousness) : İnsanın çalışma süresi içinde, başka bir deyişle, toplumsal ilişkiler süreci içinde nesnel çevresini ve kişisel varoluşunu anlamasını sasiayaıı düşünsel süreçlerin toplamı. Kısaca, herhangi bir anda insanın iç yaşantılarının ve davranışlarının farkında olabilmesi yetisi.

BİLİNÇ ALTINA ATMA (Repression): Bk. Bastırma.

BİLİNÇ ÖNCESİ (Preconscious) : Şu anda haberdar olunmayan fakat farkına varılabilecek düşünceler.

BİLİNÇ SÜREÇLERİ (Conscious Processes) : Sadece bireyin doğrudan farkında olduğu düşünce, duygu, algı ve hayaller gibi iç süreçlerç. Diğerleri, bu süreçleri bireyin sözel ifadesinden öğrenebilir, doğrudan farkında olamazlar.

BİLİNÇALTI (Subconscious) : Bilinçdışı olmakla birlikte istendiği zaman kapsamındakilerin bilince çağnlabildiği eşik bölgesi.

BİLİNÇALTI GÜDÜLENME (Unconscious Motivation) : Davranışların altındaki "erçek nedenlerin bilinçaltında yattığını savunan güdülenme kuramı.

BİLİNÇALTI SÜREÇLER (Unconscious Pocesses) : Kişinin farkında olmadığı psikolojik süreç ya da olaylar.

BİLİNÇLİ OTORİTE (Authoritative) : Gelişmenin bu aşamasında çocuğun aile içinde önemli bir insan olduğu kabul edilmiştir ve ana-baba çocuğa sevgi, ilgi ve onun ihtiyaçlarına duyarlılık gösterir. Sevgi ve ilginin yanında çocuğun neyi yapıp yapmayacağı da açık ve seçik olarak belirlenmiştir ve temel ilkelerden asla vazgeçilmez.

BİLİNÇSİZ BAŞAÇIKMA YÖNTEMLERİ (Unconscious Coping Methods) : Kaygıyı azaltmak için farkında olmadan yapılan davranışlar.

BİLİNÇSİZ BELLEK (Unconscious Memory) : Baskıya alınıp bilinçaltına alındığı için doğrudan hatırlanmamakla birlikte gizli yollardan bilinci ve davranışı etkileyen anı, dilek ve özlemlerin hepsi.

BILIŞ (Cognition) : İnsan zihninin dünyayı ve çevresindeki olayları anlamaya yönelik yaptığı işlemlerin tümü. Başka bir ifade ile, insanın algılama, hatırlama ve düşünmesinde yer alan zihinsel faaliyetlerin tümü.

BİLİŞ BİLGİSİ (Meta - Cognition) : Bireyin kendi bilişsel süreç ve ürünleriyle ''gili bilgisi.

BİLİŞSEL AHENK (Cogm'tive Consonance) : İnançlar, duygular ve davranışlar arasında tutarlılık ve uyuşumun olması.

BİLİŞSEL ALAN (Cognitive Domain): Zihinsel öğrenmelerin baskın olduğu alan.

BİLİŞSEL AŞIRI YÜK (Cognitive Overload) : Bir kimseye, belirli bir zamanda zihinsel olarak işleyebileceği miktardan fazla bilgi yöneltilmesi durumu.

BİLİŞSEL CİMRİLİK (Cognitive Miser): Bilgi işlem kabiliyetleri sınırlandınlnl
kişilerin tanımlanması ve bu insanların bilinen çeşitli kestirme yolları kabul etmeleri Mesela ilk seferde etki alanımız içindeki uyarıları anlayamayız, bundan dolay, içlerinde en çok göze çarpanlar üzerinde dikkatimiz yoğunlaşır.

BİLİŞSEL ÇELİŞKİ (Cognitive Dissonance) : İnançlar, duygular ve davranışcıl arasında tutarlılık ve uyuşumun olmaması. Bilişsel çelişki veya tutarsızlık kuramı (Festinger'in kuramı) bu tür çelişkilerin bireyleri kuvvetli olarak güdülediğini ve gerginliğe götürdüğünü söyler. Bu gerginlikten kurtulmak için birey ya davranışım ya inancını, ya da duygusunu değiştirir.

