PSİKOLOJİK DANIŞMA VE ATASÖZLERİ

 :: PSİKOLOJİK DANIŞMA VE ATASÖZLERİ
Psikolojik danışma; psikolojik sağlığı onarma ve güçlendirmeyi amaçlayarak, bireylerin kendilerini ve kişiliklerini daha iyi anlamaları ve karşılaştıkları duygusal ve sosyal problemlerin çözümünde bireylerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda potansiyellerini en iyi bir şekilde değerlendirmeleri ve problemlerine en uygun çözümü getirmeleridir. Danışma, rehberlik programı içindeki hizmet gruplarından biri olmasına rağmen rehberlikten ayrılır. Bireyle yüz yüze gelerek yardım etkileşimi kurulan, kendine özgü nitelikleri olan bir hizmet grubudur. Türk kültüründe bu hizmetin izlerine sadece atasözlerinde rastlanılmamakta, tarihî geçmişinin olduğu bilinmektedir. Çünkü müslüman Türk kültürü, psikolojik yardım hizmetleri anlayışına ve uygulamasına yabancı bir kültür değildir. Bunu araştırmalar göstermiştir. Ruhî skıntıların psikolojik yollarla tedavi yaklaşımı, Türk toplumunda çok eskiden beri kabul edilmiş ve uygulanmıştır. Orta Asya'daki Türk toplumlarında da, beden ve akıl hastalıkları ile devrin din ve bilim adamları samanların uğraştığına ait bilgiler vardır. Daha sonra Selçuklar ve Osmanlılar devrinde bu işle uğraşan bilim adamları devrinin büyük lıastahanelerinde yaklaşım ilkelerine ve metodlarma benzer şekilde tedavi ve yardım ilişkisi vardır. Atasözlerinde bazıları da bu yaklaşımın örneklerini gösterebilmektedir1.
Türk atasözleri incelendiğinde, bireyin uyumunda ve değişmesinde dayak, nasihat gibi yüzeysel ve geçici önlemlerin hem gereksiz olduğu ve hem de yetmediğini, "kendini tanıma" konusunun çok önemli olduğunu görüyoruz. Bu itibarla da atasözleri; "düzeltme, iyileştirme" gibi amaçlara yönelik "psikoterapi" kuram ve uygulamalarıyla büyük bir tutarlık ve uygunluk göstermektedir: "Benliğini bilmeyen seni hiç bilmez", "Özünü bilmeyen sözünü bilmez", "Özüne yâr olmayan, özgüye de yâr olmaz" ve benzen atasözleri örnek olarak gösterilebilir. Ayrıca "Dertsiz baş (kul) olmaz" denirken, insanların "derdini dökmesi"nin bir ihtiyaç olduğu belirtilir. "Derdini söylemeyen derman bulamaz" ama "Derdini söyleyen devasını bulur". Bu nedenle insanlar hep bir "dert ortağı" aramışlar, "Baş yastığı baş derdini bilmez" atasözüne uygun olarak da, bunu bilen bir kişi olmasını istemişlerdir. Bu kişi danışman (ya da ruh hekimi)dır. Danışmanla konuşmak, dertleşmek "her derde deva" olmasa da, problemlere çözüm getirmede danışana rahatlık verir. Birey üzerinde olumsuzluklar oluşturan dertlerin, problemlerin yoğunluğunu azaltır. Bunun için psikolojik danışmanın, danışan açısından olumlu gelişmeler sağlayabileceği söylenebilir. Bu sınıf içerisinde psikolojik yaklaşım yapılan atasözleri de, izah edilen doğrultuda hükümler taşımaktadır.
