Mevlana'nın Aşk İle İlgili Şiirleri

BEN BENDE DEĞİL

Ben bende değil, sende de hem sen, hem ben,

Ben hem benimim, hem de senin, sen de benim,

Bir öyle garip hale bugün geldim ki

Sen ben misin, bilmiyorum, ben mi senim.
 
 
BERİ GEL

Beri gel, daha beri, daha beri.

Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?

Bu hır gür, bu savaş nereye dek?

Sen bensin işte, ben senim işte.



Ne diye bu direnme böyle, ne diye?

Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye?

Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek,

Ne diye böyle şaşı olmuşuz, ne diye?



Zengin yoksulu hor görür, ne diye?


Sağ soluna yan bakar, ne diye?

İkisi de senin elin, ikiside,

Peki, kutlu ne, kutsuz ne?



Topumuz bir tek inciyiz, bir tek.

Başımız da tek, aklımız da tek.

Ne diye iki görür olup kalmışız

İki büklüm gökkubbenin altında, ne diye?


Sen habire gevele dur bakalım,

Habire 'Usul boylu birlik çam ağacı' de,

Sonu nereye varır bunun, nereye?



Şu beş duyudan, altı yönden

Varını yoğunu birliğe çek, birliğe.

Kendine gel, benlikten çık, uzak dur,

İnsanlara katıl, insanlara,

İnsanlarla bir ol.

İnsanlarla bir oldun mu bir madensin, bir ulu deniz.

Kendinde kaldın mı bir damlasın, bir dane.


Erkek arslan dilediğini yapar, dilediğini.

Köpek köpekliğini ede durur, köpekliğini.

Tertemiz can canlığını işler, canlığını.

Beden de bedenliğini yapar, bedenliğini.


Ama sen canı da bir bil, bedeni de,

Yalnız sayıda çoktur onlar, alabildiğine,

Hani bademler gibi, bademler gibi.

Ama hepsindeki yağ bir.

Dünyada nice diller var, nice diller,

Ama hepsin de anlam bir.

Sen kapları, testileri hele bir kır,

Sular nasıl bir yol tutar, gider.

Hele birliğe ulaş, hır gürü, savaşı bırak,

Can nasıl koşar, bunu canlara iletir.

BİR GECECİK

Bir gececik uyuma, ne olur.

Ayrılık kapısını çalma bir gececik.

Bir gececik dostların gönlü olsun,

ne olur sabahı et bir gececik.


Bir gececik gözlerimiz seninle aydın olsun,

kör olsun şeytan bir gececik.

Dünyayı güzel kokular sarsın bütün.

Karanlıklardan ışıklar aksın ovalara.

Sofrandakiler dirilsin bir gececik.


Bir gececik uyuma, ne olur.

Ayrılık kapısını çalma bir gececik.

Bir gececik ata bin, meydana gel.

Gönüller bir gececik rahat olsun,

göğüsler meydana dönsün bir gececik.


Yeniler giyinelim biz kulların.

Musa gibi sen bir sopa al eline.

Sopa bir anda elinde yılan olsun.

Süleyman gibi sen karıncaların yanına var.

Karıncalar bir anda birer Süleyman olsun.


Ne olur, bir gececik kapısını çalma ayrılığın.
 
 
 BİR OLUR MU?

Biri geldi, hoca Senai öldü dedi.

Yabana atılır bir er değildi ki, omuz silkelim.

Saman çöpü değildi ki uçtu diyelim.

Su değildi ki, soğuktan dondu diyelim.

Tarak değildi ki, bir saç teli kırdı onu diyelim.

Buğday tanesi değildi ki, toprakla kayboldu diyelim.


O şu toprak yurtta bir altın gömüsüydü.

Bir arpaya sayardı iki cihanı.

Aldı topraktan yaratılan bedeni bir gün,

fırlattı toprağa attı.

Aldı götürdü akıl denen şeyi.

Yanlış laf mı ediyoruz ne?