BİLİŞSEL DENGELEME (Cognitive Equilibration) : Piaget'nin kullandığı bir terimdir. Çocuk yaşantılarını deneyimlerini bu mekanizma sayesinde organize ederek anlamlı bir hale getirir ve çevresiyle etkileşimde kendini denge içinde görür.

BİLİŞSEL   GELİŞİM    YAKLAŞIMI   (Cognitive   Development   Approach) Sosyalleşmedeki cinsiyet rollerine; çocuğun genç kız ya da delikanlı olma yolunda nasıl ilerlediğinin keşfedilmesinde aktif olarak yer aldığını vurgulayan yaklaşımdır. Kısaca, anlama ve kavramada kullanılan zihinsel yetilerin gelişimi.

BİLİŞSEL GİRİŞ DAVRANIŞLARI (Cognitive Entry Behaviors) : Eldeki öğrenme ünitesi ya da ünitelerinin öğrenebilmesi için gerekli olduğu kabul edilen ön öğrenmeler.

BİLİŞSEL HARİTA (Cognitive Maps) : Bizim, diğer
insanların ve hayatta bağlantılarımızın (inançlar, davranışlar, değerler ve kabiliyetler) gerçek ya da sembolik olarak sanal görüntülerinin oluşturduğu grub.

BİLİŞSEL İSİMLENDİRME TEORİSİ (Cognitive Appraisal Theory) : Fizyolojik bir canlanma halinin, kişinin bu situasyonu isimlendirmesi, yorumlamasına bağlı olarak farklı heyecan hallerini çıkartacağını öne süren teori.

BİLİŞSEL KURAM (Cognitive Theory) : Öğrenmeyi, öncelikle zihinle ilgili bif| kavrama veya algılanana, zihinsel bir biçim verme süreci olarak gören kuram.

BİLİŞSEL ÖĞE (Cognitive Element) : Bir tutumun bir parçası; bir tutum nesnesine ilişkin olarak sahip olunan düşünce, inanç ve bilgilerin bütünü.

BİLİŞSEL PSİKOLOJİ (Cognitive Psychology) : Algılama, belek ve bilgi işlevi süreçlerini inceleyen dala bilişsel psikoloji denir.

BİLİŞSEL SÜREÇLER (Cognitive Processes) : İnsanın algılama, kavrama ve bellek de dahil olmak üzere bilgiyi ele alışına ilişkin psikolojik süreçler

BİLİŞSEL   TEPKİ    TEORİSİ    (Cognitive    Response   Theory)    :    Tutumun, I aberleşmenin devamıyla değişmesi ve bunun bilinen sorumluluklann akla getirdiği jvlere dayanması. Eğer bu negatif düşünceler üretirse tutum reddedilecektir. Eğer nozitif düşünceler akla getirirse tutum kabul edilecektir.

BİLİŞSEL TUTARLILIK (Cognitive Consistency) : Algılama, hatırlama ve düşünme alanında olan zihinsel birimlerin duygusal tonunun birbiriyle uyum içinde olması. Başka bir deyişle, tutum bilgisinin ve değişimin önemli bir kararı olarak bakılan ve insanların tutumlar arasında uyum sağlamaları konusundaki eğilimleri.


BİLİŞSEL TUTUCULUK (Cognitive Conservatism) :
İnsanların, kendi tasvirlerini tespit eden bilgileri seçerek ve ters bilgileri de reddederek bu tasvirleri devam ettirdiklerini söyleyen hipotez.

BİLİŞSEL YAKLAŞIM (Cognitive Perspective) : Psikolojideki ilgi alanlarını algılama, hatırlama, muhakeme etme, karar verme ve problem çözme gibi zihinsel süreçler üzerinde yoğunlaştıran bir psikoloji yaklaşımı. Davranışı bu zihni süreçler çerçevesinde açıklamaya çalışırlar.

BİLİŞSEL YAPILAR (Cognitive Structures) : Bireyde o anda var olan zihinsel organizasyon ya da zihinsel yetiler.