Her şeyden önce atasözlerinde insanın "insan" olarak yardıma ihtiyacı olabileceği vurgulanmaktadır. Bu ihtiyaç türü maddî olabileceği gibi manevî de olabilir. Değerlendirilmeye alınan atasözlerinde psikolojik danışma ve psikolojik yardım unsurları ağırlıktadır. Birey, toplum içindeki ilişkilerde bulunurken geçici veya sürekli psikolojik boyutlarda problemlerle karşılaşılabilir. Meselâ birey, algılanan realiteyi kendisi çin gereken açıklıkta kavrayamaz. Kendi davranışları ile başkalarının kendine karşı davranışlarındaki çelişkileri, tavırları anlamak; içinde bulunduğu tutarsızlıkları gerçek boyutları ile görerek, kendini tedirgin ;den duruma çare bulmak zorunda kalabilir. Bu durumda kendi çabaları ile çözemedği problemleri çözmek için, kendinden daha yetkili ve tecrübeli birinin yardımına ihtiyaç duyulabilir4. "Adam adama gerek olur (iki serçeden börek olur)" atasözünde, bu ihtiyaç belirtilir. Çünkü birey, iç ve dış çevresine uyumda bazen güçlüklerle karşılaşılabilir.
Problemlerini kendi imkânları içinde çözemediğinde başkalarına ihtiyaç duyabilir. Yâni "danışma" konusu, anlaşılabileceği gibi rastgele bir danışma değildir. Çünkü "bilire" ve "bilene" danışılması vurgulanmaktadır. Bu noktada bireyin kendi problemini kendi imkanları ile çözemeyeceğini kabul etmesi gerekir ki, danışma ihtiyacını da hissetsin. Kendi problemleri ile danışma ihtiyacı arasında bir kararsızlık gösteren bireyleri, atasözleri danışmaya yöneltir doğrultudadır. Yani atasözleri danışmayı teşvik edici hükümler de taşımaktadır: "yol sormakla bulunur", "soran yanılmamış", "Sorucu ol ki bilici olasın", "Danışan dağı aşmış, danışmayan yolu şaşmış", "Danışan dağlar aşar".
Danışma durumuna gelen birey, "Derdi olan derman arar" atasözü gereğince, problemini yine kendisinin çözmesine yardım getirecek bir danışman bulmalıdır. Eğer kendi kapasitesinin sınırlarını zorlayacak olursa, bireyde kaygılar, bunalımlar, şiddetli duygular onda sapmalara sebep olabilir. Bunun için "Kılavuzsuz yola çıkan yolunu şaşırır" denmiş, bir klavuzun (danışmanın) gerekliliği işaret edilmiştir. Çünkü, iç ve dış çevresinden gelen zorlukların yoğunluğu ile uygun davranış gösteremeyen birey, danışma neticesinde bunların farkına vararak, bu problemleri yine kendi gücüyle çözmeyi başararak uyumlu bir insan olabilir. Yâni "Adam adam sayesinde adam olur". Bir problemi olan birey psikolojik danışma almaya karar verdiğinde her şey çözümlenmiş sayılmaz. Çünkü danışmanın problemini kelimeler halinde ifade etmesini sağlamak gerekir. Bu durum, danışma ilişkilerinde önemli ve yakın bir amaçtır. Bunun birçok faydaları vardır. Damşman'ın, danışanı, problemini ve onun iç dünyasını anlaması, danışanın açıkça konuşmasıyla olur. Danışanm, problemini anlattıkça onu derinliğine görmesi de artacaktır. İşte bunun için atasözlerinde de problemi anlatmak teşvik edilmektedir:
"Derdini saklayan (söylemeyen) derman bulamaz", "İnsan söylese söylese (konuşa konuşa) hayvan koklaşa koklaşa", "Dert saklayanda kalır". Bu atasözlerinden de anlaşılacağı gibi, sadece danışma alma yetmemekte, danışma ilişkilerinde problemini sözlü olarak en ince noktalarına kadar anlatmak da gereklidir. Danışan, danışma almakla kalır ve kendisi bir çaba göstermezse problemlerine hiçbir çözüm bulamaz. Yâni "Karpuz kesmekle hararet sönmez". Karpuz yemek; danışma ilişkilerine yeterince katılmak gerekir. Birey, danışmanına açılmazsa, konuşmazsa, problemini anlatmazsa, bu durum kendini rahatsız etmeye devam edecektir.