Kimsenin bilmediği bir can daha vardı,

bağışladı gitti o canı sevgiliye.


Saf şarap tortu koyvermişti.

Safı tortunun üstüne çıkmıştı,

arınmıştı tortudan.



Günlerden bir gün, azizim,

yolda birbirlerine rastlamışlar,

birlikte yolculuk etmişlerdi,

bir kürt, bir maraga'lı, bir rey'li,

bir de rum ülkesinden biri.

Biri olur muydu atlas kumaşla kara çul?

Elbet yollar ayrıldı bir gün.

her biri kendi yurduna gitti.

 
BİRLİĞE ULAŞ


Beri gel, daha beri, daha beri.

Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?

Bu hır gür, bu savaş nereye dek?

Sen bensin işte, ben senim işte.



Ne diye bu direnme böyle, ne diye?

Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye?

Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek,

ne diye böyle şaşı olmuşuz, ne diye?



Zengin yoksulu hor görür, ne diye?

Sağ soluna yan bakar, ne diye?

İkisi de senin elin, ikiside,

peki, kutlu ne, kutsuz ne?



Topumuz bir tek inciyiz, bir tek.

başımız da tek, aklımız da tek.

Ne diye iki görür olup kalmışız

iki büklüm gökkubbenin altında, ne diye?



Sen habire gevele dur bakalım,

habire 'usul boylu birlik çam ağacı' de,

sonu nereye varır bunun, nereye?



Şu beş duyudan, altı yönden

varını yoğunu birliğe çek, birliğe.

Kendine gel, benlikten çık, uzak dur,

insanlara karıl, insanlara,

insanlarla bir ol.

İnsanlarla bir oldun mu bir madensin, bir ulu deniz.

Kendinde kaldın mı bir damlasın, bir dane.


Erkek arslan dilediğini yapar, dilediğini.

Köpek köpekliğini ede durur, köpekliğini.

Tertemiz can canlığını işler, canlığını.

Beden de bedenliğini yapar, bedenliğini.

Ama sen canı da bir bil, bedeni de,

yalnız sayıda çoktur onlar, alabildiğine,

hani bademler gibi, bademler gibi.

Ama hepsindeki yağ bir.


Dünyada nice diller var, nice diller,

ama hepsin de anlam bir.

Sen kapları, testileri hele bir kır,

sular nasıl bir yol tutar, gider.

Hele birliğe ulaş, hır gürü, savaşı bırak,

can nasıl koşar, bunu canlara iletir.

 
BİZİM CANIMIZA GELSİN

Hastalıklar senden uzak olsun, ey canlarımızın rahatı,

ey gören gözümüz,

kem gözler senden uzak olsun!

Bedenin sağlam olsun, ay yüzlü güzel,

gölgen başımızdan eksik olmasın!

Gül bahçesine benzeyen yüzün,

o gönül otlağımız,

ovamızın yeşilliği,

nasılsa hep öyle kalsın,

hep öyle taze, yeşil.


Bizim canımıza gelsin

senin bedenine gelen ağrı.
 
BU AYRILIK

Kusuruma bakmayın benim, dostlar,

bağışlayın beni.

Ben davullara, bayraklara aldırmayan

bir padişahın yoluna düşmüşüm,

deli divane olmuşum.

Çok uzaklardan yürüyen bir adam gibiyim ben,

çok uzaklardan geçen bir hayal gibi.

Ama yok da sayılmam hani,

var olan bir şeyim ben.


Haydi ben bensiz geleyim,

sen sensiz gel.

Ne varsa şu ırmağın içinde var,

soyunalım iki can,


dalalım şu ırmağa, hadi.

Bu kupkuru yerde yakınmadan gayri ne gördük,

bu kupkuru yerde ne gördük zulümden gayri.


Bu ırmakta ne ölmek var bize,

bu ırmakta ne gam var, ne keder var, ne dert.

Bu ırmak alabildiğine yaşamaktan,

bu ırmak iyilikten, cömertlikten ibaret.