BİN YILLIK HAREKETLER (Messianic - Millenarian Movements) : Yeryüzünde özellikle zulüm gören insanların sözüm ona ilahi yöneticinin nüfuzu altındaki dönüşümlerini önceden tahmin eden hareketler.

BİNOKÜLER (Binocular): İki gözün zamandaş olarak kullanıldığını ifade eder.

BİR İLİŞKİYE BAĞLILIK (Commitment to A Relationship) : Bir kişiyi kişiler arası ilişkilerde veya grup içinde tutmak için hareket eden büyük, küçük bütün etkiler. Pozitif etkiler, kişilerarası çekiciliği ve ilişkilerde tatmin düzeyini içerir; negatif etkiler ise alternatif azlığı ve ilişkiye yapılmış olan büyük yatırımlar gibi kişilerarası ilişkiyi bitirebilecek engelleri içerir.

BİRBİRİNE BAĞLILIK (Interdependence) : İki veya daha fazla insanın duygularında, inançlarında ve alışkanlıklarında karşılıklı birbirilerini etkileme derecesine sahip olma durumudur.

BİRBİRİNE TUTKUNLUK (Cohesiveness) : Bireylerin grup içinde kalmalarına sebep olan pozitif ve negatif kuvvetler. Bu tamamen grubun bir özelliğidir ve her grup elemanının gruba vaatlerinin derecesinden gelen sorumluluklarıdır.

BİREY (Individual) : İnsan topluluklarını oluşturan, insanların benzer yanlarını kendinde taşımakla birlikte kendine özgü ayırıcı özellikleri de bulunan tek canlıya verilen isim. Başka bir ifade ile, toplumları oluşturan ve düşünsel, duygusal, iradi nitelikleri toplum içinde belirlenen insanların her biri.

BİREYCİLİK (Individualism) : Bireylerin yararlarını toplumsal yararlardan daha üstün ya da daha önemli sayan öğreti. Başka bir deyişle, bireyin çıkarını düzenleyen ekonomi görüşü. Bu görüşe göre gerçek varlık, toplum değil, bireydir.

BİREYE TAPINMA (Cult of The Individual) : Toplumda insanların bir yönetici veya liderin yetkisine mutlak olarak saygı göstermesi.

BİREYLERARASI İLİŞKİLER (Interpersonal Relations) : Bireyler arasında paylaşılan toplumsal etkileşim veya ilişkiler.

BİREYLERARASI İLİŞKİLERE YÖNELİK LİDER (Interpersonel / Transacitonal Leadership) : Bireysel iletişime ve etkileşime değer veren liderlik biçimi.

BİREYSEL FARK (Individual Difference) : Bir bireyi diğerlerinden ayıranj herhangi bir psikolojik nitelik.

BİREYSEL GEÇERLİLİK (Individual Validity) : Ölçüm aracının bir grupta her birey için ayrı ayrı ne dereceye kadar doğru tahmin yaptığının belirlenmesi.

BİREYSEL İLETİŞİM (Interpersonal Communication) : Simgelerin, bir kişinin dışa vurulmayacak biçimde, sadece kendi içinde üretimi, iletilmesi ve yorumlanması. Kısaca, İnsanın kendi içinde, kendisiyle kurduğu iletişim.

BİREYSEL PSİKOLOJİ (Individual Psychology) : Olgu incelemeleri ve ayrılıklar yöntemini kullanarak bireyi betimsel bir biçimde inceleyen psikoloji türü.

BİREYSEL TEST (Individual Test) : Bir defada yalnız bir bireye uygulanabilen test.

BİREYSEL TOTEMCİLİK (Individual Totemisim) : Bir kişiyle bir hayvan ya da bitki arasındaki gizemsel, büyüsel bağ.

BİREYSELLEŞME (Individuation) : Bireyin, tecrübelerinden dolayı diğerlerinden ayrı olması.

BİREYSELLİKTEN UZAKLAŞTIRMA (Deindividualization) : İnsanları normal olarak yalnızken yapamayacakları şeyleri, bir grup içinde iken yapmalarına neden olan kişisel sorumluluk duygusu kaygı.

BİRİM DAVRANIŞ (Unit Act) : Toplumsal çözümlemedeki en küçük birim. Bu birimin öğeleri içine amaçlar, araçlar, neden-sonuç ile ilgili normatif ilişkiler, girmektedir.