Psikolojik danışmada, bireyin kendini daha gerçekçi ve doğru olarak tanımasına, kaygı ve uyumsuzluk sebebi olan davranışları hakkında daha çok şuurlanmasma ve böylece kendini gerçekleştirmeye yönelik bir ilişki içerisinde bulunur. Danışan-danışman ilişkisinin temel özelliğinden biri de dürüstlük ve gerçeklik olduğundan, gerçekler çekinilmeden ortaya konulmalıdır. Çünkü "Dost dostun ayıbını yüzüne söyler". İlişkilerde konuşulan her şey danışan ve danışman arasında kalacağından, problemi çözecek her şeyin ortaya konulmasında da bir sakınca aranmaması gereksizdir. Atasözünde ifadesini bulduğu gibi, psikolojik yardım ilişkileri de bunu gerektirir.
Psikolojik danışmanın yakın amaçlarından biri "Rapport kurma ve sürdürme"dir. Her danışma ilişkisinde, danışanla danışman arasında yakın, dostane ilişki kurulması, danışmanın ilk amacı arasındadır. Buna rapport denir. Samimi, dürüst ve tabiî danışman kendi, içinde onlardan haberdar olunca daha rahat, olduğu gibi davranır. Buna "saydamlık" veya Varoluşçuların ifadesiyle "Otentik kişilik" denir6. Danışmanın, danışana bu şekilde davranması, ona güven ve rahatlık sağlar. Çünkü "Garibe bir selâm bin altın değer", "Bir selam bin hatır yapar". Yâni psikolojik danışmada sağlıklı ilişki, danışmanın saydam olmasına bağlıdır. Eğer bu yakın ve güven verici ilişki olmazsa, danışan problemini gerçekten inceleme, kabul etme ve gerekli kararlan verme fırsatını bulamayabilir. Ama buna karşılık danışanın danışana açık olması beklenir. Yâni ilişkiler karşılıklı olarak iyi kurulması gerekir ki, bu "Değirmen iki taştan, muhabbet iki baştan" atasözünde de açıkça ifade edilmektedir.
Psikolojik danışmada danışman, danışana kendi problemini yine kendisinin çözeceğine inandırması, izah etmesi gerekir. Bireyin bir şahsiyet olarak gelişip olgunlaşmasına, kendini gerçekleştirebilmesine katkıda bulunmak, danışanın kendine güvenini sağlamakla, danışman olumlu bir yol izlemiş olur. Bu şekilde danışan kendi duygu düşünce ve aklına da güvenmeye başlar. Çünkü "Akıl kişiye sermayedir". Birey isterse danışmanın da yardımıyla aklını, kendini gerçekleştirme yolunda kullanabilir. Psikolojik danışma ilişkisinde bir başka boyut da; danışmanın danışana kendi durumunun farkına varması ile arama çabasına girişebilir. Bunun için "Yağmur yağsa kış değil mi?" Kişi halini bilse hoş değil mi?" şeklinde dile getirilen atasözü de açıklamaların ışığında değerlendirilebilir. Bireyin kendi halini bilmesi, diğer ilişkiler açısından da önem kazanır.