Durma, çabuk gel, gelmem deme.

Ne evet demek yaraşır sana, ne hayır, dostum,
senin şânına sadece gelmek yaraşır.
 
BU ŞİİR ONDAN UTANIYOR

Bu ne güzel koku böyle,

bu ne güzel koku.

Gül bahçesinden yoksa gelen o mu?

Gece mi bu gelen, misk mi bu, amber mi bu?

Bu ne güzel koku böyle,

bu ne güzel koku.

O pazardan tezcecik yoksa o mu geliyor,

yoksa güzelimiz geri mi geliyor ne?

Bu nasıl yüz böyle,

bu nasıl ışık?

Bu nasıl ay böyle,

bu nasıl güneş?

Mağradan mı çıktı,

dağdan mı iniyor,

o yalnızlığın adamı,

o dost?

Boş yere arama şarap testisini sen.

Koklama onun ağzını sen boş yere.

Şu meyhaneciden mi geliyor sandın onu;

dostum, onu sen kendin gibi belleme.



Yolda o yapayalnızsa ne olur?

Başında sarık yoksa ne çıkar?

Ne bundan güneşe bir leke olur,

ne ayın gösterişine zarar.


Bu gece uyuma dostum, uyuma.

Bir kolayına getir onu bul.

Sarhoşlar meclisine hep böyle geceleyin gelir o.

Bu gece uyuma dostum, uyuma.



Biz duvara asılı duran resimleriz.

Bizi yapan ressamın varlık şavkı

duvarın üzerine bir vurdumu,

bakarsın o anda canlanıvermiş, kımıldanmışız

Onun selvi boyu bir göründü mü,

bakarsın dünya güllük gülistanlık.

Kalktı bir salındı, kendinibir gösterdi mi.

bakarsın kıyamet koptu gitti.


Bakarsın Calinus gibi hastalar ülkesindendir o.

Bakarsın hayret yurdunda dolaşır hastalar gibi.



Sustum artık ben,

sustum artık

Bu şiir utanıyor ondan.

 
BUGÜN AHMET BENİM

Bugün ahmet benim,

ama dünkü Ahmet değil.

Bugün anka benim,

ama yemle beslenen kuşcağız değil.


Enelhak kadehiyle

bir yudum içen sızdı

Tarılık şarabından.

Şişelerle, küplerle içtim ben, sızmadım,

ben, sultanların aradığı sultan.



Ben hâcetler kıblesiyim.

Gönlün kıblesiyim ben.

Ben cuma mescidi değilim,

insanlık mescidiyim ben.



Ben saf aynayım,

sırım dökülmemiş, paslanmamışım.


Ben kin dolu bir gönül değilim,

Sinâ dağının gönlüyüm ben.


Üzüm sarhoşluğu değil benim sarhoşluğum,

benim sarhoşluğumun sonu yok.

Tarhana çorbası içmem ben,

can yemeği yerim,

içerim can şerbeti.


İşte sarttı seni

bir gümüş bedenlinin özlemi.

Altın haline geldin artık.

Sen altına âşıksın,

altın benim rengime âşık.


Gönlü saf sûfiyim ben,

benim tekkem âlem,

medresem dünya benim.

Değilim abalı sûfilerden.


İster yakarış eri ol sen,

meyhane eri istersen,

bundan sanki ne çıkar?

Yok cumartesiymiş, yok cumaymış,

bence ne farkı var?


Gerçeğin tadını alan er

ne altına aldırış eder,

ne kalendar tacına bakar.

Ne tasası vardır, ne kini.


Ey Tebriz'li hak Şems'i,

yüzünü göstermediysen sen,

yoksul çaresiz kalırdı kulun;

ne gönlü olurdu, ne dini.


Bu makale şu konularla ilgili olabilir : mevlana şiirleri kısa - mevlana sözleri - yunus emre şiirleri - mevlana aşk şiirleri -

Yorumlar