BİRİNCİL COŞKU (Primary Emotion) : Yeni doğanların belirli uyaranla' karşısında gösterdiği korku, öfke ve sevinç tepkileri.

BİRİNCİL DUYUSAL ALAN (Primary Sensory Area) : Belirli bir duyuya ilişkin fıçılardan gelen impulsların lifler vasıtasıyla iletildiği beyin kabuğu alanı.

BİRİNCİL GRUP (Primary Group) : Üyeleri arasındaki ilişkilerin doğrudan Hosruya ve samimi olduğu, uzmanlaşmanın olmadığı, yüz yüze bağların temel yer tuttuğu ve ortak bir sonuca doğru çaba gösteren, küçük boyutlu toplumsal grup; aile, hısımlık grubu, arkadaşlık grubu, köy topluluğu vb.

BİRİNCİL İÇME (Primary Drinking) : İçme ve terleme gibi doğal yollardan su kaybım gidermek için su içmeye denir.

BİRİNCİL İLİŞKİ (Primary Relationship) : Her bireyin değişik rol ve ilgilerini içeren kişisel, hareketli ve kolay elde edilemeyen ilişki türüdür.

BİRİNCİL İŞÇİ PAZARI (Primary Labor Market) : Çalışanlarına yüksek ücret, iyi çalışma şartları ve yükselme fırsatları sağlayan meslekler.

BİRİNCİL PEKİŞTİREÇ (Primary Reinforcer) : Daha önce herhangi bir öğrenme aerekmeksizin pekiştirici etki yapan uyarıcı.

BİRİNCİL PEKİŞTİRME (Primary Reinforcement) : Klasik koşullamada koşullu uyarıcıdan sonra koşulsuz uyarıcının sunulması; edimsel koşullamada, edimsel davranımın birincil bir pekiştireç kullanılarak kuvvetlendirilmesi.

BİRİNCİL SEKTÖR (Primary Sector) : Doğadan malı almayı öngören ekonomi bölümü.

BİRİNİCİ TİP HATA (Type 1 Error) : Varsayımın yanlış reddi.

BİRLEŞİK AİLE (Composite Family) : Aynı ev çatısı altında yaşayan iki ya da daha fazla çekirdek ailelere denir.

BİRLEŞİMLİ KAVRAM (Conjunctive Concept) : Birkaç özelliğin birlikte var olmasıyla tanımlanan kavram.

BİRLİK (Cohesion) : Bir grupla bütünleşme. Grup amaçlarını gerçekleştirecek olan kuralların, grubun üyeleri tarafından kabul edilme derecesi. Grubun dağılmaya karşı direnci.

BİRLİK İLİŞKİSİ (Unity Relation) : Nesneler arasında algılanan birbirine bağımlılık, birbirine ait olmalarına ilişkin inançlar.

BİRLİKTE OLMA (Affiliation): Diğer insanlarla beraber olma ve etkileşim kurma gereksinmesi.

BİRLİKTE OLMA İHTİYACI (Affiliation Need) : Başka insanlarla birlikte olma veya ait olma gereksinimi.

BİSEXUAL DURUM (Bisexuality): Erkekte veya kadında karşıt cinsi oluşturan bir özelliğin varolması durumu.

BİTİŞİKLİK KONUSU (Law of Contiguity) : Aynı ya da birbirine yakın zamanlarda algılanan şeylerin birbirine bağlanması.

BİYOBİLDİRİM (Biofeedback) : Beyin ve bedenle ilgili bilgileri kullanarak bu bölgedeki süreçleri denetim altına alma tekniği.

BİYOLOJİK YAKLAŞIMLI TERAPİLER (Biological Theraphy) : Akıl bozukluklarını veya uyum bozukluklarını; bedensel süreçleri doğrudan etkileyen ilaç, elektriksel şok veya diğer yöntemleri kullanarak tedavi eden yaklaşım.

BİZ DUYGUSU (We - Feeling) : Bir sosyal grupta üyelerin bireysel çıkarlardan soyutlanmış olarak bir dayanışma içinde olmaları.