"İki dinle (bin işit) bir söyle" diye ifade edilen atasözünde olduğu gibi; danışma sürecinde konuşmanın çoğunu danışan yapmalıdır. Danışman, az ve birçok noktaları bir araya getirici şekilde konuşmalıdır. Yâni "Az söyle (uz söyle) çok dinle" atasözünde ifade edildiği gibi, danışman iyi bir dinleyici olmak, asıl önemli noktaları görmeyi başarmak zorundadır. Dinleyebilme, danışmanın rahat olmasına ve danışana ilgi, saygı ve sempati ile yaklaşılmasına bağlıdır. Dinlemek, dinleyebilmek sanıldığından güç bir iştir. Dinleyebilmek sabırlı ve ilgili olmayı gerektirdiği gibi, olumlu ilişkiler geliştirmede, bilgi toplamada, başkalarının problemini anlamada en temel ve güçlü araçtır. Bunun için; "Söyleyenden olma dinleyenden ol", "Söyleyenden dinleyen arif gerek" denmiştir. Atasözlerinde de, konuşmadan çok dinlemeye önem verilmekte, dinleyene "arif" sıfatı lâyık görülmektedir. Bu atasözleri, psikolojik danışma açısından da önem kazanmaktadır. Çünkü danışmanın iyi bir dinleyici olması; sempatik anlayışın dikkatli ve aktif dinlemeyi gerektirmesi, dinlemenin önemini bir kat daha artırmaktadır.
Psikolojik danışmada bireyleri (danışanları) tanımanın tek amacı ve  onların kendilerini tanımalarına yardımcı olmaktır. Çünkü
birey, uygun seçim ve davranışın bir kısmını kendi çabaları ile çözüme götürebilir, bazılarını ise yardıma ihtiyaç duyarak çözebilir. "Aç gözünü, açarlar gözünü" atasözünde, bireyin kendi yeteneklerini daha iyi tanıması için, kendisinin daha fazla çaba göstermesi gerektiğinin daha uygun olacağı, yoksa başkalarının yardımına ihtiyaç duyabileceği vurgulanmak istenmektedir. Eğer danışman, danışanı tanımada sınırlı kalırsa, kendilerini tanımalarına pek yardımcı olamaz. Bunun için danışan-danışman ilişkilerinde açık ve anlaşılır bir iletşimin de kurulması gerekir. "Herkes kendi ayıbını bilmez" ama, bu durum sağlıklı bir danışma ortamında farkettirilebilir. "Herkesin (âlemin) tenceresi kapalı kaynar (et mi kaynar, dert mi?)" atasözünde belirtilen duruma danışma sürecinde bir açıklık getirilmeye çalışabilir. Şöyle ki; psikolojide "Kendini Tanıma Penceresi" (ya da Johari Penceresi) adı verilen bir yapıya göre, insanın bazı nitelikleri bireyin bildiği ve başkalarının da bildiği "açık alan"; bazı nitelikleri yine bireyin bildiği, başkalarının bilemediği "gizli alan" vardır. Oysa "açık alan" ne kadar açıksa (genişse) bireyin ruh sağlığı o kadar iyidir
Psikolojik tedavi ile "kendince bilinen" ve başkalarının da bildirdiği özellikler (tencerenin kapağını açmak) daha da genişletilmeye çalışılıyor. Çünkü birey ne kadar saydam olursa, kendini diğer insanlara ne kadar iyi tanıtabiliyorsa, yani (Şekil 2) "Açık alan"ı ne kadar genişse ruh sağlığı o kadar iyi demektir8.
"Herkesin (âlemin) tenceresi kapalı kaynar (et mi kaynar, dert mi?" atasözü, "Kendim Tanıma Penceresi" ile değerlendirilebilir. Danışan, psikolojik danışmadan daha olumlu neticeler bekliyorsa, bu beklentileri doğrultusunda, kendince ve başkalarınca bilinen "açık alanı"nı geniş tutması gerekmektedir. Çünkü bu alanın geniş tutulması danışmanın yardımını artırabilecektir. Kısaca "et mi", "dert mi" olduğu anlaşılacak ve buna göre davranış geliştirilmesi sağlanabilecektir.

Bu makale şu konularla ilgili olabilir :Atasözleri - ata sözleri - atasözü - güzel sözler - komik - ata sozleri - deyim - özlü sözler - kelimeler - sözlüğü - deyimler - atasozleri - sözler - özlü sözler - özlü güzel sözler - güzel sözler - sözler - ozlu sozler - kısa sözler - aşk sözler - guzel sözler - ilginç sözleR - etkileyici sözler - en güzel sözler - anlamlı sözler - -

Yorumlar