BİZ GRUBU (We - Group, İn - Group) : Bütün üyeleri kendi kendilerini sıkı sıkıya dayanışma içinde duyan insan grubu.

BOGARDUS SOSYAL UZAKLIK ÖLÇEĞİ (Bogardus Social Distance Scale)  Azınlık gruplarının bir toplumda ne kadar kabul gördüğünü ölçmek üzere Bogardus tarafından geliştirilmiş bir ölçek. Başka bir deyişle, deneğin şema üzerinde söz konusu edilen bazı kişilere ya da gruplara ne denli yakınlık duyduğunu belirleyen ölçek.

BORSA (Stock Exchange): Söz veya örnek üzerinden alımsatım yapılan yer.

BOŞ LEVHA KURAMI (Doctıine of Tabularasa) : İnsan doğduğu zaman beyninin üstüne hiç birşey yazılmamış bir kağıt gibi boş olduğunu, ancak yaşantılar, deneylet ve gözlemler yolu ile bunun doldurulabileceğini savunan görüş.

BOŞALIM (Catharsis) : Saldırganlık dürtüsünün açığa vurulması veya anlatım bulmasının saldırganlığı boşaltarak azaltacağına ilişkin Freud'un teorisi. Organizım saldırgan bir tepki gösterdiği zaman saldırgan enerjinin ortaya çıkması, bir eliğe' saldırgan tepkinin önlenmesi. Başka bir tanımla boşalım, baskı altına alınffli! düşünceleri, bilince çıkarmak yolu ile çözümleme olayı.

BOŞANMA (Divorce) : Yasal olarak geçerli sayılan evlilik bağının, yine yas yoldan çözülmesi.

BOŞANMA ORANI (Refıned Divorce Rate) : Bir yıl içinde meydana gej evlenmelerin toplam sayısının, boşanmaların toplam sayısına bölünmesini ifade ed" boşanma oranı ölçüsüdür.

BOVARİZİM (Bovarism) : Kendini diğer kişilerden farklı ve üstün göi'eril bulunduğu durumdan hoşnut olmayan ve yaşam koşullarıyla bağdaşmayacak dü» peşinde koşan kişilerin içinde bulunduğu ruh durumu.

BOY (Tribe) : Aynı dili konuşan ve başka kültür öğelerini de paylaşan birkaç oymaktan, obadan, soptan kurulu ilkel toplum.

BOYKOT (Boycott) : İnsan topluluğunun birleşerek bir plana göre toplumsal ve ekonomik ya da kültürel ilişkileri kesme, işi durdurma.

BOYUN EĞME (Compliance) : Bir başkasının isteği üzerine bir davranışta bulunma.

BOZUCU ETKİ (Interference) : Öğrenilmiş iki bağ arasındaki uyuşmazlık. Hem öğrenme, hem de unutmada rolü vardır.

BOZUCU ETKİ KURAMI (Interference Theory) : Sönmeyi açıklayan kuram; pekiştirilmemiş davranımların kuvvetindeki azalmayı, sönme sırasında öğrenilen uyuşmaz davranımlarla açıklar. Başka bir ifade ile, yeni ve eski öğrenmenin bellekteki bilgileri hatırlamayı etkileyeceğini kabul eden görüş.

BOZULMA (Deterioration) : Bir kimsenin isteklerini veya motiflerini doyurmaya çalışırken engellenmesi, planlarının alt üst olması; başarısızlığa uğrama hali.

BOZULMA BÖLGESİ (Area of Deterioration) : Konutların ve diğer toplumsal hizmetlerin düşük nitelikli olduğu, insanları arasında da hırsızlık, saldırı, cinsel sapma ve saptırmalar gibi türlü toplumsal bozuklukların yaygın bulunduğu yerleşme (genellikle kent) bölgesi.

BÖBREK ÜSTÜ BEZLERİ (Adrenal Glands) : Böbreklerin üst kısmında yer alan bir çift iç salgı bezleri (endokrin bez). Bunlardan epinefrin, norepinefrin ve kortin hormonları salgılanır. Örneğin, enerji sağlanması için karaciğerin kana şeker salmasına sebep olan Adrenin adlı hormonu çıkarmaları gibi.

BÖLGE (Region): Benzer toplumsal veya kültürel örüntüleri olan coğrafi alan.

BÖLGE ÇALIŞMASI (Regionalism) : Bir bölgenin toplumsal veya kültürel örüntüleri üzerinde çalışma.
BÖLGE TEORİSİ (Sector Theory) : Şehi rlerin bölgeler içinde büyüdüğünü kabul eden teoridir. Kullanılan toprak parçalan şehrin merkezinden dışına doğru uzanır, sanki bir kekin dilimlerine benzercesine.

BOLUM (Partition) : Politik ilişkilerdeki haberleşmeyi etnik ve ırki ilişkilerle yakından ilişkilendiren, bir ülkenin politik organizasyonu.

BÖLÜNMÜŞ    DİKKAT    (Divided    Attention)    :    Aynı    anda    iki    uyaranın islenmesi. Deneğin kendisine söylenen kelimeleri tekrar ederken diğer taraftan da bu kelimeleri yazması gibi.

BÖLÜNMÜŞ DİN (Segmental Religion) : Kabileye ait ayrılıkları daha büyük toplumlara tamamlayan dinlerin genelleştirilmesinin filizleri.

BRİFİNG (Briefmg) : Bir deneye iştirak eden deneklere deneyin usulleri ve gerçek maksadı hakkında bilgi verilmesi.

BROCA BÖLGESİ (Broca Area) : Sol serebral yarımkürede konuşmayı kontrol eden kısım.

BUDALA (lmbecile): Zeka bölümü 25 ila 50, zeka yaşı ise, 3-7 arasında olanlar.

BUDUN (Ethny) : Dirimbilimsel ve kültürel bakımlardan türdeş özelliklerle birbirine bağlanmış üyelerden kurulu olan ve bu özelliklerle kimliklendirilen toplumsal grup.

BUDUNBİLİM (Ethnologie, Cultural Anthropology) : Yeryüzünde yaşayan insan topluluklarının ya da toplumlarının maddi ve manevi kültürlerini karşılaştırmalı olarak, birbirleriyle ilişkileri içinde inceleyerek kültürün genel oluşum ve gelişim yasalarını araştıran bilim dalı.

BULAŞICI ŞİDDET (Contagious Violence) : Bir veya daha fazla saldırganlık duygularını veya davranışlarını bütün gruba yansıtma.

BULUŞ BAĞLAMI (Context of Discovery) : Bir kuram ya da hipotezin ortaya konma bağlamı.

BUNALIM (Crisis) : Genel anlamda, olayların alışılmış veya beklenen sırasında görülen herhangi bir bozulma. Psikolojik anlamda, alışkanlık veya ölçülerin değişen şartlara uygun düşmemesi sonucunda insanların yeni şartlara uygun alışkanlıklar, ölçüler oluşturması mecburiyetinin ortaya çıkması.

BUNAMA (Dementia) : Frengi, alkolizm, uyuşturucu kullanımı gibi sebeplerle zihinsel gücün yitirilmesi.

BURJUVAZİ (Bourgeoisie) : Kapitalist toplumlarda fabrikalar, bankalar, inşaall şirketleri gibi üretim birimlerinin sahibi olan, yöneten ya da kontrol eden kesim Yönetici sınıf olarak, feodal sistemdeki toprak sahiplerinin yerini almışlardır. Çünkü yeni ve geçerli olan sanayi ve üretim araçlarına sahiptirler. Burjuvazi, genellikle ticaret ve endüstri alanında kendi hesabına çalışan ve rahat bir hayat düzeyine sahip olan bir sosyal sınıf anlamında kullanılmaktadır.

BUYRUK (Imperativ) : Bir otoriteye dayalı ve yaptırım gücü olan kabul. Kült! değerlerinin, komplekslerinin; etnik azınlıkların, sosyal grupların bir bütün' alınışları; bir bütüne dönüşmesi.

BÜKÜLME REFLEKSİ (Flexion Reflex) : Kol ve bacakların bükülmesiyle ilgi refleks.

BÜROKRASİ (Bureaucracy) : Açıkça belirlenmiş prosedüre dayanan rasyonel, hiyerarşik resmi organizasyon. Değişik bir lamınla, detaylı kural, norm ve hiyerarşiyle şekillendirilmiş kompleks resmi organizasyon. Yani, kurumlaşmış otoritelerde akla yatkın hukuk sistemine dayanan resmileştirilmiş ve yerleşik kural ve roller sistemi.

BÜROKRATİK ÖRGÜT (Bureaucratic Organization) : Bürokrasi esasına göre çalışan örgüt.

BÜROKRATİK OTORİTE (Bureaucratic Authority) : Toplum üyeleri tarafından kabul edilen ve soyut kurallar temeline dayanan ve kanuni olarak kabul edilen otorite.

BÜTÇE (Bııdget) : Belli bir sürenin gelir ve giderlerini tahmin ederek karşılaştıran cetvel.

BÜTÜN HALİNDE ÖĞRENME (Whole Learning) : Genellikle ezberlemenin söz konusu olduğu durumlarda tekrar yapılırken, öğrenilecek malzemenin her sefer bütünüyle ele alınması.

BÜTÜNCÜL DEVRİM (Total Revolution) : Etkin tüm sosyal kurumların yıkılmasını içerir. Bu; dini, politik ve sosyal devrimlerin tamamını kapsar.

BÜTÜNLEME BÖLÜMÜ (Integrating Department) : Grup içi aktiviteleri koordine etme ve birleştirme görevi olan sürekli bir grup.

BÜTÜNLEYİCİ HATIRLAMA (Redintegrative Memory) : Geçmiş anıların unutulan yönlerinin tamamlanarak anlatılması.

BÜTÜNLEYİCİLİK (Complementarity) : Temelde bir çekicilik fikrine dayalı etkileşim prensibi. İnsanın kendisinde olmayan özelliklere (kendisini tamamlayan niteliklere) sahip kişilerce cezbedildiği, kişiler arası cazibenin belirleyicilerden biri. Samimi ilişkiye sahip herkesin kişisel özellikleri farklıdır ve diğerlerinin ihtiyaçlarını yerine getirirler.

BÜTÜNLEŞME (Integration) : Genel anlamda, bir grup veya toplumsal sistemin
'elerinin   birbirleriyle   çelişen   davranışlarda   bulunmamaları,   üyelerin   birbirini
tutması, grubun bütünleşmeyi bozacak hareketlere  karşı  çıkması,  üyelerin grubu
Bakmak istememeleri ve grup kurallarının grup üyeleri tarafından kabul edilmedir.  

BÜYÜ (Magic) : Doğaüstü güçleri denetlemeye çalışan inançlar ve uygulamalar. Din ile karşılaştırıldığında, kişisellik taşıdığı ve kazanç amacı güttüğü görülür.

BÜYÜ DÖNEMİ (Magic Stage) : Çocuk gelişiminde bir nesneyi düşlemenin, onu yaratmak sanıldığı dönem.

BÜYÜK ŞEHİR (Megalopolis) : İki ya da daha çok metropol itan in birbiri üzerine binerek (birbirine eklenerek) büyümesiyle oluşan bir şehirler topluluğudur.

BÜYÜKLÜK DEĞİŞMEZLİĞİ (Size Constancy): Retina üzerine düşen görüntüsü değiştiği halde algılanan nesnenin aynı kalması. Farklı bir açıklama ile büyüklük değişmezliği, farklı uzaklıklardan algılamamıza rağmen, nesnelerin büyüklüğünü aynı görmemizin altında yatan algısal süreçtir.

BÜYÜME (Growth) : Canlının bütün olarak ya da organ ve görevlerinden herhangi birinde nicelik açısından baş gösteren gelişme. Yani, boyun uzaması, kilonun artması gibi organizmada gözlenen niceliksel yapı değişiklikleri.

BÜYÜME HIZI (Growth Rate): Milli gelirin bir önceki yıla göre artış oranı.

 BÜYÜME HORMONU (Grovvth Hormone) : Bedenin
büyümesini denetleyen hormon; hipofiz bezi üretir.

 DERLEYEN...EDİTÖR
İletişim:bilgi@gencogrenci.com

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :Psikoterapi - psikoloji - kişisel gelişim - bireysel gelişim - psikolojik rahatsızlıklar -

Yorumlar